TÜRKİYE’ DE TİYATRO

Batılı anlamda tiyatro Türk edebiyatına Tanzimat döneminde girmiştir.Daha önceleri Batı'da etkisini gösteren bu tür,Batı'nın inançları,kültürleri kısacası sosyal yaşamları çerçevesinde şekillenerek,belirli zaman evreleri içerisinde,bizim edebiyatımızdaki yerini almıştır.Bu dönemden önceyse,Türklerin Anadolu’da geliştirdikleri,dramatik olan veya olmayan seyirlik oyunları vardı.
Batı'da tiyatro türünün eski bir mazisi vardır. Bizim edebiyatımızda bu durum, "seyirlik oyunlar" adıyla faaliyet göstermekteydi. Batı anlamında etkisini gösterdiği dönemlerde ise bu seyirlik oyunların tam anlamıyla tiyatro niteliğinde olmadığını görmekteyiz.
Tiyatronun Antik Yunan'daki tabiri "thetron" dur ve kelime mânâsı 'oyun oynanan yer' dir. Tiyatro kelimesinin de bu kökten geldiği yönünde belli birtakım görüşler vardır.
Eski Yunan'da, yaz mevsiminin sona erip sonbaharın başlamasıyla beraber, toplumsal dayanışmayı sağlamak amacıyla yapılan tören veya şenliklere "Dionysos Şenlikleri" denir. Bu şenliklerin edebiyat bilimine ve bilimcilerine katkıları olmuştur ve Sophakles, Euripides, Aristophanes gibi şahsiyetlerin yetişmelerine önayak olmuştur.
Bu kültür zamanla Batı Avrupa'ya yayılmış ve klasik tiyatronun temsilcileri olan Shakespeare, Racine, Moliére gibi edebi kişilikler orataya çıkmıştır. Bu şahsiyetlerin XVI. ve XVII. yy tiyatrosunun gelişimine katkıları önemlidir. Rusya'da da XIX: yy'da Çehov, Gogol gibi önemli isimlerinde tiyatronun gelişimine katkıları olmuştur.

GELENEKSEL TÜRK TİYATROSU (1839 öncesi)

Batılılaşma öncesi Türk Kültürünün tiyatrosudur.İslami yaşam ilkelerinin,esnaf loncalarının ve sarayın yönlendirmesiyle biçimlenen geleneksel kültürün köylü ve halk tiyatrosu türlerini kapsar.Köylerde oynanan seyirlik oyunlar dışında kalan halk tiyatrosu genellikle kentlerde,en çokta İstanbul’da gelişmiştir.
Geleneksel Türk Tiyatrosu kapsamı içinde Meddah,kukla,Karagöz,orta oyunu gibi dramatik içerik taşıyan türlerin yanısıra ustalık ve hüner gösterileride yer alır.Örneğin: cambaz,sihirbaz,denge sanatçıları gibi.
Dramatik içerikli türlerden ahlak dersi vermesi de istenir.Toplumsal sorunlara dolaylı yollardan,genellemelerle,soyutlamalarla yaklaşılır.Kişiler klişeleşmiş tavır özellikleriyle gösterilir.Oyunlar yazılı metinlere dayanmaksızın,belli bir kanavayı izleyen ustalaşmış oyuncuların doğaçlama becerileriyle gelişmiştir.
Geleneksel Türk tiyatrosunun dramatik içerikli türlerinde taklit başlıca çatışma ve kişileştirme yöntemi olarak kullanılır.Oyuncunun başarısı,taklit yapmadaki ustalığıyla ölçülür.
Geleneksel Türk tiyatrosu gösterilerinde çeşitli yabancılaştırma teknikleriyle açık biçim veya gösterimci tiyatro adı verilen ve seyredenlerin izlediklerine tümüyle kapılmalarını önleyen bir oyun düzeni uygulanmıştır.

Köy seyirlik oyunları: Yazılı metin yoktur.Oyunun çatısı,oyuncuların yeteneği ve seyircilerin gösteri sırasındaki tepkileriyle biçimlenir.Anadolu’da düğünlerde,bayramlarda veya yılın belirli günlerinde köylülerin kendi aralarında,oyun yapma,oyun çıkarma adı altında gerçekleştirdikleri tiyatro gösterisidir.
Gezici olmayan,oynandığı yörenin geleneksel kültürüne,imkanlarına,dil ve mizah anlayışına sıkı sıkıya bağlıdır.
Meddah: Anlattığı hikayenin içindeki söyleşmeleri taklit ve ses değişikliği yoluyla kişileştirerek meddahlığı dramatik bir gösteri haline sokar.Arapça medh (övme) kökünden türetilen meddah,başlangıçta peygamberin sözlerini yayan ve İslamiyeti öven kişi olarak tanınırdı.Orta Asya’dan Anadolu’ya göç eden Türk boylarının şamandan ozanlara ve aşıklara kadar uzanan kendilerine özgü hikayeciliği ve hikaye anlatma geleneği,zamanla Arap meddahlığının özellikleriyle birleşerek,geleneksel Türk tiyatrosunda Meddah geleneğini ortaya çıkarmıştır.




