İşçi alımı

+ Yeni Konu aç
Sayfa 2 Toplam 6 Sayfadan BirinciBirinci 1234 ... SonuncuSonuncu
Toplam 53 adet sonuctan sayfa basi 11 ile 20 arasi kadar sonuc gösteriliyor

Türk Musikisi Bestekarları..

Bakteri Müzik Katagorisinde ve Müzik Hakkında Forumunda Bulunan Türk Musikisi Bestekarları.. Konusunu Görüntülemektesiniz.->TANBURÎ MUSTAFA ÇAVUŞ (1700 ?-1770 ) Türk Sanat Mûsikîsi'nin bu önemli XVIII. yüzyıl bestekârı hakkında, üzülerek belirtelim ki bilgilerimiz çok ...

  1. #11
    ღ♥ღ íňãţçı мéĺéķ ღ♥ღ ραραтуα - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Üyelik tarihi
    Eylül.2007
    Nereden
    Ege..
    Mesajlar
    6.197

    Standart

    s11
    s11
    TANBURÎ MUSTAFA ÇAVUŞ (1700 ?-1770 )

    Türk Sanat Mûsikîsi'nin bu önemli XVIII. yüzyıl bestekârı hakkında, üzülerek belirtelim ki bilgilerimiz çok sınırlıdır. Türk Mûsikîsi tarihi ile ilgili belgelerde adı Tanburî Mustafa Çavuş, Mustafa Çavuş, Tanburî, Âşık, Âşık Tanburî gibi isimlerle anıldığı görülür. Doğum ve ölüm tarihleri belli değildir.
    Dr. Suphi Ezgi bazı kaynaklara dayanarak ailesinin Kadıköyü'nde oturduğunu, Kadıköylü Kadı Mehmed Efendi'nin oğlu olduğunu, bu yüzden "Kadı-zâde" adını aldığını söylüyor. Refik Ahmed Sevengil ise, Hâfız Hızır İlyas Efendi'nin "Vak'ayi-i Letâif-i Enderûn" adındaki eserine, Fatih'teki Ali Emirî kitaplığında 736 numarada kayıtlı Edirneli Derviş Hüseyin'in (H. 1146) tarihli güfte mecmuasına ve Suphi Ezgi'nin "Tanburî Mustafa Çavuş'un 36 şarkısı" adındaki eserine dayanarak, XVIII. yüzyılın ilk yıllarında doğduğunu ve aynı yüzyılın ikinci yarısından sonra ölmüş olabileceğini ileri sürüyor. Bu tahminlere göre mezarının yeri bilinmeyen bu büyük sanatkâr 1700-1770 yılları arasında yaşamış olabilir. Esad Efendi'nin verdiği kısa bilgiye göre Enderûn'dan yetişti ve saray geleneklerine göre "Çavuş" luk rütbesine kadar yükseldi.

    Saraydan ne zaman ayrıldığı, ne gibi görevlerde bulunduğu, kimlerden ders alarak yetiştiği bilinmezlik içindedir. Her ne kadar Kadıköyü'nde doğduğu ileri sürülüyorsa da Mustafa Çavuş, gelenek ve göreneklerine bağlı, halk mûsikîsi ve halk şiiri zevkini tatmış, bunu verdiği eserlerde kuvvetle hissettirmiş bir halk çocuğu olsa gerektir. Bu nedenle çağının özelliklerine uymayan, şen, şuh, nükteli ve samimi bir üslûbu ve ilginç bir sanatkâr kişiliği vardır. Şairane benliğinden doğan şiirlerine yapmış olduğu besteleri, aynen şiirleri gibi, her türlü özenti ve gösterişten uzaktır. Samimiyetten yola çıkmış, sanat endişesi ile hareket etmemiştir. Çağının mûsikî anlayışına uymamış, bir eserinin dışında büyük beste formlarında eser vermemiştir. Kendi tabiatına uygun olanı yaptığı için, o zamana göre alışılmışlığın dışında kalan şarkılarının sanat değeri çok yüksektir;şarkı formunun en güçlü öncülerindendir. Böyle olduğu için Mustafa Çavuş, ". . . mûsikîşinas olarak şarkı edebiyatımızda kendinden öncekilere göre yepyeni bir çığırın ve bugünün anlayışına , zevkine bütün tazeliği ve heyecanı ile seslenen bir seviyenin sahibidir. "

    ". . . mûsikîşinas olarak şarkı edebiyatımızda yapmış olduğu orijinalite kadar, şiirde de kendine mahsus bir çığır açmıştır. Kullandığı ölçülerin ritmik inkişafındaki şekillenmede güzel anlayış ve buluşları vardır. Makamlarımızın estetik ve karakterlerini pek güzel anlamış, kavramış ve ifâdelendirmiştir. Güfteleri, halk edebiyatımızın biraz şehir dili karışmış özel örnekleridir;hepsi kendisinindir. Şarkılarında söz ve ses olarak şen, şuh bir lirizm vardır. Bazı bestekârlarımızın üzerinde etkisi olduğu görülür. Nihayet Mustafa Çavuş, halk sanat ve zevk seviyesini şehir sanat ve zevk seviyesine ustalıkla uygulamayı bilmiş, başarmış en büyük şarkı bestekârlarımızdan biridir. "

    Bu şakrak, sevimli, neşeli ve çarpıcı uslûbun anlaşılması ve bellenmesi kolay olduğu, her zevke hitap ettiği için günümüze altmış dört eseri gelebilmiştir.

    Bunlardan otuz altısının notasını Dr. Suphi Ezgi 1948 yılında İstanbul Belediye Konservatuarı aracılığı ile yayınlamıştır. Bu şarkıların otuz beşinin aranağmesini Suphi Ezgi, "Dök zülfünü meydane gel" güfteli hisar-bûselik makamındaki şarkının aranağmesini de Udî Nevres Bey bestelemiştir. Birçok eseri de unutulmuştur. Eserlerinin biri beste, diğerleri ise şarkı formundadır. Bu eserlerinde yürük aksak, düyek, ağır düyek ve raks aksağı gibi usûlleri kullanmıştır.

    Mustafa Çavuş aynı zamanda bir hece, yâni halk şairidir. Şiirlerinde "Tanburî" mahlasını kullanmış, sade ve duru bir Türkçe ile özentisiz, duygulu ve sanatlı şiirler söylemiştir. Elde bulunan şiirleri gözden geçirilirse şiir geleneklerimiz içinde "Edebî Sanatlar"a sık sık yer verdiği görülür. Gerek mûsikîde, gerekse şiir söyleme sanatında ortaya koyduğu eserler onun "Âşık Mûsikîsi" ve "Âşık Edebiyatı" ile klâsik mûsikînin arasında yer aldığı ve kendine özgü bir sanatın mensubu bulunduğu dikkati çeker. Enderûn'dan yetişmiş olmasına rağmen mûsikî anlayışını değiştirmemiş, ilhamlarını sanatın dar kalıplarına sıkıştırmamıştır.

    Diğer bestekâr şairlerimizin halk şiiri vadisindeki söyledikleri dikkate alınırsa, Mustafa Çavuş'un güçlü bir "Hece Şairi" olduğu sonucuna varılabilir.

    Bu yönü yeterince araştırılmamış olan bestekârımız şiirlerinden örnekler seçerek vermeyi uygun buluyoruz. İşte "Cinaslı"bir şiiri:

    Keremkâni efendim gel gül yüze,
    Bülbül gibi hasret oldum gül yüze,
    Günde yüzün elli kerre görsem de,
    Tamahkârım, gözüm doymaz gül yüze.

    Nar-ı firkat yerden göğe erişti,
    Burc-u âhım kamer ile buluştu,
    Yüz elli yıl ede bâri ömrünü,
    Zâhir bâtın yıldızımız barıştı.

    Ne mümkindir ben durayım yüz yüze,
    Seyreyleyim hâl-i aşkım yüz yüze,
    Sultan-ı aşk dergâhında Tanburî,
    Çek çileni bir gün gele yüz yüze.
    Mustafa Çavuş şiirlerinde mûsikîmizde kullanılan bazı makamların isimlerini başka anlamlarda kullanmış, bunlardan bir takım söz oyunları yaparak aynı makamlardan besteler yapmıştır;meselâ Bûselik makamından bestelediği bir şiirinin son dörtlüğü şöyle:

    Mecnûn misal gibi hâlim,
    Sevdiğimi bilir Bâri.
    Tanburî'nin her nağmesi,
    Bûselik'tir gül'izârı.
    Muhayyer makamından bestelediği bir başka şiirinin son dörtlüğü ise şudur:

    Okundukça beste dilde,
    Tanburî'yi pek tut elde.
    Sen çıkarma, gözle aşkın;
    Muhayyer'dir zira perde.
    Şimdi sunacağımız şiirin samimiyeti, duru Türkçesi ve ifâdesindeki güzellik dikkat çekicidir;âdeta bir kır manzarası çizmiş gibidir:

    İki âhu bir derede su içer,
    Dertli âhu dertsizlere dert saçar,
    Nazlı yârim nasıl benden vazgeçer ?
    Varsın avcı başka avlar avlasın,
    Tazıları dağdan dağa yollasın.

    Çıka çıka şu dağları yoruldum,
    Ben âhunun gözlerine vuruldum,
    Ahum için bu yerlere kul oldum,
    Varsın avcı başka avlar avlasın,
    Tazıları dağdan dağa yollasın.
    Son olarak şu güzel şiirini vermekle yetinelim:

    Safa geldin efendim sen;
    Dağ-ı sinem oldu rûşen.
    Felekten bir ay-gün doğdu
    Nûr ile yer oldu gülşen.

    Hüsnün gibi bağ-ı irem,
    Bulunmaz ki gönül verem II. ,
    Şeref burcu açılırsa,
    Mahitapta belki görem.

