Ödev ve Tezler Katagorisinde ve Türk Dili ve Edebiyatı Forumunda Bulunan Rüzgar, Yağmur Kar Gibi Doğa Olayları Edebiyat Eserlerinde Nasıl Yer Almıştır? Araştı Konusunu Görüntülemektesiniz.->Edebiyat ve Gerçeklik Gerçeklik: nesnel olarak var olan her şeydir. Çevremiz, yaşadıklarımız, tanık olduğumuz olaylar, bütün maddi evren. Bu duruma ...
| |||||||
| Kayıt ol | Kimler Online | Yeni Mesajlar | Yardım | Üye Listesi | Konularım | Ajanda | Arama | Bugünki Mesajlar | Forumları Okundu Kabul Et |
| | #1 (permalink) | ||||||
| Mavimega
|
Edebiyat ve Gerçeklik Gerçeklik: nesnel olarak var olan her şeydir. Çevremiz, yaşadıklarımız, tanık olduğumuz olaylar, bütün maddi evren. Bu duruma doğal gerçeklik denir. Edebiyatta gerçeklik: 1. Edebiyat eserindeki içeriğin gerçeklikle bağı vardır. Eseri oluşturan yazar ya da şair belli bir toplumsal gerçeklik içinde yaşamaktadır ve eserinde gerçekliği şöyle ya da böyle yansıtır. 2. Edebiyat eseri, yazıldıktan sonra da toplumsal gerçeklik içinde yer alır. Sonuçta o eseri okuyanlar belli bir toplumsal gerçeklik içinde bulunduğuna göre eserin gerçeklikle bağı başka bir biçimde sürmektedir. Kısacası yazmak da gerçeklikle ilişki kurmanın bir yoludur. • Yazar içinde yaşadığı gerçekten yola çıkarak eserini oluşturur. Ancak yaşanan doğal gerçeklik olduğu gibi değil, edebiyatın kuralları içinde esere yansır. Yani sanatçı doğal gerçekliği konu olarak ele alıp yeni bir gerçeklik içinde tekrar şekillendirir, kurgular; buna edebi gerçeklik denir. • Sanat; nesnel, gerçek dünyanın öznel tasarımıdır. Bu durumda gerçeklikten yararlanmaları yönüyle, bilimle sanatın ayrı olmadığını , yalnızca yöntemlerinin farklı olduğunu söyleyebiliriz. • Edebiyat insana özgü özellikleri, kurmacanın dünyasında dile getirir. • Edebi metnin konusu; doğa ile ilişki halindeki en geniş anlamıyla duyan, düşünen, tasarlayan, yaşayan insandır. Dolayısıyla edebi metinlerde insanla ilgili her konu işlenebilir. • Bilim de sanat da aynı gerçeklikle uğraşır. Sanat , gerçekliği insana özgü özelliklerden hareketle değiştirerek yeniden oluşturur, bilim ise açıklar. • Edebi metin yazılırken dönemin özelliklerinden ve o dönemdeki her türlü gerçeklikten yararlanılır. Ancak bu yararlanma, bilimin gerçeklikten yararlanmasından farklıdır. • Sanat gerçekliği değiştirip, dönüştürüp, yorumlayıp, yeniden yaratır. • Edebi metinlerde; dönemin ilmi, felsefi, teknik ve sosyal alandaki verileri, siyasi tartışmaları kurmacanın olanaklarıyla işlenir. • Gazete haberi, tıbbi makale, sözleşme.gibi metinler gerçekliği doğrudan doğruya ifade eder. Roman, öykü, şiir gibi türler ise doğal gerçekliği edebi öğelerle birleştirerek "kurmaca gerçeklik" haline getirir. • Sanat eserleri de edebiyat eserleri gibi kurmacadır. SANAT İŞİTSEL (FONETİK SANATLAR) Müzik, edebiyat GÖRSEL (PLASTİK ) SANATLAR Mimari, heykel, resim, hat DRAMATİK (RİTMİK) SANATLAR Tiyatro, dans, sinema, bale, opera Bir edebî eserin temel özelliklerinden biri de sanatçının, eserinde meydana getirdiği dünyadır. Edebî eserde dış