Meddahlar oldukça zengin bir hikaye dağarcığına sahiptirler.Güldürü amaçlı hikayelerin yanı sıra,İslami kaynaklardan,İran efsanelerinden,Türk hikaye ve masal geleneğinden alınan konularla çok sayıda meddah hikayesi oluşturlmuştur.Meddah bu hikayeleri anlattığı sırada,kişilerin değişik konuşma biçimlerini aktarmaya çalışır,hayvanların veya cansız nesnelerin taklitlerini yapar;sırası geldiğinde şarkılar,türküler de söyler.
Meddahlar gösterilerini çoğu zaman kahvehanelerde bir yükselti üzerinde gerçekleştirmişlerdir.
Kukla: Kukla oyunları yanlış anlamalar,açık saçık sözler,çift anlamlı deyimler ve bol bol kullanılan dayak,pataklama sahneleriyle güldürüye yönelmiştir.
Karagöz: Bir gölge oyunudur.Gösterimci tiyatronun oyun biçimini kullanır.Bir doğaçlama türü olan karagözde komedi öğesi ağır basar.Gerilimi merak öğesi sağlar.Sözcükleri yanlış anlama,ters yanıtlar verme,ağız taklitleri,kötü ve gülünç duruma düşme entrikaları karagöz oyunundaki gülmeceyi sağlayan öğelerdir.
Orta oyunu: Çevresinde seyircilerin oturduğu bir alanda,oyuncuların belli bir metne dayanmadan,doğaçtan oynadığı geleneksel Türk gösteri sanatıdır.Orta oyunu 17.yy’dan itibaren izine rastlanan çeşitli müzik,dans,kollarının bir sentezi olarak ortaya çıkmıştır.19. yüzyılın ikinci yarısı ve 20. yüzyılın ilk çeyreğinde kesin biçimini almış en parlak dönemini Sultan Abdülaziz döneminde yaşamıştır.

Tiyatro eserleri, aynı zamanda halkın sesi oluyor. Hayatta gülünecek şeylerden bile ders çıkarılması konusunda önemli bir işleve sahiptirler. Bu oyunlar toplumsal hicve de büyük önem verirler. Tabi belli bi r takım önemli özelliklere de sahiptirler:
*Bu oyunlar XIX. yy'a gelinceye kadar hep sözlüdür; fakat Avrupa'da ise başlangıcından beri yazılı olarak sahnelenmiştir.
*Tiyatro doğrudan doğruya dile dayanan bir edebi türdür; seyircinin mizah ve komedi anlayışını geliştirmekteki ve dili kavramasındaki işlevi önemlidir.
*Tiyatro karşılıklı konuşmalara dayanan kısa cümlelere dayalı bir türdür. Cümleler kısa ve öz olmalı; monologlardan kaçınılmalıdır.

TANZİMAT ve İSTİBDAT DÖNEMİ TÜRK TİYATROSU(1839-1908)

