+ Yeni Konu aç
Toplam 2 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 2 arasi kadar sonuc gösteriliyor

İstiklal Marşındaki Edebi Sanatlar

Ödev ve Tezler Katagorisinde ve Türk Dili ve Edebiyatı Forumunda Bulunan İstiklal Marşındaki Edebi Sanatlar Konusunu Görüntülemektesiniz.->MİLLÎ MARŞ VE EDEBÎ METİN OLARAK İSTİKLÂL MARŞI Prof.Dr. M.Orhan OKAY E. Yeni Türk Edebiyatı Profesörü Günümüze kadar gelen tarihî ...

  1. #1
    Şirine Seabell - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Üyelik tarihi
    Temmuz.2007
    Nereden
    İstanbul
    Mesajlar
    37.019

    icon37 İstiklal Marşındaki Edebi Sanatlar

    .
    s11
    MİLLÎ MARŞ VE EDEBÎ METİN OLARAK İSTİKLÂL MARŞI

    Prof.Dr. M.Orhan OKAY
    E. Yeni Türk Edebiyatı Profesörü

    Günümüze kadar gelen tarihî bilgilerin ışığında Türk millî marşı yarışmasına 724 şiirin katılmış olduğunu biliyoruz. Bu şiirlerini tamamını ihtiva eden bir dosya maalesef mevcut değil. Yalnız bunlar arasında bir heyetin seçerek Meclis’e takdim ettiği yedi şiirden biri o sırada kabul edilmiş olsaydı yalnız zayıf bir millî marşımız olmakla kalmıyacak aynı zamanda belki Türkçe’nin en güzel şiirlerinden birine sahip olamayacaktık.
    Birinci Büyük Millet Meclisi hükümetinin Maarif Vekili Hamdullah Suphi de bizim şimdiki endişemizi o günden hissetmiş olmalıydı ki araya aracılar sokarak Mehmed Akif Bey’in yarışmaya mutlaka katılmasının teminini ısrarla istemiştir.
    Aradaki para mükâfatının kaldırılması şartıyla yarışmaya katılan Mehmed Akif’in İstiklâl Marşı’nı tamamlayıp Maarif Vekâletine gönderdiği fakat henüz sonuç alınmadığı günlerde manzume ilk defa Sebilürreşad dergisinde çıkar. Şiirin baş tarafında bir ithaf vardır:

    “Kahraman Ordumuza”

    İstiklâl Marşı’nı okurken ve dinlerken bu ithafın değerini ve önemini hatırdan çıkarmamak lâzımdır. O kahraman ordu ki marşın yazıldığı çetin mücadele yıllarında kadın erkek her ferdiyle bütün bir milletin kendisiydi. Demek ki “Kahraman Ordumuza” ithafı aynı zamanda “Kahraman Milletimize” manasını da taşımaktaydı.

    Şimdi Mehmed Akif’in İstiklâl Marşı’nı Safahat’a niçin koydurmadığı ve “O benim değil milletimindir” dediği üzerinde biraz daha durabiliriz. Akif’in bu sözünün gerçek manası sadece bu şiiri her ferdi kahraman birer nefer olan millete ithaf etmiş olmaktan mı ibarettir? Yoksa “O benim değil milletimindir” demesinin başka bir anlamı mı vardır?

    Dünyada millî marşların güfteleri bir şairin kaleminin mahsûlü olmakla beraber onu benimseyecek yıllarca yüzyıllarca dilinden düşürmeyecek olan milletin de karakterini aksettirmek gibi bir özelliği beraberinde taşırlar. Bu bakımdan birçok millî marş şairinin adı çok defa unutulur; bir milletin kuruluşunda tarihi bilinmeyen devirlerde teşekkül eden destanlar gibi anonimleşir.

    Millî marş tabiri bu özellikleri taşıyan şiirlerin bütün dünyada yaygın olan ortak adıdır. Bazı millî marşların ayrıca isimleri de vardır. Bu isimler o milletin bir vasfını veya marşın yazıldığı kabul edildiği sıradaki olağanüstü bir hadiseyi işaret eder.

    Bizim millî marşımızın dünya millî marşları arasında ayrı bir yeri vardır. Millî marşımızın adı “İstiklâl”dir. Bu kavram milletimizin çok önemli bir karakterini belirtmektedir. Tarihler bilinen en eski çağlardan günümüze kadar Türklerin on altı elli veya yüz küsur devlet kurmuş olduğunu yazarlar. Bu sayının azlığı veya çokluğu devlet tarifinin farklılığından kaynaklanmaktadır ve pek de önemli değildir. Asıl önemli olan milletimizin tarihinde hiçbir devirde devletsiz bulunmadığıdır. Yazılı en eski Türkçe metinlerden olan Orhun Kitabeleri’nde de sık sık vurgulanan Türk milletinin hür ve müstakil yaşamaya alışmış olmasıdır. Akif’in

    Ben ezelden beridir hür yaşadım hür yaşarım
    Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım
    Kükremiş sel gibiyim bendimi çiğner aşarım
    Yırtarım dağları enginlere sığmaz taşarım

    mısralarında Türk milletinin tarihinin bilinen en eski devirlerinden gelen bu değişmez karakterine işaret vardır.