dünya, insan ve insana özgü özellikler kurmaca yoluyla dile getirilir. Bununla birlikte edebî eserlerde oluşturulan bu dünya tamamen hayalî değildir. Yani dış dünya dediğimiz gerçek dünya ile bağlantılıdır. Fakat gerçeğin tıpatıp aynısı da değildir. Gerçeğin olduğu gibi yansıtılmaya çalışıldığı metinler, bilimsel metinlerdir. Nasıl ki bir ressamın yaptığı tablodaki görüntü ile o görüntünün gerçeği arasında "ressam farkı" varsa, edebî eserlerde de "yazar farkı" vardır. Sanatçı, görüp duyduklarından etkilenir, onları yeniden biçimlendirir ve hayalinde yorumlar. Bu yorumlamada şair ya da yazarın hayata bakışı aldığı eğitim, yaşadığı dönem, içinde yaşadığı çevre etkili olur. Ayrıca bilim ve bilgi alanlarının ortaya koyduğu sonuçlar, edebiyatın gerçekliğine kaynaklık eder. Edebî metinlerin özelliklerinden biri de dikkatlere sunulan olayın hayalî olmasıdır. Destan, masal, mesnevî, hikâye ve roman gibi edebî eserleri, tarih, biyografi, seyahat yazısı, hatıra ve benzeri eserlerden ayıran hususiyet de burada aranmalıdır. Kısacası edebi metinde olay, tarihî ve yaşanmış olandan farklıdır. Hiçbir romanın tarihî ve yaşanmış olayı olduğu gibi dikkatlere sunduğu iddia edilemez. Gerçek dediğimiz şey, değişikliğe uğrayarak edebî eserin dünyasına girer. Bundan dolayıdır ki hayatın gerçeği ile sanatın gerçeği birbirinden farklıdır. En gerçekçi olduğu iddia edilen edebî eserler dahi yaşanmış olanı değil, gerçeğe uygun olanı dikkatlere sunar. Kurtuluş Savaşı, tarihî bir hadisedir. Tarihçiler bu hadiseyi anlatırlar, romancılar da eserlerine konu alırlar. Tarihçinin çalışması bir fotoğrafa; romancının çalışması ise resme benzer. İçinde bulunduğumuz, yaşadığımız âlemin dışında edebî metinde yer alan âleme haricî âlem (kurmaca dünya) denir. Bu âlem, insanın hayalinde oluşur ve anlatma vasıtasıyla dışa aksettirilir. Özetle, edebiyat, gerçek hayatın yorumlanmasıdır. ------------------------------------------------------------ Anlatım Biçimleri ve Düşünceyi Geliştirme Yolları BETİMLEYİCİ ANLATIM (TASVİR ETME): Betimleme en yalın biçimiyle sözcüklerle resim çizme işidir.Varlıkların niteliklerini,bu varlıkların duyularımız üzerinde uyandırdıkları izlenimleri belirtmektir.Betimleme nesnelerin, varlıkların, belirgin özelliklerini tanıtıp göz önünde canlandırmaktır.Bu anlatımda okuyucunun çeşitli duyularına seslenilerek anlatılan varlıkla ilgili izlenim kazanılması amaçlanır.Bu amacın gerçekleşmesi için titiz bir gözlem gerekir.Gözlem sırasında ayırt edici özelliklerin anlatılmasına özen gösterilir. ÖRNEK:Eski bir taş köprü geçildikten sonra fakir mahallelere giriliyor ve sefalet,bütün dehşeti ve çirkinliğiyle başlıyordu.Ortalarından akan çirkin sularında yarı çıplak çocuklarla çamurdan köpekler, eğri büğrü sokaklar… Tezekten, çamurdan yapılmış yarı yarıya toprağa gömülmüş penceresiz kulübeler… Öykü Örneği, Öyküleyici Anlatıma örnek Durgun Akar Sular Yazılarım, durgun akan sular gibi. Suyun geçtiği yer dudaklarım, denize döküldüğü yer ise kaderimdir. Suyumun geçtiği yol