BİLGİSAYAR NELERDEN OLUŞUR
Bilgisayarlar modüler olarak geliştirilebilen aletlerdir. Bir bilgisayarın içinde farklı görevler üstlenmiş bir çok farklı elektronik kart yer almaktadır. Bu kartların hızları markaları özellikleri tüm sistemin performansını etkiler. Elektronik kartlar işlemci Ram ve diğer görevli kartları üzerinde barındıran ev sahibi anakart üzerine yerleştirilirler. Çevre kartların anakartla haberleşmesi için anakart üzerinde bazı standart iletişim yuvaları bulunmaktadır. Bunlardan en eskisi olan ISA slot yuvaları en yaygın olarak kullanılanıdır. ISA slotlar 386 işlemcili anakartlarda bile bulunmaktadır. ISA standardı 16 bitlik kapı olup genelde modem ses kartı, TV kartı, Ethernet kartı ve bazı eski ekran kartlarının yerleştirilmesi için kullanılır. Daha sonra geliştirilen ve şu anda hiçbir anakart üzerinde bulunmayan VESA slot yuvaları ise 32 bit iletişim kapılarıdır. Bu yuvalar 486 işlemci anakartlarında bulunurlar. Artık kullanılmayan 486 işlemcilerle beraber piyasadan kalktılar. Günümüzdeki çevre kartı yüksek hızı ve performansı için tercih ettiği PCI yuvalar 64 bit veri yolludurlar. Bu yuvalara ekran kartı Ethernet kartı ses kartı, TV kartı gibi birçok kart takılabilmektedir. Bu kartlar eski ISA kartlardan daha az yer kaplarlar. Yeni geliştirilen AGP portu ise yeni nesil Pentium II işlemcili anakartlarda yer almaktadır. AGP yeni ve hızlı ekran kartları için tasarlanmış bir yuvadır.
NETWORK
Network Nedir:
Network birbirine kablolarla bağlanmış server, printer, pc, modem gibi birçok haberleşme ekipmanının en ekonomik ve verimli yoldan kullanılmasıdır. Network insanların bireyselce değil, ortak çalışmalarını sağlar.
Network, veri, yazılım ve ekipman paylaşımıdır. Küçük bir ağ iki bilgisayardan oluşabileceği gibi, büyük bir ağ binlerce bilgisayar, fax-modem, cd-rom sürücü, printer ve bunun gibi ekipmanlardan oluşabilir.
Neden Network’e gereksinim duyulur:
Network zaman ve para kazancı sağlar. Başarı için işletmenin sadece ofis içinde değil, tüm dünya ile haberleşmesi gerekir. Paylaşım söz konusu olduğundan donanım tüm personel tarafından kullanılabilir, her bir birey için ekstra printer, modem, disk ünitesi gerekmez. Internet erişimi de bir ağ üzerinde paylaştırılabilir.
Network Nasıl Çalışır:
Ethernet en genel networking sistemidir. Ethernet standartlarıyla birlikte gelmiştir. Ethernet ağından gönderilen tüm mesajlar diğer bir ekipmanın alabileceği standart kodlardan oluşur. İlk olarak XEROX tarafından bulunmuş ve daha sonra DEC, Intel ve XEROX tarafından formulize edilip belirli metotları kullanıp saniyede 10 Mbit veri transfer edebilen bir sistem olarak ortaya çıkmıştır.
Network Topolojileri:
Üç çeşit network yapısı vardır. Bunlar “star”, “bus” ve “ring” topolojileridir. Star ve Bus mimari en çok kullanılanlarıdır.
Star Yapı:
Adından anlaşılabileceği gibi yıldız mimarisindedir. Yani yıldızın merkezinde bir hub veya switch, bunlara bağlı olan tüm noktaları birbirine bağlar (UTP kablo ile). Kablonun bir ucu network adaptör kartına bağlı iken, diğeri hub veya switch’e takılır.
Star Network ün Avantajları:
Ekonomik kabloluma
Hızlı kurulum
Kolay genişletilebilirlik
Switch veya bridge ile genişletilmesi network performansını arttırır.
Bağlantıda meydana gelebilecek kopukluk , tüm ağı etkilemez .
Hub’a yapılan bağlantılar hub üzerindeki bağlantıların durumunu gösteren ışıklar sayesinde durumları anlaşılır ve arıza tespiti kolaylaşır.
Dezavantajları:
Hub ile hub arasındaki bağlantıyı sağlayan kablonun uzunluğu 100m yi geçemez.
Bus Yapı:
Bus yapı, omurga yapı olarak ta adlandırılır. Ağ üzerindeki tüm node’lar tek bir hat üzerindedir. Veri bu node’lardan geçerek istenilen node’a ulaşır.
Ağ bağlantısı tek bir koaksiyel kablo ile yapılır. Bu kablonun uçlarına BNC denilen konnektörler bağlanır.
Bus Yapının Avantajları:
Güvenilir kablo kullanır (koaksiyel kablo).
Basit network genişlemesi sağlar.
Hub veya benzeri merkezi ağ ekipmanı gerektirmez.
Dezavantajları:
Standartları 30 node’tan fazlasına izin vermiyor.
Ağın toplam uzunluğu 185 mt.’yi geçemez.
Herhangi bir node’un bağlantısının kesilmesi tüm ağı etkiler.
Arıza tespiti zor.
HARDDİSK
Hdd:
Bilgisayarlarda bellek, mikroişlemci ve diğer çevre birimler arasında üretilen bilgilerin kalıcı olarak kalan ortama sabit disk denir. Bilgiler kalıcı olarak disketlerde de saklana bilir ama disketlerin kapasitesi ve hızı düşük olduğu için daha çok bilgi taşıma ve kopyalama için kullanılır. Sabit disklerdeki bilgilere disketten daha hızlı erişilebilir. Asbit disk vakumlu( havası alınmış ve sürtünmenin en aza indirgenmiş) bir metal kutu içerisine yerleştirilmiş disklerden meydana gelir.
Sabit disk içerisinde her disk yüzeyine ait bir okuma-yazma kafası mevcuttur. Bu okuma yazma kafaları disk yüzeyine değmeyip tamamen manyetik alan mantığı ile okuma-yazma işlemi yapar. Gerek disklerin, sürtünmesi en aza indirgenmiş bir kutu içerisinde saklanması, gerekse her disk yüzeyine ait okuma-yazma kafasının bulunması bilgilere erişim açısından çok önemli bir hız kazandırmaktadır.
Aşağıda çeşitli marka/model sabit disklerin hızları ve transfer hızları verilmiştir.
MARKA KAPASİTE HIZ
(ms) Transfer Oranı(KB/sn)
Maxtor 1,2GB 12 ms 3,97-6,19MB/sn
IBM 1GB 10,5 ms 39,8-55,1MB/sn
Fujitsu 2GB 10,3-11,9ms 8,6-11,3 MB/sn
Fujitsu 1GB 10-12ms 7,7-14,9 MB/sn
Sabit diskler ayrıca kafa, sektör ve silindir sayılarına göre de ayrılmaktadır. Bir sabit disk kullanıldığı işletim sistemine uygun olarak formatlandığında silindir denilen bölümlere ayrılır. Disklerin her bir yüzündeki silindir parça adı iz olarak adlandırılır. Her bir iz şekilde görülen eşit paçalara ayrılmıştır. Bu parçalara sektör adı verilir. Her bir sektör 512 byte’tan oluşur. Sabit disk, bilgileri sektör ve track’lara göre düzenler.
Sabit Disk Nelerden Meydana Gelmiştir:
Alüminyum, alüminyum magnezyum bileşeni üzerine nikel ve fosfordan bir ara tabaka etlenmiştir. Bu yapının üzerine manyetize edilmiştir. 50 ile 100 nanometre kalınlığında ferro manyetik bir tabaka eklenir. Son olarak bu manyetik tabakayı koruyan ince bir film tabakası kaplanır.
İzler, Sektörler Ve Manyetik Kafalar:
Diskler ve hard diskler arasında çok büyük farklılık olsa da, temeller eşittir. Veriler; manyetik desenler şeklinde ve dairesel olarak diskler üzerine yazılırlar. Bu dairelerden her biri iz adını alır ve eşit büyüklükteki sektörlere ayrılır. Manyetik kafa; diskin dış kenarından merkezine doğru hareket eder. Bunu yaparken, istenilen bilgilerin üzerinde bulunduğu izde durur ve aradığı sektörün diskin dönmesi esnasında altından geçmesini bekler.
Verileri diskteki, biz ize sırayla tüm disk çevresinde bir tur tamamlayacak şekilde mümkünse de, bu yöntem kullanılmamaktadır. Bunun yerine, bütün diskteki veya hard diski pasta dilimlerini andıran kısımlardan oluşan izlere ayırmak tercih edilir. Bu kısımların her birine sektör adı verilir. Böylece, bozuk bir alandan dolayı tüm izin kullanılmaz bir hale gelmesindense, tek bir sektörün kaybedilmesi yeğlenmiştir.
Sektör Büyüklüğü:
DOS işletim sistemi 512 Byte’lık sektör büyüklüğünü, disketlerde olduğu gibi hard disklerde de kullanılır. Tabi ki, bir diskin dışına yakın olan izler daha uzun olurlar ve fiziksel olarak daha fazla veri içerirler. Ama bu, mantıksal olarak içerdikleri veriler ve diğer izlerden daha fazla değildir. Bazı sürücülerde sektör sayısı izden ize farklılıklar gösterir. Örneğin “Plus Development Corporation” şirketi 40 MB’lık hard disklerde en içteki izlere 28 sektör sığdırırken, en dıştaki izlere 34 sektör sığdırmaktadır. Bu durumda, izlerden fiziksel olarak arta kalan sektörler, elektronik olarak bir sonraki ize aitmişler gibi kodlanır. Böylece DOS her izin eşit sayıda sektörlerden meydana geldiğini zanneder.



Sabit Diske Bilgi Okutmak Ve Yazdırmak:
Sabit diske bilgi yazımı için kafalar medyanı kutuplarını ters çeviren bir manyetik alan uygular. Okuma sırasında ise yapılan kutupların değişimini tekrar algılamaktadır.Okuma ve yazma kafası fotolitografik film tekniğiyle üretiliyor ve manyetik direnç etkisiyle çalışıyor.
Sabit disk okuma ve yazma işlemini sonlandırdığında kafalar alınan enerji yardımıyla park konumuna gelir. Park alanının yüzeyi kafaların oturumu için frenlenmiştir(Eski HDD’ da).
Okuyucu kafadan gelen andaki veriler dijital verilere dönüşür. Bu yöntem eski disklerde kullanılan sinyal dönüştürücü detektörlerden çok daha verimlidir.
Sabit diskin sektörü verilerden başka actuatörün kafayı doğru yere çekmesi için gerekli servo bilgiler ve mekanizmalarına da sahiptir. Kodlama işlemi seri haldeki sıfır ve birleri yani veriyi kutup değişimlerinde aktarmaktadır. Bu 0 ve 1’lerin kesin sayısı RLL( Sınırlı Aktarım Uzunluğu) ile tespit edilir. RLL de minimum 1 maksimum 7(0) gelebilir. Böylece birim alan üzerine daha fazla bilgi depolanabilir.
Disklerde yazma ve okuma işlemleri sonuç olarak mekanik bir işleme dayanır. Bu mekanik hareketler nedeniyle meydana gelen beklemelerde veri bir ara bellekte dalgalanır.
Sabit Disk Arabirim Standartları:
Yeni alınmış bir sabit disk sisteminize uymayabilir. Çünkü çeşitli sabit disk arabirimleri vardır. Bu standartlar ST-506, ESDI, SCSI, IDE, EIDE, Fast SCSI, Wide SCSI ve Ultra SCSI dır.
ST-506 : 8080 – 8086 makinelerde kullanılmış olan standarttır. ST-506 oldukça yavaş çalışır. En olumsuz tarafı tek bir disk bağlayabilmenizdir. ST-506 herhangi bir slota bağlayarak kullanabilirsiniz.
ESDI (Enhanced Small Device Interface) : Yani Geliştirilmiş Küçük Aygıt Arabirimi, sabit disk arabirim standartlarının ikincisidir. ST-506 ya göre daha hızlıdır. Daha gelişmiş bir elektronik yapıya sahiptir.
SCSI (Small Computer System Interface) : Genelde Windows NT ve Unix ana makinelerinde kullanılır. Ancak son yıllarda PC’lerde kullanılmaya başlanmıştır. SCSI sadece sabit disk ve disket sürücü arabirimi olmayıp aynı zamanda CD sürücü, optik okuyucu, gibi aygıtları da destekleyebilen bir arabirimdir. Bir SCSI arabirimi aynı anda 7 aygıtı denetleyebilir. İlk iki arabirimden çok daha hızlıdır.
IDE (Intelligent Drive Electronic) : PC’lerde en yaygın kullanılan arabirimdir. Genellikle anakart üzerindedir. Üzerinde iki seri, bir paralel port, bir disket sürücü arabirimi ile birlikte birde IDE arabirimi bulunur. Şu anda üretilen anakartların çoğunda bir IDE kontrolcüsü bulunmaktadır.
EIDE (Enhanced IDE) : Gelişmiş bir sabit disk arabirimidir. IDE arabirimindeki sınırlamaları ortadan kaldırmıştır. EIDE ile 528 MB kapasite sınırı ortadan kalkıyor. Dört tane IDE aygıtının bağlanabilmesini sağlıyor. Veri transfer hızı da IDE’ye göre artmış durumda.Yeni işletim tipleri, PIO Mode’lar (PIO=Programmed I/Q), hızı EIDE sabit disklerin bağlantısı nı olanaklı kılıyor. PIO Mode saniyede 11,1 MB, PIO Mode 4 ise saniyede 16,4 MB veri transfer hızlarına olanak sağlıyor.EIDE arabirimi kullanabilmek için, EIDE sabit diskin yanında EIDE BIOS’lu bir ana karta ihtiyacınız vardır. Pentium ana kartların hepsinde, verileri maksimum 4 sabit disk üzerinden, LBA (Logical Block Addressing) veya XCHS (Extended CHS) ile yönete bilen bir EIDE arabirimi ve BIOS vardır.
Fast SCSI: Fast SCSI, hızlı sabit diskler için üretilmiş bir arabirimdir. 8 bit veri yolu genişliğine sahiptir. Fast SCSI ile saniyede 10 MB veri transfer hızına erişilebilir.
Wide SCSI: Windows, NT benzeri işletim sistemlerinde yaygın olarak kullanılmakta olan hızlı ve güvenli bir SCSI arabirimdir. Özellikle, birden fazla diske aynı anda erişebilmesi durumlarında yüksek performans değerleri sunmaktadır. Bu SCSI arabiriminde veriler, 16 bitlik veri yolu üzerinden transfer edilir. Saniyede 20 MB’a kadar veri aktarımı mümkündür.
Ultra SCSI: Wide SCSI arabirimindeki hızı ikiye katlayan bir performans sunmaktadır. Ultra SCSI arabirimi üzerinden saniyede 40 MB ve üzeri veri transferi mümkündür. Bu arabirimde ayrıca SCAM (SCSI Configured Automatically) özelliği de mevcuttur. Bu özellik SCSI aygıtlara otomatik olarak SCSI ID numarası atamasını sağlıyor.
Harddiskin Setupta Tanıtılması:
BIOS ve ana kartlar 4 IDE sürücüyü (sabit disk yada CD ROM sürücüyü) destekler. Bunlardan ilk iki tanesi ise Secondary olarak adlandırırlar. Her çiftte öncelik planı Master, sonraki ise Slave olarak tanımlanır.
Buna göre sıralama;
Primary Master
Primary Slave
Secondary Master
Secondary Slave olmalıdır.
Mode seçeneğinde seçeneğin “Auto” olarak seçilmesi açılışı bir miktar geciktirse de önerilen şekildir. Çünkü BIOS Post sırasında diskin özelliğini belirleyip sistemi ona göre açabilir. Bu seçeneğin “None” olması halinde sistem sabit diski görmeyecektir. İlk seçimden sonra gelen parametreler sabit diskle ilgili bilgilerdir. Burada sabit diskin kafa sayısı (head), kapasitesi (size), silindir sayısı (cyls), sektör sayısı (sector) ve teknolojisi ile ilgili bilgiler yer alır.Sabit diskin otomatik olarak tanınması için “IDE Hdd Auto” seçeneğinden tanıtılması gerekir. Eğer buna rağmen otomatik olarak tanıtılma yapılmıyorsa type seçeneğinden “User” seçilmeli ve daha sonra gelen kısımlar disk üzerindeki veya kitapçığındaki bilgiler yardımıyla doldurulmalıdır.
ANAKART
Anakartın özellikleri ilerde yapılacak yükseltmede önemli bir faktördür. Alınacak olan anakart yükseltilebilir özellikte olmalıdır. Pentium işlemci kullanılacaksa anakart 75 yada 83 Mhz bus hızını destekliyor olmalıdır. Bu sayede bilgisayar overclock denilen yöntemle olduğundan daha hızlı çalıştırılabilir. Yeni çıkan Pentium II anakartları 100 MHZ hızını desteklemektedir. Bu hıza sahip bir anakart eski Pentium anakartlarından yüzde 50’lere varan bir hız artışı yakalayabilmektedir. Anakartın üzerinde yer alan PCI yada ISA genişleme yuva sayısı da önemlidir. Kimi anakart üzerinde 4PCI slot 3ISA slot yer alırken bazılarında bu sayı daha az olabilmektedir. Eğer Pentium II işlemci kullanılacaksa anakartın mutlaka AGP portu bulunmalıdır. Anakart üzerinde yer alan RAM yuvalarının sayısı da hafıza artırımında önemlidir. Çoğu anakartta SD RAM yuvaları 2 tanedir. Yeni anakartlarda bu yuva sayısı 4’e çıkarılmıştır. Eğer Pentium anakart alınacaksa bu anakartların eski modelleri MMX işlemci için gerekli olan çift voltaj desteğini verememektedir. Anakartın üzerinde kullanılacak işlemci özelliğine göre anakart seçilmelidir. Ön bellek miktarı da sistemin hızını bazı uygulamalarda önemli oranda etkilemektedir. Anakart üzerinde yer alan Pipelined Burst ön bellek en az 512 Kb olmalıdır. Çoğu anakart üzerinde IDE ve Disket Kontrolörü ile beraber gelmektedir. Bu durumda gerekli kabloların alınacak paket içerisinde yer alması gerekmektedir. Anakartın üzerinde yer alan çipsetler işlemcinin anakart üzerindeki hızı ve RAMlerin koordinasyonu gibi bir takım görevler yapar.
Pentium anakartların da kullanılan en eski 430 FX çipseti artık piyasadan silinmiştir. Şu anda en önemli Pentium anakart çipseti 430 TX’tir. Eğer Pentium yada Pentium MMX işlemci kullanılacaksa 430 TX çipseti kullanan anakartlar tercih edilmelidir. Eğer Pentium II işlemci kullanılacaksa 440 LX çipseti bulunan bir anakart kullanılmalıdır. Bu çipset AGP desteği de vermektedir. Yakında çıkacak olan 440 BX çipseti sayesinde anakartlar üzerindeki hız barajı 100 MHz’e çıkacaktır. Bilgisayarların merkezi bileşenleri anakarttır. İşlemci ile birlikte önemli ölçüde sistem performansını etkiler. Günümüz CPU’ları üç sınıfa ayrılır ve değişik işlemci soketlerine sahip anakartlar gerektirir. Eski anakart yenisiyle uyumlu değilse veya yeni bir ATX board’ın özelliklerinden faydalanmak için bilgisayarımıza yeni bir anakart takabiliriz. Pentium pro için socket 8’li Pentium II için slot 1’li bir anakart a ihtiyaç vardır. Socket 7’li anakartlar şu işlemciler için uygundur: Intel Pentium,Pentium/MMX,AMD K5,AMD K6 ve Cyrix/IBM 686. En yaygın olarak socket 7’li anakartlar kullanılır. Anakartın CPU dışındaki ana bileşeni kullandığı çipsettir. İşlemci ana bellek cache ve veri yolu sistemi (PCI-ISA)arasındaki iletişimden sorumludur. Socket 7 sınıfında özellikle Intel, vıa ve sıs çipsetleri kullanılmaktadır.socket 8 ve slot 1’de ise Intel-440 FX çipsetleri kullanılmaktadır.
Yeni bir anakart almadan evvel bir işlemci tercih etmek gerekir. Mesela Intel MMX gibi yeni işlemciler core(merkezi birim) ve I/O (giriş çıkış) için iki değişik besleme gerilimi ile çalıştıkları için anakartın bunu desteklemesine dikkat etmek gerekir ki eski anakartlarda bu tip bir özellik yoktur. Pentium MMX core için 2,8 volt, I/O kısmı içinde 3,3 volta AMD’nin K6 işlemcileri de core için 2,9 volta veI/O için yine aynı şekilde 3,3 volta ihtiyaç duyarlar. Ayrıca BİOS’ TA ilgili işlemci için ayarlanmalıdır. Mevcut olan anakartların çoğu donanımsal olarak yeni CPU’larla çalışabilecek durumdadır. Pentium anakartlar çoğunlukla sadece 3 tane PCI slotuna sahiptir. Bu üç PCI slotu genelde ev ve büro kullanımı için yeterlidir. Ancak yeni anakart bir ağ sunucusuna bağlı olarak veya multimedia uygulamaları üretiminde kullanılacaksa en azından 4 tane PCI slotuna ihtiyaç vardır. İki seri bir paralel arabirim ve disket ve sabit disk(IDE) denetleyici de mutlaka olmalıdır. Grafik ve ses kartı anakart üzerine entegre edilmişse bunları BIOS’ tan iptal etmek mutlaka mümkün olmalı aksi halde gelecekte bu bileşenleri terfi ettiğinizde Interrupt Port adresi gibi sistem kaynaklarını kullanmaya devam ederler. Bu da problemlere neden olabilir. Bir anakart satın alırken kasanın yapı formu da önemlidir. Intel veya ASUS’ UN yeni anakartları (TX97X) ATX normu da denilen ATX form faktörüne uygundur. Bu tip anakartlar özel kasalara ihtiyaç duyarlar. Dolayısıyla bu anakartları başka kasalara monte etmek mümkün değildir.ATX anakartlar mesela Soft Power Off (uygun güç kaynağı ile birlikte) ve Suspend to Disk gibi yeni özellikler sunuyorlar. Bu özellikler bellek içeriğinin ve bilgisayarın o anki durumunun enerji tasarruf modu olan Power Off modunda sabit diske yazılması demektir. Bilgisayar yeniden uyandığında bilgisayarı boot etmeye gerek kalmadan tam kaldığınız yerden çalışmaya devam edebilirsiniz. bir anakartı ilk kez takıp bilgisayarı açtığınızda veya işlemci terfisinden sonra anakartın her koşulda çalıştığı tanımlanmış bir ilk durumu olmalıdır. Bu değerleri setup’ta üreticisine bağlı olarak “Load BIOS Defaults”veya “Failsafe Mode” seçeneğiyle yükleyebiliriz.