    Devletin çeşitli tarifleri varsa da bütün bu tariflerin içinde değişmeyen ve her zaman var olan unsur istiklâldir. Mill
    î marşımız milletimizin işte bu hiç değişmeyen karakterinin yakın çağdaki ¤¤¤ahürü olan bir mücadelenin içinden çıkmıştır. Yirminci yüzyıl başlarında istiklâline sahip yegâne Türk birliği Osmanlı Devleti’ydi. Hatta bağımsız yegâne İslâm devleti de Osmanlıydı. Millî marşımız işte bu devletin adına medeniyet denilen tek dişi kalmış bir canavar tarafından yok edilme niyet ve teşebbüslerine karşı verilmiş bir kavganın içinden doğmuştur. Onun için adı “İstiklâl Marşı”dır. Onun için manzume İstiklâl’le başlar ve İstiklâl’le biter. Ayrıca şiirin başka kıtalarında başka mısralarında İstiklâl kelimesi geçmese de zikredilmemiş bir istiklâl değişik motiflerle kendini hissettirir: “Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak” mısraında olduğu gibi. Çünkü sancak da aslında bir milletin istiklâlinin sembolüdür. Marşımızın bu ilk mısraında da bayrak istiklâlin sembolü olarak hiç sönmeyeceği müjdesiyle birlikte gelir. Hem de “Korkma!” haykırışıyla zihinleri gönülleri yürekleri bir çığlık halinde doldurarak.

    Bestelenmiş iki kıtasının sonunda ve bütün manzumenin sonunda tekrarlanan mısra “Hakkıdır Hakka tapan milletimin istiklâl”dir. Bu mısralarda milletimizin iki mühim karakteri bir arada belirtilmiştir. Biri biraz önce belirttiğim hiçbir devirde kaybetmediği istiklâlin onun hakkı olduğu. İkinci ise bu hakkın istiklâl hakkının iman duygusuyla beraber doğuşudur. İman duygusunu son mısradaki ikinci Hak kelimesinden çıkarıyoruz. Bu Hak Allah manasındadır. Böylece millî marşımızda milletimizin dinî ve millî karakteri birbirinden ayrılmaz bir bütün olarak ifade edilmiş olmaktadır.

    Görüldüğü gibi millî marşımızın adı tesadüfî değildir. Hatta yazıldığı yıllardaki şartları düşünerek sadece şairinin ümit ve temennisinden de ibaret olmadığı söyleyelim. Hak kelimesinin dilimizde kullanılış manalarıyla sanat halinde ifade edilmiş bir gerçeğin ta kendisidir.

    Millî marş güftelerinin bir özelliği de içinden çıktığı milletin yaşadığı olağanüstü bir hali bilhassa büyük felâketli zamanları bunların arkasındaki büyük ümitleri ve zaferleri aksettirmesidir. Meselenin herkesçe bilinen tarihî teferruatı üzerinde durmaya gerek görmüyorum. Bir millî marş güftesi yazılmasının Akif’e teklifi ile İstiklâl Marşı’nın Büyük Millet Meclisi’nce kabulü tarihleri 1920 Aralık ayı ile 1921 Mart’ı arasına rastlamaktadır. Bu tarihler İstiklâl Mücadelelerinin en kritik aylarıdır. Millî Marşımızın “Korkma!” hitabıyla başlaması iyi niyetli olmayan bazı itirazlara sebep olmuştur. Aslında Akif’in Birinci İnönü Muharebesi iç isyanlar ve bunların bastırılması gibi olayların vuku bulduğu zamanlardır. Meclis ve onunla beraber bütün bir Türk milleti korku ümit ümitsizlik zafer ve sevinç haberlerini duygularını“Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak” hitabıyla başlayan ve “Ebediyen sana yok ırkıma yok izmihlâl” mısraıyla devam eden İstiklâl Marşı doğmaktadır. Millî Marşımızın “Korkma!” diye başlaması boşuna değildir. Ümitsizliğin inanç yokluğundan geldiğini haber veren bir dinin mensubu olan Türk milleti bu manzume ile var olma azmini imanını iradesini yeniden bulmuştur. Onun için İstiklâl Marşı bir milletin ölüm-kalım çağının destanıdır. Millî Mücadele’nin ne gibi zor hatta başarılması imkânsız gibi görünen şartlar altında yapıldığı malûmdur. Adına medeniyet denilen ve her türlü teknik donanımı haiz düşmanın en güçlü ve yeni silâhlarla saldırarak yağma etmek istediği bir vatanda Türk milletinin güvendiği en önemli silâh imanıdır. Bu imanı hem dinî manada vatan için şehadet inancına hem millî manada kendine güven olarak düşünebiliriz. Millî Mücadele’nin kazanılmasında Türk milletinin istiklâline düşkün bir millet olması yanında sadakatle bağlı olduğu dinî inançların rolü unutulmamalıdır. Milletinin sinesindeki bu gücü bilen Mehmed Akif ona bu tarafıyla seslenmektedir:

    Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar
    Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var
    Ulusun korkma nasıl böyle bir imanı boğar
    Medeniyyet dediğin tek dişi kalmış canavar

    Nihayet millî marşların üçüncü bir hususiyeti olarak anonim karakteri taşıması meselesine geliyorum. Yani tıpkı destanlar gibi milletçe yaşanmış milletçe yaratılmış sahibi bilinmeyen anonim karakterde bir şiir olması. İstiklâl Marşı anonim bir şiir değildir. Ancak Akif’in bu marş için açılmış yarışmaya ne şartlar altında katıldığını yahut katılmayıp ısrar üzerine sonradan ne şartlar altında şiirini gönderdiğini biliyoruz. Akif’in bu yarışmaya katılmamasındaki felsefesi açıktır: Millî marş güftesi ısmarlama olmaz. Ve marşın yazılmasından dolayı da para gibi hasis bir menfaat kabul edilemez.