    Âşık mısın Tanburî sen ?
    Gör kendini , haddin bil sen II.
    Açılırsa gül cemâli,
    Nice olur hâlin görsen.
    Mûsikîmize özellikle şarkı formunda birbirinden güzel eserler kazandırmış bu büyük bestekârımızı saygıyla ve rahmetle anıyoruz. . .

    Hazırlayan:Tâhir AYDOĞDU

    Kaynak:Türk Mûsikîsi Tarihi. . . . . . . Dr. Nazmi ÖZALP

  2. #12
    ღ♥ღ íňãţçı мéĺéķ ღ♥ღ ραραтуα - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Üyelik tarihi
    Eylül.2007
    Nereden
    Ege..
    Mesajlar
    6.197

    Standart

    s11
    NUMAN AĞA (1750? 1834 )
    Bestekâr ve tanburî Numan Ağa, kesin bilinmemekle beraber, 1750? yılında İstanbul'da doğduğu sanılmaktadır. III. Selim ve II. Mahmud devirlerinin ünlü tanburî ve bestekarıdır. Hem saz eserleri ve hem de sözlü eserler bestelemiştir. Enderun'da yetişti. Tanbur sazını öğrendi ve sonradan Enderun'da tanbur öğretmenliği yaptı. Yetiştirdiği öğrencileri arasında en meşhuru, oğlu Zeki Mehmed Ağa'dır. Torunu Tanburî Büyük Osman Bey de çok değerli bir saz eserleri bestekarıdır. Enderun'da çavuş payesi alan Numan Ağa, daha sonra padişah musahibi olmuştur. Letaif-i Enderun'da 1816-1817 yılı olaylarında:
    " ... Tanburî Numan Ağa'ı padişah çok severdi, ama o çırağlık istediğinden uygun bir nanpare verildi; ayrıca padişah musahibi oldu" diye yazılıdır.

    Numan Ağa 84 yaşında 1834 yılında istanbul'da öldü. Bugün elde bulunan eserleri (her tür eseri) 70'den fazladır. Bunların 6 adedi peşrev, 6 adedi saz semaîsi, l Beste, l Yürük Semaî ve gerisi şarkıdır. Rast-ı Cedîd faslım Dede Efendi ile ortaklaşa bestelemişlerdir. Hemen şunu da belirtelim ki, bestelendiklerinden bu yana, Numan Ağa'nın Şevkefza ve Bestenigar peşrevlerinden daha üstün ve güzel her iki makamda da peşrev bestelenmemiştir.



    Numan Ağa'nın Eserleri
    Makam Form Eserin Adı Usûl

    Acem Şarkı Hased eyler bu bezme Aksak
    Acem–Buselik Şarkı Seyr–ı gül–zara buyur ey gül'izar Aksak
    Acem Aşiran Şarkı Olursa ruhsatın gaayetle esrar Aksak
    Acem Aşiran Şarkı Sen Şehanşah–ı zamansın Aksak
    Araban Şarkı Gönül verdim o dildare Düyek
    Arazbar Şarkı İnayet kıl ey sim–ten Düyek
    Arazbar–Buselik Şarkı Gönlüm aldı ol meh–ı simin–bilek Aksak
    Arazbar–Buselik Şarkı Sen ey Şah–ı Cihan–ara Ağır Düyek
    Bayati Şarkı Hased eyler bu bezme el Ağır Aksak
    Bayati Araban Şarkı Başladın ağyar ile ünsiyyete Ağır Aksak
    Bayati Araban Şarkı Dilber gerdeninden gül'izarından Düyek
    Bayati Araban Şarkı Sevip sen mah–ruhsarı Aksak
    Bestenigar Peşrev Bestenigar Peşrev Devr–i Kebir
    Bestenigar Saz Semai Bestenigar Saz Semaisi Aksak Semai
    Bestenigar Şarkı Tuttu cihanı şöhretim Düyek
    Büzürg Şarkı Dün gezerken bir hal ile Sofyan
    Evc–Bûselik Peşrev Evc–Buselik Peşrev Fahte
    Evc–Bûselik Saz Semai Evc–Buselik Saz Semaisi Aksak Semai
    Evc–Bûselik Şarkı Ey meh–ı evc–ı şeref hüsnü melek Düyek
    Ferahnak Şarkı Hiç dinlemezsin sohbetim Düyek
    Ferahnak Şarkı Talatınla bezmi pür–nur eyledin Devr–i Revan
    Hicazkar Şarkı Ben sözüne bağlamam bel Sofyan
    Hicazkar Şarkı Sen gibi bir simin–bilek Ağır Düyek
    Hisâr–Bûselik Şarkı Eyle kerem uşşakına ağlatma aman Aksak
    Hüseyni–Aşîran Şarkı Bir mecliste ol yar ile bulundum Aksak
    Hüseyni–Aşîran Şarkı Bu şeb lutfunla yad ettin Devr–i Revan
    Hüseyni–Aşîran Şarkı Ey şeh–ı mümtaz–ı mülk–ı hüsn–u an Aksak
    Hüseyni–Aşîran Peşrev Hüseyni–Aşiran Peşrev Ağır Düyek
    Hüseyni–Aşîran Saz Semai Hüseyni–Aşiran Saz Semaisi Aksak Semai
    Hüseyni–Aşîran Şarkı Serv–ı sehi bi–menendim Aksak
    Hüzzam Şarkı Gel benim ey şuh–ı serdim Ağır Düyek
    Isfahan Şarkı Gönlüm seni sadık sandı Aksak
    Isfahan Şarkı Göz süzerek bezme geldin Ağır Aksak
    Isfahan Şarkı Senin hasretinle ey şuh–ı melek–ten Ağır Aksak
    Mahur Şarkı Ben seninle etmem kelam Aksak
    Mahur Şarkı Dinle sözüm ey bi–bedel Sofyan
    Mahur Şarkı Dinle sözüm ey peri Ağır Düyek
    Mahur Şarkı Gör ne etti cana Sofyan
    Mahur Şarkı Kurdum seninle ülfeti Düyek
    Mâhûr–Bûselik Şarkı Niçün küstün bana öyle Düyek
    Muhayyer–Sünbüle Şarkı Ey Şah–ı iklim–ı vefa Düyek
    Muhayyer–Sünbüle Şarkı Meftun sana dil ey peri Devr–i Hindi
    Muhayyer Kürdi Şarkı Ağyar içün ey bi–vefa Ağır Düyek
    Muhayyer Kürdi Şarkı Bir hal–ı hindu gisusu şebbu Curcuna
    Nev'eser Peşrev Nev–Eser Peşrev Berefşan
    Nevâ Şarkı Bildim kelamın Düyek
    Nevâ Saz Semai Neva Saz Semaisi Aksak Semai
    Nevâ–Bûselik Şarkı Davet edip bağa Aksak
    Nihavend Şarkı Akıbet viran edip gönlüm felek Ağır Aksak
    Nühüft Şarkı Aceb ey işveli yarim Aksak
    Pesendîde Şarkı Ben sana bendim sensin efendim Curcuna
    Pesendîde Şarkı Vad eyledin sen şitada Düyek
    Rast Şarkı Dilimde yad iken verd–ı cemalin Aksak
    Rast Şarkı Ey nur–ı minu ey çeşm–ı ahu Yürük Semai
    Rast Şarkı Kervan kondu derler dağın ardına Aksak
    Rast Şarkı Oynar meyale bak imtiyale Türk Aksağı
    Rast–ı Cedîd Yürük Semai Lalin var iken nuş edemem bade–ı nabı Yürük Semai
    Rast–ı Cedîd Şarkı Ol yar içün ah ettiğima gözyaşı aktı Aksak
    Rast–ı Cedîd Beste Zannetme meyli ol gül–ı alin vefayadır Remel
    Rehâvi Şarkı Ey Padişah'ım şevketin Düyek
    Saba Şarkı Ah bu aşıklık ne müşkil kar imiş Aksak
    Saba Şarkı Aşıkına eylemez al Sofyan
    Saba Şarkı Değilsem de sana layık efendim Ağır Aksak
    Saba Şarkı Sana düşmezdi oynaşmak Curcuna
    Saba Şarkı Seni ağyar iel görmek Aksak
    Sazkar Peşrev Sazkar Peşrev Düyek
    Sazkar Saz Semai Sazkar Saz Semaisi Aksak Semai
    Suzinak Şarkı Düşmem ben senin üstüne Düyek
    Suzinak Şarkı Hoş edali bir civan Düyek
    Şehnaz Şarkı Gidersen ey saba yare Aksak
    Şehnaz Şarkı Seninle yalnız birlikte sade Aksak
    Şehnaz–Buselik Şarkı Ey şeh–ı hurşid–talat eyle mah–asa zuhur Ağır Aksak
    Şevk–Efza Şarkı Dideden bir dem hayalin gitmiyor Aksak
    Şevk–Efza Peşrev Şevk–Efza Peşrev Sakîl
    Şevk–Efza Saz Semai Şevk–Efza Saz Semaisi Aksak Semai
    Şevk–i Cedid Peşrev Şevk–i Cedid Peşrev Fahte
    Tahir–Buselik Şarkı Afv et a canım ver bize yol Ağır Düyek
    Uşşak Şarkı Ey nur–ı basar vuslatı düşlerde görürsün Yürük Semai
    Uşşak Saz Semai Uşşak Saz Semaisi Aksak Semai
    Yegâh Şarkı Bugünlerde sana gaayet özendim Aksak

  3. #13
    ღ♥ღ íňãţçı мéĺéķ ღ♥ღ ραραтуα - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Üyelik tarihi
    Eylül.2007
    Nereden
    Ege..
    Mesajlar
    6.197

    Standart

    s11
    SULTAN III. SELİM (1761-1808)

    Hayat Hikâyesi:

    Osmanlı İmparatorluğu tahtının otuzuncu padişahı Sultan III. Selim, Sultan III. Mustafa'nın oğludur; 24 Ocak 1761 tarihinde Topkapı Sarayı'nda dünyaya geldi. Annesi Mihrişah Sultan şair Münib'in

    Mihrişah Kadın o Hûrşid-ü Kamer kevkebe kim
    Pertev-i şânı kadar gamkede-i âlem-i şen
    Mehdi-i ulyâmi edüb refêti temdit-i sürûr
    Kimsenin tıfl-ı derd ile olmaz şiven
    diye tarif ve tavsif ettiği hassas, müşfik bir kadındı. İşte Selim, bu hassas ve müşfik annenin sinesinde büyüdü ve ondan tevarüs ettiği bu temiz ve saf duyguları sanatkârane bir edâ ve âhenk içinde terennüm edebilmenin sırlarına erdi.