Tüm anakartlar BIOS’a ve sistem açılışına şifre koymaya olanak tanıyor. Şifre ile bilgisayarı korumanın amacı virüslere karşı korunmak veya başka birinin bilgisayarınızdaki verilere ulaşmasını önlemektir. Koyulan şifre unutulursa verilere tekrar ulaşmak oldukça zordur. Çoğu anakart üreticisi tanımlanmış bir süre boyunca kısa devreye maruz kalması gereken bir jumpere sahiptir. BIOS bu sayede şifreyi ve diğer tüm ayarları unutur ve yaptığınız ince ayarları tekrar yapmanız gerekir. Böyle durumlarda yaptığımız tüm değişiklikleri bir yere not alarak BIOS Default değerlerini tekrar yükleyip daha sonra ince ayarları tekrar yapmaktır. Eğer şifre unutulmuşsa BIOS piline veya aküsüne 5 saniye süreyle kısa devre yapılabilir. Sisteminizde ISA kartları mevcutsa BIOS’taki PCI/ISA konfigürasyonu alanında bunu mutlaka belirtmelisiniz. AWARD BIOS’larda ISA kartlar tarafından kullanılan Interrupt’ları ve DMA kanallarını belirtip çıkarmak mümkündür. PCI kartları kendi aralarında sistem kaynaklarının paylaşımı konusunda anlaşabilir. Ancak kendi sınıfından olmayan ISA kartlarıyla çoğunlukla anlaşamazlar hatta bunları tanımazlar. Ayrıca PCI kartları ISA kartlarla çakışabilecek standart ayarlara da sahiptir. İşlemci veya RAM’ınızı terfi ettiyseniz tüm BIOS ayarlarını kontrol etmeniz gerekir. Zira hızlı SD RAM modülleri taktıysanız sistem daha düşük WAİTSTATE’lerle çalışabilir. Buda büyük bir performans artışı sağlayacaktır. Mesela 120’den 166’ya gibi işlemci terfilerinde sistemin veri yolu hızını da değiştirmeniz gerekir. Bunu çoğu anakartta bir jumper aracılığıyla yapabilirsiniz. Saat frekansını değiştirmezseniz bir şeye zarar vermezsiniz yeni işlemci bu durumda gerçek performansını göstermeyecektir. Daha düşük bir saat frekansıyla çalışacaktır. Yanlış bir veri yolu hızı seçerseniz de bilgisayarınız açılmaz.
Yeni bir Pentium veya ATX anakartta sahipseniz bilgisayarınızı CD-ROM’dan da açabilirsiniz. Hatta IDE ve SCSI sabit diskleri birlikte kullanıyorsanız bunlardan herhangi birinden boot edebilirsiniz. BIOS güncellemesi için gereken programlar vardır. Fakat bu programları kullanırken çok dikkatli olmak gerekir. Kurulum sırasında direktiflere aynen uymak gerekir. Aksi halde en kötü durumda bilgisayarınızı ne boot edebilir nede eski BIOS sürümünü geri yükleyebilirsiniz. Ayrıca güncelleyeceğiniz BIOS’UN anakartınız için tasarlanmış olmasına dikkat etmelisiniz. Windows 95’in sorunsuz çalışması için en önemli şartlardan biri ISA veya VESA veri yolu mimarili anakartınızı değiştirip yerine PCI mimarisi olan bir anakart almaktır. Ekran kartınızı PCI olan ile değiştirmek verimi attıracak bir adımdır. Hatta son zamanlarda çıkan ve görüntü kalitesi mükemmel olan AGP ekran kartları da piyasada bulunmaktadır. Tabi ki bu ekran kartını takabilmek için anakartın AGP desteği olmalıdır. Eski 4 veya 8 Mb’lık SIMM modülleriniz yeni aldığınız anakarta uymuyorsa SIMM-Shuttle denilen ufak parçalardan almaktır. Bunlar eski 32 pin modülleri 72 pin modül yuvalarına uyar hale getirmektedirler. PCI anakartlardan sonra artık I/O kartı maziye karıştı. Bilgisayara olan bütün giriş ve çıkışlar anakartın üzerine taşındı. PCI anakart kullanıyorsanız eski ISA veya VESA ekran kartınızı PCI ekran kartı ile değiştirmek gerekir. Upgrade ettiğiniz bilgisayarınıza yeni bir ekran almak daha iyi olur. İlle de eski monitörümü kullanacağım derseniz bazı sorunlar çıkabilir. Çünkü ekran tarama frekansları bazı monitörlerin kaldıramayacağı kadar yüksek olabilir. Bu durumda ekran kartınızın yatay ve dikey refresh rate’lerini ayarlayabilecek bir yardımcı program bulmamız gerekir.
Bilgisayarınız doğru düzgün açılmıyorsa BIOS’a girin. Load BIOS Defaults seçeneğini seçip bütün ayarlamaları varsayılan olarak tanıtın böylece yapmış olduğunuz özel değişiklikler kaybedilecek fakat bilgisayarınız açılacaktır. Eğer BIOS’a şifre girip sonra unutmuşsanız anakart üzerindeki BIOS pilini çıkartmanız yeterlidir (5 dk gibi). Fakat bundan sonra diskinizi bilgisayara tekrar tanıtmanız gerekir. Ayrıca upgrade ederken dikkat edilecek bir hususta CPU’nun üzerine bir soğutucu fan takılmasıdır. Eğer fan takılmazsa CPU gereğinden fazla ısınacağından yanabilir. Modern bir anakartın üzerinde iki seri port bir yazıcı portu klavye girişi floppy girişi ve iki adet IDE girişi olmalıdır. Chipset’e göre ayrıca PS/2 fare kızıl ötesi portu USB portu gibi başka girişlerde bulunabilir. PS/2 fare portu örneğin iki seri cihazı iki external modem veya fareye ek olarak birde grafik tableti kullanmayı düşünenler için gereklidir. Kızıl ötesi portu ise veri alışverişi yapmayı düşündüğünüz kızıl ötesi transferi destekleyen bir not book varsa faydalı olabilir. USB girişi ise genellikle ATX anakartlarda olan ve gelecekte scanner modem printer gibi cihazların bağlanacağı bir port.
Yeni bir anakart alacaksanız kartın ATX olmasına dikkat etmelisiniz. ATX anakartlarda bütün girişler zaten kartın üstüne lehimlenmiş oldukları için kasanın içi çok ferah olmaktadır. Normal AT anakartlarda ise bu yeni mimari dışında hiçbir fark yoktur. Alacağınız anakart ATX olacaksa kasanızda ATX olmalıdır. Çünkü port çıkışları direk olarak anakarta bağlı olan ATX anakartlar eski tip At kasalara uyum sağlayamazlar. Bir ATX anakartta mutlaka PS/2 ve SIMM yuvaları olmalıdır. Çünkü eski anakarttan söktüğünüz eski 72 pinlik edo ramlarınızı kullanmak isteyebilir veya 168 pinlik yeni SD RAM kullanmak isteyebilirsiniz. Hatta bunları bir arada kullanmakta mümkün olabilir fakat Rablerinizin aynı türden olmasına dikkat etmek daha verimli olacaktır. Anakartın üzerine bakarak cipsetini tespit edebilirsiniz. Tabii bunun için her bir üreticiyi ürün adlarını veya numaralarını bilmeniz gerekir. Aynı cipsete sahip anakartlar arasında performans olarak çok bir büyük fark yoktur. Sadece donanım ve sistem sağlamlığında değişiklikler vardır. Ancak cipsetler anakartlardaki ayırt edici özelliklerden en önemlisidir. Bir cipsetin kalitesi büyük ölçüde her bir bileşeninin diğer bileşenlerle olan iletişiminin ne kadar gelişmiş olduğuna bağlıdır. Sistem performansındaki en önemli etken memory controller’dir bu denetleyici belleği en uygun şekilde kullanmalıdır ve bu sırada ram ve level 2 cache modüllerinden sonuna kadar faydalanmalıdır. Bunu da kesintisiz bir veri akımıyla sağlar. Büyük bir farkla en önemli cipset üreticisi Intel’dir. Önemli avantajları da vardır. Çünkü çok büyük bir bütçeye sahip ve en başarılı yarıiletken üreticisidir. CPU’lar zaten Intel’in egemenliğindedir. Ayrıca PCI veri yolu ve şimdilerde AGP de Intel tarafından gerçekleştirilmiştir. Dolayısıyla cipset üretiminde de Intel rakiplerine göre oldukça önemli bir yere gelmiştir.
Çeşitli Anakart Modelleri:
FX: Intel cipsetlerinin ilk olarak kullanıldığı cipsettir. Bugünkü kıstaslarına göre performansı daha çok orta şekerliydi. Ancak ilk çıktığı zaman çok büyük bir aşamaydı. EDO RAM’I destekleyen ilk cipset olarak bu yeni bellek türünün standart RAM olarak kabul edilmesinde en büyük paya sahipti.
HX: Hx oldukça hızlı ve 512 Mb önbellekleşebilir alan ile bellek yoğunluklu uygulamalar içinde uygundur. Hx ultra dma/33’ünede SD RAM veya ACPI güç yönetimi fonksiyonlarını desteklemesine rağmen HX anakartlar halen rağbet görüyor. Özellikle de yüksek performansı ve server alanında önemli ECC (Error Correction Code) yüzünden. Hx aynı zamanda çift işlemci desteği de sağladığı için NT altında özel bir çift işlemcili anakartla ek bir performans artışı da sağlamak mümkündür.
VX: Hx’in ardından çıkan bu tip anakartlar bekleneni veremedi. SD RAM DIMM’lerini ilk destekleyen cipsettiler. Ancak bu ramlar piyasaya yeni çıktığı için fiyatları normal edo ve fpm RAMlerden çok daha yüksekti. Ayrıca önbellekleşebilir hafıza alanı da FX zamanlarındaki gibi maksimum 64 Mb’a indirilmişti. VX cipsetler ayrıca ancak 128 Mb Ram kullanabiliyor ve çift işlemci ve ECC desteği de sağlamıyor. Ortalama bellek transfer hızı HX kadar yüksek olmadığı için HX’ler bugün daha fazlasını vermektedir.
TX: En modern teknolojinin bir ürünü olarak hızlı TX cipseti doğal olarak SD RAM Ultra-DMA/33 ve enerji tasarruf standardı ACPI’yı destekliyor. önbellekleşebilir alan yine 64 Mb. Özellikle windows95 altında 64 Mb’tan daha fazla ram takılı olması durumunda performans artışı yerine oldukça büyük bir performans düşüklüğü gözleniyor. Bu yüzden socket 7 sistemlerde HX’i tercih etmeli veya ıntel yerine başka bir cipset üreticisi tercih edilmelidir.
VIA: Intel’in rakibi ile yaptığı ilk vıa çipsetli anakart. 2 mb’lık oldukça büyük bir önbellek ortaya çıkmaktadır. VIA’nın en yeni cipseti Apollo VP3 1MB’lık önbelleğe sahip ve bununla 384 MB önbellekleşip adreslenebiliyor. Apollo VP3’ün en önemli özelliği agp destekli olmasıdır. Ayrıca bu anakartların socket 7 olması ve agp ile de uyumlu olmasından dolayı ilerisi olan bir anakarttır.
Pentium II: Pentium II cipsetlerde de ilk cipsetin adı Natomadır.Pentium pro ile benzer mimari yüzünden bu işlemcilerden tanınan 82440FX adı aynen alınmıştır. İlk Pentium II alanlar AGP Ultra DMA/33 ve SDRam desteği olmaksızın ve düşük bir performansla idare etmektedirler. Buna karşın LX anakartlar şimdilerde daha tutulmaktadır. LX anakartlar da FX’te eksik olan her şeyi barındırmaktadır. AGP desteği ve yüksek performansı ile tercih edilmektedirler.Anakartınızda hangi cipsetin olduğunu öğrenmek istiyorsanız sağ fare tuşu ile masaüstündeki “bilgisayarım”sonrada “özellikler”simgesini tıklayın. Aygıt yöneticisi sistem aygıtları simgelerine tıklayın. Bu alanda normalde diğer anakart bileşenleri yanında cipsette listelenir. Intel cipsetlerde PCI to ISA Bridge’in numaraları da gösterilecektir. 1 Mb’lık önbelleğe sahip. AGP destekli olup socket 7’nin gelecekle uyumlu olabilmesi için çok önemli bir cipsettir.
CPU
Merkezi İşlemci Birimi(cpu):
CPU yani Merkezi İşlemci Birimini bilgisayarın beyni olarak düşüne biliriz bir bilgisayardaki tüm donanım elemanları bu beyin tarafından yönetilir ve denetlenir. Elektronik bir beyin olarak düşünebileceğimiz mikroişlemci, bir bilgisayarın yapacakları ile ilgili tüm komutları verir.Transistöründen yongasına kadar bilgisayarı oluşturan bütün elemanlar, emirleri mikroişlemciden alırlar. Bilgisayarda yada çevre birimlerinde olup biten her şey, mikroişlemci tarafından yollanan sinyallerle gerçekleşir ve denetlenir.Mikroişlemcinin, belirli bir zamanda neler yapacağını ise klavye, fare vb. gibi çevre birimler yoluyla bilgisayar kullanıcısı belirler. Kullanıcının isteğini yerine getiren yine mikroişlemcidir.Günümüzde bir mikroişlemcinin yaptığı işi, eskiden yüzlerce eleman(transistor vb.), büyük bir levha üzerinde bir araya gelerek yaparlardı. Bu durum hem yer hem de işlemci hızı bakımından büyük sorunlar doğurmaktaydı. Bilgisayar teknolojisindeki gelişmeler, bir zamanların büyük bir levha üzerindeki yüzlerce devrenin yaptığı işi tek bir devrenin yapmasını sağlamıştır. Bu devreler yonga olarak adlandırılır. Gelişmiş bir mikroişlemci oluşturan yonga, yaklaşık 6 milyon transistörden oluşuyor.İşlemcinin performansının belirlenmesinde önemli bir faktör saat frekansı veya hızıdır. Cpu bir dış frekans üreteci olan bir kuvars kristali tarafından sürülür.işlemcinin temposunu oluşturan saat frekansı saniyedeki darbe sayısı ile ölçülür ve MHz ile gösterilir.
Grafik yazılımları,oyunlar ve elektronik tablolama programları kullanılıyorsa veya yeterli RAM’a sahip olduğunuz halde bilgisayarınız halen yavaşsa CPU’yu değiştirmeniz gerekir. Ancak yeni bir CPU almadan önce bazı noktalara dikkat etmeliyiz. Özellikle de anakartın yeni CPU’ları destekleyip desteklemediğini bilmemiz gerekir.
CPU Saat Hızı:
Bir dahili bir de harici saat hızı vardır. Dahiliyle (internal) CPU ilgilenir. Harici saat hızından daha yüksektir. Harici saat frekansının çarpılmasıyla elde edilir. Harici saat hızından anakartın saat frekansı anlaşılır. Bu frekans CPU’ya ve diğer bazı önemli bileşenlere (bellek denetleyicisi gibi) iletilir. PCI veri yolunun işletildiği saat hızı çoğunlukla bu frekansın yarısıdır.
CPU’nun Komut Ve Veri İşlemleri:
Yazılımlar, talimatlar ve verilerden oluşur. Cpu talimatları işlemeye verilerle ne yapması gerektiğini söyler. Veriler ve talimatlar, gerek duyulana kadar hard diskte saklanır, sonra RAM a aktarılır.Ram veri ve talimatları işlenmek üzere saklar. Genelde işlemcinin hızını tam olarak kullanılabilecek kadar işlemciyi hızlı besleyemez. İşte bunun için başka öğelere ihtiyaç duyulmuştur. Bunlar:
Birincil ön bellek: İşlemcinin dahili işleme hızında işlemciyi daha da hızlı besleyebilmek için talimat ve veriler burada saklanır.
İkincil ön bellek: İhtiyaç duyulacağı düşünülen talimat ve veriler bu daha hızlı bellek türünde saklanır. İşlemciyi daha hızlı besler.
İşlem ünitesi: Bu üniteler talimatı yerine getirir ve sonuçları saklar.
Dahili veri yolu: İşlemci ünitesi komutları parça parça, sıralı ve çok evreli bir veri yolu ile işler. Ünite işlemi sonrakine başlamadan önce ilk talimatı yerine getirmesi gerekmez. Böylece komutlar daha hızlı işlenmiş olur.
Süperskalır tasarım: İşlem ünitelerinin bir seferde birden fazla komut işlemesini sağlar.
Mikroişlemcinin Yapısını Oluşturan Bölümler:
Mikroişlemci yaptığı tüm işleri kendi içindeki, mükemmel yapılanmaya borçludur.
Kontrol Birimi: Bütün komutlar burada işlenir. İşlenen komuta göre mikroişlemci içerisindeki belli bir adresteki veri değiştirilir yada bir verinin işlemci içindeki başka bir bölüme aktarılması sağlanır.
İletim Yolları:İletim yoları, mikroişlemci ile bilgisayarın diğer birimleri arasındaki bağlantıyı sağlayan iletkendir.
İletim yolları üç gruba ayrılır.
a.Veri yolları (data bus)
b. Adres yolları (addres bus)
c.Kontrol yolları (control bus)
Kaydedici(register): Mikroişlemci ile bellek ve I/O kapıları arasındaki bilgi alış verişinin çeşitli aşamalarında, bilginin geçici olarak depolanmasını sağlar. Kontrol biriminin doğrudan bağlandığı bellek birimleridir.
Sayıcılar:Sayıcılar, işlemi yapacak komut ve verilerin adreslerini taşıyarak bilgisayarın çalışması sırasında hangi verinin hangi sıra ile kullanılacağını belirler.
Giriş Çıkış Devreleri: Bu devreler mikroişlemcinin, yalnızca giriş ve yalnızca çıkış yapan birimleri ile bağlantı kurduğu devrelerdir.
Aritmetik Mantık Birimi: Mikroişlemcinin, birinci derecede önem taşıyan bir birimdir. Toplama, çıkarma gibi basit matematiksel işlemler yapar.
Kayan Nokta Birimi: Matematik işlemci olarak bilinir. Mikroişlemcinin işlem gücünü belirlemektedir.
MMX(Multimedia Extensions):
Genişletilmiş CPU komut setidir. Özel olarak bu komut setini kullanan multimedia uygulamaları çok hızlı çalışırlar. Söz konusu olan Pentium’un komut setinin genişletilmesi, bu yeni komutlarla çoğunlukla resim işleme ve benzer işlemlerde büyük veri yığınlarıyla sıkça ihtiyaç duyulan belli hesaplamaların daha hızlı gerçekleşmesi sağlanıyor.Ancak bu hızlandırmadan sadece özel olarak MMX için programlanmış programlar faydalanabiliyor, yeni komutlar eski yazılımların işine pek yaramıyor.MMX’in gerekli olup olmadığı sorusunun cevabı ise kullanılan yazılımlara bağlı. Özellikle oyun meraklıları için MMX işlemci tavsiye edilebilir. Ancak MMX uyumlu olmayan bir işlemci de ilk tercih olabilir.İşlemci seçiminde en akıllı tercihi yapabilmek için bilgisayar üzerinde çalıştırılacak yazılımların türleri göz önünde bulundurulmalıdır. Farklı yazılımlar farklı işlemciler üzerinde farklı hızlarda çalışırlar. MMX işlemcilerin hız ve performansları uzun süredir kendisini ispat etti. Herkes bir MMX sahibi olmak istiyor ama çok az kimse bu işlemcilerin özellikleri ve kapasiteleri konusunda bilgi sahibi. MMX mimarisi onu destekleyen yazılımlarda hız artırımı sağlamaktadır. MMX diğer yazılımlarda hız artışı sağlasa da bu çok doyucu olamamaktadır. Eğer sistemde her türlü yazılım kullanılacaksa MMX işlemcilerin fiyat düşüşünden faydalanmak gerekmektedir. Intel MMX işlemcilerin üretimini durdurmadan önceki son fiyat indirimini geçtiğimiz günlerde yaptı. Bu işlemcilerde diğer işlemcilerde olduğu gibi piyasadan yakında silinecekler. Özellikle grafik tabanlı işlemler ve oyunlar için MMX işlemcilere yatırım yapmak mantıklı.
Eğer üstün grafik özellikleri isteyen oyunlar oynanacaksa (Quake II, Halflife) MMX’ler PII’ye göre yavaş kalabiliyorlar. Daha ciddi grafik uygulamaları kullanılacaksa (AutoCAD, Adobe Photoshop gibi) bir çok kıyaslama Pentium II işlemcilerin dışında bir tercih yapılmaması gerekiyor. Bu durumda çift işlemcili bir sisteme de yatırım yapılabilir.
Eğer kullanıcı alabileceği en hızlı işlemciye ihtiyaç duyuyorsa mutlaka bir Pentium II işlemci almalı. Geçen sene MMX işlemcilerin senesiydi 1998 ise Pentium II işlemcilerin senesi olmuştur.Intel’in yeni LX çipseti sayesinde uzun zamandır beklenen hızlı grafik portu, yani AGP desteği de yaygınlaşmaya başlıyor. Windows 98’in çıkmasıyla beraber olarak satılan sistemlerde görülmeye başlayacak. Piyasadaki en hızlı işlemciyi satın almak çoğunlukla yanlış bir tercih olmaktadır. Çünkü hızlı işlemciler genellikle iki ay sonra yaklaşık % 25 daha ucuza satın alınabiliyorlar. Şunu unutmamak gerekir, bugünün en hızlı işlemcisi kısa bir zaman içinde eskimiş bir işlemci olacaktır.
Saat Frekansı Ve Diğer Parametrelerin Ayarlanması:
CPU’yu taktıktan sonra çalışma koşullarını da ayarlamanız gerekir. Anakarta, CPU’nun hangi voltaj gerilimi ve frekansla besleneceğini belirtmeniz gerekir. Ayrıca işlemci tipini de belirtmelisiniz.
Bilgisayar konfigürasyonunun bu zorlu alanında, bu doğrultuda atılmış bir adımı yoktur. Her üretici kendi yolunu çiziyor, böylece hangi jumper’ın tam olarak nereye takılması gerektiğini söylemekte de imkansız oluyor.
Çözüm yine anakartınızın kitapçığında (yeni bir bilgisayar satın alırken mutlaka kitapçıklarını da yanında isteyin). Burada anakartın CPU’nun kullanımına sunduğu mümkün olan tüm saat frekansları sayılmıştır. Tüm ayarları birçok defa kontrol edin ve PC’yi öyle açın. Mesela voltaj gerilimi yanlış ayarlanmışsa yepyeni işlemciniz birkaç saniye içinde bozulmuş olacaktır. Ve aşırı yüksek saat frekanslarında da CPU aşırı ısınacak ve tüm bilgisayar sistemi güvensiz bir şekilde çalışacak ve sürekli hatalar verip kilitlenecektir.
BELLEKLER
Elektronik Bellekler:
Elektronik bir bellek ikili bir bilgiyi daha sonra kullanmak üzere saklamaya imkan veren bir bileşendir .Daha genel bir tanımla,saklanacak bilgi miktarını arttırmak amacıyla bir kart veya bir modül üzerine guruplaştırılmış bir bileşenler bütününe bellek adı verilir .Elektronik bellekler,bilgisayarların gelişmesinde önemli rol oynamıştır. Başlangıçta mekanik (akustik bir dalganın bir katı içinde yayılması), manyetik (bir çekirdeğin manyetik durumu) veya elektriksel(tel , fiş veya diyot bağlantıları) teknolojilerle gerçekleştirilen elektronik bellekler, günümüzde temel olarak yarı iletkenlerden veya manyetik izden yola çıkılarak gerçekleştirilmektedir.
1970’li yıllardan bu yana, tümleştirme kapasitesi bakımından yaşanan gelişme, en iyimser tahminleri bile aştı. Bu yüzden, 2000 yılı için bu konuda bir tahmin yapabileceklerin sayısı da oldukça azdır. Bir örnek vermek gerekirse, Tek bir birim içine yerleştirilebilen ikili bilgisayar 1971-1990 yılları arasında 4000 kat arttı. Belli bir bellek kapasitesini gerçekleştirmek için gerekli birim, dolayısıyla da lehim noktaları sayısı aynı oranda azaldı ve bu durum, güvenirlikte olağan üstü bir gelişme sağladı. Aynı süre içinde, bu bileşenlerin elektrik tüketimi de yaklaşık 60 kat azaldı
Üretimde kullanılan teknolojiye ve bileşenlerine bağlı olarak, rasgele erişimli veya değiştirilemez yarı iletken bellekler (sabit disk, disket, bant, manyetik kabarcıklı bant, optik disk) birbirinden ayrılır.Yani elektronik bellekler ikiye ayrılır Yarıiletken Bellekler ve Kinematik Bellekler.