    Yarışmaya katılan yüzlerce şiirin beğenilmemesi bir milleti temsil edecek Akif’in haklı olduğunu göstermiştir. Her iki şart da Akif’in isteği üzerine kaldırılır. Yani şiir ne yarışma için ısmarlanmış olacak ne de karşılığında para verilecektir. Akif’in şiiri zaten ısmarlama değildi. O çetin günlerde yarışmadan çok önce tamamen samimi duygularıyla zaman zaman yazdığı birçok mısraını parça parça dostlarına okuyordu. Daha sonra Maarif Vekili’nin ısrarı ve dostlarının aracılığıyla yarışmaya katılmayı kabul eden Mehmed Akif o zaman ikamet ettiği mütevazi Taceddin Dergâhı’nın odasında iç sükûnetine çekildi. O uhrevî hava içinde milletinin azmiyle iradesiyle kendi sanatını birleştirdi. Âdeta “ruhunun vahyini” duyarak taşa geçirircesine şiirini tamamladı.

    Mehmed Akif’in bütün Safahat’ında içinde yaşadığı topluma yabancı kalmadığını onun dertleriyle nasıl hemdert olduğunu biliyoruz. Fakat hiçbir şiirinde İstiklâl Marşı’nda olduğu kadar âdetâ mistik bir ruhla milletiyle beraber milletiyle bir aynîleşme özdeşleşme içinde olmamıştır. İşte bütün bu olağanüstü şartların birleşmesiyle Mehmed Akif’e göre İstiklâl Marşı artık kendisinin değil milletin ruhundan çıkmış bir şiir olmuştur başka bir ifadeyle şiirinde milletini konuşturmuş bir medyum gibiydi. Bunun için onu Safahat’a almamış ve “o benim değil milletimindir” demiştir.

    Şimdi Akif’in bu vasiyetini ihmal etmeyerek biraz da onun bu şiirde gösterdiği sanatına temas etmek istiyorum. İstiklâl Marşı’mızı başka milletlerin millî marşlarından ayıran özellikleri zikrederken unutulmaması gereken bir karakterini de belirtmek gerekir. O da şairinin Türkiye’de bütün bir millet tarafından bilinen bir şahsiyet olmasıdır. Dünyada millî marşların çoğu adı duyulmamış veya o milletin edebiyat tarihlerinde önemli yeri olmayan şairlerin yazdıklarıdır. Hatta çoğunun edebî değeri zayıftır ve önemi sadece ortaya çıktığı dönemin heyecanlı bir hatırasını taşımaktan ibarettir. Mehmed Akif ise yalnız İstiklâl Marşı’nın şairi olarak değil hemen bütün şiirleriyle zamanında da günümüzde de en çok tanınan şairdir. Belki bütün milletimizce en çok benimsenen ve en çok okunan şairdir. Safahat’ın bugün Türkiye’de hiçbir şiir kitabının ulaşamadığı defalarca basımıyla yüz binin çok üzerinde tiraja ulaşmış olması bunun açık bir delilidir. Akif’in şiirinde fan¤¤¤iye yer yoktur. Kendi şiiri hakkında söylediği “Bir yığın söz ki samimiyeti ancak hüneri” mısraı da bu gerçeği gösterir. Akif kadar milletinin acılarını mutluluklarını samimi olarak duyan yaşayan ve yazan başka ikinci bir şairden bahsetmek kolay değildir.

    Fakat o erişilmez tevazuu ile şiiri hakkında “samimiyeti ancak hüneri” demekteyse de şiirinin özellikle de İstiklâl Marşı’nın samimiyetinin dışında başka hünerleri vardır. İstiklâl Marşı edebî bir metin olarak da Türk şiirinin en güzel örneklerindendir.

    İstiklâl Marşı gerek nazım tekniği gerekse muhteva bakımından herhangi bir millî marş güftesinin çok ilerisinde Türk edebiyatının en güzel lirik-hamasî şiirlerindendir. Son kıtası beş mısra olmak üzere dörder mısralık on kıtadan oluşan ve aruzla yazılmış olan şiirin her kıtasının bütün mısraları tam kafiyelidir ve her kıtanın temayı teşkil eden duyguyla uyumlu ton ve vurguların yer aldığı sağlam bir nazım yapısı vardır. Hece vezninin yaygınlaştığı ve ciddi olarak rekabete giriştiği bir dönemde geleneksel şiirimizin vezni olan aruzun Akif’in kaleminde olağanüstü bir rahatlıkla kullanıldığını bütün tenkitçiler kabul eder. Alışılmışın dışında beklenmeyen fakat bir sehl-i mümteni gibi şairin kolaylıkla yakaladığı kafiyeler yer yer işlenen tema ile uyumlu iç kafiyeler şiirin ses zenginliğini oluşturur:

    Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl

    Uyarıcı vurgulu tonda hitap ifadeleri:

    Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak
    yahut
    Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma sakın!
    veya
    Bastığın yerleri toprak diyerek geçme tanı!
    mısraları gibi.

