SEVR ANTLAŞMASI (10 Ağustos 1920)

Osmanlı devleti ile itilaf devletleri arasında imzalanan barış antlaşması

Mondoros mütarekesi ile itilaf devletleriyle arasındaki savaşı sona erdiren Osmanlı devleti, mütarekenin ağır koşullarını kabul etmek zorunda kalmış, silahlarına el konulmuş, çok küçük bir kuvvet dışında askeri terhis edilmiş ve İstanbul, İtilaf donanması tarafından işgal edilmiştir.
30 Ekim 1918 ‘den sonra geçen süre içinde, 15 Mayıs 1919 ‘da İzmir, Yunanlılarca işgal edilmiş, bundan dört gün sonra da Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkmasıyla Anadolu’da ülkeyi içinde bulunduğu durumdan kurtaracak, İstanbul’dan bağımsız bir eylem başlatılmıştır.
İstanbul’un İngilizler tarafından işgalinden kısa bir süre sonra , Ankara ‘da Büyük Millet Meclisi toplanmış ve Türk milletinin tek temsilcisi olduğunu ilan etmiştir. Ancak Ankara Hükümeti’ni tanımayan ve asi ilan eden İstanbul Hükümeti, İngilizlerinde desteği ile Anadolu’ya ayaklanmalar çıkartarak, milli mücadeleyi önlemeye
çalışmıştır.
Diğer yandan itilaf devletleri Osmanlı İmparatorluğu’nu parçalayıp, bölüşmek için San Remo’da toplanmış. 18-26 Nisan 1920 arasında yapılan görüşmelerde, Amerika Birleşik Devletleri’nin isteği ile Doğu Anadolu’da bir Ermeni devleti kurulması, Boğazlar Komisyonu’nda Rusya’nın temsil edilmesi, Arap ülkelerinin Osmanlı yönetiminden kurtarılması, Trakya ve İzmir’in Yunanistan’a verilmesi, Irak ve Filistin’de İngiliz, Suriye de Fransız mandasının kurulması, İtalyanlara ve Fransızlara Güney ve Güneydoğu Anadolu’da nüfus bölgeleri verilmesi vb. öngörülmüş ve alınan kararlar. 2 Mayıs 1920’de Osmanlı Hükümeti’nde duyurulmuştur.
Konferansın toplandığı günlerde, Ankara’da Birinci Büyük Millet Meclisi açıldığı halde İstanbul’un Anadolu’da doğacak bir harekete engel olacağına inanan İtilaf devletleri, barış konferansına Ankara’yı çağırmamışlardır.
İstanbul’a iletilen koşulların ağırlığı Damat Ferit Paşa başkanlığındaki hükümeti zor duruma düşürmüş ve İngiliz Yüksek Komiserliği’nden hafifletilmesi istenmiştir.
Antlaşmanın imzalanması için Osmanlı delegelerini Fransa’nın Sevr banliyösüne davet eden İtilaf devletlerinin bu isteği üzerine, Osmanlı Hükümeti’ni temsilen eski sadrazamlardan Tevfik Paşa başkanlığında Dahiliye nazırı Reşit Bey, Maarif nazırı Fahrettin bey ve Nafia nazırı Cemil Paşa’dan oluşan bir heyet gönderilmiştir.
Mustafa Kemal , İstanbul Hükümeti’nin barış konferansına çağrılmasından sekiz gün sonra bir açıklama yaparak, TBMM Hükümetinin kurulduğunu bütün Avrupa başkentlerine duyurmuş, buna karşın Ankara Hükümeti, konferansa çağrılmamıştır. Ancak, Mustafa Kemal’in duyurusu, Türk Milletinin temsil edilmediği bir toplantıda imzalanan antlaşmanın kabul edilmeyeceğini ortaya koymuştur.