Çeşitli Yarı İletken Bellek Türleri:
Bir bilgisayarda, merkezi birim ile belleğin bağlantısı üç yoldan sağlanır: bellekten bir kelimenin seçilmesine imkan veren adres bağlantı telleri; bilgi alışverişini sağlayan veri bağlantı telleri ve bileşenin çalışmasını (yazma, okuma, geçerli kılma, seçme) yönlendiren denetim telleri. Birimin içinde adres bilgisinin kodu çözülür ve istenen iletişim türüne göre veriler okunur, yazılır veya göz ardı edilir.
İki tür yarıiletken bellek vardır: rasgele erişimli bellek ve değiştirilemez bellekler. Değiştirilemez belleklerin en basiti kullanıcı tarafından yalnız okuna bilen ROM (Read Only Memory [salt okunur bellek]) bellektir. Bu belleğin içeriği, bileşen üretilirken belirlenmiştir ve üzeride değişiklik yapılamaz. Bir bilgisayarın programı bu tür bir belleğin üzerine kaydedilir. Bazı değiştirilemez bellekler, daha büyük kullanım kolaylığı sağlarlar; bunlar, PROM’lar (Programmable Read Only Memory [Programlanabilir Salt Okunur Bellek] ), EPROM’lar (Electrically Programmable Read Only Memory [elektriksel olarak programlanabilen salt okunur bellek] ),EPROM’lardır (Electrically Erasable Programmable Read Only Memory [elektriksel olarak silinebilir-programlanabilir salt okunur bellek] ) ve RAM’lar (Random Access Memory [Rasgele Erişimli Bellek] ) yarı iletken bellek türleri arasında sayıla bilir.
Yarı İletken Bellek Türleri:
A)RAM Bellekler (Ana bellek)
Bilgisayarda temel hafıza birimi RAM’dır. (Random Acces Memory – Rasgele Erişimli Bellek).RAM’a yazılır okunur bellekte denir. RAM’daki bilgilere erişmek, disk ya da disketlerdeki bilgilere erişmeden çok daha hızlıdır (ortalama 60-70 ns). Ancak RAM’daki bilgiler geçici olarak saklanır. Sistemi kapattığınızda bilgiler yok olacağından RAM’daki bilgilerin sabit kayıt ortamlarına aktarılması gerekmektedir.
RAM’lar birbirinden tamamen bağımsız hücrelerden oluşur. Bu hücrelerin her birinin kendine ait sayısal bir adresi vardır. Her hücrenin çift yönlü bir çıkışı vardır. Bu çıkış veri yolu da (Data Bus) mikroişlemciye bağlıdır. Bu adresleme yöntemiyle RAM’daki herhangi bir bellek hücresine istenildiği anda diğerlerinden tamamen bağımsız olarak erişilebilir. İşte Rasgele Erişimli Bellek adı da buradan gelmektedir. RAM’da istenen kayda yada hücreye anında erişilebilir.
RAM kısa süreli bilgi depolamak için kullanılır. RAM genellikle anakart üzerindeki SIMM adı verilen yuvalara takılır. SIMM yuvaları ikiye ayrılır 72 Pinlik SIMM yuvaları ve 30 Pinlik SIMM yuvaları.Üçüncü bir modül ise DIMM (Dual Inline Memory Modules) modülüdür. DIMM modülü 168 pinlik bir konfigürasyondan oluşur. DIMM modüllerinin , biraz daha uzun olmalarıyla birlikte aynı hacimce SIMM modüllere oranla iki kat daha fazla bellek sığdıra bildiği söylenebilir. Bazı sistemler yalnızca SIMM ve Bazıları da her iki modülü birden bulundurabilirler. Normal olarak DIMM, SIMM’den daha pahalıdır. Ancak DIMM modülü yerleşik tampon özelliği sayesinde daha iyi bir performans gösterir ve daha güvenlidir.
RAM’ları SRAM (SIMM-Statik RAM) ve DRAM (Dynamic RAM) olarak ikiye de ayıra biliriz.
DRAM’lar üzerlerindeki kapasitörlerin elektriksel olarak yüklü olup olmamasıyla bilgiyi temsil eder.
SRAM’lar ise bir dizi anahtar (açılıp kapanan kapılar) olarak düşünülebilir.
Bir SIMM RAM modülü 8 adet RAM yongasından meydana gelir. Yongaları genelde 44256 adıyla bilinen DIP RAM’lardır.44256’lık yongaların her biri 125 KB’lıktır. Ancak SIMM RAM modüllerinin bir çoğunda dokuzuncu bir DIP RAM yongası vardır. Bu yonga “parity biti” (eşlik biti) olarak adlandırılır. Bu bit, belleğe saklanan bir bayt bilginin doğru saklanıp saklanmadığını kontrol etmek için kullanılan bir yongadır. Bazı SIMM modüllerinde “51000”, ”441000” yongası da kullanılır.8 adet yonga olmasının nedeni ise, SIMM üzerinde bir yongaya bir bit gelecek şekilde yerleştirilmesidir ve bu şekilde sistem bir baytlık bilgiyi istediğinde sekiz yonga birleşip bir baytı oluşturur. 1 MB’lık RAM modülleri son yıllarda “4240”’lık 3 adet RAM yongası kullanılarak da üretilmekte. Burada 3. RAM yongası yine eşlik biti yongasıdır. Aşağıda SIMM RAM modülündeki yongalar gösterilmiştir.
8 adet 44256’lık RAM yongası 2 adet 4240 yongasına eşittir.
RAM’ların hızına gelince, bu da bir yonganın bir bit bilgiyi işlemciye yollama zamanına bağlı olarak ölçülmektedir. Birimi ise nano saniye (ns) ‘dir. Ortalama RAM hızları, 60-70 ns’dir.
1)Pipelined – Burst Mode RAM:
Normalde mikroişlemci ile yavaş DRAM ana bellek arasında kullanılan SRAM arabellekler asekron şekilde çalışırlar. Bu belleklerin performansını artırmak için pipelined – burst mode arabellekler geliştirilmiştir. Asekron arabelleklerin okumada 3-2-2-2 ve yazmada 4-3-3-3 şeklindeki bekleme durumları (wait state) yeni teknoji ile 3-1-1-1’e indirilmektedir. Yani belleklere erişim süresinin kısalması sağlanıyor.
2)Fast Page Mode RAM:
Önce normal RAM’in çalışmasını hatırlayalım. Bellek bir çok satır ve sütundan oluşan bir dizi gibi düşünülebilir. Satır ve sütunların kesiştiği yerlerde bellek hücreleri bulunur. Bellek kontrolcüsü belleğin içindeki herhangi bir yere ulaşmak için o yerin hem satır hem de sütun olarak adresini vermek zorundadır (Biz normalde bu kadar derinlere inmeyiz. En çok bir bayt’ın adresi gerekir bize. Bu adres de 0‘dan başlayıp milyonlara, milyarlara kadar uzanır. Bizim verdiğimiz adreslerin RAM düzeyinde çözümlenmesi, yani her bir hücrenin satır ve sütun olarak adreslerin çözümlenmesi bizi pek ilgilendirmez). DRAM dizinindeki bir yeri okumak için ilkönce satır, sonra da sütunu seçmek için elektrik sinyali gönderir. Bu sinyallerin bir dengeye kavuşması bir miktar zaman alır, bu süre içinde de verilere ulaşılamaz. Fast Page Mode (kısaca FMP) RAM’ler bu süreci hızlandırmak için okuyacağınız bir sonraki verinin aynı satırın bir sonraki sütununda olduğunu varsayar. Çoğu zaman bu varsayım doğrudur ve bu da satır sinyalinin dengeye kavuşmasını beklemeye gerek kalmadığı anlamına gelir (satır bir önceki satırla aynı; bu satırı tekrar belirlemeye gerek yok,dolayısıyla beklemeye de gerek yok). Ama işlemci verileri çok hızlı istemeye başlarsa bu yöntemin güvenilirliği azalır (33 MHz’in üstünde çalışan işlemciler için bu durum geçerlidir). Çünkü bu hızlarda adres sinyalleri kararlı duruma gelecek kadar uzun zaman bulamazlar. Bu sorunu çözmek için EDO RAM’ler geliştirilmiştir.
3)Edo Ram’lar:
EDO (Extended Data Out) RAM’ler Fast Page Mode RAM’lere göre daha yeni tip bellekler olup, belleğe erişim süresini daha da kısaltmak ve bu arada da güvenilirlik sorununu çözmek üzere kullanılmakta ve gittikçe yaygınlaşmaktadırlar. Alışılagelmiş FPM RAM’lerde 7-3-3-3 şeklindeki bekleme durumu EDO RAM’lerde 7-2-2-2’ye iner. EDO belleklerin performansı yüzde beş ile on civarında arttırdığı görülmektedir. FPM RAM’lerin güvenilirlik sorununu çözmek için EDO RAM’lerde çıkışa bir dizi ikincil bellek hücreleri eklenir. Bu ikincil hücreler okunmak için veri istediği zaman bu verileri alır ve CPU’nun güvenilir bir şekilde okumasına yetecek kadar uzun bir süre saklarlar. Bu teknikle 50 MHz’e kadar bus hızları için (mikroişlemci değil, bus hızı) güvenilir ve hızlı bir okuma yapabilir. Bu hızın da üzeri için daha fazla ek devreye ihtiyaç vardır. Burst EDO RAM olarak adlandırılan bir teknikle, CPU’nun, örneğin, birbiri ardı sıra gelen ilk dört adresi okumak istediği var sayılı ve bu adreslerdeki bilgiler alınır. Bu yöntemle 66Mhz’lik bus hızlarında bile çalışılabilir.
4)Bellek Dağılımı (Yerleşimi)
Bir PC’de RAM belleklerin kullanım alanlarına göre incelenmesinde, üç tür bellek tipi ile karşılaşılır
a)Geleneksel Bellek (Conventional Memory): 1 MB’a kadar olan bellektir. ! MB’lık bellek bölümünün, 384KB’lık kısmı Video RAM, Adaptör ROM, EMS WindowRAM ve anakart üzerindeki BIOS için kullanılmaktadır. 640KB’lık kısmından da geleneksel bellek olarak yararlanılmaktadır.
b)Uzatılmış Bellek (Extended Memory):1 MB’ın üzerindeki bellek kapasitesi uzatılmış bellektir. Uzatılmış bellek sınırı 80286’larda 16MB’a, 80386’larda 4GB kadar çıkarılmıştır.
c)Genişletilmiş Bellek (Expanded Memory):Genişletilmiş bellekten normal bellek gibi değil, ancak veri depolayıcısı olarak yararlanılabilmektedir. 832-896KB arasındaki pencere, video RAM üzerinde kaldığından, DOS buraya ulaşamamakta, dolayısıyla buraya gerçek program depo edilememektedir. Genişletilmiş bellek, ana belleğe 832KB ile 896KB’lık bölüm arasında 16KB’lık 4 sayfadan oluşan bir pencere ile bağlıdır. Bu bağlantı tekniği, bellek sayfalaması olarak, ana bellekteki 16KB’lık pencere dilimleri de fiziksel sayfa olarak tanımlanmıştır.
64KB’lık pencereden, genişletilmiş belleğin 32MB’lık alanına, genişletilmiş bellek yöneticisi(Expanded Memory Manager – EMM) tarafından ulaşım sağlanmıştır.
B)ROM Bellek:
ROM bellek, Read Only Memory, yani, Sadece Okunur Bellek anlamına gelmektedir. Bu bellek türünde bilgiler kalıcı olarak ROM yongasının içine kopyalanmıştır.Bu nedenle değiştirilmeleri olanaklı değildir. Ancak içerisinde geçici olarak değiştirile bilecek bölümler de vardır. ROM’un görevlerinden birisi,bilgisayarın hiç silinmeyen temel sistem bilgilerini içermesidir. Ya da bir çevre birimine görevini bildiren işlevlere ve yazılıma sahiptir. ROM’lar RAM belleklere göre veri aktarma hızı ve kapasite yönünden çok düşüktürler. Bu nedenle geliştirilmiş olan Shadow RAM (bölge hafıza) tekniği yardımıyla, bilgisayar boot (açılış) sırasında RAM bellek üzerinde Shadow kısmı bu alana aktarılır. Daha sonra bilgisayar bu bilgilere gereksinim duyduğunda rom bellek yerine daha hızlı olan RAM bellek birimlerinden yararlanır.
ROM’lar genel olarak dört bölüme ayrılır. Bunlar;
1)MPROM(Masceble Programmable Read Only Memory /Maske Programlı ROM Bellek): Üretici tarafından diğer ROM belleklerde olduğu gibi programlanır. Özel bir programı maskelemek amacıyla hazırlanır. Bu tür, ucuz ve bit yoğunluğu en yüksek olan bellektir.
2)PROM(Programmable Read Only Memory / Programlanabilir ROM Bellek): Kullanıcı tarafından, ROM programlayıcı adı verilen özel bir devre ile programlanabilir. Ancak bu işlem bir kere yapılabilir. Daha sonra değiştirilemez.
3)EPROM(Erasable Programmable Read Only Memory / Silinebilir Programlanabilir ROM Bellek): PROM belleğe benzer. Ondan farkı siline bilmesi ve tekrar programlanabilmesidir.
Silme işlemi ultraviole ışınları ile yapılır. Işın koruyucu gövde üzerindeki quartz ile kaplanmış küçük bir pencereden verilir.
4)EAPROM ve EEPROM(Elektriksel Yolla değiştirilebilir ROM Bellek): En iyi ROM türüdür. Devrede iken Elektriksel yolla değiştirilebilir veya silinebilir. Bunun EPROM’a göre en önemli üstünlüğü bir bölümünün silinebilmesidir.
Bir PC’nin en temel işlemleri yapabilmesini tanımlayan ROM bellek ise BIOS olarak adlandırılmıştır.
Ön Bellekler:
Önbellekler, ana hafıza ile mikroişlemci arasında bir tampon görevi yapan yüksek hızlı (15ns) hafızalardır. Önbellekler toplam performans üzerinde çok önemli bir etkendir. Önbellekler, sınırlı bir kapasiteye sahip oldukları için, bu alanın dolması uzun sürmeyecektir. Önbelleğe yer açmak için hangi verinin atılacağına karar vermek oldukça zordur.
Önbellek içerisinde, verilen hafıza hiyerarşisi içerisinde sistem tarafından yukarı veya aşağı kaydırılır. Veri, erişim olduğu zaman yukarı; yerine başka veri geldiği zaman ise aşağı kaydırılır. Veri, blok denilen birimler içinde taşınır ve önbellek içindeki bu bloklara satır adı verilir. Genel olarak, bir düzeyde bulunan veriler, bir aşağıdaki düzeyde bulunan kayıtlı verilerin bir alt kümesidir. Verilere erişmek için kullanılan genel üç yöntem vardır.Önbellek yongalarını ayırabilmeniz için aşağıda çeşitli önbellekler verilmiştir.
a)Doğrudan Erişimli Önbellek
Doğrudan erişimli önbellek, eşit uzunluktaki ardışık bellek birimleri olan satırlar şeklinde düzenlenmiştir. Bellekten yüklenen bloğun,hangi satıra saklanacağı, doğrudan-işlenmiş olan önbellekte, sadece bellek adresi kullanılarak bloğun saklanacağı önbellek satırı belirlenir.Doğrudan erişimli önbellek kullanımının avantajı, ana belleğe her erişim için sadece bir karşılaştırma yapılmasıdır. Satır, donanımsal bir dizi olduğundan sadece geçerli adresin etiketi ile işaret edilen satırın etiketi karşılaştırılır. Ancak doğrudan erişimli önbelleğin de bir problemi vardır. Bu sorun, iki sıkça kullanılan (ulaşılan) bloğun aynı önbellek satırına denk düşmesi durumunda ortaya çıkar. Bu durumda, her iki blok, birbirini sürekli olarak önbellekten atar.
b)Tam Birleşimli Önbellek
Tam birleşimli önbellek ise, bir bloğun herhangi bir satıra yerleştirile bilindiği tan birleşimli önbellektir. Bu durumda, adres basitçe ikiye bölünür. Düşük bitler önbellek üzerindeki satırların uzaklıklarını oluşturur. Yüksek bitler ise karşılaştırma sırasındaki etiketi oluşturur.Tam birleşimli önbellekte, bloğun hangi satıra yerleşeceğine karar veren bir mekanizma vardır. İlk olarak, bloklar boş satıra yerleştirilir. Önbellek dolduktan sonra ise, bloklardan bazıları (LRU- Least Recently Used- Son zamanlarda en az kullanılan) seçilerek satırlardan atılır. Tam birleşimli önbellek satırını karşılaştırmak için kullanılan donanımlar maliyeti artırmaktadır.
c)Küme Birleşimli Önbellek
Küme birleşimli önbellekte de, satırlar kümelere bölünmüştür ve adresin ortadaki bitleri, bloğun yerleştirileceği kümeyi belirler. Her bir küme içinde, önbellek tam birleşimlidir. Küme başına iki satır düşen bir önbellek, iki-yönlü küme birleşimli olarak adlandırılır ve her erişim için iki karşılaştırmaya ihtiyaç duyar. Tam birleşimli önbellekten daha az karşılaştırıcı kullanmasının yanı sıra, küme-birleşimli önbellekleri yönteminin daha kolay uygulanmasını sağlar. Küme-birleşimli önbellek motorola 68040, Intel 82385 önbellek denetleyici yongası ve I486 içinde vardır.
Bilgisayara Bellek Eklemek:
Ana kart ve işlemcinizden memnunsanız ama sisteminizi hızlandırmanın yollarını arıyorsanız belki de daha fazla belleğe ihtiyacınız vardır. Bilgisayarınıza fazladan bellek eklemek çok para harcamadan performansı arttırmanın bir yoludur. Sisteminizdeki RAM miktarını arttırarak işletim sistemine, programlara, önbelleklemeye ve veriye daha fazla bellek ayırmış olursunuz.
Neden Bellek Eklenmeli:
Aklımıza ilk gelen soru büyük ihtimalle “Neden öncelikle bellek ekleyeceğim?” olmuştur.PC’nizdeki bellek,işletim sisteminizin ve çalıştırdığınız programlar için geçici bir depolama alanı olarak iş görür. Programlarınız diskte saklanır ancak çalışmaları gerektiğinde belleğe kopyalanırlar. Yani çalıştırdığınız her program az da olsa kesinlikle belleğe ihtiyaç duyar.Ayrıca belgeleriniz de siz üzerinde çalışırken bir yerlerde saklanmak zorundadır. Aynı programlar gibi belgeler de üzerinde işlem yapılırken belleğe kopyalanırlar. Bir belgeyi kaydedip kapattığınızda ise diske geri kaydedilir ve bellekten atılır.
Programlar ve belgeler gerçekten de bu kadar bellek kullanır mı? İster inanın,ister inanmayın, kullanırlar. Windows95 işletim sisteminde, WinFax Pro, Windows Messaging ve Microsoft Word. Sadece bu üç program birlikte yaklaşık 22MB bellek tüketiyorlar! Arka planda çalışan bütün yardımcı programları(mesela CD çalıcı) ve Windows 95’in kendi hesabına kullandığı belleği de katarsak toplam 40MB gibi bir bellek miktarı ile karşılanır.Sisteminizde bu kadar RAM bellek takılı değilse bu programların bir çoğu sanal bellekte saklanıyor demektir. Sisteminizdeki bellek fiziksel bellektir, yani verileri saklayan mikroçipler. Adından da anlaşılabileceği gibi sanal bellek aslında yoktur. Belleği taklit etmek amacıyla sabit disk boşluğu kullanılır ve buna sanal bellek denir. Çalışması şöyledir: işletim sistemi, bilgisayarınızdaki belleği sayfalar halinde düzenler. Yeterli fiziksel bellek olduğu sürece sanal bellek pek fazla kullanılmaz. İşletim sistemi ve programlar sadece 8MB bellek kaplıyor ve sizin bilgisayarınızda 16MB RAM bulunuyorsa işiniz kolay, belleğiniz bütün her şeyi rahatça alabilir demektir.
Anlamanıza yardımcı olmak için bir benzetme yapmak istiyorum. Okumak ve bilgisayarda düzenlemek zorunda olduğunuz 300 sayfalık bir rapor var diyelim. Masanızın üzerinde 300 sayfalık tomar duruyor,ancak sizin zavallı eliniz bir seferde ancak 20 sayfa taşıyabiliyor. Bu yüzden, elinizdeki 20 sayfanın bir kısmını bitirdiğinizde onları masaya bırakır ve yenilerini alırsınız. Sayfa 3 geri dönmeniz gerektiğinde sayfa 45 bırakıp sayfa 3 alırsınız. Elinizde (bellekte) her zaman 20 sayfa vardır; ihtiyacınız olan,ancak o anda kullanmadığınız ek sayfalar da masanın üzerinde durur (sabit diskte). O halde ek fiziksel bellek takmak nasıl bir yarar sağlar? Tamamen katı halde bulunan (elektronlar dışında hareketli kısmı yoktur) bellek, dönen parçalar ve hareketli okuma kafalarından oluşan diskten çok daha hızlı çalışır. İşletim sistemi ne zaman diskten bir bellek sayfası okumaya çalışsa önce hangi sayfayı istediğini belirlemeli, sonra disk üzerinde onun yerini bulmalı, okuma kafasının o veri üzerine gitmesini sağlamalı, dönen parçanın da hareket ederek veriyi okuma kafasının altına getirmesini beklemek gibi işlerle uğraşmalıdır. Yani diskten okuma ve diske yazma işlemlerini ne kadar azaltabilirseniz sisteminizin performansı da o kadar artacaktır. Yeterli miktarda RAM’ınız varsa işletim sisteminin yerine getirmek zorunda olduğu bu disk aktivitelerini azaltmış olursunuz. Böylece performansınızda artar.
Ne Kadar Bellek Yeterlidir:
Bu günün bellek delisi işletim sistemlerini düşününce, aynı anda birkaç program çalıştıran ortalama bir kullanıcı her şeyi tutmak için 60MB veya üstü belleğe sahip olmalıdır. Bellek eskisinden çok daha ucuzdur,ama yine de birçok kişi için bilgisayarda bu kadar RAM bulundurmak biraz pahalı gelebilir. Yakın gelecekte bilgisayarlar ana kartlarla (hatta işlemcinin içinde) gelecek en az 128MB belleğe sahip olacaklar. Bütün yapılması gereken, daha az maliyetle daha yüksek kapasiteli bellek modülleri üretilmesine imkan sağlayacak teknolojileri geliştirmektir. Ancak bilgisayarınızın bugünkü durumu ile ilgilendiğinizi düşünürsek bugünün bellek modülleriyle sınırlı olduğunuz görülür. Ne olursa olsun, Windows 3.x için en az 8-12MB, Windows 95 veya Windows NT için ise en az 16MB RAM’a ihtiyacınız vardır. Daha azıyla da yetine bilirsiniz, ancak sisteminiz yavaş kalacaktır.
Aynı anda birden çok program çalıştırmanız gerekiyor, bir CAD (Computer Aided Desing – Bilgisayar Destekli Tasarım) Programı gibi bellek canavarı programlar çalıştırıyor veya en iyi performansı arzu ediyorsanız 24’ MB ve hatta 32MB RAM almaya çalışın. Eğer hesabını bilmediğiniz kadar çok paranız varsa, bilgisayarınız ne kadar alabiliyorsa o kadar bellek yükleyin!
Not: Sisteminiz için doğru belleği seçmek ve düzgün şekilde takmak için bilgisayar belleği hakkında bilmeniz gereken birkaç ufak şey vardır. Öncelikle belleğin bilgisayara takılmak için paketlendiği çeşitli yongaları anlamanız gereklidir.