kıvrıntısız ve nazlı neşeli, neşeli akar. Geçtiği yolda hiç bir çağlayana rastlamaz, bunun için heyecanlı satırlar, maceralar ve olaylar arama. Ancak ararsan güzellik, samimiyet ve dostluklar ara. Onda olayların yerine dudakların kımıldaması ve kalbin sesini ara. Eğer bunları bulamazsan uzaklaş. İşte senin için yazdığım satırlar, tek ismim eksik onu yattığın odada değil yorgun yüreğinin içinde sakla. Bir kadın tanıdım, bakışlarından aşk, gülüşlerinden sevgi, dudaklarından buse akıyordu; gözlerini hiç bir renge, gülüşünü hiç kimseye, dudaklarının rengini hiç bir kırmızıya, dişlerini hiç bir sedefe benzetemedim. Bu kadın kimdi diye sorma bana, çünkü, o benim sadece kalbimin en güzel kadınıydı. Onu tanıdığımdan beri tüm yıldızların içime parladığını, dünyanın yüreğime bir sel gibi aktığını, vücudumda çiçeklerin açtığını, nefesinin göğsüme nüfuz ettiğini hisediyorum. Dünya uyuduğu zaman kapısının önüne gidip, merdivenlerinde uyumak ister gözlerim. Yıldızlar susmuş ve şarkılar bile çalmazdı. Sabah olanda beni bir türkü ya da rüzgarla uyandırırdı. "Ey kalbimin güzel kadını, arzularına sonsuz hizmet görmek için kapında tut, evinin önünde dolaşmama izin ver. O halde kölen olmanın bana vereceği cesaret ile başımı dik tutabilirim. Adını daha bilemediğim güzel kadın seslendiremediğim düşüncelerimin gölgesinde, yalnız başıma oturup sana bir ad vermeye çalışacağım. Benim bağım, barkım, tarlam yok ki, o halde her yere gidebilirim. Kılıcım dövülmüş, zırhım kuşanılmış atımda koşmaya ateşlidir. Ben senin hükümdarın olabilmek için dövüşebilirim. Kalbimde oturan güzel kadın, kimsin? Sana ne çabuk açıldım. Seni çelenklerle süsledim, met eden şarkılarla karşıladım. Bulut uçup kayboluyorum dedi; inanmadım! Keder ben onun ayak izi olan derin sesizlikte kalıyorum dedi; inanmadım! Toprak şu anda onun küçük ayaklarnı öpüyorum dedi; inanmadım! Ölüm kayığını denize itiyorum dedi; inanmadım! En nihayet içimden bir ses günler boşuna geçiyor; dedi hayat, inandım! Bu gün ondan bir mektup aldım. Bana neler yazıyor bilmiyorum, heyecanımdan okuyamadım; onu göğsüme bastırdım. Gece olup yıldızlar teker teker çıkınca okumak için tekrar elime alacağım. Hışırdıyan yapraklar onu bana yüksek sesle okuyacak, nehir ahengiyle şarkı olarak sunacak, yıldızlar gökten türkülendirecekler. Okuyamadığım mektup yüreğimi neden hafifletti, düşüncelerimi şarkıya çevirdi; bilemiyorum. Yüreğim sıyır at şu tutuculuğu ve görün ona. Düşüncelerimi ona koşturan gece al beni şair'in yap." "Ey kalbimin güzel kadını, otur şöyle yanıma, ver elini, sohbet edelim." Başını kalbimim üzerine koy ve korkma, kalbim derin deniz gibidir. Denizimin adacıklarında fırtınalar eser, derinliklerinde inciler saklıdır. Yazılarım zehirli olduğumun farkındayım, ama başka nasıl olabilirdi ki, ömrüme sen zehir döktün. Viktor Hugo diyor ki; Kadın bir şeytandır. Yanlış, sen bir meleksin! Dante diyor ki; Hayır- kadın ne şeytan, ne de melektir, insanların dişisidir. Bu da yanlış, sen ne şeytan, ne de meleksin, ne de insanların dişisi; sen