    Padişah babası onun öğrenimine özel ilgi göstermiş ilim, edebiyat ve sanatta bilgi sahibi olması için her türlü imkânı sağlamıştı. Yalnız hocalarının çabasını yeterli görmemiş, şehzâdenin devlet işlerine yabancı kalmaması için yönetimin içinde ve bütün inceliklerini öğrenerek yetişmesini istemişti.

    XVIII. yüzyılın son yarısında, yukarıda çizilen panoramanın tam tersine, Osmanlı İmparatorluğu dış ilişkilerinde büyük gailelerle karşı karşıyaydı.

    Şehzâde Selim, gençlik yıllarını bu gerçekleri, pek çok tarihi olayı görerek ve tanıyarak yaşadı. Avrupa-Osmanlı İmparatorluğu ilişkilerinde büyük bir yakınlaşma olmuş, her iki dünya birbirini daha yakından tanımaya başlamıştı. Batı'nın hızla ilerleyerek güçlendiğini, Osmanlı İmparatorluğu'nun ise günden güne gerilediğini görüyor, kafasında bir yenileşme gerçeği filizleniyordu. Edebiyat ve mûsikî ile uğraşmaya bu yıllarda başlamıştı.

    Babasının ölümü üzerine amcası Sultan I. mahmud padişah oldu;yeğeninin yaşantısına karışmadı ve Osmanlı saray geleneklerinin tersine onu hareketlerinde serbest bıraktı. Amcasının saltanat yıllarında da devlet işlerinden uzak kalmayan Şehzâde Selim, olup bitenleri yakından izlemiş ve bazı Avrupa devletleri ile gizli haberleşmeler bile yapmıştı. Bu durum padişahın hoşuna gitmemiş, 1775 yılından itibaren gözetim altında yaşamıştı. Nihayet Sultan Selim, amcasının ölümü üzerine 1789 yılında Osmanlı tahtına oturdu. Büyük sorumluluklarla karşı karşıya olduğunun bilinci içinde bir yandan dış sorunları çözüme bağlamak, bir yandan da içişlerine eğilmek, bir fesat yuvası durumuna gelen Yeniçeri Ocağı'ndan yararlanamayacağını bildiğinden, yeni bir ordu kurma gereğini duyuyordu.

    Avrupa'da sosyal hayatta büyük değişiklikler olmuş, Fransız İhtilâli onun padişahlığı zamanında patlamıştı. Bütün Avrupa ülkeleri ve Rusya gözünü Osmanlı topraklarına dikmişti. Bu noktadan hareket ederek önce (Nizam-ı Cedîd) adını verdiği orduyu kurdu. Selimiye kışlasını yaptırarak gerçek askerliği geliştirmek istedi. Bu teşebbüs Sipahi ve Yeniçeri ocaklarını tedirgin etmiş ve padişaha dişler bilenmeye başlanmıştı. Devletin üst düzey yöneticileri, yeniçerilerle işbirliği içinde olduğundan rüşvet almış, yürümüş, bu niyet onların da rahatını kaçırmıştı.

    I. Napolyon, imparatorluğunu ilân etmiş, o zamanlar bir Osmanlı vilâyeti olan Mısır'a göz dikerek kısa süre sonra işgal etmişti. Felâketler birbirini izliyordu. Sarayda mahpus bulunan IV. Mustafa bir akıl hastası olduğu halde, taraftarları tahtı ele geçirmek için her türlü yola başvuruyordu. Sultan III. Selim'in çevresinde bir felâket ağı örülüyor, çenber gittikçe daralıyordu. Oysa biraz olsun yönetimi düzene koymuş, bayındırlık işlerine eğilmiş, bir milletin hayatında kültürün önemine inanmış bir insan olarak okumayı teşvik amacı ile matbaalar açtırmış, kitaplar bastırtmış, Yalova'da bir kâğıt fabrikası bile kurdurtmuştu. Türkçe'ye önem vermiş, yazılarında ve Hatt-ı Humayûn'larında kolay anlaşılabilir bir dil kullanmış, Vak'anüvislere(Resmi tarihçilere)sâde bir dil kullanmalarını ve yalandan uzak yazmalarını emretmişti.

    Günün birinde Kabakçı Mustafa adındaki bir sergerde yangını ateşledi. Alemdar Mustafa Paşa İhtilâli bastırmak üzere Ruscuk'tan İstanbul'a geldi. Padişahı hiç tanımayan, fakat ona gönülden bağlı olan bu mert askerin hatâları, bu yumuşak huylu ve sanatkâr ruhlu padişahın gereksiz merhameti sonucu zamanında önlem alınmadı. III. Selim'in hayatı imparatorluk tarihinin en kanlı, tüyler ürpertici bir fâciası ile sona erdi. (29 Temmuz 1808). III. Selim cânilerin saldırışlarına, sarayın loş ve karanlık bir odasında, feryad ve tazallümlerini içine sığdırmaya çalıştığı Ney'leriyle mukabele etmişti. !

    Öldüğü zaman hırkasının cebinde Nevres-i Kadîm'in:

    Kendi elimle yâre açıp verdiğim kalem
    Fetva-yı hûn-i nâhakımı yazdı iptidâ
    beyitinin yazılı olduğu bir kâğıt çıkmıştı.

    Edebi kişiliği:

    Yirmi yıl süren hükümdarlığı esnasında yenileşme yolundaki teşebbüs ve gayretlerinden başka, mûsikî ve şiire karşı göstermiş olduğu derin ve hararetli ilgiden dolayı, edebiyat mûsikî tarihimizde kendisine mümtaz bir yer ayırmamız gerekir.

    İçindeki saltanat hırs ve arzusunun siyah dumanlı alevi yerine, aşk ve heyecanının rengârenk kıvılcımları parlayan bu sanatkâr yaratılışlı, sanatkâr doğuşlu insan , bir manzûmesinde bakınız eskimiş, çürümüş, nankörlüğünü ve nihayet Cihan'ın da , saltanatın da gelip geçici şeyler olduğunu mütevazi, rind bir edâ ile ne güzel anlatıyor:

    Bağ-ı âlem ıcre zâhirde safâdır saltanat
    Dikkat etsen mânevi kavgaya cardır saltanat
    Bu zamanın devletiyle kimse mağrur olmasın
    Kâm alırsa adl ile ol dem becâdır saltanat
    Kesbeder mi vuslatın bin yılda bir âşık ânın
    Meyleder kim görse ammâ bîvefadır saltanat
    Kıl tefekkür ey gönül çarhın hele devranını
    Ki safâ ise velev ekser cefâdır saltanat
    Bu Cihan'ın devletine eyleme hırs-ü tamâ
    Pek sakın İlhamî zira bîbekadır saltanat
    Fakat ne yapsın ki Allah bu tahtı, bu saltanatı mülkün bir perişan zamanında ona nasib eylemiştir.

    Onun asıl hassas ve sanatkâr hüviyetini her türlü dünyevî, maddî emel ve endişelerden uzak, sanatı ile başbaşa kaldığı zamanların ilhamından yükselen feryadlarında, tazallümlerinde bulmak mümkündür. Fuzulî'nin büyük ve mübarek ızdırabı onun da gönlüne girmiş, onu da yakmış ve ağlatmıştır.

    Şiirlerinden anlaşılacağı üzere "İlhamî" mahlasını kullanmış ve bir "Divan" tertip etmiştir. Döneminin ünlü şâiri ve Mevlevi Dede'si Şeyh Galip'le bir hükümdar gibi değil iki şair, iki tarikat yoldaşı gibi dostluk kurmuş, edebî sohbetler yapmış, bu yakın dostluk ölümüne kadar sürmüştür. Bu sanat ve anlayış arkadaşlığı o derece ileri gitmişti ki, Cevrî Dede'nin yazmış olduğu şiirlere şarkı formunda besteler yapmıştır.

    Mûsikîşinaslığı:

    Sultan III. Selim'in Topkapı Sarayı'nda sürdüğü yirmi senelik tac ve taht saltanatının yanı sıra, çocukluğundan beri bütün içiyle, ruhu ile bağlandığı bir de mûsikî saltanatı vardır. Sûzidilârâ fasıl ve âyininin bestekârı eski edebiyatımızın Şeyh Galipleri, Esrar Dede'leri ile çağdaş bir şairi, Mevlânâ dergâhının yumuşak gönüllü bir dervişi olan bu içli, hisli insan, şehid edilinceye kadar yaşadığı günleri, seneleri, Sadullah Ağa, Ârif Mehmed Ağa, Tanbûri İzak, Abdülhalim Ağa, Hamami-zâde İsmail Dede gibi büyük ustalarla geçirdi. Bu ustalar ses âlemine ibdâkâr kabiliyetleri ile yeni yeni şaheserler kazandırıyorlardı. III. Selim, devrinin bu güzide sanatkârlarını davet eder, gece gündüz bunlarla vakid geçirirdi.