Bellek Paketleri:
Eski sistemlerde ayrı bellek çipleri kullanıldıysa da bugünün sistemlerinin çoğunda SIMM (Single Inline Memory Module) denilen bellek modülleri kullanılmaktadır.Aşağıdaki şekilde iki tür SIMM modülü görülmektedir; bunlardan biri 30-pinlik diğeri de 72-pinliktir. SIMM, üzerinde bellek çiplerinin yanı sıra bunların düzgün çalışmasını sağlayan birkaç ek bileşen de montelinmiş küçük bir baskılı devre kartıdır. Adından da anlaşıldığı gibi 30-pinlik SIMM’ler anakarta takılırken 30 ayak, 72-pinlik SIMM’ler de 72 ayak kullanırlar.Eski anakartlardan bir çoğu 30-pinlik SIMM’leri kullanır, daha yenilerde ise 72-pinlikler bulunur. Tipik olarak 30-pinlik SIMM’ler,aynı kapasitedeki 72-pinlik SIMM’lerden daha pahalıdır. Bunun yanında 30-pinlik SIMM’lerin kapasitesi 4MB ile sınırlıdır. 72-pinlik SIMM’ler ise 64MB’a kadar çıkan kapasiteleriyle bilgisayarınıza bellek doldurmak için idealdirler.
Yeni bilgisayarlarda rastlayabileceğiniz başka bir bellek türü de Dual Inline Memory Module sözcüklerinin kısaltması olan DIMM’dır. DIMM’ler, SIMM’lerden daha iyi performans sağlayan 168-pinlik bağlantılar kullanırlar. Ama anakartın ve çipin setinin de DIMM’lerle çalışa bilecek şekilde tasarlanmış olması gerekir. Ayrıca DIMM’ler, SIMM’ler kadar çok bulunmadıkları için daha pahalıdırlar. Anakartınız SIMM’lerin yanında DIMM’lere de destek veriyorsa daha iyi performans için DIMM’leri kullanın, ama daha fazla ödemeye de hazır olun.

Hız:
Bellek belirli bir hızda çalışmak için tasarlanmıştır, bu hız da nanosaniyelerle (yani saniyenin milyarda biri) ölçülür. Bugünün PC’lerinden çoğu 60ns ila 70ns arasında hızlara sahip bellekler kullanmaktadır. Bu sayı ne kadar küçülürse bellekte o kadar hızlı (ve pahalı) olur. Bu yüzden PC’nize bellek alırken yeni belleğin hızını kontrol edip, sisteminizin gerektirdiği hıza (ve mevcut belleğinize) uygun olanı satın almalısınız.
Parite ve Ayarlar:
Parite, bilgisayarda hata sezmekte kullanılan bir yöntemdir. Eski bilgisayarların çoğunda bellek, hataları parite yardımıyla belirlemek üzere tasarlanmıştır.Tipik olarak sekiz çip 1 bellek birimi ederdi, mesela 1’ MB gibi. Parite kontrolünü yapmak için ise dokuzuncu bir çip kullanılırdı.yani her 1MB SIMM’in üzerinde dokuz tane çip vardı. Son yıllarda belleğin güvenilirliği o kadar arttı ki,bazı üreticiler parite kontrolünü bıraktılar. Yani parite çipi içermeyen paritesiz SIMM’ler kullanılmaya başladı. Parite gerektirmeyen bir bilgisayara pariteli SIMM takabilirsiniz, ancak parite gerektiren bir bilgisayarda paritesiz SIMM’ler çalışmayacaktır.
Yukarıdakiler, doğru tür belleği satın almanız gerektiği gerçeğinden başka, bir RAM çipinin tanımını okuyunca pariteli olup olmadığını anlamanız gerektiğinde belirtiyor.Aşağıdaki tabloda üreticilerin bellek ayarları tablosunda görebileceğiniz tipik RAM değerlerini bula bilirsiniz.
Organizasyon Boyut
1Mx32 4M
1Mx36 4M
2Mx32 8M
2Mx36 8M
4Mx32 16M
4Mx36 16M
8Mx32 32M
8Mx36 32M
Tabloda da görüldüğü gibi burada 32 ve 36 sayıları bulunmaktadır. Sekiz bellek çipi ve bir parite çipinden oluşan bellek organizasyonunu hatırlıyor musunuz? 4*8=32 ve 4*9=36 olduğu da malum. Yani 32 paritesiz SIMM’i (dokuzuncu cip yok), 36 da pariteli SIMM’i belirtmektedir. Tanımdaki ilk değeri (1M,2M gibi) 4 ile çarptığınızda SIMM’in kapasitesini bulursunuz. Mesela bir 8Mx36 SIMM için 32MB bulursunuz, çünkü 8*4=32 dir.
Bellek soketlerine yakından bakacak olursanız, soketlerin banklar halinde guruplandığını göreceksiniz. Bu bellek guruplarının yerleri anakarta göre değişir, ama her zaman birlikte bulunurlar. Bunların sayısı da anakartın tasarımına bağlıdır. Bazılarında iki, bazılarında ise üç veya dört bank vardır ve birden başlayarak numaralandırılmışlardır. Anakartınızın kullanım kitapçığında büyük ihtimalle bu bellek banklarını ve numaralarını gösteren bir şekil vardır.
Peki bu bankların sayıları ve numaraları neden bu kadar önemlidir? Çünkü bunları belli bir düzene göre doldurmalısınız, bu da anakartınızın tasarımına bağlıdır. Kullanım kitapçığında bankların nasıl doldurulacağını anlatan bir bölüm bulacaksınız.Ayrıca aynı tür SIMM’leri bir banka koymalısınız.iki 4MB SIMM veya iki 8MB SIMM gibi. Aynı banka bir 4MB SIMM ile bir 16 MB SIMM yerleştiremezsiniz. Ayrıca her zaman 0 numaralı bankı doldurmanız gerekir. Bütün bunlar ne anlama geliyor? Bunun anlamı,hangi tür bellek alacağınıza karar vermeden önce anakart kitapçığına bakıp bellek yuvalarının nasıl doldurulacağını belirlemeniz gerektiğidir. Bu konu hakkında ayrıntılı bilgiyi az sonraki “Sisteminiz için Doğru Belleği Seçmek” kısmında bula bilirsiniz.
Özel RAM’ler:
Bazı sistem üreticileri standart konfigürasyonu kullanmak yerine bellek modülleri için kendilerine özgü tasarımları kullanırlar. Herkesin kullandığı SIMM’ler bu tür sistemlerde çalışmaz. O marka ve model bilgisayar için özel olarak üretilmiş bellek modüllerinden almanız gerekir. Bu tür olaylara genellikle ünlü marka bilgisayarlarda rastlanır.Sisteminiz özel bir bellek modülü kullanıp kullanmadığını kullanım kılavuzundan öğrenebilirsiniz. Emin değilseniz, belleği alacağınız yere bilgisayarınızın markasını ve modelini bildirin. Onlar size doğru bellek türünü söylemelidirler. Bellek tasarımı özelde olsa üreticinizden almak zorunda olmadığınızı aklınızda tutun. Birçok bilgisayarcıda standart donanımın yanında özel markalı bellek modülleri de bulunmaktadır.
Sistemimiz için doğru belleği seçmek;
Öncelikle sisteminizin standart RAM modülleri mi yoksa özel RAM modülleri mi kullandığını öğrenmelisiniz. Eğer elinizde RAM varsa, bunlardan hangisinin sizde olduğunu öğreniniz.
Şu Anda Elinizde Bulunanları Belirlemek:
Yapmanız gereken ilk şey, sisteminizde şu anda RAM olarak ne bulunduğuna bakmak olmalı. Toplam kapasiteyi açılışta POST sistem belleğini test ederken görebilirsiniz. 8,096 görürseniz 8MB; 16,192 görürseniz 16MB RAM’a sahipsiniz demektir (1MB içinde 1,024K bulunur).Windows 95 veya Windows NT 4.0 ile çalışıyorsanız bilgisayarınızdaki toplam belleği Kontrol Panel (Denetim Masası) bölümünden de göre bilirsiniz. İzlemeniz gereken adımlar şunlar:
1.Kontrol Panel (Denetim Masası)’nı açıp System (Sistem) ikokuna çift tıklayın.
2.System Properties (Sistem Özellikleri) kısmından General (Genel) sayfasını açın (Windows NT için Memory sayfası), burada bilgisayarınızdaki işlemci türüyle birlikte takılı RAM miktarını da göreceksiniz.
Sisteminizde ne kadar RAM bulunduğunu öğrendikten sonra belleğin nasıl yerleştirildiğini saptamak için bilgisayarınızın kasasını açmanız gerekecektir.
Bilgisayarınızı kapatın ve kasasını açarak bellek soketlerini bulun. Toplam kaç soketiniz var sayın. Sekiz soketiniz var, her birinde bir SIMM bulunuyor ve açılışta bellek miktarı 8MB görülüyorsa 8 tane 1MB SIMM’iniz vardır demektir. Ancak yanıt bu kadar da kolay olmayabilir. Sadece bir gurup (yani iki soket) doluysa her bir SIMM’in kapasitesini bulmak için toplam bellek miktarını ikiye bölün. Sisteminiz 8MB RAM gösteriyorsa iki tane 4MB SIMM’e sahipsiniz demektir. Bellek miktarı 16MB olarak görülüyorsa iki tane 8MB SIMM’iniz var demektir. Peki ya ikiden fazla gurup varsa ve bellek miktarı da sekizin katı değilse? Mesela iki gurup (dört soket ) dolu ve toplam 20MB RAM görülüyor olabilir. Bu durumda bir gurupta iki tane 8MB SIMM ve diğer gurupta iki tane 2MB SIMM bulunduğunu düşüne bilirsiniz.
2x8 + 2x2 = 20
Toplam 20M elde etmek için matematiksel olarak başka bir yol bulamazsınız.Bazı durumlarda her gurubun kapasitesi kolayca anlaşılmayabilir. O zaman SIMM’lerin üstündeki yazıları okumanız gerekir. Çoğu zaman bellek kapasitesi ve konfigürasyonu SIMM’in bir tarafında yazar. Ne yazık ki bazen bu yazıları okumak için SIMM’i yerinden çıkarmanız gereke bilir. SIMM’in üzerinde kapasitesi veya konfigürasyonu yazılı değilse bu bilgileri çiplerin üzerindeki parça numaralarından çıkarmanız gerekecektir. 1,2,4,8 veya 16 ile başlayan parça numarasını arayın (bu genellikle kapasiteyi gösterir;2MB için 2,4MB için 4 vb.). çiplerin üzerindeki bu parça numaralarını okumak için büyük ihtimalle SIMM’leri çıkarmanız gereklidir.
Son olarak hangi gurupların dolu hangilerinin boş olduğuna dikkat edin.
Bu işlemler bittiğinde artık donanım olarak nasıl bir bellek almanız gerektiği konusunda yeterince bilgiye sahip oldunuz demektir.
Hangi Programlar İçin Ne kadar Bellek Alınmalı:
Evet, şimdi kullanacağınız programları veya bilgisayarınızda kullanmak zorunda olduğunuz programların ne kadar belleğe ihtiyaç duyduklarını öğrenelim. Bilgisayarınız Windows 95 veya 98 işletim sisteminde çalışıyorsa ve yardımcı programlar olarak ta Office setini kullanıyorsanız sisteminizin performanslı çalışması için 16MB RAM’a ihtiyacınız vardır.Hele birde mühendislik programları da kullanmanız gerekiyorsa yani AutoCadR14,3D Studio vb. o zaman size en az 32MB RAM gerekmektedir.Tabi RAM almaya yeterli paranız varsa sisteminizin alabildiği kadar RAM almanızda fayda var.
YAZICILAR
PC’nin çalışması için mutlaka gereken monitör ve klavye dışında en önemli ve en çok kullanılan çevre birimi yazıcıdır (printer). Yazıcı bilgisayardaki verinin veya bilgilerin basılı bir kopyasını (hardcopy) alabilmenizi sağlar. Ancak bütün bu aygıtların kullanım amacı aynıdır. PC’nizde yaptığınız bir şeyi basmak için tasarlanmışlardır. Bunlardan biriside mürekkep püskürtmeli yazıcılardır.
Yazıcıyı PC’ye Bağlamak:
Bir yazıcıyı PC’ye bağlamanın en kolay yolu Centronics arabirimi (paralel bağlantı noktası) kullanmaktır. Ancak bir yazıcıya seri bağlantı noktasına bağlanması da mümkündür. Yazıcı PC’nin kullandığı arabiriminin aynısını kullanmalıdır.
Birçok Centronics uyumlu yazıcı vardır. Sadece (Apple gibi) birkaç üretici bu standardı kullanmaz. Seri yazıcı pek fazla yoktur, sadece seri arabirim için üretilmiş bir yazıcı biz bilmiyoruz. Ancak bazı yazıcılarda hem seri hem de paralel bağlantı noktaları vardır. Ayrıca birçok yazıcıya da seri bağlantı noktası eklenebilir.
Bir seri yazıcı almanızı önermiyoruz. Eğer grafik basmak istiyorsanız nispeten yavaş veri aktarma hızı uzun baskı sürelerine sebep olur. Mevcut yazıcınıza seri arabirim eklemenizi de önermiyoruz. Paralel arabirim sadece yüksek veri aktarma hızı sağlamaz aynı zamanda yazıcınız için alacağınız seri arabirimden daha ucuzdur.
Arabirimler arasında pek fark yoktur. Hemen hemen her arabirim PC’nizle çalışır. Ancak baskı yöntemleri ve diğer yazıcı özellikleri çok değişir.

Yazıcının Kalitesini Etkileyen Faktörler:
a)Baskı Kalitesi: Son baskı kalitesi birçok faktöre bağlıdır. Baskı kalitesi sıklıkla yazıcının çözünürlüğüne eşittir. Bu terim belirli bir aralığı basılabilecek nokta sayısını ifade eder ve genellikle DPI (dos Per Inch / Inch Başına Nokta Sayısı) olarak belirtilir. Değişik baskı yöntemleri erişilebilen çözünürlükler 75 DPI’dan 400 DPI’a kadar değişir; bazı durumlarda 600 DPI mümkündür.
b)Çözünürlük: Ne var ki çözünürlük bir grafik çatısının kalitesi hakkında güvenilir bir kriter değildir. Genellik kağıt üzerinde belirtilen çözünürlüğe erişilemez. Örnek olarak nokta matrisli bir yazıcı 360 DPI çözünürlüğe ulaşabilir. Ancak iğnelerin kalınlığı yan yana noktaların örtüşmesine sebep olur ve iki nokta artık ayırt edilemez. Çok kalın veya fazla mürekkepli bir şerit aynı sonucu doğurabilir. Ayrıca yüksek çözünürlüklü bir yazıcı kafasının yazıcının sürücü mekanizmasındaki hassasiyetsizlikleri düzeltmesi mümkün değildir.
c)Yoğunluk: Yazıcı kalitesini belirleyen bir başka faktör sık sık gözden kaçırılır. Bu bir yazıcı ile elde edilebilen yoğunluktur (koyuluk). Lazer baskı yönteminde olduğu gibi bazı baskı yöntemleri mürekkep veya toner azalsa bile aynı baskı yoğunluğunu korurlar. Diğer yöntemlerde, özellikle mürekkepli şerit kullananlarda mürekkep kullanıldıkça azaldığından baskı yoğunluğu düşer. Bu özellik nokta matrisli bir yazıcı ile grafik basarken belirgindir.
d)Yazı Tipi Çeşidi: Her yazıcıda değişik boyutlarda da basılabilen yerleşik (built-in) yazı tipi (font) vardır. Gariptir ama daha pahalı yazıcılarda çok yazı tipi yoktur. Bu durumlarda daha ucuz yazıcılar standart olarak bulunan yazı tipi seçeneklerine sahip olabilmek için kendileri de pahalı olan ek yazı tipi kartuşları almanız gerekir.
e)Yazı Tipi Eklemek: Bir çok yazıcı da ek yazı tiplerine erişebilmenin daha ucuz bir yolu vardır. Bu yöntemde yazı tipleri PC’den aşağıya yüklenir (download). Özel bir yazılım yazıcınıza yeni karakterleri “öğretir”. Bütün değişik yazı tiplerini nokta matrisli, mürekkep püskürtmeli (inkjet) ve lazer yazıcılara yüklenen ücretsiz dağıtılan (shareware) bir çok program vardır. Ancak bazen bu yazılımları kullanmak için yazıcınızın belleğini genişletmeniz gerekir. Yazıcınıza bağlı olarak bu her zaman mümkün olmaya bilir.
f)Yazı Tipi: Windows veya GeoWorks Ensemble gibi grafik kullanıcı arabirimleri ek yazı tiplerine erişmek için başka bir yol daha sunarlar. Bu sistemler yazıcıyı bir metin aygıtı olarak kullanmak yerine basılı kopyalarını saf grafik görüntüler olarak üretirler.
Ne var ki bu çıktıları basmak normal metin çıktılarını basmaktan daha uzun sürer. Ancak bu aynı zamanda ölçeklenebilen daha fazla yazı tipi seçimine olanak sağlar. Bu yöntemle basit, ucuz yazıcılar dahi hatta 9 iğneli nokta matrisli yazıcılar bile şaşırtıcı derecede iyi sonuçlar vermektedir.
Yazıcı Seçimi:
Yeni bir yazıcı almaya karar verdiğinizde önünüzde ilk bakışta zor ve zahmetli bir seçim var gibi görünür. Bilgisayar dergilerinin hem reklam sayfalarında ve yeni ürün tanıtan sayfalarında hem de test yazılarında çok sayıda seçenekle karşılaşırsınız. Satın almaya gittiğinizde de raflarda çok sayıda ürünle karşılaşabilirsiniz ve kafanız karışabilir. Eğer bir Lazer yazıcı alacaksınız, aslında hangi Lazer yazıcıyı alırsanız alın yazıcının genel uyumluluğu, esnekliği ve baskı kalitesi sizi memnun eder. Yazıcılardaki baskı teknolojisinin PC’lerdeki gibi hızlı değişmediğini ve yazıcı fiyatlarının tutarlı olduğunu göz önünde bulundurursanız seçim yapmanın ne kadar kolay olduğunu anlarsınız. Asıl iş ihtiyacınıza uygun yazıcı tipini ve modelini seçmektir. Yazdırdığınızın bir kopyasını almak istiyorsanız Nokta Vuruşlu bir yazıcı almanız gerekir. Çünkü nokta vuruşlu yazıcılar karbon kağıdı ile baskı çoğaltma imkanını verirler. Diğer yazıcılarda bu avantaj yoktur. Yazıcı ile baskı yapmayı eğlenceli bir hale dönüştürmek istiyorsanız, tişörtlere transfer baskı yapıp, zarf, kese kağıdı, poster ve tebrik kartı gibi baskılar yapmak istiyorsanız, bütün bunları ancak Mürekkep Püskürtmeli yazıcı ile yapabilirsiniz. Gerçektende kişisel yazıcılar pazarında Mürekkep Püskürtmeli yazıcılar renkli baskı yapabildikleri için daha fazla tercih ediliyorlar. Ama renkli basılmış belgelerin cazibeli görünümünden Lazer yazıcılar baskı maliyeti daha ucuz ve daha iş üreten, bu yönleriyle de asla hafife alınmaması gereken seçenekler. Hele iş yerlerinde kullanılacaklarsa hızlı baskının ne kadar önemli olabildiğini unutmamak lazım. En yavaş Lazer yazıcılar bile çoğu Mürekkep Püskürtmeli yazıcıdan daha hızlı iş görür. Yüzlerce sayfalık bir belge bastıracak olduğunuz zaman Mürekkep Püskürtmeli yazıcıya akşamdan baskı komutu verip ertesi gün çıktıları almanız gerekir. Bunun yanında cihaza toplam sahip olma maliyetini hesaplamak gerekir. Hep yapılan bir benzetme vardır. Bir çamaşır makinesinin kullanım ömrünü ortalama on yıl kabul edersek bu süre içinde yaptığınız deterjan harcaması makinenin kendi maliyetini geçer. Mürekkep Püskürtmeli yazıcılarda pahalı ve sık değiştirilen bir kartuş kullanırsanız size daha pahalıya mal olacaktır. Lazer yazıcıya basılmış bir sayfanın ortalama maliyeti en fazla on-on beş bin lira civarındadır. Yani satın alırken ödediğiniz bir miktar fazla parayı size dolaylı olarak geri ödüyor.
Mürekkep Püskürtmeli Yazıcılar:
Mürekkep püskürtmeli yazıcılar da nokta matrisli yazıcılardır. Ancak bu yazıcılar mürekkepli şerit kullanmazlar. Resmi oluşturabilmek için vuruşsuz bir yöntem kullanırlar. Termal mürekkep teknolojisinin temelinde Drop-on-demand tekniği yatar. Söz konusu teknik, mürekkebin devamlı akması yerine gerektiğinde akıtılmasını ve kağıt üzerinde uygulanmasını sağlar. Termal mürekkep püskürtme tekniğinin ana hat elemanlarından birisi, değiştirilebilir mürekkep kartuşunun üzerinde bulunan baskı kafasıdır. Bu kafa üzerinde, insan saçının yarısı kalınlıkta çok sayıda delik bulunur. Yazıcı kafası kağıda değmez. Yazma kafaları delikli matrislerden oluşan yazıcılardır. İğneler matrisinden oluşan nokta vuruşlu yazıcılardan temel olarak ayrılırlar. Bu yazıcıların yazma kafasının ardında mürekkep içeren hazne bulunur. Bu hazneye kartuş adı verilir. Kartuştaki mürekkep manyetize edilebilir. Bilgisayardan gelen komutlara bağlı olarak haznenin belli bölgeleri manyetize edilir. İçerideki sıvı mürekkep, bu bölgelere denk düşen deliklerden dışarı püskürtülür. Püskürtülen mürekkep kabarcığı doğrudan kağıt üzerine yapışır. Mürekkebi kafadan ileriye doğru püskürtmek için iki yöntem kullanılır: Isıl kabarcık püskürtme (thermel buble jub) ve piezoelektrik yöntemleridir.
Isıl kabarcık püskürtme (thermal buble jub): Her bir deliğin arasında bulunan ateşleme hücreleri yüksek frekanslı elektrik akımı tarafından 330 Celcius dereceye kadar ısıtılarak bir baloncuk oluşturulmasını sağlar; bu baloncuk mürekkebi delikten iterek ve mürekkep kağıt üzerine püskürtülür. Isı kaynağı kapandığında ateşleme hücresi ve delik yeni bir damlacık püskürtmek için hazırlanır. Böylece her bir delikten binlerce ateşleme çevrimi yapılır.
Piezoelektrik: Bu yöntem mürekkebi ısıtmak yerine mürekkebi püskürtmek için püskürtücü ağzının tümünü ani olarak daraltır. Piezoelektrik olay nedeniyle bazı kristallere bir elektrik gerilimi uyguladığında kristal büzülür. Bunun için her püskürtme ağzına elektriğe duyarlı bir mürekkep kullanıldığından mürekkebin püskürmesinin kolaylıkla kontrol edilmesini sağlayan bir piezoelektrik kristal yerleştirilmiştir. Bu yöntemde saniyede binlerce mürekkep damlasının püskürtülmesine olanak sağladığı için yeteri kadar yüksek baskı hızlarına ulaşır.
Her iki sistemle de 200 CPS’lik baskı hızlarına ulaşılabilir. Buna göre birçok mürekkep püskürtmeli yazıcı bir sayfayı yaklaşık 20 saniyede basar. Püskürtmeli yazıcılarda bulunan tampon bellek 16 KB ile 512 KB arasındadır.
Renkler:
Yazıcılar tıpkı matbaalar gibi CMYK renk modeli ile çalışırlar. Bu model monitörlerde kullanılan ve RGB (kırmızı, yeşil, mavi) adı verilen modelden farklıdır. CMYK’da turkuvaz, mor, sarı ve siyah renkler karıştırılarak bütün renkler oluşturulur. Renkli ofset baskının standardı budur. Dört ana rengin mürekkepleri karıştırılarak yapıldığı için dört renkli baskıda denilebilir. Termal boya sistemi ile çalışan pahalı yazıcılarda bu renkler birbirinin üstüne basılarak karışmaları sağlanır. Monitörünüz ile yazıcınızın farklı renk modelleri kullanıyor olması bazen hayal kırıklığı yaratabilir. Ekranda gördüğünüz renklerin aynısını çıktı olarak elde edemeye bilirsiniz. Ekranınızda gördüğünüz bir parlak sarı rengi aynı parlaklıkta bastırmanız mümkün değil. Üstelik bunun sebebi yazıcıda değil. Kullandığınız grafik programında bastıracağınız resmin formatı CMYK’ya çevirerek en azından ne çıktı alacağınızı görüp hayal kırıklığını önlemiş olursunuz. Bunun yanında ucuz yazıcılarda dört renk yerine üç renk kullanılır. Siyah mürekkep kullanılmaz. Yazıcı siyah rengi kalan üç rengi karıştırarak elde eder. Üç renk baskı yapan yazıcılarda gerçek ve koyu bir renk elde etmek mümkün olmuyor.