    Fakat dua mısralarına geldiğinde Akif secdelere kapanırcasına büyük iradenin önünde diz çöker:
    Ruhumun senden İlâhi şudur ancak emeli:
    Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli
    Bu ezanlar ki şehadetleri dinin temeli
    Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli

    İşlenen temalar bakımından da sağlam bir yapısı olan İstiklâl Marşı’nda ilk iki kıtada bayrağa hitap eden şair onun milletin varlığıyla beraber ebedî istiklâlini müjdeler. Şair üçüncü ve dördüncü kıtalarda Türk milleti adına konuşmakta ebedî hürriyet aşkı ve imanıyla Batılıların maddî güçlerine karşı direneceğini söylemektedir. Türk askerine hitap eden beşinci ve altıncı kıtalar üstünde yaşadığımız yerlerin alelâde bir toprak değil vatan olduğunu onun düşmana çiğnetilmemesi gerektiğini telkin eder. Yedinci ve sekizinci kıtalarda sevilen pek çok şey kaybedilse bile vatanın kaybedilmemesini ve ezan seslerinin kesilmemesini niyaz eder. Dokuzuncu kıtada bu duası kabul edildiği takdirde kendi ruhunun da vecd içinde yükseleceğini söyler. Nihayet son kıtada yine bayrağa dönerek ona ve milletine ebediyen çöküş olmayacağını

    Milletin iradesine ve Allah’ın müminlere vaad ettiği zaferin er geç gerçekleşeceğine inanan Mehmed Akif’in şiirindeki özelliklerinden biri de millî ve ulvî değerler ile dinî motifleri dengeli bir şekilde kıtalara yerleştirmesidir. Bayrak hilâl yıldız hak hürriyet istiklâl yurt millet ırk vatan şehâdet helâl cennet Hudâ ezan vecd gibi dinî motifler birbiriyle uyum halinde ve zengin bir belâgatle kullanılmış böylece Millî Mücadele’yi gerçekleştiren halkın ruhunda mevcut iki önemli kavram İstiklâl Marşı’nın da iki temel temasını oluşturmuştur.

    Tam bir bütünlük gösteren dört başı mamur bir şiir olan İstiklâl Marşı’nda mecazlar ve semboller de ifade sanatı bakımından manzumeyi zenginleştirmiştir. Bu kısa konuşma içinde bunları açıklamak değil sadece bu sanatların adlarını sıralamak bile mümkün değildir. Manzumenin her mısraı her ibaresi her kelimesi ses ve mana bakımından birbiriyle ilişkilidir. Hemen her kelime her kavram aslî ve mecazî manalarıyla şiirde yerlerini almıştır.

    Bütün bu vasıflarıyla İstiklâl Marşı tek taşı bile yerinden oynatılmayacak muhkem harikulâde bir ses söz ve mana mimarîsidir.
    şiirine bu hitapla başlaması çok manidardır. Yalnız dönemin şartlarını çok iyi bilmek gerekir. Batılı devletlerin silâhlandırdığı Yunanlıların Anadolu içlerine yürümesi heyecanlarını arka arkaya ve birbirine karışmış halde yaşıyordu. İşte bu yeis günlerinde onun karakterinin sembolü olacak değerde bulunmaması hürriyetin ve istiklâlin ebediyen onun hakkı olduğu müjdesini tekrar eder. kahramanlık gibi millî kavramlarla iman mâbed

  2. #2
    Şirine Seabell - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Üyelik tarihi
    Temmuz.2007
    Nereden
    İstanbul
    Mesajlar
    37.019

    Standart

    .
    İSTİKLÂL MARŞI Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
    Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
    O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
    O benimdir, o benim milletimindir ancak.

    Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilâl!
    Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celâl?
    Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helâl
    Hakkıdır, Hakk'a tapan, milletimin istiklâl!

    Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
    Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
    Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
    Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

    Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
    Benim îman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
    Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
    "Medeniyyet!" dediğin tek dişi kalmış canavar?

    Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın.
    Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
    Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakkı'ın
    Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

    Bastığın yerleri "toprak!" diyerek geçme, tanı:
    Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
    Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:
    Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.

    Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki fedâ?
    Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!
    Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hüdâ,
    Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüdâ.

    Ruhumun senden, İlâhi, şudur ancak emeli:
    Değmesin mabedimin göğsüne nâmahrem eli.
    Bu ezanlar - ki şahâdetleri dinin temeli -
    Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.

    O zaman vecd ile bin secde eder - varsa - taşım,
    Her cerîhamdan, İlâhi, boşanıp kanlı yaşım,
    Fışkırır ruh-i mücerred gibi yerden na'şım;
    O zaman yükselerek arşa değer belki başım.

    Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
    Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
    Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl:
    Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;
    Hakkıdır, Hakk'a tapan, milletimin istiklâl!
    I. KITA:
    Korkma, bu şafaklarda yüzen al sancak, yurdumun üstünde tüten en son ocak sönmeden, sönmez. O, benim milletimin yıldızıdır, parlayacak(tır). O benimdir; o, ancak benim milletimindir.
    Şair, ilk kıtada Türk ulusuna sesleniyor: “Ey milletim, endişe etme, kaygılanma (korkma); yurdumun üstünde tüten en son ocak sönmeden, son kişi kalıncaya değin, bu pembe şafaklarda yüzen al sancak sönmez!
    İstiklâl Marşı, Kurtuluş Savaşı’nı anlatmaktadır. Savaş öncesi vatan toprakları işgal altındadır. Türk ulusu bağımsızlığını( dolayısıyla bayrağını) yitirme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Şair Türk ulusuna seslenerek onun bu endişesinin yersiz olduğunu dile getirmektedir.
    [ “Tüten ocak” bulunduğu yerde hayat belirtisidir. “Ocağı sönmek” bir evde, bütün bireylerin ölerek hayatın tükenmesi anlamına gelen bir deyimdir. Şafak sözcüğü bu kıtada güneş batarken gittikçe sönen, kararan kızıllıktır. İlk kıtada şafak gecenin (kötü, zor günlerin) başlangıcı anlamındadır.]
    Türk ulusu, içinde bulunduğu kötü koşullardan dolayı; akşam ufuklarını süsleyen güneş kızıllığı gibi, rengi ona benzeyen al bayrağının söneceğinden (bağımsızlığını yitireceğinden) korkmaktadır. Gurup kızıllığı doğal bir olay olarak söner; ancak Türk bağımsızlık ve varlığının sembolü olan al bayrağımız asla sönmez, gökyüzünden indirilemez. Bayrağımızı şerefle dalgalanmaktan alıkoymak için hayatta hiçbir Türk’ün kalmaması gerekir. Türk ulusu bağımsızlığına düşkündür, bu uğurda canını vermeye hazırdır. Bu nedenle en son aile, hatta birey kalıncaya değin bayrak uğruna savaşacak ve şafak renkli bayrak göklerde dalgalanacaktır. Bağımsızlığına düşkün büyük bir ulusun bayrağını indirmek, onun bağımsızlığını elinden almak imkânsız denecek kadar güç bir iştir.
    3. dizede “Herkesin gökte bir yıldızı vardır , o kişi yaşadıkça yıldız da varlığını sürdürür; iyi günlerinde yıldız parlar, kötü günlerinde yıldızı söner, yıldız kaydığında ise o kişi ölür.” inancı hatırlatılmıştır.Bayrak, Türk ulusunun yıldızıdır. Millî kader ve talihimizin sembolüdür. Yaşanan kötü günler nedeniyle her ne kadar üstüne gölge düşmüşse de o yine parlayacak, eski güzel günlerine kavuşacaktır. Türk ulusunun talihi yine açılacaktır. (Şair buna onan inancını ve güvenini Türk tarihinden, Türk ulusunun bağımsızlık tutkusundan almaktadır.) Bayrak yalnız bize, bizim ulusumuza aittir. Başkasının olamaz, Türk ulusu başkasına boğun eğmez.
    SÖZ SANATLARI
    Ocağın tütmesi à yaşam belirtisi ( MECAZ)
    Ocağın sönmesi à yaşamın tükenmesi (MECAZ)
    Sönmek à yok olmak (MECAZ)
    Yüzmek à dalgalanmak ( MECAZ)
    Bayrak, yıldıza benzetilmiş ( BENZETME / TEŞBİH)
    Sancak-ocak- yurt – millet //şafak, yıldız, parlamak sönmekà TENASÜP
    Ocak à aile (MECAZ)
    Yıldızà herkesin bir yıldızı vardır inancı (HATIRLATMA / TELMİH)
    O benim… / O benimdir o benim … (TEKRİR)
    II. KITA:
    Şair 2. dörtlükte bayrağa sesleniyor.
    Ey nazlı hilâl! Kurban olayım, yüzünü asma. Kahraman ırkıma bir (kez) gül. Bu şiddet, bu öfke, kızgınlık ne(den)? Sonra, sana dökülen kanlarımız helâl olmaz. Bağımsızlık, Allah’a, adalet ve doğruluğa inana ulusumun hakkıdır.
    Bu dörtlükte bayrak, öfke içinde kaşlarını çatmış, suratını asmış bir insana benzetilmiştir. Bayrağın bu tavrında Türk ulusuna küskünlük ve sitem anlamı vardır. Bunun nedeni bayrağın karşı karşıya bulunduğu yok olma tehlikesidir. (Dörtlükte bayrak bir sevgili olarak düşünülmüştür. Kendisini tehlikede bırakan Türk ulusuna kızgındır) Şair, şimdiye kadar uğruna çok kan dökmüş olduğumuzu, hiçbir zaman şerefini çiğnetmediğimizi hatırlatarak şimdi de üzüntüsünün, öfkesinin yerinde olmadığınız söylüyor. Eğer (nazlı bir sevgili, uğruna canlar feda edilen) bayrak gülerek Türk ulusuna moral destek vermezse onun uğruna dökülen kanlar helâl olmayacaktır.