    Mûsikîye genç yaşında başlamış ve bu güzel sanatla en ziyade şehzâdeliği zamanında meşgul olmuştur. Tahta çıkınca saltanat gaileleri, hükümet işleri, yenilik teşebbüsleri onun bu meşguliyetine az çok mâni olmuşşsa da , vakid buldukça yine yeni yeni besteler vücûde getirmekten geri kalmamış ve kendisinin doya doya uğraşamadığı bu güzel sanat müntesiblerini dâima teşvik ve himaye etmiştir.

    III. Selim'in mûsikî hocaları Kırımlı Ahmed Kâmil Efendi ve Tanbûri Ortaköylü İzak'tır. Ahmed Kâmil Efendi'den usûl ve eser meşk etmiştir. İzak ise tanbur hocası idi. Bilhassa peşrev ve saz semaileriyle o devrin ünlü bestekârlarından biri olan İzak'a karşı padişahın fevkalâde hürmet ve teveccühü vardı. Yanına geldiği zaman ayağa kalktığı söylenir. Bürgün huzurda icra edilecek Küme Faslı'na geç kalan İzak'ı, harem ağaları içeri bırakmamışlar ve biraz incitmişler. Perde arkasından bu hali gören padişahın fena halde canı sıkılmış ve köleye, -Senin gibi binlerce köle bulurum;ama İzak gibi bir üstad bulamam-diye adamakıllı haşlamış. Böylece, padişahın da iyi bir mûsikîşinas olması ve bu sanatı, sanatkârları himaye ve teşvik etmesi sayesindedir ki bu devirde mûsikîmiz en feyizli, en verimli, en mükemmel bir merhaleye erişmişti.

    Onun sanatla ve sanatkârlarla başbaşa geçirdiği zamanlar, hükümdar ve hükümdarlık otoritesinden ne kadar uzaklaştığını, sanatın ne kadar samimi ve hararetli bir müntesibi olduğunu şu fıkra bize anlatır:

    . . . III. Selim bestelediği eserlerin tenkide şayan olup olmadığını öğrenmekten pek ziyade memnun olurmuş. Düşünülecek olursa mutlakiyetin ve istibdadın hüküm sürdüğü o devirlerde, hükümdar olan bir adamın eserlerinin bendeleri tarafından neşredilmesini istemesinden tabîi bir şey olamaz. Halbuki III. Selim katiyyen böyle düşünmez, eserleri okundukça etrafındaki mûsikîşinasların bîtaraf olarak mütala ve tenkidlerini bekler, hattâ bu hususta dalkavukluğa pek sıkılırmış. Padişak, Şevk-u Tarab makamında ve zencir usûlündeki beste'sinin zemin kısmında, hânelerin fahte usûlü ile nihayetinde asma bir karar verdikten sonra, çenber usûlü ile yeni bir melodik devreye başlamıştı. Bu durum ise zencir usûlünün kaidelerine hatırı sayılır derede aykırı idi. Her zaman olduğu gibi huzurda sual sorulunca, bu aykırılık ve yanlışlık için ne cevap vereceklerini düşünen mûsikîşinaslar, bir türlü hatâyı işaret etmeye kendilerinde cesaret bulamazlar. Nihayet o gece Şevk-ü Tarab faslının terennümü irâde edilir. Hanende ve sazendeler pür heyecan fasıla başlarlar. Beste okunur okunmaz, III. Selim durmalarını işaret eder. Zaten beklenmekte olan sual sorulur.

    Bir dakika evvel ney, tanbur, keman ve hanendelerin sesleri ile inleyen salonu derin bir sessizlik kaplar, herkes göz ucu ile birbirlerine bakmaya başlar;kimse ağzını açmaya cesaret edemez. Nihayet padişahın ısrarı karşısında vardakosta Ahmed Ağa söze başlar ve Beste'nin usûl ile ilgili kusurunu açıkça anlatır. Buna karşılık III. Selim:

    ". . . -Doğrusu ben de farkındayım;lâkin nağmelerin başka bir şekle ifrağı mümkün olmamıştı. Yoksa usûl ve kaideye aykırı olduğu malûmdur. Bununla beraber ihtarınız mucibi memnuniyet olmuştur;ne ise devam ediniz, der. . . "

    Onun ayrıca yeni yeni birleşik makamlar meydana getirmiş olması hassasiyetinin, zevkinin ve nihayet mûsikî bilgisinin enginliğine delâlet eder. Asırlardan beri işlene işlene en güzel eserlerin bestelendiği belli başlı makamlardan başka Isfahanek-i cedid, Hicazeyn, Şevk-i dil, Arazbar-bûselik, Hüseyni-zemzeme, Rast-ı cedid, Pesendide, Neva-kürdi, Gerdaniye-kürdi, Sûzidilârâ, Şevkefzâ makamları onun meydana getirdiği birleşik makamlardır.

    Bu makamlardan muhtelif şekillerde eserler vücûde getirmiştir. Şarkı formundaki eserleri de ses sanatının her bakımından en veciz, en orijinal örnekleridir. Sûzidilârâ peşrevi ve bu makamdan iki beste, ağır ve yürük semâiler klâsik mûsikîmizin en güzel bir takımını teşkil eder.

    Sultan III. Selim, küme fasıllarını genellikle annesi için yaptırdığı, Sultan Aziz döneminde tren yolunun yapılışı sırasında yıktırılan "Serdar Kasrı"nda icrâ ettirirdi.

    Mûsikîmizde notanın ne büyük eksiklik olduğunu yakından hisseden bu hükümdar, bu yolda da çok çaba sarfetmiştir. Türk Mûsikîsi'nin bilimsel yönünü inceleyenlerle özellikle yakından ilgilenmiş, din ve milliyet göz etmeksizin herkesten yararlanmanın yollarını aramıştır. Bir yandan Hamparsum Limonciyan'dan bir nota bulmasını isterken, diğer yandan çağdaşı olan Ali Nutkî Dede ile Nasır Abdülbaki Dede'lerle dostluk kurmuş ve onlardan bu konuda yardım istemiş, teşvik ve iltifatlarını esirgememiştir. Bu sayede"Hamparsum Notası"bulunarak pek çok değerli mûsikî eserimiz unutulmaktan kurtulmuş;Nasır Abdülbaki Dede'de büyükbabası Nayî Osman Dede'nin bulduğu notayı geliştirmiş ve padişahın sûzidilârâ peşrevi ile daha bazı eserleri notaya alarak kendisine sunmuştur.

    Tanbûri ve neyzen olan Sultan III. Selim aynı zamanda Mevlevi idi. Bu alçak gönüllü şahâne derviş, Galata Mevlevihânesi "Defter-i Dervişanı"na "Selim Dede"diye imza atmıştı. Bütün hayatı boyunca bu ilim ve sanat yuvasını korumuş, her türlü yardımı esirgememiştir. Mevlevi dergâhlarından yetişmiş olan sanatkârların sanat yolunda ilerlemesi için her imkânı sağladığı gibi, bizzat kendisi de bu sanata istidadı olduğunu gördüğü ya da duyduğu kimseleri mûsikîmize kazandırmıştır. Başta Hamami-zâde İsmail Dede, Basmacı Abdi Efendi, Suyolcu-zâde Salih Efendi, Dellâl-zâde ismail Efendi olmak üzere daha pek çok sanatkâr sayılabilir.

    Batı Mûsikîsi'ne de kayıtsız kalmamış, fırsat buldukça bu mûsikîyi de tanımaya çalışmıştır. Tarihi kaynaklar onun, 1793 yılında Sadabâd dönüşü Topkapı Sarayı'ndaki Şevkiyye köşkünde hazırlanmış olan "Frenk Rakkasları"nı, 1797'de de "Opera Heyeti"ne temsiller verdirterek izlediğini belirtiyor.

    Eserleri:

    Dinî mûsikîmize ait âyin, durak, na't, ilâhi formundaki eserlerinden başka, din dışı mûsikîmizin en büyük formu olan Kâr'dan başlayarak beste, semâi, şarkı, köçekçe, peşrev, saz semâisi olarak altmış dört eseri biliniyor. Bazı ünlü bestekârlarla ortak fasıllar bestelemiştir. En çok kendi buluşu olan sûzidilârâ makamını kullanmıştır. Bestelemiş olduğu Mevlevî Âyini de bu makamdandır. Unutulan eserleri de vardır. Elimize bulunan eserlerinin on yedisi saz eseridir.

    Mûsikîmize büyük hizmetleri geçmiş bu değerli insanı saygıyla ve rahmetle anıyoruz. . .

    Hazırlayan:Tâhir AYDOĞDU

    Kaynak:Türk Mûsikîsi Tarihi. . . . . . . Dr. Nazmi ÖZALP



    Sultan 3.Selim'in Eserleri
    Makam Form Eserin Adı Usûl
    Acem Aşiran Şarkı Dinle sözüm ey dil–ruba Aksak
    Arazbar Şarkı Oldu gönül sana mail Ağır Aksak Semai
    Bûselik Şarkı Bir pür–cefa hoş dilberdir Aksak
    Büzürg Beste Aşkınla havalandım bilaneliğim gel de gör Hafif
    Evcara Beste Mevc–ı atlas–ı felekte bu havadan geçtim Muhammes
    Hüzzam Köçekçe Bir gonca–ı nevres–fidan Aksak
    Hüzzam Şarkı Gönül verdim bir civane Aksak
    Mahur Tavşanca Ne ararsam sende mevcut Sofyan
    Mahur Şarkı Sen şeh–ı hüsn–ı bahasın Ağır Aksak Semai
    Mahur Beste Teşrif–ı kudümün gözetir şevk ile canım
    Mahur Şarkı Gel açıl gonca–dehen zevk edecek günlerdir Şark–ı Devr–i Revani
    Muhayyer–Sünbüle Şarkı Bir yosma şuh–ı dil–ruba Ağır Düyek
    Muhayyer–Sünbüle Ağır Semai Dem o demlerdi ki edip hemdem–ı ülfet beni Sengin Semai
    Muhayyer–Sünbüle Şarkı Ey gonca–i nazik–tenim Düyek
    Nevâ–Bûselik Şarkı Çünki ey şuh–ı fedayi Düyek
    Nihavend Şarkı Olmasın mı mübtelası serseri Ağır Aksak
    Nihâvend–i Kebîr Şarkı Gel azm edelim bu gece Göksu'ya beraber Ağır Aksak Semai
    Pesendîde Beste Her ne dem sakıy elinden sagar–ı işret gelir Çenber
    Pesendîde Yürük Semai Yine gül safaya mecbur ne esir–ı dil–rübadır Yürük Semai
    Pesendîde Ağır Semai Ziver–ı sine edip ruh–ı revanım diyerek Ağır Aksak Semai
    Rast İlahi Andelib olmak dilersen ol güle Nim Evsat
    Rast–ı Cedîd Beste Çeksem o şuhu sineye hulyalarım gibi Hafif
    Saba Şarkı Bu dil üftade ol kakül–ı yare Düyek
    Suz–i Dilara Şarkı Gülşende yine meclis–ı rindane donansın Curcuna
    Suz–i Dilara Şarkı Nihal–ı kaametin bir gül–fidandır Aksak
    Suz–i Dilara Yürük Semai Ab–u tab ile bu şeb haneme canan geliyor Yürük Semai
    Suz–i Dilara Beste Çin–i giysusuna zencir–i teselsül dediler Hafif
    Suz–i Dilara Ağır Semai A gönül cur–a mıyız kar–ı penah eyleyelim Ağır Aksak Semai
    Suz–i Dilara Beste Kenan–ı aşkını çekmek o şuhun hayli müşkil Darbeyn
    Suz–i Dilara Ayin Dilberi vü bidili esrarı mast Değişmeli
    Şehnaz Şarkı Bir nevcivana dil mübteladır Aksak
    Şehnaz–Buselik Şarkı Bugün bi–aman gördüm
    Şevk–Efza Şarkı Ey serv–ı gülzar–ı vefa niçin ettin bize cefa Aksak
    Şevk–i Dil Ağır Semai Aman aman yetişir bu edaların canım Aksak Semai
    Şevk–i Dil Yürük Semai Nive bir yakılayım tab–ı ruhun mehveşine Yürük Semai
    Şevk–u Tarab Kâr Der sipihr–ı sine–em dağ–ı muhabbet kevkebe Ağır Hafif
    Şevk–u Tarab Durak Girandır çeşm–ı dilde hab–ı gaflet ya Resulall Durak Evferi
    Şevk–u Tarab Yürük Semai Gönlüm yine bir gonca–ı nazik–tene düştü Yürük Semai
    Şevk–u Tarab Şarkı Kapıldım bir nev–civana Aksak
    Şevk–u Tarab Ağır Semai Lal–ı can–bahşını sun bezmde ey şuh emelim Aksak Semai
    Şevk–u Tarab Beste Perçem–ı gül–puşunun yadıyle feryad eylerim Zencir
    Tahir–Buselik Şarkı Güzel gel meclise tenha Aksak
    Zavil Beste O gülden nazik endamım dayanmaz nale vü Muhammes
    Zavil Beste Bezm–ı alemde meserret bana canan iledir Ağır Çenber
    Zavil Yürük Semai Olmuş nişan–ı tir–ı muhabbet cuvan iken Yürük Semai
    Aram–ı Can Peşrev Aram–ı Can Peşrev Devr–i Kebir
    Aram–ı Can Saz Semai Aram–ı Can Saz Semaisi Yürük Semai
    Arazbar Peşrev Arazbar Peşrev Ağır Düyek
    Arazbar Saz Semai Arazbar Saz Semaisi Aksak Semai
    Büzürg Saz Semai Büzürg Saz Semaisi Aksak Semai
    Büzürg Peşrev Büzürg Peşrev Çenber
    Dil–Nevaz Saz Semai Dil–Nevaz Saz Semaisi Aksak Semai
    Dil–Nevaz Peşrev Dil–Nevaz Peşrev Fahte
    Evc Saz Semai Evc Saz Semaisi Aksak Semai
    Evc Peşrev Evc Peşrev Düyek
    Evc–Bûselik Saz Semai Evc–Buselik Saz Semaisi Aksak Semai
    Evc–Bûselik Peşrev Evc–Buselik Peşrev Devr–i Kebir
    Evc–Kürdi Saz Semai Evc–Kürdi Saz Semaisi Aksak Semai
    Evc–Kürdi Peşrev Evc–Kürdi Peşrev Çifte Düyek
    Hicaz Saz Semai Hicaz Saz Semaisi Aksak Semai
    Hicaz Peşrev Hicaz Peşrev Devr–i Kebir
    Hicaz–ı Rumi Saz Semai Hicaz–ı Rumi Saz Semaisi Aksak Semai
    Hicaz–ı Rumi Peşrev Hicaz–ı Rumi Peşrev Devr–i Kebir
    Hicaz–Zemzeme Saz Semai Hicaz–Zemzeme Saz Semaisi Yürük Semai
    Hisâr Vech–i Şehna Saz Semai Hisar Vech–i Şehnaz Saz Semaisi Aksak Semai
    Hisâr Vech–i Şehna Peşrev Hisar Vech–i Şehnaz Peşrev Fahte
    Hüseyni Saz Semai Hüseyni Saz Semaisi Aksak Semai
    Hüseyni Peşrev Hüseyni Peşrev Devr–i Kebir
    Isfahanek Peşrev Isfahanek Peşrev Ağır Düyek
    Isfahanek Saz Semai Isfahanek Saz Semaisi Aksak Semai
    Muhayyer–Sünbüle Peşrev Muhayyer–Sünbüle Peşrev Ağır Düyek
    Muhayyer–Sünbüle Saz Semai Muhayyer–Sünbüle Saz Semaisi Aksak Semai
    Nevâ–Bûselik Saz Semai Neva–Buselik Saz Semaisi Aksak Semai
    Nevâ–Kürdî Saz Semai Neva–Kürdi Saz Semaisi Aksak Semai
    Nevâ Peşrev Neva Peşrev Fahte
    Nevâ–Bûselik Peşrev Neva–Buselik Peşrev Darbeyn
    Nihavend Saz Semai Nihavend Saz Semaisi Aksak Semai
    Nihavend Peşrev Nihavend Peşrev Çenber

  4. #14
    ღ♥ღ íňãţçı мéĺéķ ღ♥ღ ραραтуα - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Üyelik tarihi
    Eylül.2007
    Nereden
    Ege..
    Mesajlar
    6.197

    Standart

    s11
    SULTAN II. MAHMUD HAN (1785-1839)
    30. OSMANLI padişahıdır. I. Abdülhamid ile Nakş-ı Dil Valide Sultan'm oğludur. 20 Temmuz 1785 çarşamba günü istanbul'da doğdu. 28 Temmuz 1808'de kardeşi IV. Mustafa'nın yerine tahta geçti. 31 yıl 4 gün saltanat süren II. Mahmud, 30 Haziran'ı l Temmuz'a bağlayan gece öldü (1839). Bugün istanbul'da Divanyolu'nda (Türbe) diye anılan yerde bulunan türbesine gömüldü. Osmanlı împaratorluğu'nda gerçekleştirilen yenileşme, Batıya açılma hareketlerinin başlatıcısıdır. Musikiyi, amca oğlu olan ve kendisini evladı gibi seven büyük müzisyen III. Selim'den öğrendi, iyi bir tanburî ve neyzen olarak yetişti, aynı zamanda iyi bir hanende idi. Bestekar olarak amca oğlunun derecesine varamamışsa da, II. Mahmud da zevkli ve değerli bir bestekar olarak Türk musikisi literatürüne girmiştir. Saltanatı döneminde Türk musikisinde çok büyük bestekarlar yetişmiştir. Saray faslında bulunan hanendeler: Dede Efendi, Dellalzade İsmail Efendi, Kömürcüzade Hafız Efendi, Basmacı Abdi Efendi, Şakir Ağa, Çilingirzade Ahmed Ağa, Suyolcuzade Salih Efendi gibi çok büyük ve değerli bestekarlardı. Saz çalanlar da aynı derecede üstad kişilerdi. Numan Ağa, Zeki Mehmed Ağa gibi ünlü tanburîlerin yanı sıra. Kazasker Mustafa îzzet Efendi gibi büyük bir neyzen. Rıza Efendi gibi üstat bir kemanî saray faslının sazendeleriydiler.
    II. Mahmud'un bestelediği 25 eser bugün elde bulunmaktadır. Bu eserlerden biri, kendi kurduğu Asakir-i Mansüre-i Muhammediye ordusu için bestelediği Acemaşiran makamındaki marştır. Bu sebeple de Türkiye'de marş besteleyen ilk müzisyen olma sıfatım kazanmıştır. Bati müziğini de yurda sokan II. Mahmud'dur. Adlî mahlasıyla şiirler de yazan bu değerli padişah ve sanatkar, hattat olarak da ünlüdür. Özellikle (Celî) tarzı yazıda büyük başarı elde etmiştir. Diğer birçok Osmanlı padişahı gibi, II. Mahmud da Mevlevî idi.




    SULTAN II. MAHMUD HAN 'ın Eserleri
    Makam Form Esrin Adı Usûl
    Acem–Buselik Şarkı Aldı aklım yine bir nevres–nihal Ağır Düyek
    Acem–Buselik Şarkı Ey sine–ı saf lal–ı mül Aksak
    Acem Aşiran Şarkı Açıldı ser–te–ser güller Ağır Aksak Semai
    Acem Aşiran Marş Artar cihadda şanımız
    Arazbar Şarkı Naz etme gel ey gonca–fem Düyek
    Bayati Şarkı Ey Şah–ı Cihan eyleye Hak ömrünü efzun Ağır Aksak Semai
    Bûselik Şarkı Gülzara salın gonca–ı zibay–ı zamansın Ağır Aksak Semai
    Evc–Bûselik Şarkı Düştü gönül bir güzele Aksak
    Evc–Bûselik Şarkı Nihal–ı gülbün–ı hüsn–u ezelsin Aksak
    Ferahfeza Şarkı Gördüm bir afet–ı devran Aksak
    Ferahfeza Şarkı Sevdim yine bir meh–veşi Düyek
    Hicaz Divan Ebrulerinin zahmı nihandır ciğerimde Aksak
    Hicaz Şarkı Söylemez miydim sana ey gül–izar Devr–i Revan
    Hisâr–Bûselik Şarkı Aman ey şuh–ı nazende Aksak
    Hüseyni–Aşîran Şarkı Pek hahişi var gönlümün ey serv–ı bülendim Ağır Aksak Semai
    Hüzzam Şarkı Güller açıldı geldi yaz Devr–i Revan
    Mahur Tavşanca Aldı aklım bir gonca–leb Aksak
    Mahur Şarkı Aldı aklım bir gonca–leb Aksak
    Muhayyer–Bûselik Şarkı Ey gonca–ı nazik–tenim Düyek
    Müstear Şarkı Sevmez miyim ey şuh seni Aksak
    Nihavend Şarkı Gel azm edelim bu gece Göksu'ya beraber Ağır Aksak
    Rast Şarkı Hüsnüne olmadan mağrur Düyek
    Suz–i Dilara Şarkı Nihal–ı kaametin bir gül–fidandır Aksak
    Şedd–i Araban Şarkı Manend–ı meh etti zuhur Ağır Aksak
    Şehnaz Şarkı Elemdir feleğin derununda karım Düyek
    Şehnaz–Buselik Şarkı Ey dilber–ı zengin eda Düyek
    Şehnaz–Buselik Şarkı Gönlüm ey şuh–ı gül–izar Düyek
    Şevk–u Tarab Şarkı Ey gül–nihal–ı işve–baz Türk Aksağı

  5. #15
    ღ♥ღ íňãţçı мéĺéķ ღ♥ღ ραραтуα - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Üyelik tarihi
    Eylül.2007
    Nereden
    Ege..
    Mesajlar
    6.197

    Standart

    s11
    KÖMÜRCÜZÂDE HAFIZ MEHMED EFENDİ ( ? /1835?)
    III. Selim II. Mahmud devirlerinin en tanınmış, kudretli bestekarlarından ve hanendelerinden olan Kömürcüzade Hafız Mehmed Efendi'nin bu iki padişaha da musahiblik yaptığı bilinmektedir. Doğum ve ölüm tarihleri kesin olarak bilinmeyen Hafız Mehmed Efendi'nin 1835? yılında öldüğü sanılmaktadır.
    II. Mahmud devrinin tanınmış hanendelerinden Hafız Abdullah (Şehlevendim)'ın kardeşi olan bu değerli bestekarımız hakkında maalesef fazla bilgi yoktur. Ata Tarihi'nin 4. cildinin 304. sayfasında bazı şiirleri de yazılıdır. Bu suretle bestekarın şiirle de uğraştığını öğreniyoruz. Birçok eserinin unutulduğu veya kaybolduğunda şüphe olmayan

    Kömürcüzade Hafız Mehmed Efendi'nin bugün elde bulunan eserleri pek azdır. Günümüze ulaşan bu eserler arasında musiki değeri yüksek, sanat abidesi sayılabilecek eserler çoğunluktadırlar.




    KÖMÜRCÜZADE HAFIZ MEHMED EFENDİ 'nin Eserleri
    Makam Form Eserin Adı Usûl
    Araban–Kürdi Beste Dil sayd olamaz gayra o bir mürg–ı hümadır Remel
    Bayati Şarkı Pek güzelsin ey şeh–ı mülk–ı vefa Devr–i Revan
    Bayati Araban Şarkı Gönül meyl–eyledi bir meh–cemale Ağır Aksak
    Buselik–Aşîran Şarkı Çözülme zülfüne ey dilruba dil bağlayanlardan Devr–i Revan
    Buselik–Aşîran Şarkı Nev edalı bir dilberi Düyek
    Gerdaniye–Kürdi Şarkı Dil verip oldum mübtela Ağır Aksak
    Hümayun Ağır Semai Ser–dağ–ı gönül taze açılmış gülümüzdür Ağır Aksak Semai
    Hüzzam Beste Aldım hayali perçemin ey mah dideme Remel
    Nev'eser Ağır Semai Mecliste bu revnak bu şetaret sana mahsus Ağır Aksak Semai
    Nev'eser Beste O nihal–ı nazın aya sorun aşnası var mı Berefşan
    Pesendîde Beste Ey nam–dar–ı fazl–ı hüner şah–ı nükte–ver Remel
    Pesendîde Ağır Semai Oldukça mevc–hıyz tenim dide–ı giryan Aksak Semai
    Saba Şarkı Sevdi canım şimdi bir nevres fidan Ağır Aksak
    Şevk–Efza Ağır Semai Dil–besteye lutf–u keremin mahazar eyle Ağır Aksak Semai
    Şevk–Efza Beste Hüsn–ı zatın gibi bir dilber–ı simin–endam Ağır Hafif

  6. #16
    ღ♥ღ íňãţçı мéĺéķ ღ♥ღ ραραтуα - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Üyelik tarihi
    Eylül.2007
    Nereden
    Ege..
    Mesajlar
    6.197

    Standart

    s11
    Kemânî Ali Ağa (1765-1770? - 1830)
    Türk musikisi bestekarı ve keman sanatkarıdır. 1765-1770 yılları arasında İstanbul'da doğmuştur. Enderun'da yetişen Ali Ağa, Hazîne II. çavuşu ve 1813' de Hazîne Başçavuşu olmuştur. 29 Temmuz 1817 günü (H. 1232 yılı Ramazan'ın 15. günü) eski adet üzre Hırka-i Şerîf ziyaretinden sonra Tophane tarafında (oruç haliyle serseriyane) gezerken, kıyafet değiştirmiş olan padişah tarafından görülmüş ve bu vaziyette gezmesinden dolayı da derhal görevinden uzaklaştırılıp saraydan çıkarılmıştır. 8 ay sonra Silahtar Ağa'nın yalvarmasıyla huzura kabul edilmiş ve padişah tarafmdan bağışlanarak musahiblik ve ayrıca (Soğancıbaşılık) verilmiştir.
    Y. Öztuna şöyle yazıyor:

    "Sermüezzin oldu ve Ali Efendi denmiye başlandı. 60 yaşlarında öldü. tıknaz ve bir ayağı aksaktı."

    6 Haziran 1830'da ölmüştür. Kemanî Ali Ağa, hem saz ve hem de söz eserleri bestelemiştir. Klasik üsluba bağlı olmakla beraber, orijinal nağmelerle süslediği eserlerinde mükemmel bir estetik ve duygu ifadesi hakimdir. Ruşen Ferit Kam, Ali Ağa'nın şarkıları için:

    "... Hacı Arif Bey'den önceki bestekarların eserlerine göre oldukça orijinaldir." demiştir.




    Kemânî Ali Ağa 'nın Eserleri
    Makam Form Eserin Adı Usûl
    Acem–Buselik Şarkı Düştü gönül bir civane Aksak
    Acem Aşiran Şarkı Bir bakışla ol civan Düyek
    Acem Aşiran Şarkı Gönül hicrinle kan ağlar harabdır Devr–i Hindi
    Acem Kürdi Şarkı Çehre edip sen bi–sebeb Düyek
    Araban Şarkı Evleri var hane hane Düyek
    Arazbar–Buselik Şarkı Ey melek–huy dilber–i nazik–eda Düyek
    Arazbar–Buselik Şarkı Şahım senin daim heman Düyek
    Bayati Şarkı Daim seni ben arardım Düyek
    Bestenigar Şarkı Kerem kıl bu dil–ı zare Aksak
    Büzürg Şarkı Niçün ey meh seni uşşakın arayıp taramaz Devr–i Revan
    Dilkeşhâverân Saz Semai Dilkeş–Haveran Saz Semaisi Aksak Semai
    Evc Peşrev Evc Peşrev Devr–i Kebir
    Evc Saz Semai Evc Saz Semaisi Aksak Semai
    Evcara Şarkı Sen döküp ruhsara kakül Ağır Düyek
    Ferahnak Saz Semai Ferahnak Saz Semaisi Aksak Semai
    Hicaz Şarkı Gönül verdim sen dilbere Aksak
    Hicaz Peşrev Hicaz Peşrev Devr–i Kebir
    Hicaz Saz Semai Hicaz Saz Semaisi Aksak Semai
    Hicazkar Şarkı Efendim guş–ı efgan et Aksak
    Hisâr Peşrev Hisar Peşrev Hafif
    Hisâr Saz Semai Hisar Saz Semaisi Aksak Semai
    Hüseyni Şarkı Yaktı beni kaşı hilalin ey şive–kar Aksak
    Hüseyni–Aşîran Şarkı Dünyaya vermezdim seni Düyek
    Hüseyni–Aşîran Şarkı Eylerim ben intizarın Düyek
    Hüseyni–Aşîran Peşrev Hüseyni–Aşiran Peşrev Berefşan
    Hüseyni–Aşîran Şarkı Vechin bu caya verdi nur Düyek
    Isfahan Şarkı Hicrinle ey şuh dil pare pare Aksak
    Isfahanek Peşrev Isfahanek Peşrev Ağır Düyek
    Isfahanek Saz Semai Isfahanek Saz Semaisi Aksak Semai
    Kürdi Peşrev Kürdi Peşrev
    Muhayyer Kürdi Şarkı Cana tesir eylemişti yareler Düyek
    Nevâ Şarkı Bir dahi semt–ı Vefa'ya gitmem Aksak
    Nişaburek Şarkı Hele ol dilber–ı rana arada bir şakıyor Aksak
    Nişaburek Şarkı Meğer o imiş senin derdin Aksak
    Nişaburek Peşrev Nişaburek Peşrev Çenber
    Pençgâh Saz Semai Pençgah Saz Semaisi Aksak Semai
    Rast Şarkı Düştü gönlüm sana ey nazik peri Ağır Düyek
    Saba Şarkı Hicrinle ey şuh dil pare pare Curcuna
    Saba Şarkı Sevdim seni pek ey bi–menendim Aksak
    Sabâ–Zemzeme Peşrev Saba–Zemzeme Peşrev Fahte
    Sultani–Irak Şarkı Mey değil bu cevher–ı şadi peymanede Aksak
    Suzinak Şarkı Bezme buyur ey mah–ı münevver hele bir şeb Ağır Aksak
    Suzinak Şarkı Didede ey meh fitneler zahir Curcuna
    Şedd–i Araban Şarkı Kaşları yay mah–ı taban Şark–ı Devr–i Revani
    Şehnaz Peşrev Şehnaz Peşrev Zencir
    Şehnaz–Buselik Peşrev Şehnaz–Buselik Peşrev Ağır Düyek
    Şevk–Efza Şarkı Bulmadım azar–ı aşkından senin bir dem reh Aksak
    Şevk–Efza Şarkı Et Şehenşah–ı adalet–irtisam Düyek
    Şevk–i Dil Saz Semai Şevk–i Dil Saz Semaisi Aksak Semai
    Tarz–ı Nevin Şarkı Ey şah–ı vefa–güster–u lutf–ı hümem–ara Ağır Aksak Semai
    Uşşak Şarkı Daim seni ben arardım gizli gizli Düyek

  7. #17
    ღ♥ღ íňãţçı мéĺéķ ღ♥ღ ραραтуα - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Üyelik tarihi
    Eylül.2007
    Nereden
    Ege..
    Mesajlar
    6.197

    Standart

    s11
    ABDURRAHİM KÜNHÎ DEDE (1769-1831)
    Yenikapı Mevlevîhanesi şeyhlerinden Kütahyalı Seyyid Ebu Bekir Dede'nin üçüncü oğludur. 1769 yılında doğmuştur. Henüz altı yaşında iken babasını kaybeden Abdürrahim Efendi, büyük ağabeyi Ali Nutkî Dede'nin himayesinde ve Yenikapı Mevlevîhanesi'nde yetişmiştir. Mevlevihane'nin kurallarına (adab ve erkanına) uygun olarak çilesini çıkarıp (Dede) olan Abdürrahim Künhî Dede, genç yaşında, musikide olduğu gibi edebiyatta ve ledün ilminde (Allah sırlarından ve niteliklerinden bahseden bilim) de üstatdı. Galata Mevlevîhanesi kudümzenbaşısı ve değerli musikişinas Derviş Mehmed ile Ferahfeza ve Vech-i arazbar makamlarının yaratıcısı kudretli bestekar ve çok değerli musahib Vardakosta Seyyid Ahmed Ağa, Abdürrahim Künhî Dede'nin yetiştirdiği en seçkin öğrencileridir. Devrin padişahı ve büyük bir bestekar olan III. Selim, Yenikapı Mevlevîhanesi kudümzenbaşısı Abdürrahim Künhî Dede'yi Enderün'a almak istemişse de, bu dergahın şeyhi ve Künhî Dede'nin ağabeyi olan Ali Nutkî Dede, padişahın bu arzu suna karşı koymuş ve ermiş kişilerin kendile-rine has kudretiyle kardeşine öyle bir nazar etmiştir ki, Künhî Dede, sekiz yıl kadar cezbe (tarikata bağlı kişilerin kendilerinden geçme hali) halinde kalmıştır. Bu sebeple de padişah kendisini saraya almaktan vazgeçmiştir.
    Cezbe halinde bulunmuş olması sebebiyle Künhî Dede'yi (Meczüb) yani, deli sayanlar olmuştur, işte bu sıralarda Künhî Dede 22 yaşlarındadır ve Mevlevî musikisinin en güzel örneklerinden biri olan ve birinci selammm ilk dörtlüğü:

    Men aşık-ı an husnem aşkesti münacatem
    Ez savmaa birunem der küy-i harabatem
    Men bende-i sultanem sııltan-i cihan banem
    Zan dem ki ruhaş dîdem şuride vü hayranem
    ile başlayan Hicaz makamındaki Ayîn-i Şerîfini bestelemiştir (1790). Bu kıt'anın açıklaması şudur:

    "Ben o güzel yüzün aşıkıyım, benim münacaatım aşkadır.Ben Sultanın kuluyum, cihanın sığındığı Sultanın kuluyum. Yüzünü gördüğüm andan beri çılgın bir aşığım, hayranım..."

    Nühüft makamından bestelediği Ayîn ise unutulmuştur. Anberefşan makamım terkîb etmiş ve bu makamdan bir peşrev ile saz semaîsi bestelemiştir. Abdürrahim Künhî Dede'nin bestekarlığı hakkında merhum neyzen Halil Can bey, şunları söylemiştir:

    "Böyle dört ucu ma'mür bir bestekarın daha başka eserleri olması lazım ise de ya unutulmuş veyahut da başka bir isimle kaydedilmiştir. Bu meyanda (Şeyda Hafız) 'ın ismi düşünülebilir, çünkü onun ismi (Şeyda Abdürrahim Dede)' dir.

    Belki onun namına tebdil-i mevkî etmiştir, şimdilik bu hususda kat'î ifade kullanmağa ilmî imkan göremiyorum.

    Künhî mahlasıyla şiirler de yazan Abdürrahim Künhî Dede'nin Yenikapı Mevlevîhanesi kudümzenbaşılığından şeyhliğine geçmesi ağabeyinin oğlu olan Recep Hüseyin Hüsnü Dede'nin (Nasır Abdülbakî Dede'nin oğlu) dokuz yıl şeyhlikte bulunduktan sonra 1830 yılı ramazanında ölmesi üzerine olmuştur. Künhî Dede 25 Mart 1830 yılında şeyh olmuş ve iki yıla yakın şeyhlikte bulunduktan sonra 1831 yılında ölmüş ve dergahın türbesine gömülmüştür. Ölümüne düşürülen iki tarih mısra'ını kaydediyoruz.

    Mahv oldu aşk-ı Hak 'dan, Abdürrahim Efendi (1247)

    Abdürrahim Efendi pîrana hemdem oldu. (1247)

  8. #18
    ღ♥ღ íňãţçı мéĺéķ ღ♥ღ ραραтуα - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Üyelik tarihi
    Eylül.2007
    Nereden
    Ege..
    Mesajlar
    6.197

    Standart

    s11
    ALÎ NUTKÎ DEDE (1762 - 1804)
    YENÎKAPI Mevlevîhanesi şeyhlerinden Kütahyalı Ebu Bekir Dede Efen-di'nin büyük oğlu olan Ali Nutkî Dede, 27 Temmuz 1762 (Hicrî: 1176 yıl Muharreminim 5. günü) tarihinde istanbul'da mevlevîhane civarındaki evlerinde doğmuştur. Dedesi Halveti şeyhlerinden Ahmed Efendi'dir, Ali Nutkî Dede'nin diğer kardeşleri Nasır Dede ve Künhî Dede'dir. Annesi Saîde Hanım, Kutb-ı Nayî Şeyh Osman Dede'nin kızıdır.
    On dört yaşında iken babası ölünce Mevlevihane'nin şeyhliğine tayin olunmuştur. (Miladi: 1775 - Hicrî 1189) Dinî musikimize ait bilgilerinin tam ve kuvvetli olduğunda şüphe bulunmayan Ali Nutkî Dede'nin kendi el yazması ile meydana getirdiği ve (Defter-i Dervîşan) adım taşıyan mecmuada şeyhliği sırasında kendisine ve dergaha kapılanan (can) lara ait kayıtlar bulunmaktadır. Buradaki isimler arasında Türk mu-sikisinin en kudretli bestekarlanndan Hammamîzade İsmail Dede Efendi'nin ve Türk Dîvan edebiyatının büyük şairi Şeyh Galib'in isimlerine rastlanılmaktadır.

    Nutkî mahlasıyla bazı şiirler yazmış olan Ali Nutkî Dede'ye babası tarafın-dan (Memiş) mahlasının verilmiş olduğu ve bu mahlas ile de bazı şiirler yazdığı Mehmed Ziya'nın Yenikapı Mevlevîhanesi adlı eserinde kayıtlıdır.

    Dinî Türk musikisinin Mevlevî musikisine ait bölümünün en güzel örnek-lerinden olan Şevkııtarab Ayîn-i Şerîf için çeşitli söylentiler vardır, şöyle ki: Bu eseri Ali Nutkî Dede'nin bestelediği ve dervişi ve öğrencisi olan îsmail Dede Efendi'ye hediye ettiği söylendiği gibi, Sadettin Nüzhet Ergun, şöyle yazıyor:

    (... Yukarıda Ali Nutkî Dede namına tespit ettiğimiz "şevkutarab" ayîninin de Dede'ye ait olması ve bu eseri şeyhine bağışlamış bulunması ihtimal dahilindedir; Nitekim "Bestenigar" ayîninden bahsederken bizzat kendisi yedi ayîn vücuda getirdiğim söylemektedir.İsmail Dede'nin bestelediği ayinler Şevkutarab ayîn ile yedi adet olmaktadır. Yenikapı Mevlevîhanesi eski ayîn mecmuasındaki Şevkutarab ayîninin güftesimn altma ismail Dede'nin yazdığı not kanaatimizce bu büyük ve çok kudretli bestekarımızın şeyhine karşı duyduğu sonsuz hürmet ve saygının, ayrıca dervişliğinin hudutsuz alçakgönüllülüğünün mahsulüdür.

    "Şeyhim, azîzim Yenikapı şeyhi Ali Efendi hazretlerinin rey ve tedbiri ve her bir nağmede tarifi munzam olduğundan halen okunan bestede medhalim yoktur. Hal-i hayatlarında tenbihleri mucibince, kendi isimlerim ihva ve balasına, bu fakirin ismim tahrir buyurup, fakîri ala-tarîki'l hediye ihsan buyurdular. El-fakîr Derviş îsmail"

    Kardeşleri Nasır Abdülbakî Dede ve Abdürrahim Künhî Dede'lerin yetişmelerinde de büyük rolü olan Ali Nutkî Dede, otuz yıl süre ile Yenikapı Mevlevîhanesi şeyhliğinde bulunduktan sonra Miladî: 1804 yılı Ağustos ayında (Hicrî:1219 yılı cemaziyelevvelinde) kırk üç yaşında iken ölmüş ve dergahın mezarlığına gömülmüştür. Sürurî'nin ölümüne düşürdüğü tarih mısra'ı: "Kevser safası eyledi Seyyid Ali Dede (1219)" şeklindedir.

    Ali Nutkî Dede'nin iyi bir hattat olduğu, kopya ettiği bir Dîvan-ı Neşa-ti'den anlaşılmaktadır. Bu eser Süleymaniye Kütüphanesi Nafiz Paşa yazmaları 942'de bulunmaktadır.

  9. #19
    ღ♥ღ íňãţçı мéĺéķ ღ♥ღ ραραтуα - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Üyelik tarihi
    Eylül.2007
    Nereden
    Ege..
    Mesajlar
    6.197

    Standart

    s11
    ZEKİ MEHMED AĞA (1776-1846)
    Tanburi-Bestekar Musahib-i Şehriyarî Numan Ağa'nın oğlu olan Zeki Mehmed Ağa, 1776 yılında İstanbul'da doğdu. Babasından tanbur çalmayı öğrendi. Yine babasının aracılığıyla Enderün-ı Hümayün'a girdi. Kısa zamanda büyük başarı gösterdi. III. Selim zamanında sarayın ünlü tanburîleri arasında bulunuyordu. Önceleri çavuş unvanına sahipti. II. Mahmud zamanında Musahîb-i Şehriyarî oldu. Babası Numan Ağa ile birlikte padişah huzurunda yapılan fasıllarda çalmıştır. Tanburîliği ile birlikte bestekarlıkta da şöhreti arttı. Özellikle saz eserleri besteciliğinde büyük başarı elde etti. Klasik üslupta olan eserlerinde melodilerin seyri büyük bir hareketlilik gösterir. Fırtına gibi nağmelerin ardarda dalgalar halinde gelişi, parlak ve şuh karakterdeki eserlerin teknik yönden de fevkalade oluşunu açıkça ortaya koyar. Saz eserlerinin yanı sıra bazı şarkılar da bestelemiştir. Zamanımıza gelebilen eserlerinin sayıları azdır. Birçok eserinin kaybolduğu da sanılmaktadır. Zeki Mehmed Ağa'nın oğlu Osman Bey (Tanburî Büyük Osman Bey) de babası gibi değerli bir tanburî ve babasından da büyük bir saz eserleri bestekarıdır.
    Hammamîzade İsmail Dede Efendi ile birlikte Hacca giden Zeki Mehmed Ağa da kolera salgınından kurtulamamış ve 1846 yılı Kasım aynıda ölmüştür.

    Zeki Mehmed Ağa'nın ölümü için hattat ve şair (Kıbrısîzade) İsmail Hakkı Efendi şu tarihi düşürmüştür:

    "Rahatü'l-ervah çaldî
    Göçdü tanbûrî Zeki. 1262"


    Zeki Mehmed Ağa'nın Eserleri
    Makam Form Esrin Adı Usûl
    Acem–Buselik Peşrev Acem–Buselik Peşrev Devr–i Kebir
    Arazbar–Buselik Peşrev Arazbar–Buselik Peşrev Ağır Düyek
    Evc Şarkı Gaayet güzelsin ey melek Ağır Düyek
    Ferahfeza Peşrev Ferahfeza Peşrev Muhammes
    Ferahnak Peşrev Ferahnak Peşrev Zencir
    Ferahnak Saz Semai Ferahnak Saz Semaisi Aksak Semai
    Hicazkar Şarkı Hiç eşin yok nev–civansın Aksak
    Hisâr–Bûselik Peşrev Hisar–Buselik Peşrev Hafif
    Irak Peşrev Irak Peşrev Devr–i Kebir
    Irak Saz Semai Irak Saz Semaisi Aksak Semai
    Mahur Peşrev Mahur Peşrev
    Muhayyer Şarkı Olmam ben sana dest–res
    Nevâ Peşrev Neva Peşrev Devr–i Kebir
    Nevâ Saz Semai Neva Saz Semaisi Aksak Semai
    Sabâ–Bûselik Şarkı Olmam ben sana dest–res Aksak
    Suzinak Şarkı Bi–mürüvvet pür–cefasın Aksak
    Şehnaz–Buselik Peşrev Şehnaz–Buselik Peşrev Muhammes
    Şehnaz–Buselik Saz Semai Şehnaz–Buselik Saz Semaisi Aksak Sem

  10. #20
    ღ♥ღ íňãţçı мéĺéķ ღ♥ღ ραραтуα - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Üyelik tarihi
    Eylül.2007
    Nereden
    Ege..
    Mesajlar
    6.197

    Standart

    s11
    ARİF MEHMED AĞA (1794?-1843)
    (Keçi Arif Ağa - Şirin)
    SULTAN III. Selim ve Sultan II. Mahmud devirleriııin ünlü tanburî ve bestekarıdır. Kendisine (Şîrin) de denilen Arif Ağa, asıl (Keçi) lakabiyle anılmaktadır. Buna da sebep şöyle bir söylentiyle anlatılmaktadır: Boyunun kısa olması sebebiyle, tanbur çalarken pest perdelere erişememesi ve ancak sıçrayarak bu perdeleri kullanabilmesi Arif Ağa'ya (Keçi) lakabmm takılmasına sebep olmuştur.

    Kat'î olmamakla beraber 1794 ? yılında doğduğu tahmin edilmektedir. Enderun'da yetişmiş, iyi bir tanburî olmuş ve bestelediği eserlerle de ün yapmıştır. Dilküşa ve Şevkaver makamlarım icad etmiş olan bu değerli tanburî-bestekarın zamanımıza ancak birkaç eseri kalmıştır. O da Zavil makmaındaki saz semaîsi ile dilküşa makamındaki peşrev ve sazsemaileridir.

    Yüzü çiçek bozuğu olduğu için mabeyn fasıllarına katılmamakla beraber sarayda çok bulunmuştur. Büyük bestekar Dede Efendi'nin büyük kızı Hadice Hanım (1806-1863?) ile evlenmiş ve bu evlilikten de doğan erkek evlada Rif'at adı verilmiştir. Bu Rif'at Bey, sonradan Türk musikisinde büyük şöhret sahibi ve değerli bir musikişinas olarak göreceğimiz Sermüezzin Mîralay Rif'at Bey'dir.

    Arif Mehmed Ağa, 1843 yılında ölmüştür.

    Arif Mehmed Ağa hakkındaki şu iki notu kaydetmekte fayda vardır :

    "Hazîneli Kemanî Mustafa Ağa, Hanende Rif'at Bey, Mukallid Aziz Bey, Kilerli Keçi Arif Ağa, acemisi tanburî Necib Ağa ve neyzen Mustafa ve Derviş îsmail Efendi ve Tanburî Numan Ağa ve Abdi Bey ve kemanî Ali Ağa ince sazlar ile kenar-ı havızda fasl-ı ağaz eylediler."

    1813-1814 yılı olayları anlatırken:

    "Kiler'de namlı tanbur çalanlardan Keçi Arif denilen ve aynı zamanda çok çirkin olduğu için Şîrin Arif Ağa diye adlandırılan kişi. Selim Han (III. Selim) zamanından beri musiki ye çalışırdı, ama "tali-i na-sazı sazı gibi" değildi. Talihi iyi gitmediği için bir türlü çavuş olamıyor, oysa kendiliden sonra geleli acemiler onu geçiyordu. Üzüntüler içinde olduğunu padişah duydu. Bu sevinçli günlerde (ballar mevsimi) hem onu, hem de Kiler'den Emin Efendi'yi ve Hanende Salih Efendi'yi uçunu birden çavuş yaptı."

+ Yeni Konu aç

Benzer Konular

  1. Türk ordusu (asil türk ordusundan bazı görüntüler)
    Konu Sahibi aşık çocuk Forum Garip Olaylar
    Cevap: 1
    Son Mesaj : 28.Haziran.2010, 13:04
  2. Türk erkeği
    Konu Sahibi kontes Forum Fıkralar
    Cevap: 4
    Son Mesaj : 06.Kasım.2007, 11:22
  3. Türk Askeri
    Konu Sahibi StoryLine Forum Atatürk ve İlkeleri
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 10.Eylül.2007, 12:29
  4. Türk İcatlari
    Konu Sahibi kontes Forum Bakteri Geyik
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 23.Ağustos.2007, 15:49
  5. türk yalanları
    Konu Sahibi başak Forum Bakteri Geyik
    Cevap: 1
    Son Mesaj : 13.Ağustos.2007, 23:49

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
Pratik pasta tarifleri | promosyonbank.com