Genel kanı, renkli çıktıların bir zarfa saklanarak güneşten, ışıktan korunması gerektiğidir. Mürekkep formülünü yapan kimyacılar henüz solamaya karşı kesin bir çare bulamadılar. Ama eski mürekkeplerle karşılaştırılırsa yazıcınızda kullandığınız mürekkep solmaya sanılandan çok fazla dayanıklıdır.
Mürekkep Püskürtmeli Yazıcıların Bölümleri:
Yerleşik Kağıt Besleyicisi: Mürekkep püskürtmeli yazıcıların bir çok modelinde toplu olarak kağıt konulmasını sağlayan bir bölme vardır. Bu bölme 100 adet kağıt alabilmektedir.
Açma Kapama Anahtarı: Yazıcının açık yada kapalı konumda olmasını sağlar.
Kontrol Paneli: Yazıcıyı kontrol eden tüm anahtar ve durum göstergeleri burada bulunur.
Kartuş Beşiği: Kartuşlar kullanılacakları zaman buraya takılırlar. Kullanılmadıkları zaman mürekkebin kurumasını önleyen özel bir kutu içinde saklanırlar. Bazı modellerde renkli ve siyah kartuşlar için ayrı iki beşik vardır.
Çıkış Tablası: Basılmış kağıtların toplandığı yer.
Kağıt Boyutu Ayarlama Kolu: Kullanılacak olan kağıdın boyutunu ayarlamayı sağlar.
Font Kartuşu: Yazıcının dahili olarak font içermesini sağlayan bir elektronik devredir. Lazer yazıcılarda da benzeri vardır.
Lazer Yazıcılar:
Lazer Yazıcının Tanımı Özelliği:
Ofisimizde PC’mizden sonra en ağır yük yazıcı üzerindedir. Gün boyunca sayfalarca döküm alabilirsiniz. Bu gün satın alabileceğiniz siyah beyaz herhangi bir lazer yazıcı standart iş dokümanların da iyi bir iş çıkartacaktır. Eğer grafikleri taramalı olarak ve grinin tonlarında bastırmak yetmiyorsa, birkaç bin dolar fazla ödeyerek renkli bir lazer yazıcı alabilirsiniz. Lazer yazıcılar şu ana kadar üretilenler içinde, hızlı ve kaliteli baskı yapabilen en iyi yazıcılardır. Üretildiğinden beri masa üstü yayıncılık alanında vazgeçilmez bir araçtır. Bu yazıcılardan, matbaa kalitesinde çıkış alınabilmektedir. Özellikle aydınger ve asetat üzerine çıkış alınabilmesi önemli bir özelliğidir. Çünkü bu yolla baskı öncesi hazırlık aşamalarının yerine getirilmesi sağlanabilmektedir. Ancak piyasadaki modeller arsında baskı kalitesi, hız, kurulum ve kullanım kolaylığı açılarından belirgin farklar vardır. PC world / ABD test merkezinde gerçekleştirilen yazıcı testleri, seçimimizi yaparken size yardımcı olacaktır.
Lazer Yazıcılarda Hız:
Yazıcıların baskı hızları çok farklıdır. Bir yazıcının hızı ya CPS (saniyede basılan karakter sayısı) birimiyle veya dakikada basılan sayfa sayısıyla belirlenir. Ancak bu değerlere hemen inanmamalısınız. Üreticiler genellikle sizin büyük ihtimalle kullanmayacağınız taslak kalitesindeki draft quality baskı hızını verirler. Aynı yazıcının mektup kalitesinde letter quality veya mektup kalitesine yakın (near letter quality) yazı tiplerini basması çok daha uzun zaman alabilir. Lazer yazıcılar ve diğer tek kağıtlı sistemlerde alışılmış bir takım olan dakikada basılan sayfa sayısı sadece değişik yazıcı birimleriyle karşılaştırılırken kullanılmalıdır. Üreticiler genellikle aynı sayfanın üst üste basılması için ölçerler. Bu durum normal kullanımda arada sırada da olsa günlük kullanım için bir ölçü olamaz. Taklit (emulotion) kipinde çalıştırılan yazıcılar taklit için harcanan zamandan ötürü daha yavaş basarlar. Bu nedenle yazıcılar üreticilerin belirttiği hızlara uymazlar.
Lazer Yazıcılarda Renkli Baskı Teknolojisi:
PC sistemleri için renkli baskı teknolojisi henüz erken safhalarda olmasına karşın makul fiyatlarda renkli baskı yöntemleri vardır. Eğer çözünürlük ve renk paletleri konusunda aşırı istekleriniz yoksa renkli basabilen bir yazıcı almayı düşünebilirsiniz. Renkli yazıcıların baskı kalitesi sadece DPI ile belirlenmez. Renkli yazıcılar, CMYK (açık mavi, mor, sarı, siyah) adı verilen renk sistemini kullanırlar. Bu dört rengin belirli oranlarda karıştırılmasıyla diğer tüm renkler (fosforlu ve yaldızlı renkler dışında) elde edilebilir. Ancak çoğu yazıcı bu dört rengi birleştirebilmesine karşı istenilen oranlarda karıştıramaz. Bunun yerine “dithering” denilen bir işlem yapar. Ara renkleri kağıda çeşitli desenler basarak elde etmeye çalışır. Bu nedenle bastıkları resimler fotoğraflar kadar kaliteli görülmez. Baskı maliyetleri aynı yazıcı tiplerinde bile oldukça değişebilir. Örneğin; Lazer yazıcılar için farklı üreticilerin yazıcılarında baskı maliyetleri arasındaki fark %400’ü bulmaktadır.
Lazer Yazıcının Çalışma Prensibi Ve İç Yapısı:
Elektrostatik televizyon ve monitör tüpleri insanı kızdırır ama lazer baskıda mürekkebin kağıda yapışmasını sağlar. Bizi kızdırmasının sebebi tabi ki tozu büyülenmiş gibi cama çekmesi orada tutmasıdır. Lazer baskıda ise baskı ve temizleme aşamalarında mürekkep parçacıklarını resim silindirine ve kağıda çeker. Bu çok basit gibi görünen olayın arkasında her türlü yüksek teknoloji yatar. Lazer yazıcılar sayfa yazıcı sınıfına girerler. Püskürtmeli yazıcıların tersine baskı satır satır gitmez. Yazıcı sayfa için bütün verileri alır ve onları baskıya hazır hale getirir. Bundan sonra baskı yapılır. Bütün bu baskı işlemi beş bölüme ayrılır.
1 ) Ne kadar hızlı RIP o kadar hızlı baskı;
PC den gelen veriler Raster İmage Processor (RIP) tarafından işlenir. BU işlemci baskı yazılımın kullandığı dili yorumlar ve gelen verileri baskıya hazırlar. Bunun için işlemci yazılım komutlarını tanımalı ve çevirebilmelidir. Sayfa formatlarının yanında mart ve diğer ayların (font ve resimleri işlenmesi) düzenlenmesi bu işlemleri içerisindedir. Baskı çözünürlüğü arttıkça kullanılan veri miktarı da büyümektedir. Bir RIP 600DPI çözünürlükte basılan A-4 sayfa için 4 MB kadar veri işlemek zorunda kalabilmektedir. RIP bütün bu baskı işleminin kalbinde yatar.
2 ) Baskı verilerinin baskı silindirine aktarılması;
Işıklandırma veya resim silindiri bir lazer yazıcının ana parçalarıdır. Bu silindir iletken topraklanmış bir malzemeden oluşur. Üst yüzey ise ışığa duyarlı ama iletken olmayan bir madde ile kaplı oluyor. Resim silindir kullanılmadan önce üst yüzeyin negatif akımla yüklenmesi gerekmektedir. Geçmişte Coronar teli bu işlem için kullanılmaktaydı. Ama kullanılan yüksek akım havatı iyonize ederken yanından geçen silindirin elektronlarını da almaktaydı.
Bu mekanizma zararlı ozon gazı ortaya çıkarttığı için, üreticiler Coronar teli yerine genellikle elektrik yüklü fırçalar kullanmaktalar. Bu fırçalar negatif elektrik akımını direkt olarak silindir yüzeyine aktarmaktalar. Böylece baskı bilgileri elde edilmiş oluyor.Bir lazer ışığı dakikada binlerce kere dönen çok köşeli ayna ve optik yönlendirme mekanizması tarafından devamlı dönen silindire aktarılıyor. Dakika başına 80 milyondan fazla darbe mümkün olabiliyor. Silindir ve lazer ışığı buna uygun sekronize oluyorlar.Silindirin üzerinde mürekkebin yapışması gereken her noktada lazer ışını aktif hale getirilir. Silindirin üzerindeki bu noktalar geçirgen olurlar. Akım silindirin üzerinden geçebilir. Lazer ışınının değdiği noktaların hepsi pozitif akımla yüklenir. Böylece pozitif yüklü noktalardan oluşan sayfa taslağı satır satır ortaya çıkar.
3 ) Şimdi mürekkep silindirin üstüne geliyor;
Kağıda baskı için çok ince pas gibi bir toz kullanılır. Mürekkep diye adlandırılan madde bir kartuş içinde bütün bu mekanizmaya bağlı veya (bu daha çevreci) kendi ayrı kartuşunda bulunur. Bir karıştırıcı mürekkebi kartuşun içinde hareket halinde tutar ve taşıyıcı rulo ile mürekkebi aktarım rulosuna geçirir. “doctor-blade” (aktarım rulosunu boydan boya geçen bir parça) mürekkebin negatif yüklü ince bir tabakanın taşınmasını sağlar. Mürekkep parçacıkları resim silindirinin yakınında pozitif ve negatif akımların çekimi ile silindire yapışır. Şimdi ara bir resim oluşmuş ve bunun kağıda aktarılması gerekmektedir.
Lazer yazıcıda kullanılan mürekkebin tanımı, toner nedir?
Üreticiler tozun içindeki maddeleri ve üretim tekniklerini tıpkı bir aile sırrı gibi koruyorlar. Ama yaptırdığımız analizler sonucu şu maddelere rastlandı: Yapay reçine, kömür, poliproplen, silikon jel ve uygun renklendirici. Parça büyüklükleri için belirlenen alt sınır genelde 6 mikrometredir. Daha ufak parçacıkları soluma tehlikesi yüksektir.
4 ) Baskı ve ısı ile mürekkep sabitlenir;
Kağıt tepsisinden kağıt silindire gönderilir. Transfer ruloları kağıdı resim silindirine doğru iter ve bu arada mürekkepte kağıdın üzerine taşınır. Bu aşamada bakının sonucunu kağıt üzerinde örmek mümkündür. Ama kalıcı bir baskı için mürekkebin sabitlenmesi gerekmektedir.Sabitleme ünitesi genellikle iki silindir ve bunları 200 C (Celcius) ısıtan bir ampulden oluşur. Mürekkep tozu bu sıcaklıkta eriyip kağıda kalıcı bir şekilde yapışır. Basılmış kağıt ileriye taşınır ve çıktı bölümünün içine düşer.
Mürekkep her zaman siyah olmak zorunda değil; Lazer yazıcılar sadece siyahı kağıt üzerine basmazlar. Bir süredir renkli sayfalarda bastırmak mümkündür. Bunun için üreticiler renkli mürekkep kullanıyorlar. Temel renklerden siyah, sarı, kırmızı, mavi renkli sayfalar ortaya çıkartıyorlar. Temel renkler bu renklerin karışımı sonucu ortaya çıkmaktadır.
Tabancadan iletilmiş gibi;Üreticiler bu güne kadar olan tecrübelerine dayanıp, değişik renkleri farklı kartuşlara koyarak tek bir silindir kullanmaktalar. Bu sistem eski tip relover tabancalara benzemekte. Gerekli renk için kartuşların dönmesi sayesinde belirlenmiş noktalarda mürekkep aktarılıyor.
Tıpkı siyah beyaz baskıda olduğu gibi silindirin bir dönüşünde tek bir renk bırakmaktadır. En son olarak ta kağıda aktarım ve sabitleme kalmaktadır. Bir sayfanın basılması için dört kez dönmesi gerektiğinden baskı hızı siyah-beyaz baskı hızına göre dört kat düşmektedir.
Yeni yöntemler;
Silindir teknolojisinin yavaşlığı yeni bir prensibi ortaya çıkarttı. Off-set baskı benzeri yöntemde, kağıt yürüyen bir bant üzerinden her biri bir renk barındıran birbirinden bağımsız dört adet baskı silindirinden geçer. Bu inline tekniği sayesinde renkli ve siyah beyaz baskıların hızı aynıdır. Bu sistemi yavaşlatan faktör genellikle RIP hızı olmuştur.
Bu yıl içinde piyasaya 16 tane renkli sayfa basabilecek lazer yazıcıların çıkması beklenmektedir.
Yazıcı kullanırken dikkat edilmesi gereken hususlar:
Yazıcıları kullanırken dikkat edilmesi gereken noktalar ve karşılaşılan yaygın kullanıcı hataları şöyle özetlenebilir:
Kullanıcı Hataları:
Yazıcınız açık ve kullanıma hazır iken, sağ taraftaki kağıt çıkartma kolunu kullanmayınız. Bu yazıcının satır atlatan dişlisini bozar. Eğer kağıdı çıkartmak istiyorsanız “form feed” tuşunu (bazı modellerde sol taraftaki kolu) kullanınız.Kağıdı hiçbir zaman sağ taraftaki kolu kullanarak aldırmayınız. Otomatik aldırma kolu veya tuşunu kullanınız.
Eğer sürekli kullanıyorsanız, haftada bir kere yazıcının içine biriken delikli kağıtları temizleyiniz. Bu kağıt parçaları kafanın hareketini sağlayan “space” motor dişlisinin sıkışmasına ve arızasına neden olur.
Dokunmatik tuş takımlarına fazla baskı yapmak tuşların bozulmasına neden olabilir.Yazıcının hareketli aksamlarını kesinlikle ince makine yağı ile yağlamayınız. Bilgisayarınızı ve yazıcınızı taktığınız elektrik hattının topraklı olmasın dikkat ediniz.
Fason Şerit Kullanıldığında Doğabilecek Hatalar:
Eğer şerit fason ise, mürekkep akıntısından dolayı kafada birikip kuruyan mürekkep, kafanın kilitlenmesine ve bozulmasına yol açar.
Eğer şerit fason ise, mürekkebin yapışmasından dolayı , şerit çevirici mekanizma zorlanır ve içindeki dişli grubu bozulur.
Fason şeritten dolayı bozulan kafa, yazıcının ana kartını da bozabilir.
Fason şerit yazıcının normaldeki hızını düşürür.
Yazıcınızı kullanmadan önce, kullanım kılavuzunu mutlaka okuyunuz.
PC UPGRADE
Günümüzde artık her eve girmeye başlayan bilgisayarların çok kısa bir zaman içinde teknolojileri eskiyor. Bilgisayar teknolojisinin gelişme hızına bir göz atılırsa her 18 ayda işlemci hızları 2 katına çıkıyor. Hardware’lerdeki bu hızlı gelişim yazılım üreticilerinin de daha hızlı makinalara göre tasarlamalarına yol açıyor ve sonuçta son kullanıcı olan bizlerin bilgisayarları hep yavaş kalıyor. Güncel bir makinaya sahip olabilmek için her 6 ayda bir bilgisayar almaya gerek yok. Bilgisayarları yeni yazılımlara paralel olarak düzenli upgrade etmek yani yükseltmek yada güncellemek her bilgisayar kullanıcısının izlemek zorunda kaldığı yol olarak karşımıza çıkıyor.
Upgrade bilgisayarın her türlü parçasını daha hızlı çalışan ve daha gelişmiş özelliklere sahip olanlarıyla değiştirmek demektir. Upgrade bilgisayarın monitöründen klavyesine işlemcisinden ekran kartına kadar her türlü parçasına kadar yapılabilir. Yapılacak olan yükseltme halen kullanılan bilgisayarın içindeki parçalara bağlı olduğu kadar istenilen özelliklere sahip bilgisayarn konfigrasyonunada bağlıdır. Çoğunlukla kullanıcılar isteklerini tam olarak belirleyemezler. Aldıkları bilgisayar hiçbir zaman kullanmayacakları kadar hızlı ve pahalı yada hedefledikleri hızdan daha yavaş çalışıyor olabilir. Bilgisayarın hızı yavaş gelmeye başladığından ilk olarak işlemciler akla gelir. Günümüzde işlemciler farklı ihtiyaçlara göre farklı modellerle kullanıcının karşısına çıkmaktadır.
Upgrade’i Gerektiren Belli Başlı Sorunlar:
486 DX/33 gibi işlemci Windows altında Office uygulamaları için çok yavaşsa, ancak Pentium 75 performansının yeterli olacağını düşünüyorsanız:
Yeni ofis yazılımları Windows 95/98 altında 33 veya 40 MHz’lik işlemcilerin canını çıkarsa da, dahili olarak iki veya üç kat daha hızı 66’dan 120 MHz’e kadar DX2 ve DX4 işlemcilerle kabul edilebilir. 133 MHz hızındaki ve dahili Write-Back ön belleğe sahip AMD X5 neredeyse Pentium 75 performansına ulaşabiliyor. 486 PC terfisi için uygun bir başka seçenek de Intel’in 83 MHz Overdrive işlemcisi. Çoğu DX2 ve DX4 işlemcisini kullanılmış parça satan bilgisayarcılar da bulabilirsiniz. Dikkat edilmesi gereken bir husus DX2 işlemciler 5 volt besleme gerilimi ile çalışırken DX4 modeller ve AMD X5 3.45 volt ile çalışır. Anakartınızın kitapçığından bu tip işlemcileri kullanıp kullanamayacağını ve gerekli Jumper ayarlarını öğrenebilirsiniz.
Önemli: BIOS güncellemesi çoğunlukla diğer terfilerin önünü açılmasını sağlayacaktır.
Windows altında aynı anda birçok uygulama ile çalışıyorsanız ve sizin için yüksek çalışma temposu önemli ise:
PC’nin yavaş performansından her zaman işlemci sorumlu değildir. Aynı anda birçok program kullanma (Multitaskıng) ve resim, ses veya video işleme için bellek yoğunluklu uygulamalar belleğinizi çabucak tüketebilir. Windows bu durumda verileri sabit diske takas eder (Swapping). Sabit diskler RAM’lerden çok daha yavaş oldukları için sistem performansı çok düşer. Windows programı Sistem Monitörü (sysmon.exe) ile boş fiziksel bellek miktarınızı ve takas dosyası boyutunu görebilirsiniz. Peki neden ilk etapta hemen bellek terfisi gerektiğine karar veriyoruz. PC’niz deki bellek, işletim sisteminizin ve çalıştırdığınız programlar için geçici bir depolama alanı olarak iş görür. Programlarınız diskte saklanır ancak çalışmaları gerektiğinde belleğe kopyalanır. Yani çalıştırdığınız her program az da olsa kesinlikle belleğe ihtiyaç duyar. Ayrıca belgelerimiz de biz çalışırken bir yerde saklanmak zorundadır. Aynı programlar gibi belgelerimizde üzerinde işlem yapılırken belleğe kopyalanır. Bir belgeyi kaydedip kapattığınızda isa diske geri kaydedilir ve bellekten atılır. Örnek olarak Windows 95 işletim sisteminde, WinFax Pro, Microsoft Word, Windows Messaging birlikte çalıştırıldıkları zaman ortalama 22 MB belleği işgal ediyorlar. Ayrıca birde Windows 95 kendi için kullandığı belleği de eklersek ortalama 36 MB bellek kullanılır. Sisteminizde bu kadar RAM takılı değilse programların bir çoğu sanal bellekte saklanıyor demektir.
Normal bir bilgisayarda günümüzün bellek delisi işletim sistemleri düşünülürse aynı anda bir çok programı çalıştıran ortalama bir kullanıcı her şeyi tutmak için 60 MB veya üstü belleğe sahip olmalıdır. Bellek eskiden çok daha ucuzdu fakat yine de birçok kişi için bilgisayarında bu kadar RAM bulundurmak biraz pahalı gelebilir. Ancak bilgisayarınızın bu günkü durumu ile ilgilendiğinizi düşünürsek bu günün bellek modülleriyle sınırlı olduğumuz görülür. Ne olursa olsun, Windows 3.x için en az 8-12 MB, Windows 95 veya Windows BT için ise en az 16 MB RAM’a ihtiyacınız vardır. Daha azıyla da yetinebilirsiniz., ancak sisteminiz yavaş kalacaktır.
Bellek belirli bir hızda çalışmak için tasarlanmıştır, bu hız da nanosaniyelerle ölçülür. Bugünün PC’lerinden çoğu 60ns ile 70ns arasında hızlara sahip bellekler kullanmaktadır. Bu sayı ne kadar küçülürse bellekte o kadar hızlı ve pahalı olur. Bu yüzden PC’nize bellek alırken yeni belleğin hızını kontrol edip sisteminizin gerektirdiği hıza uygun olanını satın alın. Gerçi SDRAM DIMM’ler geleceğe daha iyi bir yatırımdır ve EDO SIMM’lerden daha hızlıdır. Ancak her iki bellek modülünü birlikte kullanmanız çoğunlukla mümkün değildir. Anakartınızın desteklediği sürece 100 MHz ve düşük ns’li PC100 DIMM’lerden satın almaya çalışın, fiyatları 95 $ civarında. Ana belleğinizi terfi edecekseniz ilk adımda fiyatlara dikkat edin. Ucuz PS/2 SIMM (32 bit) EDO DRAM’li bellek modelleri yerine yeni 64 bitlik 100 MHz PC100 DRAM DIMM’leri tercih edin. Zira bu DIMM’lerin (Dual Inline Memory Modules) şu avantajı var: Hem daha hızlılar hem de çoğu Pentium MMX ve PII anakarta uymanın yanı sıra, gelecekteki PC jenerasyonlarında da kullanılabilir.
Dikkat edilmesi gereken bir husus ise; Bellek almadan önce anakartın kitapçığını okuyun. Çoğunlukla 32 bitlik EDO RAM’lerle 64 bitlik SDRAM DIMM’leri birlikte kullanmak mümkün değildir.
Sabit diskte yeni uygulamalar için yer yoksa veya Windows 95’ten Windows 98/NT’ye terfi etmek istiyorsanız:
Çoğu uygulama için Pentium MMX sistemlerdeki ATAPI sabit disklerin çalışma hızı yeterlidir. Ancak boş sabit disk alanı zamanla yeterli gelmeyebilir. Yeni bir sabit disk dertlerinize deva olabilir. Hem fiyatı uygundur hem daha fazla kapasite sağlar hem de daha hızlıdır. 6.5-8.4 GB sabit diskler günümüzde 60-200 dolara satılıyor. Yeni sabit diskin eskisiyle paralel olarak mı yoksa yedek disk olarak mı kullanılacağı bir çok ihtiyaca bağlıdır. İşletim sistemini ve tüm programlarını yeni diske yüklemek elbette daha mantıklıdır, ancak daha komple yeniden bir kurulum gerektirir ve herkes göze alamaya bilir. Bu durumda yeni diski yeni programların kurulumu için kullanabilir ve önceden olduğu gibi eski diskinizden sistemi açmaya devam edebilirsiniz.
Sabit disk erişiminiz yavaşsa veya Windows çok yavaş çalışıyorsa:
Windows 95, donanımla iletişim kurmak için sürücüler (Driver) kullanır. Bazıları Windows 95 ile birlikte gelir, bazıları da üreticilerden gelir. Donanım üreticilerinin kendi sürücülerinden çoğunlukla Windows’un standart sürücülerine oranla daha fazla performans elde edebilirsiniz.