    Türk ulusu doğruluğu seven, doğruluktan adaletten, mertlikten sapmayan ve ismi de Hak olan, doğruluğun sahibi , doğruların en büyük yardımcısı Allah’a tapan bir millettir. Bundan dolayı da bağımsızlık, Türk ulusunun hakkıdır. Ancak kötülerin, haksızların, zalimlerin varlık ve bağımsızlığına son vermek uygun olur, Türk milletinin değil. Türk ulusu bağımsızlık mücadelesinde haklıdır. Allah da doğruların ve haklıların yanındadır, yardımcısıdır.
    SÖZ SANATLARI
    Hilâl à bayrak ( ad aktarması / parça-bütün ilişkisi)
    Bayrak à öfkeli bir insana benzetilmiş (kişileştirme)
    Hak: 1) Adalet , doğruluk 2) Allah (tevriye)
    Hilâl, ırk, istiklâl, millet à TENASÜP
    Çehre, çatma, gül, şiddet, celâl à TENASÜP
    Hakkıdır Hakk’a tapan à cinas
    III. KITA:
    Ben var olduğumdan bu yana özgür yaşadım, özgür yaşarım. Hangi çılgınbana zincir vuracakmış( beni esir edecekmiş)? Şaşarım. Kükremiş sel gibiyim bendimi (engelleri) çiğner, aşarım. Dağları yırtarım, enginlere sığmam, taşarım.
    Şair 3. kıtada Türk ulusunun dilinden haykırıyor.
    Ben en eski devirlerden beri özgür yaşamış bir milletim . bundan sonra da özgür yaşayacağım. Bana zincir vurmak, benim gibi tarihi şan, şeref ve zafer dolu, özgürlük uğruna nice kanlar dökmüş bir ulusu esir etmek isteyenler akıllı kimseler olamazlar. Bu, olsa olsa çılgınlık olabilir. Bu, gerçekleşmesi mümkün olmayan bir istektir. Kükremi,ş, coşkun bir sel gibiyim. Önüme çıkan, beni durdurmak isteyen tüm engelleri çiğner, aşarım. Bu engel dağlar bile olsa onları da parçalarım ve yıkarım. Sonsuz denizlere bile sığmayacak bir bağımsızlık tutkusuyla doluyum. [ “Dağları yırtarım” sözleriyle Ergenekon Destanı hatırlatılmış be Türk ulusunun önüne çıkan engelleri hangi koşulda olursa olsun aştığı destandan yararlanılarak ortaya konulmuştur. Bu destana göre Türkler, Ergenekon’dan çıkmak için demir dağı eriterek kendilerine yol açmışlardır.]
    SÖZ SANATLARI
    Düşmanlarà çılgına benzetilmiş. ( AÇIK İSTİARE)
    Zincir vurmak à esir etmek (MECAZ)
    Millet à kükremiş sele benzetilmiş (BENZETME)
    Bend à engel (MECAZ)
    Yırtarım dağları – enginlere sığmam (ABARTMA)
    Yırtarım dağları (Ergenekon Destanı) HATIRLATMA
    Dağ, engin, bend, sel…. (TENASÜP)
    IV. KITA:
    Batı’nın ufuklarını (Batı ülkelerinin sınırlarını) çelik zırhlı duvar (teknolojik güç) sarmışsa, (buna karşılık) benim iman dolu göğsüm gibi sınırlarım var. Korkma (sen) ulusun (yücesin). Uygarlık denilen tek dişi kalmış canavar, böyle bir imanı nasıl boğar? (boğamaz)
    Şair, 4. kıtada milletin dilinden haykırmaya devam ediyor.
    Batı’nın uygar olduğunu söyleyen ve bu maske ile bütün dünyayı ve bizi yutmak isteyen Batılı devletlerin ufuklarını çelik zırhlı duvarlar sarmışsa; yani onlar, sınırlarını en modern silahlar ve araçlarla koruyorlar, en korkunç, en öldürücü silahlarla savaşa giriyorlarsa benim de sınırlarımı özgürlüğe inana iman dolu göğüsler koruyor. Onların müthiş ve mükemmel silahlarına; milletinin hakkına ve özgürlüğüne inanmış, bu uğurda seve seve ölmeye hazır, iman dolu göğüslerle karşı koyuyorum. Onların uygarlığı, bütün düşleri dökülmüş, tek dişi kalmış bir canavardır. O canavar, bırak, istediği kadar bağırsın, uluyup dursun. Böylesine güçlü bir imanı asla boğamaz.
    Bu kıtada, haksız bir teknolojik güçle haklı bir iman gücü karşılaştırılmıştır. “Karşı karşıya gelseler hangisi yener?” sorusuna şairin cevabı “iman”dır. Kurtuluş Savaşı bunun kanıtı olmuştur.