Sevr’e giden heyetin başkanı Tevfik Paşa, 11 Mayısta bildirilen barış koşullarını çok ağır bularak reddetmiş ve geri dönmüştür. İtilaf devletleri Osmanlı Hükümeti’ni antlaşmaya zorlamak için Yunanlıların Anadolu’daki ilerlemesini hızlandırmış Balıkesir, Bursa ve Uşak işgal edilince, delegelerin başkanlığına İngiltere üzerinde etkisi olduğuna inanılan Sadrazam Damat Ferit Paşa getirilmiştir. Sevr’e giden paşa Osmanlı Devletinin karşı önerilerini 25 Haziranda İtilaf devletlerine sunmuştur. Yaklaşık yirmi günlük bir bekleyişten sonra hala cevap alamayan sadrazam 14 Temmuzda İstanbul’a dönmüştür.
17 Temmuzda ,Fransız temsilcisi Mitterhand tarafından, barış konferansının teklifleri Reşit Bey’e iletilmiş , tahtını kaybetmekten korkan Vahdettin , antlaşmanın biran önce imzalanmasını sağlamak için saltanat Şurasını toplamış ,şura bir çekimser oyla koşulların kabul edilmesini kararlaştırmış, İmza için Fransa’ya , Ayan üyesi Hadi Paşa başkanlığında , Rıza Tevfik ve Bern elçisi Reşat Halis Bey’den oluşan bir heyet gönderilmiştir.
İtilaf devletlerinin barış koşullarının Reşit Bey’e iletilmesinden bir gün sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi, yapılan gizli toplantıda Misak-ı Milli sınırları içindeki toprakları ve ulusu kurtarmak için ant içmiş, böylece imzalanacak bir antlaşmayı tanımayacağını ortaya koymuştur.
10 Ağustos 1920 de imzalanan Sevr antlaşması, 12 bölüm ve 433 maddeden oluşmuştur. Antlaşma ile Osmanlı Devleti, Tunus, Libya, Mısır, Süveyş, Sudan ve Akdeniz adaları üzerindeki haklarını terk etmiş, Hicaz’da bağımsız bir devletin Irak, Suriye, Filistin’de İngiltere manda yönetimini kurulmasını Kıbrıs’ın resmen İngiltere’ye katılmasını kabul etmiştir.
Osmanlı Devleti’nin güney sınırının Ceyhun ırmağının kaynağından başlayarak Osmaniye, Gaziantep, Urfa , Siverek’ten geçmesi; doğuda, bırakılan toprakları ve sınırlarını ABD başkanı Wilson’un belirleyeceği bir Ermenistan’ın kurulması ; Rumeli sınırının Istranca-Çatalca çizgisi olarak belirlenip, batısında kalan toprakların Yunanistan’a bırakılması ; Osmanlı İmparatorluğuna bağlı kalmakla birlikte, İzmir ve çevresi Kırkağaç , Akhisar, Ödemiş, Söke ilçelerinin yönetimin Yunanistan’a verilmesi ayrıca antlaşmanın yürürlüğe girdiği tarihten beş yıl sonra yerel parlamentoya , Yunanistan’a katılma hakkı tanınmış İzmir’de Osmanlı egemenliğini istihkamlardan birine çekilecek bir bayrağın temsil etmesi kararlaştırılmıştır. Antlaşma ile Marmara kıyılarının yönetimde kurulan boğazlar komisyonuna bırakılmıştır.
Siyasal hükümler bölümünde, barış antlaşması uygulanmasında göstereceği kolaylığa bağlı olarak, İstanbul’un Osmanlı Saltanatının ve Hükümetinin merkezi olma özelliğini koruması, antlaşmanın uygulanmaması halinde İstanbul’un statüsünün yeniden gözden geçirilmesi ;
Boğazlar yönetiminin bölgedeki Osmanlı Jandarması’nı kullanma hakkına sahip olması,
Doğu bölgesinin, antlaşmanın uygulamaya konulmasından beş yıl sonra Osmanlı Devleti’nden ayrılmak istemesi halinde, Osmanlı Hükümetinin buna engel olmaması tersine yeni devletin kurulmasını kolaylaştırması ;
Osmanlı vatandaşlarının, müttefiklerin veya yeni kurulan devletlerden herhangi birinin uyruğu olmakta ve Türkiye’de azınlık konumunda yaşamada serbest olmaları kararlaştırılmıştır.