Gerçi Windows 98’in kurulum CD’si görünürde oldukça kapsamlı ve güncel bir sürücü veri tabanına sahip. Ancak mesela grafik kartları, Scanner veya CD aygıtların çok kısa ürün ömürlerine sahip oldukları düşünülürse, Windows 98 CD’si ile gelen sürücülerinde eski olduğunu söylemek mümkündür. Sürücü kaynağı olarak ilgili donanım üreticisinin Internet sayfasını ziyaret edebilirsiniz.
Windows kurulumu sırasında ihmal edilen sürücülerden biri de ATAPI ve EIDE denetleyicileri için Busmaster sürücüleridir. Microsoft, Intel Chipset’li anakartlar için bu sürücüleri ancak Windows 95 OSR2’den itibaren sunuyor. Busmaster DMA kullanılmasıyla işlemcinin yükü oldukça yavaşlıyor, zira ATAPI veri yolunun denetçisi doğrudan ana belleğe erişebiliyor. (DMA=Direct Memory Access)

Yazıcı, Scanner, harici disk veya CD-Recorder gibi birçok aygıt takmak istiyorsanız:
PC’nize birçok dahili ve harici cihaz bağlamak istiyorsanız standart arabirimler (bir paralel iki de seri port) yeterli olmayacaktır. Scanner ve yazıcıyı paralel portta ortaklaşa olarak kullandıysanız bu hiç de hoş değildir. Bu gibi problemlere çevre birim veri yolları SCSI (Small Computer Standart Interface) ve USB (Universial ****** Bus) güzel bir çözüm sunar. SCSI profesyonellere ATAPI/EIDE için başarılı bir alternatiftir. Veri transfer hızları Fast SCSI-2 denetleyiciler de 10 MB/s ile LVD Ultra-2 SCSI’de 80 MB/s’dir. Ucuz SCSI kartlar genelde 7, Widde SCSI’ler ise 15’e kadar harici aygıt destekler. Bu aygıtlar Streamer’den Scanner’a, manyetik ve optik harici disklerden SCSI disklere kadar çeşitlilik arz ediyor. Yüksek veri transfer hızı sizin için önemli değilse, INTEL’in Unıversal ****** Bus’ını (USB) tercih edebilirsiniz. Bu veri yolu fare, klavye ve Joystick gibi aygıtların bağlantı karmaşasına son veriyor. Ancak çok yeni Scanner ve yazıcıları da bu ara birime bağlamanız mümkün. “Hotplugging” denilen olay pratikte oldukça faydalı; İşletim sırasında çevre birim aygıtlarını takıp sökebilirsiniz. Anakartınız USB çıkışı desteğine sahipse, bu veri yolundan maksimum şekilde faydalanabilirsiniz. USB slot kartı satın alarak birçok USB aygıtını bağlayabilirsiniz. Windows 95 kullanıyorsanız USB için Windows 98’e terfi etmenizde fayda var. USB şu an için erken bir çözüm gibi görünüyor. Yani yeni bir sistem almadığınız sürece eski sisteminizi USB için terfi etmek çok anlamsız. Ülkemize de USB cihazlar yeni yeni gelmeye başladı. USB’nin tutması için fiyatlarının diğer cihazlarla rekabet edebilecek bir düzeyde olması gerekiyor. Aksi halde bu teknoloji de daha doğmadan ölecek gibi.
KASA
Bilgisayarın tüm parçalarını bir arada tutarak dış etmenlerden koruyan ve enerji sağlayan üniteyi içeren parçadır. İki çeşidi vardır. Birincisi desktop adı verilen ve monitör altında yatay olarak duran modeldir. Bu model daha çok az yer kaplaması dolayısıyla tercih edilir. Genişleme imkanları sınırlıdır. Diğer modelse mini tower adı verilen modellerdir. Bu modeller dik olarak dururlar ve genişleme imkanları yeterlidir. Genişleme imkanlarından amaç yeni parça eklerken yer sorunuyla karşılaşılmamasıdır. Mini tower kasaların big tower adı verilen daha yüksek ve geniş modelleri de bulunmaktadır. Kasaları birbirinden ayıran diğer önemli özellikleriyse kasanın içinde yer alan power supply adı verilen güç kaynaklarıdır. Yeni anakartların üzerlerinde yer alan güç konnektörleri iki çeşittir. Bunlar AT adı verilen eski model güç kaynağı bağlantısı ve ATX adı verilen daha gelişmiş güç yönetimi sağlayan sistem eğer yeni anakart alınacaksa bu anakart ATX olmalıdır. Windows 98 ile beraber ATX anakartlar piyasada satılmaktadır. Piyasada ATX kasalar 70 ila 90 dolar arasında bulunurken eski model AT kasalar 25-40 dolar civarındadır. ATX güç yönetim özellikleri sayesinde bilgisayar kullanılmadığı anlarda güç sarfiyatını minimum yapmaktadır. Windows 98’in On NOW teknolojisi sayesinde ATX anakartlarda bilgisayar kapatılmadan uyku modunda bekletilerek kullanılabilmektedir. Ayrıca bu sayede telefon aracılığıyla uyuyan bir bilgisayarı uyandırmakta mümkündür. Upgrade için seçilen kasadaki güç kaynağı en az 230 watt olmalıdır.
Birçok güç kaynağı birleşiktir yani güç kaynağı ile güç anahtarı aynı ünite içerisindedir. Bazı durumlarda güç anahtarını bir kabloyla güç kaynağına bağlamanız gerekir. Güç kaynağınızda yapabileceğiniz birkaç değişiklikten biri de fanı daha sessiz bir modeliyle değiştirmektir. Bu tür güç kaynağı fanları bazen muffin fan olarak anılır, çünkü düşük silindirik tasarımı ile ingiliz çöreğine benzetilmektedir. Bazı üreticiler çok sessiz fan üretmişlerdir. Isı ayarlı fan da alabilirsiniz. Güç kaynağını yerinden çıkarmak için bilgisayardan güç kaynağını çıkartırız. Anakarttan aygıtlardan ve güç kaynağından bütün kabloları çıkartın. Güç kaynağını açmadan önce yaklaşık yarım saat bekleyin. Böylece biriken gerilimin yok olması için zaman bırakın. Bu işlemi yapmak için yalıtılmış aletler kullanın. Güç kaynağının içine asla dokunmayın. Fan genellikle gücünü siyah ve kırmızı renkli çift telli bir kablodan alır. Genel olarak kırmızı tel “canlı”dır veya faz hattıdır (akımı taşır). Fanı değiştirdikten sonra güç kaynağını anakarta ve diğer aygıtlara yeniden bağlayın güç kablosunu fişe takın ve bilgisayarı çalıştırın. Eğer güç kaynağı çalışmıyorsa ve sadece çok hafif bir ses çıkarıyorsa bazı şeyleri yanlış yapmış olabilirsiniz.
SESLİ HATA MESAJLARI

İŞARET ANLAMI
Ses yok Elektrik yok
Sürekli ses Güç kaynağı arızalı
Birçok kısa bip sesi Anakart arızalı
1 uzun RAM tazelenmesi
1 uzun 1 kısa Arızalı anakart veya ROM-BASIC
1 uzun 2 kısa Video kart arızası
1 uzun 3 kısa Ega kartı arızalı
2 uzun 1 kısa Ekran kartı senkronizasyonu
Güç kaynağı sık sık özel hava vakumu ile veya bildiğimiz elektrik süpürgesi ile temizlenmelidir. Çünkü güç kaynağı içerisinde biriken tozlar zamanla güç kaynağı fanını dönmez hale getirebiliyor. Böylece kasa içerisinde hava sirkülasyonu olmadığından kasa içi kısa bir sürede kirlenip toz içinde kalıyor. Güç kaynaklarında genelde iki adet transistor kullanılır. Bunlardan biri yada ikisi mosfet olmaktadır. Genelde güç kaynağı arızaları çıkınca güç kaynağı tamir edilebiliyorsa tamir edilir,eğer edilemiyorsa kasanın fiyatı sadece güç kaynağının fiyatından ucuz olduğundan komple kasa değiştirilir.(genelde 25-30 dolar arası) güç kaynağı çıkışlarında 5-12 V gerilim veren kablolar çıkar. Bu kablolar harddiske, CD-ROM’a vs. aygıtlara besleme sağlarlar.
INTERNET
Dünya üzerinde bulunan birbirinde farklı büyüklükteki bilgisayar ağlarının birbirine bağlayan bilgisayar ağıdır. Kısaca ağların ağı olarak tanımlanmaktadır.
Bir bilgisayar ağının görevi:
Kaynakların (ör: yazıcı) ve dosyaların paylaşılmasını ve ağ üzerindeki kişilerin haberleşmelerini sağlamaktır. Bir ağ üzerindeki kişiler aynı dosyayı birlikte kullanabilirler. Birbirlerine bilgi alışverişinde bulunabilirler. Yazıcı ve fax-modem, CD Sürücüyü birlikte kullanabilirler.
Internet ise dünyadaki bilgisayarların telefon kabloları aracılığıyla birbirine bağlandığı ağdır.
İşlevi, üretilen her türlü bilginin saklanması, paylaşılması ve kolay erişimidir. Internet teknolojisi yardımıyla bilgiler insanlara kolay, ucuz, hızlı ve güvenli bir şekilde erişebilmektedir.
Internet,
Dünyada 150 milyondan fazla insan interneti kullanmakta ve birbirleriyle haberleşmektedir.
Dünya çapında bir kütüphanedir.
Büyük bir bilgisayar ve iletişim ağıdır.
Fikirlerin paylaşıldığı bir demokrasi platformudur.
İnsan hayatını kolaylaştırıcı (banka, alışveriş, dergi, gazete, TV hizmetleri) yönleri vardır.
Çift yönlü bilgi aktarımı yapılabilmektedir.
Internet birbirinden çok farklı donanım (PC, Macintosh,…) ve yazılım (İşletim Sistemleri:UNIX, LINUX, DOS, WINDOWS, MOS, OS/2… ) özelliklere sahip olan bilgisayarların birbiriyle iletişim içinde bulunmasını sağlamaktadır.
İnternetin sahibi yoktur (kimse denetleyemez.)
İnternetin çatısını üniversiteler, kamu kurumları ve ticari kuruluşların bilgisayarları oluşturmaktadır. Kullanıcılar internete bu kurumlardan aldıkları hizmet aracılığıyla erişirler. Bu kurum ve kuruluşlar bilgisayarlarını hiç kapatmazlar. Bu bilgisayarlara sunucu denilmektedir.
Genellikle, ofis ve evlerdeki kullanıcılar (istemci) bilgisayarlarına taktıkları fax-modem ile telefon hatları üzerinden sunuculara ulaşmaktadır.
Dosya Transfer Protokolu (Ftp):
Dosya Transfer Protokolu (FTP) bir veri yığınının -ASCII, EBCDIC, ve binary- bir uç aygıttan diğerine iletimi için kullanılmaktadır. Bir dosyayı FTP kullanarak başka bir TCP/IP ağı üzerindeki kullanıcıya yollamak için o ağdaki bilgisayarda geçerli bir kullanıcı ismi ve şifresi gerekmektedir. Internet ‘anonim FTP’ ye (anonymous FTP) destek vermekle birlikte bunu dosyayı yollamak için değil sadece okumak için verir. Bu durum, ağ üzerindeki her kullanıcıya postanın yollanmasını sağlayan SMTP yoluyla aşılabilir. Fakat SMTP sadece metin iletebildiği için diğer tip dosyalar gönderilmeden önce metin dosyasına çevrilmelidir. Daha sonra da alıcı tarafından tekrar eski haline çevrilir. Diğer taraftan elektronik postada kullanılan OSI X.400 standardı, kullanıcıya metin, grafik, teleks, fax, video, ve hatta ses yollamasına izin verir. Elektronik doküman değişimini (EDI-Electronic Document Interchange) de destekler. Ancak, bu uygulamalar diğer OSI uygulamaları gibi yeterli yaygınlığa ulaşmamıştır.OSI FTAM (dosya transfer, erişim ve yönetim) protokolu TCP/IP’nin FTP’sinden daha işlevseldir. Görüntü (Virtual) dosya saklama yeteneği sağlamasına ek olarak, FTAM kullanıcısı, tüm dosya yerine dosyanın bir kısmını da gönderebilir. TCP/IP ortamında da aynı düzeyde işlevsellik sağlamak için dosyaları parçalar halinde taşıyabilen Sun Microsystems’in Ağ Dosya Sistemi (NFS-Network File System) FTP yerine kullanılabilir. Bu özelliğinden dolayı NFS’in popülaritesi artmış ve firmalar NFS’i pek çok TCP/IP türüyle entegre etmişlerdir.Internet altında dosya transfer etmenin ilk yolu FTP (File Transfer Protocol) kullanmaktır. Uzak mesafelerdeki bilgisayarlar arasında dosya transferi, bu protokol ile oldukça hızlı biçimde yapılmaktadır. Ancak bağlanılan bilgisayarın yerel saati transfer hızını etkilemektedir. Amerika’da bulunan sistemlerden mesai saatleri dışında transfer yapıldığı zaman performans artmaktadır. Herkese açık olan FTP alanlarına ulaşmak için kullanıcı adı anonymous veya ftp olarak tanıtılmalıdır. Böylece sadece karşı tarafın izin verdiği alanlara ulaşılır. Eğer sisteme abone olunmuş ise bu durumda farklı kullanıcı tanımları yapılabilir. Anonymous olarak bağlanıldığında genellikle password sorulmamaktadır. Eğer soruluyorsa password yerine kullanılan e-mail adresinin verilm esi önerilmektedir. Ayrıca bir bilgisayardan FTP aracılıyla kütük transferi yapılabilmesi için o bilgisayarın FTP hizmet birimi (FTP server) haline getirilmiş olması gerekmektedir. Eğer bu bilgisayar bir PC ise başka iş yapılamaz. Unix veya Mac türü ise yapılabilir. FTP hizmet alanlarında her kesime ve zevke hitap eden programların veya dokümanların bulunabilmesi olasıdır. Ancak buralarda yer alan programların virüs açısından mutlaka kontrol edilmeleri gerekmektedir. Bu hizmet birimlerinin yöneticileri virüs konusunda hiçbir garanti verememektedirler. Ayrıca bugün milyonlarca programın yer aldığı sistemde her programın kontrol edilmesi mümkün olmadığından kullanıcıların dikkatli olmaları önerilmektedir.
Ftp İle Nasıl Bağlantı Sağlanır:
Bağlantı, tanıtıcı adı (host name) veya internet numarası kullanılarak iki biçimde yapılabilmektedir. Ancak uygulamada daha sık olarak tanıtıcı adı kullanılmaktadır. Bağlantının yapılabilmesi için;
Ftp bağlanılmak istenen tanıtıcı ad formatı kullanılmaktadır. Bir makinayla olan bağlantıyı kapatıp diğer bir makinaya bağlanmak için önce close ile bağlantı kesilip, open makina ismi ile yeni bağlantı kurulur. FTP ile bağlantı kurulduktan sonra temel Unix komutları kullanılarak işlemler yapılmaktadır.
Internet Adresleri:
Internet’te bilgisayarların birbirlerini bulmaları için her ana bilgisayara bir adres verilmiştir. Bu adreslere IP (Internet Protokol) numarası denilmektedir. Bu numaralar 4 bölümden oluşmakta, her bölüm nokta ile birbirinden ayrılmaktadır. 144.144.144.144 gibi. Bu sayıları kullanarak bilgisayarlara erişmek mümkündür.Fakat bu sayıların anımsanması güç olduğundan her bilgisayara ana makina/alan (domain) adı denilen bir isim verilmiştir.
Bu isimler dört bölümden oluşmuştur:
Internet adreslerinin yazım biçimi:
SERVİS İSMİ KULLANICININ BULUNDUĞU KURULUŞ KURULUŞ ÇEŞİDİ ÜLKE KISALTMASI
gov(hükümet kuruluşları)
Tubitak edu (eğitim kurumları[üniversiteler gibi]) tr:Türkiye
Meb edu(eğitim kurumları) tr
Başbakanlık k-12:ilk ve ortaöğretim kuruluşları tr
www hun(Hacettepe üni.) org:ticari amaç gütmeyen kurumlar. Ülke kısaltması yoksa ABD
ftp Bilkent ac:akadamik kuruluşlar
ınt:uluslararası kuruluşlar ca:kanada
Web Milliyet,Hürriyet,Sabah com:Ticari kuruluşlar fr:fransa it:italya
Gopher Ntv Pcworld net:servis sunucuları gr:yunanistan nl:hollanda
Bilgiye Ulaşmak:
Araştırma yapmak istediğiniz konu aklınıza takılan amatörce, bilimsel veya iş dünyasıyla ilgili bir sorun olabilir. Bunun dışında haberler, hava durumu, sinemalar, ve tüm sosyal etkinlikler hakkında da olabilir. Siz günün hangi saatinde olursa olsun, aklınızdaki problemin çözümüne rahatlıkla ulaşabilirsiniz. Tabii, Internet’e ilk girdiğinizde tonlarca bilgi altında ezilmekten başka çareniz olmayacaktır. Çünkü, Internet hala amatör ruhlu bir toplumdur. Ulaşacağınız her bilgi doğru olmayabilir, ulaşacağınız bilgiye ulaşmak için istemediğiniz bilgileri almak gerekebilir ve kendinizi amaçsız ve kızgın bir biçimde Internet’te dolaşırken bulabilirsiniz. Zamanla göreceğiniz gibi, Internet’te aradığınız bilgi mutlaka mevcuttur ve ulaşması oldukça kolaydır. Sorun, yolunu bulamamaktır. Bunu ilk defa geldiğiniz büyük bir metropolde küçük bir evi, semt isimlerini bilmeden aramaya çalışmaya benzetebiliriz.
Bilgiye kolay ulaşmanın ilk yolu “arama motorları” kavramını ve arama motorları kullanımını öğrenmekten geçer. Arama motorlarını, büyük ansiklopedilere benzetebiliriz. Bu motorlar, Internet’te sayfalardan ibarettir. Bu sayfaları kullandığınız “web browser” (netscape, explorer gibi webde dolaşmaya yarayan programlardır)’da “url” (adres, lokasyon) satırlarına yazarak ulaşabiliriz.
Arama Motorları Komut Satırı:
Arama motorlarındaki komut satırında bazı özel komutlar vardır, bu komutların amacı daha spesifik araştırma yapmaktır. Çünkü, örneğin “bilgisayar” gibi genel bir kelime yazdığında karşınıza milyonlarca sayfa adresi çıkacaktır. bilgisayar oyunu yazarsak ta, içinde “bilgisayar” ve “oyunu” geçen dokümanlar ayrı ayrı sıralanacak, sadece “bilgisayar oyunu” yazanlar listelenmeyecektir. Bu yüzden kullanılacak bazı parametreleri inceleyelim;
• parametresi : ekleme anlamına gelir yani “ve” işlemi yapar. Komut satırına “+bilgisayar +oyunu” yazıldığı taktirde, için de hem “bilgisayar” hem de “oyunu” kelimelerinin aynı anda bulunduğu dokümanları listeler. Ama bunu ararken bu kelimelerin yan yana olmasına bakmaz. Yani dokümanın başın da “bilgisayar”, dokümanın sonuna doğru “oyunu” geçiyor olabilir.
“ “ parametresi : bu parametreyi kullanarak diyez işaretleri arasına birden fazla kelime yazarsanız, tam olarak diyez içersinde yazılan cümleyi dokümanlarda arar. Mesela “bilgisayar oyunu” diye aranırsa yan yana bilgisayar ve oyunu yazılı dokümanları sıralar.
• parametresi : bu parametre çıkarmak anlamına gelir. Aranılan dokümanda istemediğiniz bir kelime varsa, o kelimenin geçmediği dokümanları arar. Mesela “bilgisayar oyunu” - disket denildiğinde, Internet’te “bilgisayar oyunu” kelimesi geçen ama disket kelimesi geçmeyen dokümanları listeler.
• parametresi : Aynı bilgisayar dosyalarında olduğu gibi genelleme yapmak için kullanılır. Mesela “bilg*” denildiğinde “bilg” harfleriyle başlayan kelimeleri arar. Ama bu şekilde “bilgisayar” kelimesi dışında, “bilgin” kelimesi, “bilgi”, “bilgisiz” gibi kelimeleri de listelemiş olur.
Arama Motorları:
Yahoo: İçeriğe göre dikkatlice ve hiyerarşik bir yapı içinde düzenlenmiş çok zengin konu rehberleri(katalogları) üzerinde gezinme ve arama motoru üzerinden sorgulama yapılmasına olanak tanıyan, bilgiye ulaşma işlevinde “en çok kullanılan” bir sistemdir. Çok değişik ve geniş bir kataloglama sistemi var. İçinde her şeyi bulabilirsiniz.
AltaVista: Bu alanda en iyilerden bir tanesi. Bir takım anahtar kelimeler üzerinden sorgulama yapmak istiyorsanız, başvuracağınız en doğru adreslerden biri de Alta Vista’dır. Çok güçlü bir Arama Motoru ve çok geniş bir kapsama/bilgi tarama alanı vardır. Alta Vista, kullanıcı ara yüzü ve seçenekleri ile de diğer servislerden ayrılmaktadır. Çok zengin seçenekler üzerinden taramanızı spesifik hale getirebilirsiniz. News üzerinden tarama yapılmasına da müsaade eder.
WebCrawler :doküman içeriği sorgulanabilir. Sorgulama imkânları biraz kısıtlı olmakla birlikte, hızlı bir şekilde, amacınıza en uyan linkleri yakalayabilirsiniz.
InfoSeek : Dikkatlice düzenlenmiş 12 içerik ve alt içerikler üzerinde gezinerek bilgi arayabilirsiniz. Ayrıca, arama motoru servisi kullanabilir; news, kişi, kurum, borsa vb sorgulaması yapabilirsiniz.
Lycos : Bir başka hızlı ve esnek sorgulama sistemi daha. Sorgulama sonuçları, sizin seçtiğiniz bazı kriterlere göre sıralanabiliyor. Ayrıca iyi bir katalog sistemi var.
Excite : Değişik bir içerik katalogu üzerinden listeleme ve arama motoru servisi. Çok farklı konularda iyi toparlanmış başlangıç noktaları (haritalar, shareware program arşivleri, sözlük servisleri, kişi/kurum sorgulama, borsa, TV haberleri sorgulama vb.)
Web Virtual Lib: Web Virtual Library : Subject Catalogue; Oldukça geniş bir konu katalogu sistemi. Mutlaka bakılması gereken yerlerden birisi. Mühendislik, tıp, eğitim, bilim, kültür, yaşam vb her konuda geniş ve sık güncellenen bir içeriği var.
GNN (Global Network Navigator) : İnternet katalogu, İnternet’te en iyiler, en yeniler, spor vb.
Magellan : 30 civarında ana içerik üzerinden listeleme ve arama motoru servisi.
Search Com : İyi bir konu katalogu var. Ayrıca, bir çok Arama Motoru Servisine aynı menüden erişebilirsiniz.
The Whole İnternet Catalogue : Konularına göre gruplanmış hiyerarşik bir liste. Çok fazla geniş olmamasına rağmen, kendi alanında en iyi sitelere linkler bulabileceğimiz bir yer. Bunların yanında, en popüler web siteleri, en yeni web siteleri vb şeklinde konu başlıkları var.
Deja News : Usenet tarama servisi. Bulduğumuz usenet mesajlarına cevap yazabilme olanağı. Usenet üzerinden sorgulama yapmak için çok ideal. Mutlaka aklınızda olsun!
Web sayfanızı arama motorlarına eklemek:
Eğer kendinize özel bir web sayfanız var ise, bu sayfanızı arama motorlarına kaydetmeniz de mümkündür. Böylelikle, bu arama motorlarını kullananlar, sizin sayfanıza da rahatlıkla ulaşabilirler. Bunu yapmanız için de, arama motorlarındaki “add url” seçeneğini seçmeniz ve daha sonra da girmeniz gereken bilgileri dikkatlice yazmanızdır.