benim yüreğimin sultanısın. Seninle yaşadığım bir dakikalık tatlı rüyayı, sensiz geçen bir aylık hayatıma tercih ediyorum. Ormanın içinde, seyrek ağaçların bir köşesinde büyükçe şato gördüm. Pencereleri kapalı, içerisi sessizdi. Etrafı duvarlarla çevrili şatoda bir hüzün eseri duyumsanıyordu. Kapıyı ittim açılıverdi. Karşıma büyük bir bahçe çıktı. Duraksayan adımlarla ilerlerken karşımdan bir kadının bana doğru geldiğini gördüm. Durdum. Yanıma geldi. O kadar güzeldi ki, dayanamadım kadından bir öpücük aldım. Kadının yüzü yumuşadı ve gülümsedi. İkinci öpücüğü alırken ateşli nefesi yüzümü yaktı. "Buraya adımını attığından itibaren, seni arzuladım" dedi. "Şimdi sev beni, haydi ne duruyorsun koca çapkın". Kadının teşvike ihtiyacı yoktu, arzu dolu vücudu yeterliydi. Vücudu yumuşak ve sıcaktı, bana duyduğu arzusuyla dimdik olmuştu. Göğüsleri ince geceliğin altında kaskatı oluğunu farkettim. Okşadım, sonra geceliğini yırtarcasına çıkarıp attım. Başımı göğüslerinin üstüne yasladım. Sık sık nefes alıyordu. Birden saçlarımın arkasından tutarak başımı yukarıya çekti ve dudaklarımı kanatırcasına öptü. Giysilerimi üzerimden soymaya başladı, aynı anda hafif bir iniltiyle kulağımı diliyle yalıyordu. Artık tam soyunduk ve birbirimize sarılarak uzunca seviştik. Hafif bir ara vermiştik, nasıl olduysa kalçasından dokunarak öteye ittim kendisini. Kendini üzerime atarak; "ne olur" diye yalvardı. "Durma sev beni, bir daha sev"! yavaşça kollarımı beline sardım ve kendime çektim. Titrek ve arzulu bir hali vardı. "Sevgilim" diye fısıldadı, "Sımsıkı tut beni ve sev, yıllarca sevilmedim böylesine. Bütün isteğim arzulanmak, sevilmek bana dişiliğimi hatırlatacak biriydi. Onu da sen yapıyorsun şimdi. O kadar çabuk konuşuyordu ki, söylentilerin yarısını anlamıyordum. Kelimelerinin arasında beni öpüyor, kendine çekip sağımı solumu çimdikliyordu. Bu da benim hoşuma gidiyordu. Çimenlerin üzerine boylu boyunca uzandı, gözleri kısılmış kesik kesik nefes alıyordu. Beni hafifçe kendinden iterek üstündeki gecelğini titrek elleriyle çıkardı attı. Bir çift sütyenin örttüğü göğüsleri ileriye fırladı. Sütyende sütyendi hani; göğüslerini örtmekten öte, kadının güzelliğini sergileyen cinstendi. Aslında göğüslerinin hiç sütyene ihtiyacı yoktu. Sütyen, göğüslerin uç kısmı daire şekilde delik ve etrafı siyah dantel çekilmişti. Arasından davetkar bir parmak şeklinde çıkan göğüslerin pembe uçları görünüyordu. Elimi bunlardan birisinin üzerine bastırdım, öptüm onu; dudakları nemli ve arzuluydu. Dili sivri bir ok gibi ağzımın içinde dişlerimin arasında dolaştırdı. Eli okşayarak vücudumun aşağısına kaydı; ay ışığı altında dizleri büküldü bacakları mermer gibi sert, birbirimizin kolları arasına atıldık. Kalbim son derece hızlı çarpıyordu, başka da bir şey düşünmeme imkan yoktu. Sevişmemizin heyecanı zirveye yükseldi ve o an infilak etti. Kadın sivri tırnaklarını göğsüme batırdı. Tatlı bir yara, heyecanlı bir acı öylece kalakaldım. Aşk ile şakalaşan kadınlar, bıçakla oynayan çocuklara benzerlerdi. Bunun