Azınlık hakları bölümünde, Osmanlı Hükümetinin topraklarında yaşayan azınlıkların din, yayın eğitim gibi özgürlüklerinin kontrol yetkisini müttefiklere devir ettiğini, İtilaf devletlerinin bu konularda her türlü önlemi alma hakkı olduğunu kabul ettiği belirtilmiştir.
Askeri hükümler bölümünde, Osmanlı Ordularının dağıtılması, Padişah’ın korunması için, 700 kişilik bir muhafız kuvveti ve Türkiye’de emniyeti sağlamak için 35.000 kişilik bir jandarma kuvveti ile gerektiğinde buna takviye edecek 15.000 kişilik bir ihtiyat kuvvetinden başka asker kuvveti bulundurulmaması kararlaştırılmış. Bu kuvvetlerde ağır silah olarak yalnızca makinalı tüfek bulundurulabileceği, top uçak bulundurulamıyacağı, deniz güvenliği içinde 600 tonilatoyu aşmamak koşuluyla 13 gambot ve torpido kullanma hakkı tanındığı belirtilmiştir.
Mali yükümler bölümünde, müttefiklerin Osmanlı İmparatorluğunun mali durumunu düzenlemek için ayrı bir komisyon kurmaları, Türk Hükümetleri’nin bu komisyonun kararlarına göre hareket edecekleri, Osmanlı Devleti’nin bu komisyonu uygun görmediği tedbirleri almayacakları öngörülmüştür.
Gümrükler bölümünde, gümrüklerin, müttefiklerin kontrolünde bulunacağıi genel müdüründe komisyon tarafından atanıp görevden alınacağı belirtilmiştir.
Ekonomik hükümler bölümünde , Osmanlı Hükümeti’nin I. Dünya Savaşı’nda kaldırdığı kapütülasyonların olduğu gibi kalması ve bütün itilaf devletleri uyrukları için geçerli olması kararlaştırılmıştır.
Bu genel hükümler dışında, her konuyu ayrıntıları ile düzenleyen Sevr antlaşması İtilaf devletlerinin Osmanlı Devleti’nin tümüyle parçalama amaçlarına uygun olarak Anadolu’nun ortasında küçük bir toprak parçası dışında Türk’lere hiçbir şey bırakmamış askeri gücünü tümüyle yok etmiş, ekonomisini kendi yönetimine almış ve bir devleti ortadan kaldırmıştır.
Vahdettin ve Sadrazam Damat Ferit Paşa’nın imzalayarak kabul ettiği bu antlaşma , Ankara Hükümeti tarafından tanınmamış ve Kurtuluş Savaşı’nın kazanılıp itilafçıların Anadolu’dan kovulması ile uygulama şansı da bulamamıştır.

LOZAN ANTLAŞMASI


Lozan antlaşması, Kurtuluş savaşı sonrasında Ankara Hükümeti ile İtilaf devletleri ve öteki ilgili devletler arasında imzalanan antlaşma (24 Temmuz 1923) Türkiye’nin Misak-ı Milli ilkeleri çerçevesinde (Musul hariç) bağımsız ve egemen bir devlet olarak tanınmasını sağlamış, ölü doğan Sevr antlaşmasının yerini almıştır.
Kurtuluş Savaşındaki askeri zaferin ardından yapılan Mudanya Mütarekesi görüşmeleri (3-11 Ekim 1922) sırasında , İsviçre’nin Lozan kentinde, kalıcı barış antlaşmasına yönelik bir konferans toplanması kararlaştırıldı. Konferansa Türkiye, İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya ve Sırp-Hırvat-Sloven devleti katılacaktı. Türkiye’nin isteği üzerine boğazlar ile ilgili görüşmelere katılmak üzere Sovyet-Rusya’nın da konferansa çağırılması kabul edildi. ABD konferansta gözlemci olacak Bulgaristan’ın Ege denizine çıkabilme sorunu gündeme geldiğinde görüşmelere bu devletin temsilcisi de alınacaktı. Konferansta yalnızca Türkiye ile Yunanistan arasındaki sorunlar görüşülmeyecek, Türkiye ile İtilaf devletleri arasında I. Dünya Savaşını sonuçlandıracak hükümler kaleme alınacaktı.
Müttefiklerin İstanbul Hükümeti’ni de konferansa çağırması üzerine TBMM Osmanlı Devletine son veren ve Saltanatı kaldıran tarihsel kararını aldı .(1 Kasım 1922) Böylece konferansta Türkiye’yi tek ve gerçek temsilcisi olan TBMM Hükümeti temsil etti. Hariciye Vekil İsmet Paşa’ nın başkanlık ettiği Türk Heyetinde Sıhhiye Vekili Rıza Nur Bey ve eski Maliye Vekili Trabzon Mebusu Hasan Bey’ de (Saka) yer alıyordu.
21 Kasın 1922 de başlayan Lozan Konferansı, İtilaf Devletleri’nin Sevr Antlaşması’nın (1920) temel alma yönündeki dayatmasına Türkiye’nin direnmesi ve görüşmelerin zaman zaman kesintiye uğraması nedeniyle sekiz ay sürdü. Konferansta asıl mücadele İngiltere ve Türkiye arasında ceryan etti. İngiltere Musul ve Boğazların statüsü, Fransa Kapütülasyon’ lar, Osmanlı borçlarının ödenmesi ve ayrıcalıklar gibi sorunlara ağırlık verdi. İtalya’nın önem verdiği konular ise Ege adalarının geleceği ve kabotaj sorunu idi.
Konferansın 4 Şubat 1923 e değin süren ilk bölümünde bazı konular üzerinde antlaşma sağlandı. Buna göre Doğu Trakya sınırı, Mudanya Mütarekesinde belirlendiği biçimde Meriç Irmağı olacak, İmroz ve Bozcaada Türkiye’ye verilecek, Anadolu kıyılarındaki Yunan adaları askerden arındırılacaktı. İstanbul’da yaşayan Rumlar ile, Batı Trakya’da yaşayan Türk’ler dışında Türkiye’deki bütün Rumlar ile Yunanistan’daki bütün Türk’ler değiştirilecekti. Suriye sınırı için Fransa ile 1921 de yapılan Ankara antlaşması temel alınacaktı. On iki ada İtalyanlara bırakılacaktı.
Boğazların statüsü konusunda ilke olarak yabancı gemilerin boğazlardan serbest geçişi kabul edildi. Bununla birlikte savaş gemilerinin tonajı bakımından, ayrıca Türkiye’nin konumuna göre savaş dönemleri ile ilgili bazı sınırlamalar getirildi. Çanakkale ve İstanbul Boğazları’nın kıyıdan başlayarak 15-20 km lik bir şerit boyunca askerden arındırılması kararlaştırıldı. Yabancı gemilerin geçişini denetlemek üzere, bir Türk temsilcisi başkanlığında, anlaşmaya taraf devletlerin temsilcilerinden oluşan bir komisyonunda kurulması öngörüldü.


Bütün bu uzlaşma noktalarına karşın Osmalı borçlarının geleceği, Musul sorunu, Kapitilasyonlar ile İstanbul ve Boğazlarının İtilaf Devletlerince boşaltılması konusunda anlaşmaya varılamadı. Bu konular görüşmelerin 23 Nisan 1923 te başlayan ikinci bölümünde ele alındı. Türk heyeti Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı’na girerken tek yanlı bir kararla kaldırmış olduğu Kapitilasyonların yeniden konmasına karşı kesin bir tutum takındı. Antlaşmanın 28. Maddesi ile Kapütilasyonlar bütünü ile kaldırıldı, ayrıca Türkiye’nin Kabotaj hakkı kabul edildi. Konferansta ele alınan önemli bir konuda müslüman olmayan azınlıkların yasalar önünde eşitliğinin, dinsel ve kültürel haklarının güvence altına alınması idi. Azınlıkların korunması ile ilgili maddelere, anlaşmaya aykırı kural koymama ve işlem yapmama yükümlülüğünü öngören bir hükümde kondu. Türkiye topraklarında yaptığı zararı tazmin etmesi için Yunanistan’a yaptığı başvuruyu, Yunanistan’ın herhangi bir tazminat ödeyecek durumda olmaması nedeniyle geri aldı. Buna karşılık Mudanya Mütarekesi’nin sorunlu bölgesi olan Karaağaç, Tazminat olarak Yunanistan tarafından Türkiye’ye bırakıldı. Musul Sorunu ve Osmanlı Borçları konusunda anlaşmaya varılamadığından bunların daha sonra ele alınması kararlaştırıldı.
TBMM 23 Ağustos 1923 ‘te 341,342,343,344 sayılı dört yasa ile Lozan antlaşması ve eklerini onayladı. Antlaşma, yeterli onay belgesi sayısına ulaşılması ile 6 Haziran 1924 ‘te yürürlüğe girdi.

Lozan Boğazlar Sözleşmesi , Resmi adı BOĞAZLARIN TABİİ OLACAĞI USULE DAİR MUKAVELENAME. Lozan antlaşması uyarınca Çanakkale Boğazı, Marmara Denizi ve İstanbul Boğazı’ndan geçiş serbestliği ilkesini düzenleyen ve İngiltere, Fransa,İtalya, Japonya, Bulgaristan, Yunanistan , Rusya , Sırp-Hırvat-Sloven devleti ve Türkiye arasında imzalanan sözleşme. (24 Temmuz 1923)
Sözleşme hastane gemileri, gezinti gemileri, balıkçı gemileri ve sivil uçakları da kapsamak üzere ticaret gemilerinin ve yardımcı gemiler ve askeri nakliye gemileri, uçak gemileri ve askeri uçakları da kapsamak üzere savaş gemilerinin boğazlardan geçiş rejimini üç ayrı döneme göre ele alıyordu: Barış Dönemi, Türkiye’nin tarafsız kaldığı savaş dönemi ve Türkiye’nin taraf olduğu savaş dönemi. Bu ayrım çerçevesinde ticaret gemileri barış ve Türkiye’nin tarafsız kaldığı savaş dönemlerinde, tam geçiş serbestliğinden yararlanacaktı. Türkiye’nin taraf olduğu savaş döneminde, düşmana yardım etmeme ve Türkiye’nin denetimi koşulları ile gene geçiş serbestliği tanınacaktı. Savaş gemileri için barış döneminde tam geçiş serbestliği öngörülüyordu. Bir devletin Karadeniz’e gitmek üzere boğazlardan geçirebileceği en büyük kuvvet, Karadeniz’de en güçlü donanmaya sahip devletin donanmasından daha büyük olmayacaktı. Bununla birlikte devletlere Karadeniz’e her zaman ve her durumda, her biri 10000 ton u geçmeyen üç gemiyi aşmayacak bir deniz kuvveti gönderme hakkı tanınıyordu. Bu hükümler, Türkiye’nin tarafsız kaldığı savaş döneminde de uygulanacaktı. Türkiye’nin taraf olduğu savaş döneminde ise geçiş serbestliği yalnız tarafsız savaş gemileri için söz konusu olacaktı. Bu durumda Türkiye, düşman gemi ve uçaklarının Boğazlardan geçişini önlemek için önlemler alabilecek ama tarafsız gemi ve uçakların geçiş serbestliğine zarar vermeyecektir.