Internet adresi nedir? Domain ismi ve IP numarası ne demektir?
Internet’e bağlı her bilgisayarın kendine özgü bir adresi vardır. Domain Name System (DNS) olarak adlandırılan hiyerarşik bir isimlendirme sistemi ile (Internet adresi), internete bağlı bilgisayarlara ve bilgisayar sistemlerine isimler verilir. DNS de, bir TCP/IP servis protokolüdür. DNS, ‘host’ olarak adlandırılan internete bağlı tüm birimlerin yerel olarak bir ağaç yapısı içinde gruplandırılmasını sağlar. Bu şekilde, bütün adreslerin her yerde tanımlı olmasına gerek kalmaz. Örnek olarak, itu.edu.tr altında, ehb.itu.edu.tr, onun altında da, titan.ehb.itu.edu.tr vb seklinde dallanmış bir çok adres olabilir.
Her bir internet adresine 4 haneli bir numara karşılık gelir. a.b.c.d seklindeki bu numaralara IP (Internet Protocol) numaraları denir. burada, a,b,c ve d 0-255 arasında değişen bir tam sayıdır. (32 bit adresleme sistemi). Örnek olarak titan.ehb.itu.edu.tr için bu numara 160.75.27.250 ‘dir.
Her internet adresinin ilk kısmı bulunduğu domain’in network adresini, son kısmı ise makinanın (host) numarasını verecek şekilde ikiye bölünür. Bir bilgisayar ağında bulunan makinaların miktarına göre makina numarası için ayrılan kısmın daha büyük veya daha küçük olması gerekebilir. Değişik ihtiyaçlara cevap verebilmesi açısından IP adresleri aşağıda gruplaşmıştır.
Class A network adresleri 1.0.0.0 adresinden 127.0.0.0 a kadar olan aralığı kaplarlar. Her networkte kabaca 1.6 Milyon makina bulunabilir
Class B network adresleri 128.0.0.0 adresinden 191.255.0.0 adresine kadar olan aralıktadır: 16065 network adresi ve her networkte kabaca 65500 makina bulunabilir
Class C network adresleri 192.0.0.0 adresinden 223.255.255.0 adresine kadar olan aralıktadır. Her biri 254 makinadan oluşan yaklaşık 2 milyon network adresi barındırır.
Class D 224 ve 254 arasında kalan adresler herhangi bir network tanımlamazlar, ileri kullanımlar için rezerve edilmişlerdir.
Bu domain adreslerinin dağıtımı NIC (Network Information Center) tarafından yapılır, daha sonra her domain sahip olduğu adresi kendi ihtiyaçlarına gore parçalayarak dağıtabilir. (Son zamanlarda,sınırlı sayıdaki internet adres uzayının bitebileceği düşüncesi ile, yeni bir adresleme stratejisine doğru da gidilmektedir. önümüzdeki yıllarda, yeni tip IP adreslerinin (128 bit) ortaya çıkacağını bekleyebiliriz.)
Bu IP numaralarına (domain adreslerine) karşılık düşen bir makina ismi de bulunur. Bu sayede makinaların isimleri daha kolay akılda kalır. Her domain’de o domaine ait IP numaraları ile bu isimler arasında geçişi sağlayan bir servis (Domain Name Service) bulunur. Bu servis aynı zamanda diğer domain’lere ait isimleri ilgili DNS’lere sorarak öğrenir.
Örneğimize geri dönecek olursak. İstanbul Teknik Üniversitesi bir Class B network numarasına sahiptir. (160.75.0.0) .itu.edu.tr domainin de bulunan tüm IP numaraları 160.75. ile başlar. Bilgi İşlem Merkezi bu numarayı yerel ağlara dağıtmıştır. Elektronik-Haberleşme Bölümü domaini ne (160.75.27.0) numarası verilmiştir. burası da ehb.itu.edu.tr olarak tanımlanmıştır. Bu network içerisinde yer alan makinaların hepsi 160.75.27. numarası ile başlar, söz gelişi bu network’de yer alan titan ismi verilen makinenin IP numarası 160.75.27.250 --> titan.ehb.itu.edu.tr şeklindedir.
Dikkat edilirse bir host numarası 1 den 254 e kadar 254 farklı değer alabilir. Zira 0 ve 255 bu numaralandırmada özel anlamlar içerirler. 0, network’u tanımlarken 255 de o network’teki tüm hostları tanımlar.
127.0.0.1 adresi ve 127.0.0.0 Network’u test ve geliştirme için kullanılır. 127.0.0.1 adresi her makinanın kendisini tanımlar buraya gönderilen her şey, sanki bir başka network’ten geliyormuş gibi makinanıza geri dönecektir. Bu sayede herhangi bir network bağlantısı olmadan bazı denemeler yapılarak network yazılımları geliştirilebilir.
DNS, ayrıca, İnternet adresini nümerik adrese çevirir. Domainler hiyerarşik DNS adresleme sistemi içindeki farklı yapıları temsil ederler. Her domain kendi içinde bağımsız bir topluluktur. Doğal olarak, herkes kafasına göre gelişi güzel internet domain ismi ve IP numarası alamaz. Network Information Center (NIC)’e bunun için başvurmak gerekir.
ISDN Nedir:
ISDN (Integrated Services Digital Network), özellikle normal telefon hatları (ve diğer bazı ortamlar) üzerinden daha yüksek hızlı entegre ses (analog) ve veri (dijital) aktarılmasını sağlayan bir dizi iletişim protokolüne verilen addır. ISDN’de, her iki uçta da, modemin dışında, bazı özel adaptörler kullanmak gerekir. Bu şekilde, 64kbps ve 128 kbps gibi hızlara (normal hatlar üzerinden) çıkmak mümkün olmaktadır.
ISDN’de iki temel seviye hızı vardır : (1) Basic Rate (2) Primary Rate. Her iki seviyede de, iki farklı tip kanal bulunur : B (bearer) kanalları (sayıları birden çok olabilir) ve D (delta) kanalı (1 tane). B kanalları, her türlü ses, veri vb taşırlar. D kanalı ise iletişimde kullanılacak kontrol ve yönlendirme bilgilerini taşır. “Basic Rate” seviyesi daha çok evden kişisel kullanımlar ve küçük şirketlerin kullanımları için tasarlanmıştır ve iki tane 64Kbps B kanalı ile 1 tane 16Kbps D kanalı içerir. Ulaşılabilecek en yüksek hız 128 Kbps olmaktadır. “Primary Rate” seviyesi ise, daha yoğun kullanımlar için tasarlanmıştır ve 23 tane 64Kbps B kanalı (Avrupa için 30 tane) ve 1 tane 64Kbps D kanalı içerir. Ulaşılabilecek en yüksek hız ise yaklaşık 7 Mbps e kadar çıkar.
Yeni geliştirilen BISDN (Broadband ISDN) teknolojisi ise, Frame Relay’a bir alternatif olarak düşünülebilir. ISDN kullanımı (özellikle evden kişisel bağlantılarda) önümüzdeki yıllarda çok daha fazla yaygınlaşacağa benzer.
Internet Ne Kadar Güvenli:
Internet’in, şu an için, çok fazla güvenli olduğu söylenemez. Nadiren de olsa, kişisel iletiler (e-posta, e-mail) kötü amaçlı, profesyonel kişiler tarafından illegal yollarla ele geçirilebilir. Özellikle ticari kuruluşların Internet’i kullanmaya başlamaları ile birlikte, Internet’te güvenlik probleminin çözümü için ciddi çalışmalar yapıldı.Web üzerinden iletilen her türlü bilginin, yeni şifreleme teknikleri ve çok yüksek hızlı hatlar sayesinde yeterince güvende olduğunu söyleyebiliriz. Ancak, yine de, kullanıcı şifreleri, banka kredi kart numaraları ve benzeri gibi gizlilik içeren bilgileri net üzerinde serbestçe göndermeyin (e-mail ile, güvenlik kilidi olmayan Web listeleyicileri ile vb.)
ATM Nedir:
ATM (asynchronous transfer mode), bir paket anahtarlama teknolojisidir. ATM, verileri byte büyüklüğünde hücrelere (cell) ayırır ve aynı anda 53 hücrelik paketler halinde iletir. ATM, daha çok donanım tabanlıdır ve yüksek veri işleme/iletme hızları elde edilebilir. En çok kullanılan standart hızlar, 155 Mbps ve 622Mbps dir. 10Gbps hızlara kadar da çıkılmıştır (1996 sonu itibarıyla). ATM, BISDN protokolünün de en temel elemanıdır.
Intranet Nedir:
Intranet, sadece belirli bir kuruluş içindeki bilgisayarları, yerel ağları (LAN) ve geniş alan ağlarını (WAN) birbirine bağlayan, çoğunlukla TCP/IP tabanlı bir ağdır. Yani, küçük Internet!, Internet’in daha özel bir hali. Intranet’ler gateway’ler ile diğer networklere bağlanabilir. Temel oluşturulma amaçları, kuruluş bünyesinde bilgileri ve bilgi işlem kapasitesini paylaşmaktır. Intranet’ler, şirket içi tele-konferans uygulamalarında ve farklı birimlerdeki kişilerin bir araya gelebildiği iş gruplarının oluşturulmasında da kullanılırlar.Intranet’ler üzerinden HTTP, FTP vb gibi pek çok protokol uygulamaları çalıştırılabilir. Günümüzde, Intranet’ler içinde, Web erişimi ile kaynakların kullanımı oldukça yaygındır.Bazı şirketlerdeki Intranet’lerden, “Firewall” sistemleri üzerinden (bazı emniyet tedbirleri ile), Internet çıkışı da yapılmaktadır. Bu sayede, her iki yönde de ileti trafiği kontrol edilebilmekte ve güvenlik sağlanmaktadır.
Firewall (Güvenlik Sistemleri) Nedir:
Firewall (Internet Güvenlik Sistemi), internet üzerinden bağlanan kişilerin, bir sisteme girişini kısıtlayan/yasaklayan ve genellikle bir internet gateway servisi (ana internet bağlantısını sağlayan servis) olarak çalışan bir bilgisayar ve üzerindeki yazılıma verilen genel addır.
Firewall sistemleri, bu engelleme işini, sadece daha önceden kendisinde tanımlanmış bazı domain’lere erişim yetkisi (telnet,ftp, http vb) vererek yaparlar. Günümüzde, Internet Servisi veren makinalar oldukça sofistike Firewall sistemleri ile donanmıştırlar.
TCP/IP nedir:
“Bilgi Ağı” üzerindeki bilgi iletimi ve paylaşımı bazı kurallar dahilinde yapılmaktadır. Bu kurallara kısaca “internet protokolleri”, ya da TCP/IP protokoller ailesi denir. TCP/IP (Transmission Control Protocol/Internet Protocol), bilgisayarlar ile veri iletme/alma birimleri arasında organizasyonu sağlayan, böylece bir yerden diğerine veri iletişimini olanaklı kılan pek çok veri iletişim protokolüne verilen genel addır. Bir başka değişle, TCP/IP protokolleri bilgisayarlar arası veri iletişiminin kurallarını koyar.
Bu protokollere örnek olarak, dosya alma/gönderme protokolü (FTP, File Transfer Protocol), Elektronik posta iletişim protokolü (SMTP Simple Mail Transfer Protocol), TELNET protokolü (Internet üzerindeki başka bir bilgisayarda etkileşimli çalışma için geliştirilen login protokolü) verilebilir. Adını sıkça duyduğumuz WWW ortamında birbirine link objelerin iletilmesini sağlayan protokol ise Hyper Text Transfer Protocol (HTTP) olarak adlandırılmaktadır. TCP/IP protokolü aynı zamanda, diğer iletişim ağlarında da kullanılabilir. Özellikle pek çok farklı tipte bilgisayarı veya iş istasyonlarını birbirine bağlayan yerel ağlarda (LAN) kullanımı yaygındır
WWW (WORLD WIDE WEB)
World Wide Web Nedir:
WWW, Web, ya da W3 (World Wide Web), yazı, resim, ses, film, animasyon gibi pek çok farklı yapıdaki verilere kompakt ve etkileşimli bir şekilde ulaşmamızı sağlayan bir çoklu hiper ortam sistemidir. Hiper ortam, bir dokümandan başka bir dokümanın çağırılmasına (navigate) olanak sağlar (iç içe dokümanlar). Bu ortamdaki her veri (object), başka bir veriyi çağırabilir (link). Link, aynı doküman içinde başka bir yere olabildiği gibi, fiziksel olarak başka bir yerde (internet üzerindeki herhangi bir makinada) de olabilir. Bütün bu farklı yapıdaki veriler uygun bir standart ile bir arada kullanılıp bir Web Listeleyicisinde (Web Browser) görüntülenebilir. Web’in diğer bir işlevi de, öteki bazı internet servislerini kendi içerisinde barındırmasıdır (ftp, gopher, news, wais gibi).
Web uygulamaları (Web sayfaları),Web Listeleyicilerinde (Browser, Gezgin, Tarayıcı) görüntülenir. Web sayfaları, başka sayfalara ve değişik türden verilere hiper linkler içermektedir. Buralara fare ile tıklayarak, başka sayfalara, oradan da başka sayfalara geçeriz. Bu aslında çok basit bir bilgiye ulaşım modeli. Web Sistemleri, kullanılan platformdan bağımsızdır. Bir Macintosh, Pc ya da Unix Web Listeleyicisi aynı sayfaları, aynı şekilde alırlar. Sayfaların alındığı Web Servisleri de farklı bilgisayar platformlarında olabilir. Web Listeleyicileri ve Web Servis Sağlayıcı Ortamlar hemen hemen tüm dünyada her yerde vardır ve global olarak kullanımları üstel bir şekilde artmaktadır. Web yapısının bu kadar çok kabul görmesinin bazı sebeplerini sıralamak gerekirse :
Her şeyden önce Web, açık bir sistem. Platform, bilgisayar, işletim sistemi vb bağımlı değil.
Web üzerinden pek çok bilgi kaynağına kolayca erişilebilir.
Web uygulamaları geliştirmek ve bunları kullanıma sunmak çok kolay. Çoğu durumda, uzmanlık gerektirmiyor ve fazla bilgisi olmayan birisi bile Web sayfaları dizayn edip kullanıma sunabilir.
Web ortamları artık son derece dinamik. Java ve ActiveX kullanarak, tamamen konfigüre edilebilir client (istemci) uygulamaları geliştirmek mümkün. Java kullanarak, söz gelişi bir firma, ürün tanıtımları için, dinamik bir şekilde kendiliğinden oluşan uygulamalar yaratabilir ve sayfa içerikleri kendiliğinden değişebilir.Bir kullanıcı, isteğine bağlı bir şekilde, bağlandığı bir veri tabanından bilgileri istediği gibi farklı gruplarda isteyebilir (client side corporation).
Aranılan bilgilere, birtakım tarama mekanizmaları (Search Engines) sayesinde kolayca ulaşılabilir.
Klasik Web tanımı böyle. 1996’dan sonra, Web’in başka bir işlevi daha ortaya çıktı : Web aslında bir işletim sistemi!! Birbirine bağlı bilgisayarlar arasında veri paylaşımı için kuralları olan, iyi bir grafik ara birimli bir işletim sistemi. Şu an bile, Web ara yüzü ile, sabit diskimizdeki dosyalar arasında gezinebiliriz. Tıpkı, başka bilgisayarlardaki sayfalar arasında gezindiğimiz gibi. Web ara yüzlü işletim sistemleri konusunda ciddi araştırmalar var.
HTTP ve HTML:
Web’in en ilginç yönlerinden biri de çok basit olmasıdır. Bir Web dokümanına ulaştığımızda her şey 4 ana fazda gerçekleşir: (1) Bağlantı (2) Ne istediğimizin web servisine iletilmesi (3) Cevap (4) ilgili sayfaya yapılan bağlantının kesilmesi. Bu ana safhalar, web üzerinde iletişimin kurallarını tanımlayan bir protokolü oluştururlar. Bu protokole de, Hyper Text Transfer Protocol (HTTP) denir. Bağlantı safhasında, web erişiminde kullanılan bir web listeleyici (browser, web client), ilgili bilginin olduğu web servisine bağlanır. Bu servislere HTTP servisleri de denir. Bağlantı sağlandıktan sonra web istemci programımız http servisine “ne istediğini” bildirir. Bu “istek”,ileride görüleceği gibi, “http”, “ftp”, “e-mail” gibi bazı protokol kurallarını içerir ve bu işlemlere genel olarak “navigate” de denir. Bu isteği alan http servisi de, istediğimiz işlemi yapar ve cevabı bize gönderir. Biz de gelen cevabı web istemci programımızda görürüz. Eğer istek gerçekleştirilemiyorsa bir hata mesajı ile karşılaşırız. Son safhada ise, http servisine yaptığımız bağlantı kesilir.
Web Listeleyicileri, “navigate” işlemini HTML (Hyper Text Markup Language) denen bir programlama dili yorumlayıcısı kullanarak yaparlar. HTML, ana hatları SGML (Standard Generalized Markup Language) ile belirlenmiş bir doküman formatlama dilidir. Bu dil, daha çok, yazılı bir dokümanı formatlamak ve bir objeden başka bir objeye linkler sağlamak ile ilgili komutlar içerir. HTML, HTTP ve ilgili diğer protokolleri kullanabilmek için renkli ve güzel kullanıcı ara yüzleri hazırlamamızı olanaklı kılar. En son standart, HTML 3.2 ‘dir (1997 başı). Son yıllarda, HTML içinde, salt doküman formatlama dışında işler yapan CGI, Java, JavaScript gibi unsurlar da kullanılmaktadır. Ayrıca, 2.0’dan sonraki sürümlerde, tablo kullanımı, doldurulabilir form kullanımı, frame vb gibi pek çok yenilik göze çarpmaktadır.
Web Sayfası Nedir:
Web istemcisinin (Netscape, lynx, msie gibi), bir Web Servisine bağlandıktan sonra tek seferde transfer ettiği kompozit tüm verilerden oluşan html sayfasıdır.. Bu sayfadaki bilgiler kompozittir, çünkü hem grafik/resim bilgileri, hem normal text, hem ses, hem başka merkezlere ve başka dokümanlara linkler olabilir. Bu, o web servisinin bağlandığımızda gelen ilk sayfası ise, “home page” olarak da adlandırılır. home page’ler için dosya adı genellikle “default.html” ya da “index.html” olmaktadır. Aşağıdaki şekilde, Bir web sitesi ve içindeki hiyerarşik hiper link mimarisi görülmektedir. Burada, hiper linkli her bir doküman, yukarıda tanımını yaptığımız veri yapılarından herhangi birisi olabilmektedir.
Web Servislerine Erişim, Popüler Web Listeleyici Programlar:
Web servislerine “Web Browser” (Web Listeleyicisi) adı verilen kullanıcı ara birim programları ile erişilir. 1994’ün sonları da en popüler ve yaygın kullanımı olan Web Browser Mosaic idi. Bu yüzden Web denildiğinde Mosaic akla gelirdi. Mosaic, NCSA’da (National Center for Supercomputing Applications) geliştirilen bir Web Browser’dir ve hala kullanılmaktadır. Mosaic’i pek çok ortamda bulmak mümkündür(Windows/unix/mac/). Mosaic programını geliştiren kişiler daha sonra NCSA’dan ayrılıp aynı işi yapan daha güçlü ve kullanımı iyi ticari bir yazılım geliştirmeye başladılar. Bu programın adı Netscape Navigator. Netscape’in ilk sürümü (1.0) 1994 sonlarında çıktı. Netscape’in dışında NCSA’dan lisanslı 4 Mosaic türevi vardır. Ayrıca Einet’in geliştirdiği Mac ve Windows ortamı için MacWeb, WinWeb, Windows altında çalışan Cello, X11 altında çalışan, Chimera, VIOLA, Midas, Unix ve VMS vt100 altında ve DOS’da çalışan Lynx, VM’lerde Albert gibi yazılımlar vardır. W30’un geliştirdiği arena daha gelişkin bir browser olmayı hedeflemektedir.
Netscape, şu an için, pek çok platformda desteklenen (win3.1/win95/nt,unix,mac,linux) ve en yaygın kullanılan Web Listeleyicisidir. 2.x ve 3.x sürümleri Normal ve Gold olmak üzere iki türlü çıkar. Gold sürümlerinde bir Web Editör (HTML ile Web sayfası hazırlamak için) vardır. 1997 Ekim sonu itibarıyla son sürümü 4.03 tür.. Java/JavaScript, HTML 3.2 ve 4.0, tablolar, frame-ler, animated gifs vb gibi pek çok modern özellikler içerir. Bu yeni 4.0 sürümünde, Netscape Composer (html editörü), Netscape Messenger (e-posta programı), Netscape Collabra (News Programı), ve Netscape Conference ile Navigator Communicator (Navigator) birlikte gelmektedir. Özellikle e-posta modülü bir hayli iyileştirilmiş. Modüllerin birbiriyle olan entegrasyonu da iyi. Netscape Communicator paketi ile ücretsiz dağıtılan bir başka ürün de Netcaster. Netcaseter’in yaptığı, istediğiniz içerikteki haberleri sizin adınıza internetteki haber sitelerinden belli aralıklarla alıp bilgisayarınıza getirmek, bunları organize etmek ve size sunmak. Son 4.0 sürümünün, Netscape, public domain/shareware bir yazılımdır. Kişisel kullanımlarda ücretsizdir. Ticari kullanımı lisans ücretine tabidir. Yeni nesil web listeleyicilerinin (Netscape ve MSIE) sundukları önemli bir özellik de, haber amaçlı değişik sitelerdeki bilgileri otomatik olarak bilgisayarımıza yükleyen ve “Push” teknolojisi adı verilen ilave bileşenlerle donanmış olmalarıdır. Bu bileşen Netscape için Netcaster; MSIE için ise “Active Channel” adını almaktadır.
1995’in ortalarında, Microsoft, Mosaic tabanlı bir Web Listeleyicisi çıkardı : Microsoft Internet Explorer. İlk çıkan sürüm, msie 2.0, ortalama bir mosaic taklidi web listeleyicisini geçemedi. 1996 Ağustos’ta çıkan 3.0 sürümü, Netscape ile karşılaştırılabilecek kadar iyi özellikler içermektedir. 3.0 sürümü ile, Microsoft, ActiveX teknolojisini de tanıtmıştır. Program, windows95/nt ve Macintosh ortamlarında çalışmaktadır. Kullanım ücretsizdir. (Freeware). 1997 Eylül sonunda ise, Microsoft MSIE’nin yeni 4.0 sürümünü çıkardı. Bu sürümün en dikkat çeken tarafı, windows95/nt masa üstü ile entegre olması. Böylece, sanki bir dosya yöneticisi ile diskinizde dolaşıyor gibi İnternet’te de dolaşabiliyorsunuz. Ayrıca, bu sürümle birlikte, Netcaster’a benzer işler yapan bir push teknolojisi olan “Active Channels” da geliyor. MSIE 4.0, şu an win’95/nt altında çalışıyor. Mac Power PC sürümünün de çıkacağı söyleniyor. Başka platformlar için (unix, os/2 vb) bu ürünün bir sürümü yok. Netscape ve Microsoft’un Web piyasasına hakim olma savaşı tüm hızıyla sürmekte. Bu, 1980 ve 90’lı yıllardaki işletim sistemleri savaşına benzese de, aralarında çok önemli ve enteresan bir fark var: Tüm Listeleyiciler (Browser) ve Web Servisleri, kim geliştirirse geliştirsin, Internet protokol ve standartları kullanılarak yapılıyor. Yani, platform ortak ve ortaya çıkan farklı ürünler -ister istemez- birbirlerine, büyük oranda, uyumlu. Öte yandan, Netscape, Temmuz 1997’de, “Aurora” isminde bir ürün geliştirdiğini duyurdu. Bu ürünün, Browser ile desktop arasındaki entegrasyonu sağlayacağı söyleniyor.