için aşkımla oynama. Seni aşkımın kanatları arasında göğe uçurup, orada tenha ve nadide çiçeklerden süslenmiş bir bahçeye götürmek isterdim. Orada bizi kimse rahatsız etmez. Sen böylesi yaşamaktan bıkmadın mı ? Bu gece penceremin önünde otururken peri kızı geldi yanıma. Şöyle dedi;- Sana aşık olmaman için öğütlemiştim. Ne yazık ki öğüdümü dinlemedin. Ben de şöyle karşılık verdim;- Beni bağışla peri kızı, senin öğütlerini belleğimde tuttuğum halde, aşktan kaçmaya çalıştım. Odamın her tarafını kapadığım halde, o güneşin ışınlarıyla içeri girdi; ondan kurtulmak için odamdan dışarıya çıktım; bu defa nefes alırken rüzgarla içime doldu. Ağzımı ve kulaklarımı kapattım bu sefer, kalbime girdi. Aah kalbimin güzel kadını, bana bağlı olduğun süre, kendimi dünyanın en değerli hazinesine sahip olmuş sayarım. Bilir misin, o güzel yaz geceleri menekşeler yıldızlarla cilveleşirler. Ey güzel kadın şimdi dışarıda nefis bir yaz gecesi var. Gel ki, seninle ağaçların altında, doğanın sonsuzluğu içinde sesizce yıldızlarla cilve yapalım ve aşkımızın kokusunu etrafa serpelim. Aşk oyunu oynayalım. Benim cennetim kapısı senin dudaklarında açılır. Artık sana sevgilim diyebilirim. Seni kollarımın arasına yatırdım, dizlerim de uyuttum ve dalgalarla salladım sahilde; yıkadım ve hasta düştüğün zaman aşkımla tedavi ettim. Uyu sevgilim mehtabın yatağına uzanıp vücuduna gümüşten bir çarşaf örtmeye girdim odana. Yüzün etrafa ilahi alevler saçıyor. Ey sevgilim, vücudumun eşi, oysa yatağının içindeyim şimdi. Ve elimi hareketsiz duran kalçana koydum. Parmaklarımın altında tüm benliğini hisettim. Sana yavaşça dokunuyorum, yavaşça elim sütyenin üstüne gidiyor. "Işığı söndürsene!" diye mırıldandı. Işığı söndürmek için kapının yanındaki şaltere gittim. Yatağa geri döndüğümde kadın üzerindeki fazlalıkları çıkarmış ve odanın loş ışığında bir tanrıça gibi güzeldi. Cömertçe tüm dişiliği ile yatakta çıplak bir şekilde yatıyordu. Bacaklarına dokundum, ateş gibi yanıyordu. Kırmızı ışık altında dudaklarını seyretmesi bir ayrıcalıktı. Yarı dönerek dudaklarından öptüm. Birden sert bir hareketle başımı kendine çekti ve göğüslerine bastırdı. Oda derecesi fazla sıcak olmamasına karşın, yine de terliyordum. Bana sımsıkı sarılmış kendinden geçercesine her yanımı öpüyordu. Ve eğiliyorum dudağından öpücükler konduruyor gülümsüyor. O halde başımı senin yanına koyuyorum, mehtabın verdiği semai örtüyü paylaşabilirim. Henüz şafak sökmedi sevgilim, bu akşam sanki ilkbahar doğuyor, doğanın ölmezliği bizim yatağımız gibi aşk, koku ve zevkle dolu. Eğer sana gerekli olan kalbim ve gözyaşlarım ise, hiç çekinmeden verebilirim. Eğer ayrılırsak onlarla geçmiş aşklarımızı hatırlarsın. Beni değil ümidimizi, saadetimizi, hayellerimizi hatırla yeter. Bana vaatetmeden gitme sevgilim. Uyurken bile seni kaybetmekten korkuyorum. Bu gece uzaklarda olmana rağmen seni bekledim. Uykudan gözlerim ağırlaştı, yattığım yerden doğrulup sana dokunmak için ellerimi uzatıyorum. Bu bir rüyamı? Ah ne olurdu kalbimin üstünde