Osmanlı İmparatorluğu içinde 18. Yy başlarında ortaya çıkan batılılaşma eğilimleri tiyatro alanındaki etkisini 19. Yy’dan sonra göstermeye başladı.Geleneksel yaşam biçiminin terk edilerek Avrupa örneğinde modern bir toplum düzenine geçilmesini amaçlayan Batılılaşma eğilimi, saray çevresi, yüksek devlet görevlileri, aydınlar ve basın tarafından desteklendi.Batılılaşmanın geniş halk kitlelerine yayılması ve benimsetilebilmesi için Tanzimat yıllarından başlayarak,Batı örneğinde yeni bir Türk tiyatrosunun geliştirilmesine çalışıldı.Çerçeve sahnesi,dekoru,oyunları ve oyunculuk biçimiyle geleneksel seyirlik anlayışından çok farklı olan bu yeni tiyatro anlayışının yerleşmesinde yabancı elçiliklerinin,azınlıkların,levantenlerin ve sıksık İstanbul ile İzmir’e dışarıdan gelip temsiller veren yabancı toplulukların (turup) katkıları oldu.
Tanzimat tiyatrosu batılı anlamda tiyatronun başladığı dönemdir.Tiyatro bu dönemde çeviri ve uygulamalarla batıya, yerli oyunlarla Türk halkına açıldı;sansürle de ilkin bu dönemde tanıştı.
Türkiye’ye Batı tiyatrosunun girmesinde III.Selim,II.Mahmut ve Abdülmecit gibi yenilikçi padişahların büyük katkısı vardır.III.Selim döneminde İstanbul’da opera oynandı,bir tiyatro binası yapıldı.1830’da İzmir’de bir tiyatro binası inşa edilerek oyunlar sahnelendi. Gazeteciliğin de tiyatro türünün gelişmesindeki katkıları büyüktür.1860'lı yıllarda İstanbul'da Hoca Naum, Şark, Hasköy, Ortaköy adlarıyla yabancı tiyatro grupları (trup) ortaya çıkmıştır.Bunların yanında Ermenilerin kurmuş olduğu Güllü Agop (Gedikpaşa'da); daha sonraki adı "Tiyatro-yı Osmâni" olan tiyatro da Batılı manada ki ilk yerli eserlere ev sahipliği yapamalarından dolayı,dönemin önemli tiyatro sahneleridir. Bu tiyatro grubunuda aynı zamanda, Namık Kemal, Ahmet Midhat Efendi,Direktör Âlî Bey (oyunculara diksiyon derslerinin verilmesi ve eserlerin oynanmadan önceki analizlerinin yapılması bu heyetin önemli vazifelerindendir) gibi dönemin önemli şahsiyetlerinden oluşan bir edebi heyetin bulunması da bu tiyatro grubunun diğer tiyatro gruplarından farkının olduğunu bir göstergesidir.
Letâfet Apartımanı adı ile anılan bina ise İstanbul'un ilk apartımanı olması özelliğinin yanında,bu apatımanın ilk katının Dârü'l bedâyî(güzel sanatlar eğitim merkezi);ikinci katının ise Dârü'l elhan(konservatuar)olarak kullanılması bu binaya ilk şehir tiyatrosu olma özelliği de kazandırmıştır.Vezneciler Şehzâdebaşı'ndaki Direklerarası adıyla anılan mekan ise ta ki Cumhuriyet Dönemi'ne kadar önemli bir kültür merkezi olarak nitelendirilmiştir.


Bursa'da kurulan Ahmet Vefik Paşa tiyatrosu da döneme damgasını vuran önemli bir kültür abidesi olmuştur.

Tanzimat döneminde öteki edebiyat türlerinde olduğu gibi,oyunlarda da toplumsal yarar ön plana geldi.Oyunlarda,toplumun aksayan yönlerini işleyen tiyatro yazarları ibret verici sonuçlar çıkarılmasına özen gösterdiler.
Tanzimat döneminin,yazılan ama yayımlanmayan ilk yerli tiyatro eseri Hayrullah Efendi'nin Hikâye-i İbrahim Paşa be İbrahim-i Gülşeni adlı,dörtperdelik dramıdır.Şinasi’nin Şair Evlenmesi oyunuysa 1860’da yayımlanan,bir başka deyişle kamuoyu önüne çıkan,derine etki eden,ilk yazılı tiyatro yapıtıdır.Bu yanı ile "ilk" lik özelliği taşımaktadır.Bu eser önceleri Tercümân-ı Ahvâl'de tefrika ;daha sonraları ise küçük kitapçıklar hâlinde yayınlanmıştır.Birbirini görmeden evlenmenin ortaya çıkardığı gülünç durumları işleyen bu güldürüde,orta oyunuyla Moliére güldürülerinin etkileri açık olarak görülür.Bu eser karakter adlarının da rollere uygun olarak verilmesi,eserin özgünlüğünü ortaya koymaktadır.Piyes yazarı Ali Haydar Bey (1836-1913) Sergüzeşt-i Perviz adlı yapıtıyla ilk tragedya örneğini vermiştir.
Tiyatroyu en etkili eğitici ve öğretici tür olarak kabul eden Namık Kemal tümü dram türünde(Victor Hugo,Shakespeare...) olan oyunlarında toplumsal ve tarihsel konuları işlemiştir.Gülnihâl, Vatan yahut Silistre,Akif Bey,Kara Bela gibi oyunları bu türün en güzel örnekleridir.
Namık Kemal ile Şinasi arasındaki bu geçiş döneminde de önemli eserler edebiyatımızdaki yerini almıştır.Bu dönemde Âli Bey'in mudhika içerikli eserleri(Kokana Yatıyor,Geveze Berber,Misâfir-i İstiskâl...) ve yine Recaizâde Ekrem'in eserleri(Atala Yahut Amerika Vahşileri,Afife Anjelik,Vuslat,Çok Bilen Çok Yanılır...)önemli yer teşkil etmektedir...


Alıntı