Kalp hastaları nasıl beslenmeli?

Sağlık harcamalarının artması, “koruyucu tıp” önlemlerini yeniden gündeme getirdi.

Çünkü “hastalıkları önlemek” tedaviden çok daha ucuz. Amerika’da “Obama yönetimi”, bizde SGK tedavi giderlerini azaltmanın yollarını arıyor. Ayrıca koruyucu tıp hasta olunca ortaya çıkabilen can sıkıcı bazı problemleri yaşamanızı da önlüyor ve Dr. Murat Tuzcu’nun Milliyet’te yazdığı gibi “koruyucu tıbbı teşvik edici bir kültüre yönelmek tek çare” gibi görünüyor.

Kalp-damar hastalıklarında ilaç, stent veya by pass operasyonlarına harcanan paralar inanılmaz boyutlarda. Ayrıca bu çözümlerin hepsinin “bedensel” maliyetleri de var. Bu nedenle beslenme tarzınız çok ama çok önemli.

Ama yine de herkese aynı diyeti öneremeyiz. Önce yaşam tarzınızı, geçirdiğiniz sağlık sorularını ve kişisel düşüncelerinizi bilmemiz gerekiyor. Bu yüzden kalp krizi geçirmiş, by pass olmuş, stent takılmış veya bir şekilde kalp damarlarında sorun tespit edilmiş olan hastaların şu üç yoldan hangisini seçeceklerine karar vermeleri lazım:

SiZiN SEÇiMiNiZ HANGiSi?


Birinci seçim: Yeni bir kalp krizi geçirmek, kalp ağrıları çekmek, ileride yeniden by pass olmak veya stent taktırmak istemiyorum. Bunun için beslenmemi ve hayat tarzımı tamamen değiştirmeye razıyım.

İkinci seçim: Tamam, sigarayı bırakayım, yağlı yiyecekleri azaltayım ama tamamen etsiz, sütsüz, peynirsiz, yağsız bir diyet yapmam.

Üçüncü seçim: Ben bu dünyaya bir kere geldim. Bu yüzden ne sigarayı bırakmayı ne diyet yapmayı düşünüyorum.

Bu seçimlerle ilgili sorularınızı yine Dr. Murat Kınıkoğlu yanıtlıyor...

SORU 1: Bu seçimi sadece kalp hastalarının değil, ailesinde kalp hastalığı olanların hatta sağlıklı insanların da yapması doğru olmaz mı?

- Haklısınız, insanların gelecekte kalp hastası olup olmayacakları, olacaklarsa erken yaşta mı yoksa ileri yaşta mı olacakları büyük ölçüde yapacakları bu seçime bağlıdır. Doktor olarak her üç görüşe de saygı duyarız. Neticede herkes hayatıyla ilgili kararı kendisi verir. “Doktor bey, öyle veya böyle hepimiz öleceğiz, üç gün önce, üç gün sonra ne fark eder” diyen birine zorla belirli bir yaşam tarzını kabul ettiremezsiniz.

SORU 2: Tamamen yağsız ve şekersiz bir diyet uygulayanlar kalp-damar hastalığından tamamen kurtulabilir mi?

- Evet, kurtulabilir. Uygulaması çok zor bir diyet ama sonuçta vücudunuzun motorunu garantiye alıyorsunuz. Cleveland Clinic doktorlarından Dr. Esselstyn, çoğu doktor olan 29 hastasına 20 yıl süreyle bu diyeti uyguladı. Hastaların hepsi daha önce kalp damarları ileri derecede tıkalı olduğu için by pass şanslarını kaybetmiş sorunlu vakalardı. Dr. Esselstyn’in diyetini yaptılar ve dört yıl sonra çekilen koroner anjiyografilerde, daralmış-tıkanmış olan kalp damarlarının açıldığı görüldü.

SORU 3: Beslenme önerilerinin faydalı olmadığı hastalar var mı?