dudaklarını ezsem, göğüslerini vücuduma bastırabilseydim. Sen vücuduma eklenmiş bir ilah gibisin sana tapıyorum adeta. Bu gün seni herzamankinden fazla seviyorum. Seven bir ruh olduğuma göre sevgim sonsuzdur. Çünkü ruh ölmez! Dün gece odamın penceresinde oturmuş dışarıyı seyrediyordum, kederli ve dalgın bir halimle. Havanın soğuk oluşuna hiç aldırmadan. Ah ne mutluydu yüzün, rüyalarımda sana selam götüren sadık bir dostun. Ay her zaman olduğu gibi gülüyordu. Ona elimle öpücükler yolladım, sana ulaştırsın diye, bilmem aldın mı. Birden sesini işittim, acaba beni mi çağırmıştın? Bana ilk öpücüğünü veriyormuş gibi heyecanlıyım. Gözlerim gözlerine bakamaz oldum, kör gibiyim sevgilim. Yanıma gel, gözlerini aç bir daha ki buluşmamızda ağzıma lezzeti sinmiş olan dudaklarını, göğüslerini ve hatta tüm vücudunu bir saniye de olsun bırakmıyacağım. Ey sevgilim o zaman grubun kanlı parlaklığına gömülü bir yaz akşamı gibi görkemli, kızıllaşmış yatağımızda birlikte uykuların en nefisine dalacağız. Sevgilim, benim güzel bir gölüm var. Etrafı sazlarla kaplıdır ve kuşlar cıvıldaşır. Testine su dolduracaksan gölüme gel. Gölüm serin ve dibi sonsuz derindir. İçinde gece ile gündüz birdir. Eğer ölüme atacaksan kendini yine gölüme gel, ne olursun ! Benimle birlikte gelirsen, arzularıma tercümanlık etmiş olacaksın, sevgilim. Hangi gece o ahenkli öpücüklerinin tatlı serinliğini dudaklarımda hisedeceğim. Bu yazılara başlarken ismini kalbimde saklamayı, hiç kimsenin öğrenmemesini arzulamıştım. Mademki sana isminle söylememi istiyorsun, o halde isteklerine uyarım. (.......) dün gece kollarının arasında bana "sana hayatımı seve seve veririm" dedin, bu sözlerin beni göz yaşlarına boğdu. Ben de sana, kalbimi veriyorum, alabilirsin. İstediğin gibi parçalayıp koparabilirsin, gözlerimi her şeye kapamak ve yalnız seni görmek istiyorum. Ben, başımı göğsüne yaslayıp, o tatlı aşk köşesini istiyorum. Vücumun her zerresini okşayan ellerini istiyorum; beni ölüme koşturan buseni istiyorum. Yine geleceğim, seni kucağıma alarak küçük çocuklara söylenen sözlerle sallıyacağım. Yine o akşamki gibi çabucak uyuyacak mısın? Gözlerim sende görmediğim şeyleri görüyor, bu ne muammadır. Seni seviyorum (.......) , bunu bana neden tekrarlatıp duruyorsun? Dudaklarımı aşındıran ağzın, kalbimi yiyip bitiren gözlerin ve damarlarında alevlerler dolaştıran tenin nerde? Aşkım tuzdan sert, ufuktan engin, denizden derin. Ya senin aşkın? Bana neyimi seviyorsun diye soruyorsun; senin neyin sevilmez ki! Gözlerin zambaklara ya da kanayan bir yaraya. Çıplak kolların fildişine yada zambak sapına. Kalçaların şişkin nilüfer tomurcuğuna ya da yasemin dalına. Memelerin iki gümüş küpeye ya da mehtabın suda ki akışına benzer. (.......), senin malınım artık, gel ve beni tamamen ram eden dudaklarını tenime koy. Eğer ki, küçükken benime geçseydin, o narin ellerini öper, yeni yetişen göğüslerini okşar; henüz hiç bir iz bulunmayan gözlerinde dudaklarımı gezdirirdim ve seni kollarıma alıp sarmaya kıyamazdım. Vücuduna sahip olurken saydam göğsün arasından ruhunu görmek istiyorum; çünkü o zaman bana karşı olan ibadetini daha iyi anlayacağım. Şimdi sen benim her şeyimsin. Senden başka bir şey istemiyorum. Evet her şey aslında bir rüya gibi, daha bir saat önce kollarımın arasındaydın. Bana sürekli bir şeyler söylüyordun. Eğer uyumak istiyorsan sana masal anlatmaya hazır olduğumu. Eğer düşünmek istiyorsan sayısız bilmeceleri yollarına salacağım. Benim sakin sessiz duruşuma kızıyordu. Buna rağmen düşünceli gözlerimi seviyor, okşuyor yüzüme bakarken fısıldyordu. Neden düşünceli, neden kederlisin yavrum? İşte ben yanımdayım, iyiyim, sağlıklıyım, neşeliyim. Sonsuza kadar senin olacağım. Benim ölmek bilmez sevgilim, defalarca vücuduna sahip olduğumu düşünüyor, her an ona ulaşmayı kutsuyorum adeta. Ruhumuza gelince, seninkini ben nasıl paylaştıysam, benim ruhumu da seninle paylaşmak ve hatta yarısını sana aşılamak istiyorum. İşte o vakit seninle tek bir ruh, tek bir vücut olabileceğiz. Yanındayken hiç konuşmayışımdan şikayet etmemelisin, çünkü, gözlerinde bir saniye bile olsun konuşmayı kesmiyorum. Bahçemin kapısından bir tek sen girebilirsin sevgilim. Bana hayır deme, dudaklarını bana hep evet, desin diye öptüm. Bana dargın bakma, çünkü göz kapaklarını bakışların benimkini okşasın diye öptüm. Benden uzaklaşma, çünkü ayaklarını evimde sadık kalsın diye öptüm. Kalbini başkasına kaptırma diye öptüm, çünkü ölümünden sonra da benim olasın istedim. Rüzgarın bize karanlıkta tatlı sözler söylemesini ister misin, ayın dalgın dalgın bakışını görüyor musun, yıldızların bizim yatakta ne yaptığımızı görmek için yere inmelerini. Sana açmak istediğim kalbimi işte, senin için yazıpta bir türlü gönderemediğim mektuplar. Onları herkes gibi sen de yeni okuyacaksın. Seni daima neşeli görmek istediğimi, neşenle mutlu olduğumu bilirsin. Seni tanıdığım günden beri sanki yeni bir alemdeyim. Defalarca uzun, derin, tatlı hayellere dalıyorum. Seni her görüşümde biraz daha yaklaşıyorum; acı düşünceler içinde olduğum zaman sen hariç her şeyi unutuyorum. Bu sonsuz dünyanın ızdıraplı günlerini çile çekmekle geçirdiğimiz yetmiyormuş gibi, senin bana inanmadığını düşünerek kendimi bahtsız hisediyorum. Ah çektiğim günlerin acısı mutlak aklımdan çıkmıyor. Şimdi güneşin önüne bir kara bulut gelerek etrafı hafif gölgelendirdi. Yoksa kalbimin güneşimi söndü diye heyecanlandım ayağa kalktım, penceremin önüne gelip uzun uzun semaya baktım. (.......) söyle kalbimin güneşi sönebilir mi? | ||||||
| | |
| Sponsorlar | ||
|
![]() |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Açıklanamayan doğa olayları | Seabell | Garip Olaylar | 5 | 11-09-2009 02:00 |
| Rüzgar Enerjisi nedir? Nasıl Elde edilir?Türkiye’nin Rüzgar Atlası Nedir? | Seabell | Bilim & Teknik | 2 | 18-08-2009 18:50 |
| Rüzgar ile Yağmur Hikayesi | StoryLine | Hikayeler | 1 | 03-10-2008 22:06 |
| Rüzgar gibi geçti | кмℓzкη | Galatasaray | 0 | 06-04-2008 19:28 |
| Doğa Olayları ve Güzel Resimler | lost_baby | Doğa Manzara Resimleri | 1 | 24-08-2007 18:26 |