    Bu dizelerde medeniyetin canavara benzetilmesinin nedeni medeniyet düşmanlığı değildir. Kendilerine “uygar” diyen ancak uygarlığın gereği olan insanlığa değer verme, onu yüceltmeden nasibini almayan, tam tersine insana zarar veren hatta bir ulusu yok etmeye çalışan bir düşünceye karşı çıkma söz konusudur. Batılı devletler “Biz medeniyiz ve her şey bizim hakkımızdır, bütün dünya bize boyun eğmelidir, bütün dünyayı biz idare etmeliyiz.” diye düşünüyorlardı. Haksızlıklarını zorla hak haline getirmeye çalışıyorlardı. Asıl amaçları bütün dünyayı sömürmekti. Bunlara göre Türk milleti “barbar” bir milletti(!), öyle bir milletin varlığı medeniyete engeldi. ( Halbuki Türkler insan hak ve özgürlüklerine çok değer veren bir ulustur) O halde barbar bir milletin medeniyet namına ortadan kaldırılması uygun olacaktı. Bu düşüncede olan ve harekete geçen Batılılar yüzüne medeniyet maskesi takmış bir canavara benzetilmiştir.
    SÖZ SANATLARI
    Garbın âfâkıà Batı ülkelerinin sınırları (mecaz)
    Çelik zırhlı duvar à teknolojik güç, silahlar à açık istiare
    Ulusun : 1) yücesin 2) bağırsın ( tevriye)
    Medeniyetà canavar ( benzetme)
    Sınırlar à iman dolu göğüs ( benzetme)
    V. KITA:
    Arkadaş! Yurduma alçakları sakın uğratma. Gövdeni siper et, bu hayasızca (alçakça) akın dursun. Hakk’ın ( Allah’ın) sana söz verdiği günler (yakında) –kim bilir belki yarın, belki yarından da yakın(bir zamanda) – doğacaktır.
    Şair 5. kıtada Türk milletine, özellikle gençlere sesleniyor.
    Arkadaş, yurduma alçakları sakın uğratma ! Bu uğurda canını ver, gövdeni siper et, fakat vatanına yönelen bu utanmaz akını durdur. Allah, haklı ve imanlı kullarına yardım, zafer ve mutluluk vaat etmiştir. Türk ulusu için bu vaadin gerçekleşeceği günler çok, “yarından daha yakın” denilecek kadar çok yakındır.
    Şair bu umut dolu dizeleri yazdığında henüz ciddi bir zafer kazanılmamıştı. Yunan ordusu Ankara yakınlarına kadar sokulmuştu. Hükümet merkezinin Ankara’dan Sıvas veya Kayseri’ye nakledilmesi konusunda görüşler ortaya atılmış hatta bazı hazırlıklara girişilmişti. Koşullar bu kadar uygunsuz olduğu halde bu kadar ümitli olabilmek için milleti çok iyi tanımak, ulusuna ve haklı davasına güvenmek gerekir. En kötü koşullarda bile karamsarlığa kapılmayan böyle kişiler zafer ve kurtuluşun en büyük etkeni olmuşlardır.
    SÖZ SANATLARI
    Hayasızca akın àdüşmanların saldırısı( açık istiare)
    Doğacaktır sana vaat ettiği günler Hakk’ın à Kur’an ( Hatırlatma)
    Akın, siper, yurt, gövde à tenasüp
    VI. KITA:
    Bastığın yerleri “toprak” diyerek geçme, tanı; altındaki binlerce kefensiz yatanı düşün. Sen şehit oğlusun, yazıktır, atanı incitme. Dünyaları alsan da bu cennet vatanı verme.
    Şair 6. kıtada yine Türk ulusuna, özellikle gençlere seslenmiştir.
    Bastığı terleri sıradan bir toprak parçasıdır, diye çiğneyip geçme: Bu toprakların altındaki binlerce şehidi, vatanı uğruna canlarını vermiş atalarını düşün. Vatanını ve kendini tanı. Sen şehit oğlusun. Eğer atalarına lâyık olamaz, üzerinde yaşadığın bu vatanın kıymetini bilmezsen atalarının ruhlarını incitirsin. Yazıktır, onları incitme; sana dünyayı bağışlasalar ondan en küçük bir fedâkârlığa razı olma.
    Şair bu kıtada Türk ulusundan tarihini öğrenmesini vatanını sevmesini ve ona sahip çıkmasını istiyor.
    SÖZ SANATLARI
    Vatan à cennet (benzetme)
    Toprak, vatan, şehit, cennet -à tenasüp
    VII. KITA:
    Bu cennet vatanın uğruna kim feda olmaz ki? Toprağı sıksan şehitler fışkıracak. Allah canımı, sevdiklerimi, bütün varlığımı alsın da tek ( yeter ki) beni dünyada vatanımdan ayırmasın.
    Şair 7. kıtada kendi duygu ve düşüncelerini dile getiriyor.
    Bu cennet gibi vatanın uğruna kim feda olmaz ki? Vatanı uğruna canını vermeyecek bir tek Türk düşünülemez. Bütün tarih bunun kanıtıdır. O kadar çok insan bu topraklar için canını vermiştir ki bir avuç toprağı bile sıksan oradan adeta şehitler fışkıracaktır. Allah canımı , sevdiklerimi, bütün varımı yoğumu alsın; yalnız beni vatanımdan ayırmasın.
    Türk tarihi baştan sona vatan edinme ve vatan koruma mücadeleleriyle doludur. Bu, hiç de kolay olmamıştır. Bu uğurda padişah ve komutanlardan adsız neferlere kadar milyonlarca şehit verilmiştir. Bu kıta Türk tarihinin bu ayırıcı özelliğini ve Türk vatanının değerini anlatmaktadır. Ayraca Türk ulusunun vatan sevgisini şair kendisiyle örneklemiştir.
    SÖZ SANATLARI
    Vatan à cennet ( benzetme)
    Cennet, şehitler , Hüda, vatan à (tenasüp )