- Tüm kalp-damar hastaları bu diyetten faydalanır, yeter ki yapabilsinler. Sadece şeker hastalarına istedikleri garantiyi veremiyorum, çünkü bu hastalarda kolesterolü kontrol altına alsak bile şekerin yaptığı hasarı diyet önlemleri ile sıfırlamak zor oluyor. Yine de şekeri olan hastaların da bu diyeti yapmasında büyük fayda var, çünkü şekeri ve beyaz un tüketimini sıfırladığımız için bu hastaların şeker ilacına ihtiyaçları azalıyor, yaşam süreleri uzuyor.

SORU 4: Kalp koruma diyetine uyum oranı nasıl? Hastalar bu diyeti “çok sıkı” bulmaz mı?

- Doğrudur. Kalp hastalığı teşhisi yeni konulmuş hastalar ilk günlerde hem de büyük bir azimle birinci şıkkı seçerler. “Kapsamlı Yaşam Değişikliği Programı”nı seçen hastaların sigarayı hemen bırakmalarını istiyor, yağ, şeker ve hayvansal gıdaları tamamen kaldırıyor, her gün spor yapmalarını öneriyoruz. Yüzde 20’lik bir grup tüm diyet kurallarına riayet ederek devam ediyor, kalan yüzde 80’lik grup diyetin sıkı olduğunu görünce vazgeçebiliyor. Bu hastalar eskiye göre daha dikkatli besleniyorlar ama tam bir diyet yapmıyorlar. Bu hastalar şunu unutmamalılar ki; ama 5 yıl ama 10 yıl sonra tekrar kalp sorunları ile uğraşmaya başlayacaklar.

Kolesterol nedir?

Kolesterol, vücudunuzda önemli rolleri olan birkaç yağ çeşidinden biridir. Koroner hastalığında risk faktörü oluşturması nedeniyle insanların kolesterol hakkında olumsuz düşünmelerine rağmen, hücre membranlarının önemli bir bileşenidir ve vücudunuzdaki tüm hücrelerin yapısı ve fonksiyonu için önem taşır.

Kolesterol aynı zamanda belirli hormonların da yapıtaşıdır. Ancak kolesterol, arterlerde gelişebilen ve kan akımını zorlaştıran aterosklerotik plakların önde gelen maddesidir. Kan dolaşımındaki kolesterol seviyesi fazla yükseldiğinde aterosklerotik plakların gelişme olasılığı artar.

Kan dolaşımınızdaki tek yağ, kolesterol değildir. Kanda dolaşan diğer bir yağ şekli de trigliseritlerdir. Trigliseritlerin vücut tarafından enerji üretimi için kullanılan bir yakıt olduğu düşünülebilir.

Yağ olmaları nedeniyle ne kolesterol ne de trigliseritler suda çözünürler. Bir apoproteinle bir lipidin birleşimi bir lipoproteindir. Her bir lipoprotein çeşidi, yapısındaki lipit ve apoproteinin çeşidi ve oranıyla tanımlanmaktadır.

Vücudumuz kötü kolesterolü neden üretiyor?

LDL’nin fonksiyonu, kolesterolü tüm vücuda taşıyıp, hücrelerin membranlarının tamirinde kullanılmasını sağlamaktır. Böylece LDL, atardamarların duvarlarında kolesterol birikimine yol açmaktadır ki bu durum sert suyun su borularında kireç birikmesine yol açmasına benzer. Ancak kolesterol birikintileri su borularındaki gibi eşit kalınlıkta dağılım göstermeyip daha çok dağınık benekler tarzındadır.

HDL’nin görevi, kolesterolü karaciğere taşımaktır. Kolesterol burada değişime uğrayıp vücuttan atılır. Bir anlamda HDL, sistemdeki fazla kolesterolü emip gereksinim olmadığı yerlerde birikerek tahribata olanak vermeden atan “temizlik” ekibi gibidir.

Kolesterolle ilişkili riskte esas suçlanması gereken LDL kolesteroldür. Bunun tersi HDL kolesterol için geçerlidir: Fazla kolesterolü ortadan kaldırmaya çalıştığından, ne kadar çok HDL kolesterolünüz varsa, aterosklerotik plaklarda o kadar az kolesterol birikir.

Koroner arter hastalığına yakalanma riskinizi azaltmak için LDL’nin HDL’ye oranının nispeten düşük olması arzulanır.