Sözleşme ile Çanakkale ve İstanbul boğazlarının her iki kıyısının askerden arındırılması öngörülüyordu. Emir-Ali adası dışındaki bütün Marmara Denizi adaları ile Eğe Denizindeki Semadirek, Limli, İmroz (Gökçeada), Bozcaada ve Tavşan adaları da aynı konumda olacaktı. Bu yerlerde ancak iç güvenliğin korunması için gerekli ve sayıları sözleşmede saptanmış polis ve jandarma kuvvetleri bulundurulabilecekti. Bu bağlamda İstanbul için özel bir rejim belirleniyordu.
Sözleşme ayrıca Türk temsilcisinin başkanlığında imzacı taraf temsilcilerinin yer alacağı bir uluslar arası komisyonun kurulması hükmünü getiriyordu. Bu komisyon milletler cemiyetinin koruyuculuğu altında görev yapacak ve cemiyete her yıl çalışmaları ile ilgili bir raporun yanısıra gemilerin gidiş gelişlerine ilişkin bütün bilgileri sunacaktı.
Gerek geçiş serbestliği hükümlerine aykırılık, gerek beklenmeyen bir saldırı ve savaş eylemi sonucunda geçiş serbestliği ve askerden arındırılmış bölgelerin güvenliği tehlikeye düştüğünde genelde bütün imzacı devletler, öncelikle de Fransa , İngiltere, İtalya ve Japonya Milletler cemiyetince kararlaştırılan önlemlere başvurabileceklerdi.
Sözleşmede yürürlük sırası ile ilgili herhangi bir sınır bulunmuyordu. Japonya ve İtalya’nın uluslar arası saldırgan bir politika izlemeleri nedeniyle ortaya çıkan gelişmeler üzerine Türkiye askerden arındırılmış bölgelerin güvenliği konusundaki kaygılarını bir notayla(11 Nisan 1936) bütün imzacı devletlere bildirdi. Bu noktada 4 büyük devletin ortak garantisine ilişkin hükmün işlemez hale geldiğine Türkiye’yi topraklarına yönelik bir dış tehlikeden pratik olarak koruyamayacağı savunuluyordu. Ayrıca Türkiye’nin bir saldırıya karşı gerekli güvenli koşullarını sağlayacak ve Akdeniz ve Karadeniz arasındaki ticari ulaşımı güvence altına alacak yeni bir düzenleme için görüşmelere de başlamaya hazır olduğu belirtiliyordu.
İtalya dışında bütün taraflarca olumlu karşılanan bu talep üzerine 22 Haziran 1936 ‘da Montreux ‘de toplanan konferans çalışmalarını 20 Temmuz 1936 ‘da tamamlayarak Monterux sözleşmesini imzaladı.
Lozan Konferansı, Almanya’nın I.Dünya savaşı ile ilgili tazminat borçlarını tazmin etmek amacıyla düzenlenen konferans (Haziran-Temmuz 1932 ).
Alacaklı devletleri oluşturan İngiltere, Fransa, Belçika ve İtalya ile Almanya’nın katıldığı konferans, dünyadaki iktisadi bunalımın tazminat ödemelerini olumsuzlaştırdığı kararına vardı. Almanya’nın 1929 da kurulan Uluslararası Ödemeler Bankası’nın, %5 i[1] ödenebilir 3milyar Reicshmark tutarında tahvil vermesi karşılığında savaş borçlarını iptal eden alacaklı devletler, ABD ‘ye olan kendi savaş borçları konusunda tatmin edici bir çözüm bulununcaya kadar Lozan protokolünün onaylanmaması yönününde bir centilmenlik anlaşmasına vardılar.
Lozan protokolü İmzacı devletlerce onaylanmadıysa da , Almanya’dan tazminat almaya yönelik girişimlerin son bulmasını sağladı.

[1] Kaynak – Ana Britannica, Büyük Kültür Ansiklopedisi