    Şüheda fışkıracak à abartma
    Canı cananı bütün varımı alsın da Hüda à Aliterasyon ( a sesleri tekrarlanmıştır.)
    VIII. KITA:
    Ey Allah’ım! Ruhumun senden emeli ancak şudur: İbadet yerlerimin göğsüne yabancı eli değmesin. Bu ezanlar –ki şahadetleri dinin temelidir- sonsuza dek benim yurdumun üstünde inlesin.
    Şair, 8. kıtada şehitlerin dilinden Allah’a yakarıyor.
    Ey Tanrım, ruhumun senden istediği, dileği ancak şudur: Dini ve millî bakımdan kutsal yerlerimize yabancı eli değmesin. Bu kutsal yerler düşman ayakları altında kalmasın. İçinde dinin temeli olan şahadet bulunan ezanlar sonsuza dek yurdumun üstünde inlemeye devam etsin. Türk yurdunda İslâm dini ölmesin.
    SÖZ SANATLARI
    İlahi, mabet, namahrem, ezan, şehadet, din à tenasüp
    IX. KITA:
    O zaman ( bağımsızlık kazanıldığında) –varsa- mezar taşım kendinden geçerek bin secde eder. Ey Allah’ım, her yaramdan kanlı gözyaşlarım boşanır. Cesedim bedenden soyutlanmış, ayrılmış bir ruh gibi yerden fışkırır. O zaman başım, belki yükselerek arşa (göğün en üst katına) değer.
    Şair 9. kıtada şehitler dilinden Allah’a yakarmaya devam ediyor.
    O zaman uğrunda hayatımı verdiğim ve dileklerim gerçek olduğu gün, eğer yeryüzünde bir mezar taşım varsa, o bile sana şükranımı , minnetimi ifade etmek üzere kendinden geçerek binlerce secde eder. Ey Allah’ım, her yaramdan kanlı sevinç yaşlarım boşanır. Yerdeki cesedim Türk –İslam yurdunun düşman ayakları altında kalmamış olmasından doğan sevinç ve mutlulukla , sanki maddeden sıyrılmış bir ruh gibi göğe doğru yükselir. V başım da o zaman belki göklerin en yüce katına değer.
    SÖZ SANATLARI
    Taşà mezar taşı / Kan à gözyaşı ( açık istiare )
    Taşın secde etmesi à abartma
    X. KITA:
    Ey şanlı hilâl! Sen de şafaklar gibi dalgalan. Dökülen kanlarımın hepsi artık helâl olsun. Sonsuza dek sana ve ırkıma yok oluş yok. Özgürlük, özgür yaşamış bayrağımın ve bağımsızlık, Allah’a inanan ulusumun hakkıdır.
    Şair son kıtada yine bayrağa sesleniyor.
    Ey şanlı Hilâl, ardından aydınlık sabahı getiren sabah şafağı gibi sen de dalgalan ! Uğruna döktüğümüz kanların hepsi de sana halâl olsun Herkes bilsin ki , sonsuza kadar sana da, milletime de yokluk yoktur. Türk milleti de , Türk bayrağı da sonsuz dek yaşayacaktır. Özgür yaşamış bayrağımın özgürlük, Hakk’a tapan milletimin bağımsızlık hakkıdır.
    SÖZ SANATLARI
    Hilâl à bayrak ( ad aktarması)
    Şafak-ilk dizedeki şafak à tezat
    Hak:1) Adalet, doğruluk 21) Allah à Tevriye
    Hilâl, izmihlâl, hürriyet, istiklâl, millet à tenasüp
    TENASÜP: Anlamca ilgili sözlerin aynı dizede ya da aynı kıtada, beyitte kullanılmasıdır.
    İÇERİK ÖZELLİKLERİ
    TEMA ( ANA DUYGU) : Vatan, millet, bayrak sevgisi ve bağımsızlık tutkusu
    KONU: Kurtuluş Savaşı, Türk tarihi, Türk ulusunun bağımsızlık uğruna neler yapabileceği, bağımsızlığın kazanılmasından duyulan coşku ve heyecan
    ANA DÜŞÜNCE: Vatanımızı, milletimizi ve bayrağımızı sevmeli; bağımsızlık uğruna canımızı seve seve feda etmeliyiz.
    BİÇİM ÖZELLİKLERİ
    Biçim: Manzume
    Tür : Şiir
    Şiir Türü : Lirik ve epik şiir
    Nazım Birimi: 9 dörtlük, 1 beşlik
    ÖLÇÜ: Aruz ölçüsü
    Fa i la tün // fe i la tün // fe i la tün // fe i lün

+ Yeni Konu aç

Benzer Konular

  1. Söz Sanatları (Edebi Sanatlar)
    Konu Sahibi MαζдŦŷǻŁĨ Forum Türk Dili ve Edebiyatı
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 04.Mayıs.2008, 07:32
  2. Cevap: 0
    Son Mesaj : 16.Nisan.2008, 13:34
  3. Edebi Sanatlar
    Konu Sahibi StoryLine Forum Türk Dili ve Edebiyatı
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 08.Kasım.2007, 22:37
  4. Edebi Sanatlar
    Konu Sahibi StoryLine Forum Türk Dili ve Edebiyatı
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 05.Ekim.2007, 11:42
  5. Edebi Türler
    Konu Sahibi StoryLine Forum Türk Dili ve Edebiyatı
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 05.Ekim.2007, 11:41

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •