Evet Allah’a inanıyordum; daha doğru söylemek gerekirse Allah’ inkar etmiyordum ama nasıl bir Allah’a inanıyordum

işte bunu anlatmazdım.
Yalnızca

kendi adıma tek gerçek olduğuna inandığım şeyi

ulaştığım bu gerçek bilgiyi yazılarımda diğer insanlara öğretiyordum. Yani benim şimdi sürdürdüğüm gibi yaşamak gerektiğini ve insanın en rahat yaşadığı yerin ailesinin yanı olduğunu anlatıyordum insanlara. Yaşantım böyle sürüp gidiyordu. Fakat yaşantımın bu akışa girmesinden beş yıl sonra tuhaf bir şeyle karşılaştım. Bazı anlarda zihnimi birdenbire kuşkular sarıyordu. Sanki yaşam böyle anlarda duruyor

zaman akmıyordu. Nasıl yaşamam

ne yapmam gerektiğini bilmiyor gibi oluyordum. Dengemi yitirdim ve melankoliye düştüm. Fakat bu durum kısa bir süre sonra geçti. Yaşantımı kaldığı yerden

yine eskiden olduğu gibi sürmeye başlamıştım ki

bu kuşku anları daha sık

hem de öncekine göre çok daha yoğun bir halde tekrar etmeye başladı. Hayatımın durduğu bu anlarda hep aynı sorular ortaya çıkıyordu:
NİÇİN? Peki sonra ne olacak

Başlangıçta bunların anlamsız

saçma sorular olduğunu düşündüm. Sanıyordum ki

bunların cevapları belli

ortada olan cevapları var ve ben bu cevaplara kolayca ulaşacağım. Her şeyden önce bu soruların çözümü ile uğraştığımda meselenin ortadan kalkacağını düşünüyordum. Fakat bununla uğraşacak zamanım yoktu. Eğer günün birinde canım isterse cevapları bulabilirim diye düşünüyordum. Ancak sorular gittikçe daha sık ortaya çıkmaya ve çoğalmaya başladılar; üstelik bu sorular

cevaplarını bulmanın çok güz olduğu sorulardı. Durmadan aynı yere düşen noktalar gibi bu cevapsız sorularda kara bir leke halinde toplanıp büyüyorlardı. Bir iç hastalık nedeniyle acı çeken bir insanın hali nasılsa

benim halimde öyleydi. Önce hastanın önem vermediği küçük işaretler belirir

sonra bu işaretler gittikçe daha sık tekrarlanır ve zamanla kurtulmanın imkansız olduğu bir ıstırap haline gelir. Acı giderek büyür ve hasta düşünmeye vakit bulamaz olur. O zaman şunu fark eder ki

kendisinin sağlık içinde yaşarken pek fazla önemsemediği şey

aslında dünyada onun için en önemli olan şeydir: yani ÖLÜMDÜR.
Yaşantım sanki durmuştu; sadece nefes alıyor

yiyor

içiyor ve uyuyordum. Ancak bunları yapıyorum diye yaşadığımdan bahsetmem mümkün değildi; çünkü ruhumu rahatlatacak ve aklımı tatmin edecek bir arzum yoktu. Aslında şunu da çok iyi biliyordum ki

bir arzum olduğunda onu gerçekleştirsem de gerçekleştirmesem de sonunda bir şey değişmeyecekti.
Yaşamayı sürdürüyordum ama bu sadece yaşam fonksiyonlarımı sürdürmekten ibaretti. Bir uçurumun başına gelmiştim ve önümde yok oluştan başka bir şey olmadığını çok iyi görüyordum. Ulaştığım sonuca kayıtsız kalmam imkansız olduğu gibi

önümde yalnızca acı ve gerçeğin durduğunu görmemek için gözlerimi kapatmam da imkansızdı. Yaşadığım tam bir perişanlıktı.