Helper Applications ve Plug-In’ler:
Web Listeleyicileri, aldıkları bir bilgiyi ekrana göndermeye çalışır. Eğer bu bilgi normal düz yazı ise, bunu ekranda yazı olarak görürüz. Eğer istenirse, belirli türden dosyalar web üzerinden alındıktan hemen sonra “ekrana listelemek yerine” başka şeyler de yaptırılabilir. Söz gelişi, uzantısı .DVI olan bir derlenmiş TeX dosyasını aldıktan sonra bir dvi viewer devreye girip bu dosyayı görüntüleyebilir. Ya da, uzantısı .TIFF olan bir grafik dosyasını, değişik bir ses dosyasını vb üzerine mouse ile tıklayıp aldığımızda bunlarla ilgili yerel diskimizdeki bazı programların çalışmasını isteyebiliriz. Bu tip DIŞ PROGRAMLAR, “helper applications” (yardımcı uygulamalar) olarak adlandırılırlar.
Web ortamının aslında çok değişik kompozit verilerden oluştuğunu söylemiştik. İlk zamanlarda bu, yazı, standart ses dosyası (wav) ve resim dosyası (gif) iken, daha sonra bunlara daha farklı tipte veriler katıldılar: Video formatları (.mov, .mpeg, .avi), değişik resim formatları (.jpeg, .png vb.), ses formatları (.mid, .au) diğer bazı formatlar (Live3D, Shockwave, RealAudio) gibi.. Farklı formatlardaki verilerin kullanımı yaygınlaştıkça, yardımcı uygulamalar yerine, doğrudan Web Listeleyici programlara eklenebilen bir mekanizma çıktı ortaya : Plug-In. Söz gelişi, MIDI formatındaki müzik dosyaları içeren bir arşive girdiğinizde, eğer MIDI-PlugIn’iniz yüklü ise, anında bu tip dosyaları çalabilirsiniz. Ya da, Quick Time (.mov) film dosyalarının olduğu bir siteye bağlandığınızda, eğer Quick Time Plug-In yüklemişseniz, gene, Web ortamınızı terk etmeden (çoğunlukla dosyayı almaya başladığınız andan itibaren) seyredebilirsiniz.
Plug-In ler ile çalıştırılan uygulamalar, sanki Web Sisteminin bir parçası imiş gibi davranmaktadır (MIDI Plug-In de, web listeleyicinizin bir köşesinde bir kontrol panelinin çıkması gibi).
Netscape ve Microsoft Internet Explorer, Plug-In teknolojisini desteklemektedir. Eğer kullandığınız listeleyici (browser), sizde yüklü olmayan bir “Plug-In” kullanan bir uygulama ile karşılaşırsa, otomatik olarak ilgili “Plug-In” dosyalarını alabilir ve sisteminize yükleyebilir.
Java, HotJava ve javascript:
Java, Sun Microsystems tarafından geliştirilmiş, C++’ı andıran bir programlama dilidir. World Wide Web sayfaları içinde, HTML ile bütünleşik kullanılabilir. Java ile yazılmış bir kod, WWW sayfası içindedir ve browser tarafından doğrudan çalıştırılabilir. Java kullanımı ile, Web sayfalarının dizaynı ve içerdikleri bilgiler değişmeye başlamıştır. Söz gelişi, Web ile bağlandığımız bir meteoroloji sitesindeki verileri, bizim belirlediğimiz bazı kurallar bütünü içinde işleyebilir ve sonucu Web ekranımızda görebiliriz. Bu iş, bir Java kodu yazılarak yapılabilir. Burada, web listeleyicimiz ile ilgili siteye bağlandığımızda, gerekli datalar ile birlikte, bu dataları işleyecek Java programı da (Java Applet) gelir ve bilgisayarımızda çalışır. Netscape 2.0 ve sonrası ve msie 3.0 ve sonrası Web Browser’lar Java uygulamalarını çalıştırabilecek kabiliyettedirler.
Burada önemli olan bir nokta var: Bağlandığımız websitesi’ndeki bilgilere müdahale edebiliyoruz. Bu, statik değil dinamik bir web ortamı anlamına gelir. Java, aslında, her yönüyle bir programlama dilidir ve bağımsız olarak ta kullanılabilir. Java kullanılarak yazılan bir Web Listeleyici bile var: HotJava. Benzer şekilde Java ile yazılmış bir TeX derleyicisi var: JavaTeX.
En son Java sürümü, JDK 1.0.2 (1997 başı itibarıyla) ‘dir.
Java, kullanımı zor bir araçtır. Java’yı andıran ancak daha çok bir “script” (komut) dili olan, Netscape tarafından geliştirilmiş bir Java türevi var: Java Script. Java Script, Java’nın aksine, derlenmeden çalıştırılabilen bir script dilidir. HTML kısmında da görüleceği gibi, JavaScript, aslında ek HTML komutları gibi davranır. HTML dokümanları içinde JavaScript kullanımı oldukça yaygındır. Özellikle formlar, basit tarama kullanıcı arabirimleri, yerel bazı işlemler, pop-up bilgi ekranları vb gibi pek çok kullanım alanı vardır.
ActiveX ve vbscript:
ActiveX, çeşitli programlama araçlarından oluşan, ve web kullanıcısı ile bağlandığı site arasında interaktif (etkileşimli) bir ortam sağlayan (mesaj alanları, radio button’lar, menüler vb), Microsoft’un geliştirdiği ve Microsoft Internet Explorer 3.0 ile duyurduğu bir teknolojidir.
ActiveX bileşenleri ikiye ayrılabilir : (1) ActiveX controls (2) ActiveX documents. ActiveX Controls, mantık olarak Java Applet’lerine benzer ve HTML içinde kullanılabilir. ActiveX documents ise, kullanıcı tarafından görüntülenebilen ve listelenebilen (navigatable), HTML dışı her türlü objelerdir. ActiveX documents’e örnek olarak, Excel’de hazırlanmış bir tablo, bir Word dokümanı vb. verilebilir.
Hazır olarak, binlerce ActiveX kontrol aracı bulunabilir. Ayrıca, ActiveX bileşenleri, Java içinden kullanılabilir. ActiveX controls içeren sayfalar msie 3.0 ve sonrası bir web listeleyici ile görüntülenebilir. Ayrıca, Netscape için bir ActiveX PlugIn yüklenerek (windows versiyonunda) listeleme sağlanabilir.
ActiveX, şu an sadece Windows ortamında kullanılabilmektedir. Bu, en önemli dezavantajıdır. Microsoft, Unix ve Macintosh platformlarında da ActiveX kullanımı için uğraşmaktadır.
VBScript ise, Microsoft Visual Basic benzeri, nesneye dayalı bir Script dilidir. VBScript içinden OLE controls, Java Applets vb gibi objeler çağırılabilir.
Push Teknolojisi Nedir?
Netscape ve Microsoft’un 4.0 sürüm numaralı web istemcileri (listeleyici, gezgin, browser) ile birlikte yeni bir bileşen daha geliyor. Bu bileşen, Netscape için Netcaster, MSIE için ise Active Channel. Bunların temel amaçları, dünya üzerindeki çeşitli haber/bilgi kaynaklarından ilgi alanımıza giren konulardaki bilgileri derleyerek bilgisayarımıza aktarmak ve bu bilgileri sıkça güncellemek. Böylece, web’de fazla dolaşmadan pek çok bilgi ve güncel habere kolayca ulaşmak mümkün. 1997 sonlarında “push teknolojisi” için bilgilerin aktarım ve sunum standardı henüz konabilmiş değil. Netscape ve Microsoft bu konuda farklı stratejiler ve standartlar izlemektedirler.
CGI Nedir:
CGI (Common Gateway Interface), Web Servisleri ile bu servislerin dışındaki programlar arasında etkileşim (ortak çalışma) platformu oluşturmak için geliştirilmiş bir standarttır. CGI, aslında bir programdır. Web’in statik yapısına, HTML kodu içinden çağrılan CGI programları dinamik bir nitelik kazandırmaktadır. En popüler CGI uygulamalarından birisi Web Sayaçlarıdır. Web sayfalarını kaç kişinin ziyaret ettiğini saptayan küçük uygulamalar dış program olarak, bir web sayfası içinden çağrılabilir. CGI programları gerçek zamanlı çalışırlar. CGI’lerin önemli uygulama alanlarından bir başkası da, web üzerinde doldurup gönderilen formlar üzerindeki bilgileri server tarafında değerlendirip kullanıcıya cevabı göndermektir.
CGI programları “çalıştırılabilir” kodlar olduğundan, bir başkası, kolaylıkla sizin sisteminizde program çalıştırabilir!! Bu yüzden, CGI kodları sistemde özel yerlerde tutulur ve o sistemin görevlilerinin denetimi altındadır.
CGI programları herhangi bir dilde yazılabilir : C, Fortran, Pascal, C++, Perl, Unix Shell, Visual Basic vb. CGI eğer C ya da Fortran gibi bir dilde yazılırsa, derlenmelidir. Perl ya da Unix Shell gibi ortamlar ise script ortamlardır ve bu şekilde yazılmış CGI Script’ler doğrudan çalıştırılabilir.
Özellikle Java ve JavaScript kullanımlarının yaygınlaşması, CGI’nin ilk zamanlardaki popülaritesini azaltmıştır. Öte yandan, CGI programları/scriptleri, bulundukları sistemde saklıdırlar ve çalıştıklarında o sistemin kaynaklarını kullanırlar. Oysa Java Appletleri ve JavaScript, doğrudan HTML doküman içinde onu çağıran web listeleyicisine gelirler ve burada icra edilebilirler. Bu da, Java Applet ve JavaScript’in CGI’ye göre önemli bir avantajıdır.
VRML (Virtual Reality Modelling Language):
Web üzerinde, 3 boyutlu ortamlar içinde gezinmemizi ve bilgilere ulaşmamızı sağlayan bir dil. VRML içeren sayfalara bağlandığımızda, bir linkten ötekine giderek değişik sayfalara ulaşmak yerine, 3 boyutlu bir ortamda, odadan odaya geziniyoruz. Bu, görsel olarak web’i daha farklı bir hale getiriyor. VRML sayfaları ancak bu dili destekleyen bir web listeleyicisi ile görülebilir. VRML plug-in’leri, Mosaic, Netscape ve msie için mevcuttur.
Web’in Geleceği:
1994’ten sonra yaşananlar göstermektedir ki, bu konuda şimdiden tam bir tahmin yapmak imkansız. Web, değişik konular ve disiplinler için bir sunu ortamı. Görsel zenginlik, kullanım kolaylığı ve süreklilik/akıcılık içeren pek çok öğe web ile bütünleşik bir yapıda olmaktadır ve yenileri de olacaktır. Mevcut duruma ve gelişmelere bakıldığında Web tabanlı sistemlerin önümüzdeki yıllarda (günlerde?) aşağıdaki alanlarda yoğun kullanılacağını söyleyebiliriz.
Yayıncılık, Basın-Yayın : Daha şimdiden, web ortamları, basın-yayın kuruluşları ve yayınevleri tarafından çok etkin kullanılmaya başlanmıştır. Önümüzdeki yıllarda şu an şaşırarak ve merak içinde izlediğimiz bu çalışmalar rutin haline gelebilir ve kağıtsız bir yayıncılık ortamı web üzerinde boy gösterebilir. Bunun ilk örnekleri, daha çok bilimsel dergilerde kendini göstermiştir. Her gün artan sayılardaki bilimsel dergileri on-line okuyabiliyoruz.
Bilgi Sistemleri ve Veri Bankaları : Değişik konulardaki bilgileri içeren “Sanal Kütüphaneler”’in daha hiyerarşik bir yapılanma içinde boy göstermeleri oldukça yakın. Sanayi, tarım, eğitim, hükümet kaynakları vb gibi konularda ilk elden bilgilerin verildiği merkezlerin sayıları her geçen gün artmaktadır. Ayrıca, araştırma kuruluşları ve üniversiteler, yaptıkları araştırmalar ile ilgili bilgileri daha sistematik ve web ile daha bütünleşik bir yapıda sunmaktadırlar.
Web üzerinden oylama : Web, genel/yerel seçimler için olmasa da, daha küçük çaplı oylamalar için kullanılabilir. Neden olmasın? Kişiler, web üzerinden bazı form-lar doldurup bunları gerekli merkezlere gönderebilir. Demokrasilerin işleyişinde oylamaların amacı mümkün olduğunca çok insanın oylamaya katılmasıyla daha sağlıklı işlediğine göre, eldeki tüm imkanlar bu iş için kullanılabilir. web de bunlardan biri.
Canlı ve Etkileşimli Eğlence Ortamları : Televizyon, insanların eğlence ve haber alma/bilgilenme ihtiyaçlarını karşılamada çok önemli bir araçtır. Ancak, büyük oranda tek yönlü bir medya ortamı. Web üzerinde interaktif (etkileşimli) yayıncılık yapılabilmesi için her şey var. Web kullanıcıları, web ortamında seyrettikleri şovlara bile katılabilirler.
Haber : Klasik haber medyası (gazete, dergi, TV, radyo), haberleri (diğer programlarında olduğu gibi) kendileri seçerek sunmakta. İstesekte istemesek te bir haber saatinde, ilgili yayıncının seçtiği haberleri seyredeceğiz. Gazete için bu biraz daha esnek ama, orada da, hangi haberin daha önemli olduğuna yine bazı kişiler karar veriyor. Gelecekte, kendi ilgili alanımıza giren konuları içeren haber ortamlarını web üzerinde dizayn edebilecek gibiyiz. Söz gelişi, o gün dünyadaki tüm spor olaylarını ya da bilimsel toplantılar ile ilgili haberleri izlemek istediğimizde yapmamız gereken sadece bu alanları belirlemek ve “Haber İzleme Programımızı” bu kişisel haberler içeriğine yönlendirmek olmalı. Microsoft ve CNN gibi kuruluşlar, kişilerin isteklerine göre (on demand) haber formatlarını hazırlayan sistemler üzerinde çalışıyorlar.
Uzaktan Eğitim : Üniversiteler ve diğer bazı kuruluşlar, yıllardır, fiziksel olarak uzak merkezlerde oturan kişiler, öğrenciler için “uzaktan eğitim” vermenin yollarını aramaktadırlar. Gelişen ağ teknolojisi ve web temelli ortamlar bu konuda ideal çözümler olarak karşımızdadırlar. Uzaktan eğitim, sadece öğrenciler, üniversiteler ile sınırlı değildir. Artık bir gereksinim halini alan “sürekli eğitim” mantığı içinde, değişik disiplinler için sürekli eğitim programlarının gerekliliği günümüzde tartışılmaktadır.
Uzaktan Konferans : Bir konferansa belki de, bundan 1-2 yıl sonra, oturduğumuz yerden katılıp bildirimizi sunabileceğiz. Kim bilir? Yolculuk ve konferans masrafları ve geçen zamanı düşünüzsek, konferanslarda web üzerinden bildiri sunmak -biraz hayalcilik gibi olsa da hiç de olmayacak bir şey değil.
GRAFİK/RESİM/SES/VİDEO FORMATLARI
Bitmap Nedir :
Bitmap, bilgisayar ekranında (display space) bir resmi görüntülemek için gereken tüm renk bilgilerinin ekranı oluşturan hex piksel (ekran çözünürlülüğü dahilinde, adreslenebilir en küçük resim parçası -pixel-) için renk bilgilerinin verildiği resim formatlarına verilen genel addır. GIF, JPEG, BMP, PCX örnek Bitmap formatlarıdır. Bitmap dosyaları ekranda görebilmek ve yazıcılardan bastırabilmek için özel bazı programlar gerekir (Photo Shop, XView, ACDSee vb gibi).
Bitmap formatları, resmin çözünürlülüğüne bağlı sabit bir tanımlama ile resmi oluştururlar (Raster tekniği). Bu haliyle, eğer resmi ölçeklendirirsek (küçültme/büyütme) bir çok ayrıntıyı kaybedebiliriz. Vektör bazlı grafik formatlarında ise, tanımlamalar bağıl olduğu için ölçeklendirmelerde kayıp önlenir (CAD formatları, Post Script (PS, EPS) formatları gibi).
Önemli Resim Formatları : BMP,GIF,JPEG,TIFF
Bunların hepsi de resim formatlarıdır. Temel farklı özellikleri vardır (kodlama, sıkıştırma algoritmaları gibi). Birbirlerine üstünlükleri ve farklı yanları aşağıda kısaca anlatılmıştır.
BMP: En temel resim formatı BMP’dir (bitmap) Aslında, BMP’nin birbirinden farklı bir kaç türü var. Özellikle bir X-Windows kullanıcısı ile MS-Windows ya da OS/2 kullanıcısı için farklar mevcut. X-Windows üzerindeki BMP formatı sadece 2 rengi desteklemekte. MS-Windows ya da OS/2 üzerindeki BMP formatının X-Windows’taki karşılığı XPM’tir. (pixmap) MS-Windows üzerinde BMP 16 ya da daha çok renk kaydedebileceğiniz, herhangi bir bir sıkıştırma yapmayan oldukça hızlı bir formattır. Bu formatta resmin içindeki renk sayısı değil, resmin büyüklüğü önemlidir. 16 renk, 800x600 çözünürlüğünde bir BMP dosyası, 800x600x1/2=240000 byte yer kaplayacaktır. (16 renk için 4 bit gerekli =1/2byte) Resmin içinde 1, 2 ya da 12 renk olması hiç önemli değil. 256 renk olarak kaydedilen bir dosya ise, 800x600x1=480000 byte yer tutacaktır (256 için 8 bit=1 byte gerekli. 2^8=256)
GIF: BMP çok hızlı bir format olmasına karşın, oldukça fazla yer kapladığı için pek tercih edilmez. Elinizdeki dosya 256 renkten fazlasını içermiyorsa, GIF (Graphics Interchange Format) iyi bir çözüm olabilir. GIF, COMPUSERVE’in geliştirdiği bir resim formatıdır. İyi bir sıkıştırma algoritması var (LWZ) ve görüntüleme de oldukça hızlı bir şekilde gerçekleştiriliyor. 256 renk dışında (8 bit) herhangi önemli bir sorunu yok. Bunun yanında GIF, Web browser-lar ile görüntülenen resimler (inline images) için standart bir resim formatıdır. Compuserve’in GIF formatında kullandığı LWZ algoritması (1987) 1985 yılında Unisys firması tarafından patent olarak satın alındığı için 1993 yılından sonra Compuserve - Unisys arasında bazı problemler çıktı. (Compuserve, LZW algoritmasının patentli bir algoritma olduğunu bilmiyormuş). Compuserve, GIF’in yerini alacak, 48 bit true color, renk kaybı olmayan yeni bir resim formatı oluşturdu (freeware). Bu format PNG olarak adlandırılır. (Patent problemi yüzünden, CompuServe’in üzerinde çalıştığı ve duyurmak üzere olduğu GIF24 -true color 24bit GIF standardı- de hiç bir zaman hayata geçirilemedi).
GIF formatının iki farklı versiyonu var : 87a ve 89a. 89a versiyonu, tek bir GIF dosya içinde birden çok GIF formatlı resim yerleştirilmesine ve anime edilmesine olanak tanır (animated gif). Ayrıca, GIF89a versiyonu, “interlaced” -katmanlı- görüntü saklama özelliğine de sahiptir. Bu, özellikle internet üzerindeki resimlerde kullanılır. Böylece, kullanıcı, GIF formatındaki resmi, her seferinde 1 katman gelecek şekilde ekranında görür ve resmin bütünü hakkında, tüm resim gelmese bile, fikri olur.
JPEG: Çok renkle (256 renkten fazla) uğraştığınız zaman GIF formatını kullanmanız mümkün değil. BMP olarak saklarsanız, o kadar çok disk alanı kaplar ki, Gigabyte-lık HD’ler kullanmanız gerekebilir. Onun yerine JPEG (Joint Photo graphics Experts Group) daha iyi bir alternatif olabilir. Yalnız, JPEG az renk içeren uygulamalarda hem kaliteyi düşürüyor, hem de dosya boyutunda önemli bir değişiklik sağlamıyor. Standart JPG formatında, resmin kalitesinden bir miktar ödün vererek sıkıştırma uygulanır. Böylece dosya boyu bir hayli düşer. Özellikle 24 bit true color uygulamalarda resim kalitesinin düştüğünü anlamak mümkün değildir. Bu tip uygulamalarda JPG tercih edilir. JPEG’den ne kadar sıkıştırma istendiği (0-100 arası bir faktör) seçiliyor ama genellikle 5-95 arası kullanılıyor. 95’den fazlası detay kaybına yol açıyor, 5’ten küçüğü de dosyayı fazla ufaltmıyor) ikincisi de, 24 bit->8 bit çevrim. JPG de, GIF gibi, Web Listeleyiciler tarafından görüntülenebilen standart bir formattır. JPG, ISO standardı ile tanımlanmış bir formattır ve bir çok değişik kodlama sistemleri içerir.
TIFF: (Tagged Image File Format) 1, 8, 24 bit’lik formatları var. Hepsinin sıkıştırılmış ve sıkıştırılmamış 2 farklı tipi mevcut. 1 bit olanı fakslarda dosya iletimi için kullanılıyor. Çok renkle uğraştığınızda zaman önemli, yer de çok önemli değilse, TIFF’i kullanmanızda fayda var. JPEG’e göre daha az küçülme sağlasa da, hızı ile bu açığını kapatıyor.
PostScript ve DVI Formatları :
PS: (PostScript) PS yukarıda anlatılan formatlardan oldukça farklı. PS, Adobe Systems’in ortaya çıkardığı bir yazıcı dili. Çeşitli komutları kullanarak PS anlayan bir yazıcıdan çok kaliteli çıktılar almamızı sağlar. Postscript aynı zamanda resim değişimi için de kullanılmaktadır. Özellikle herhangi bir dokümanın içine resim ekleneceği zaman -postscript yazıcıdan alınabilmesi için- şekil genellikle PS formatında kaydedilir. Aslında, direkt PS oluşturulmuş bir resim -vektörel tanımlandığı için- oldukça az yer kaplar. Büyütme ve küçültme işlemleri detay kaybı olmadan kolaylıkla yapılabilir. Bunu dışında sayısallaştırılmış herhangi bir grafiği de PS’e çevirebilirsiniz. Yalnız bu sefer BMP formatına benzer şekilde nokta nokta bilgiyi saklayacağı için dosyanız çok büyük olabilir. Yine de, çıktısını almak için tercih edilen bir yöntemdir. Çıktı almak için PS yazıcı bir şart değilse de -çıktı işleminin hızlı olması açısından yine de tercih edilir. Elinizde PS yazıcı yoksa dokümanınızı herhangi bir PS interpreter kullanarak bastırabilirsiniz.
DVI: (DEVICE INDEPENDENT) Postscript insanlar için hazırlanmadığından dolayı, bu dilde doküman hazırlamak işkenceye dönüşebiliyor. Bunu engellemek için AMS’den Donald E. Knuth’un yazdığı bir doküman hazırlama (typesetting) sistemi var. Bu sistem, TeX’le gelen MetaFont programını da kullanarak istediğiniz dilde, (japonca, ibranice, arapça, vs) matematik, müzik sembollerini kullanabileceğiniz, içine PS olarak kaydedilmiş şekil yerleştirebileceğiniz dokumanlar hazırlamanızı sağlayan bir dildir. Bilimsel dokümanlar (özellikle matematik ve fizik konularında) TeX ile hazırlanır. TeX dilinde yazdığınız ascii dokümanınızı TeX’e derletip, DVI uzantılı bir doküman elde edersiniz. Adından da anlaşılabileceği gibi, DVI da postscript gibi herhangi bir platformda basılabilir. Direkt DVI anlayan yazıcılar olduğu gibi, yazıcınıza uygun bir dvi çevirici (mesela dvi2ps) kullanarak, elinizdeki DVI dokümanı bastırabilirsiniz. DVI, kullanılan platform/işletim sistemi vb den bağımsız olarak, kağıt üzerinde size aynı sonucu verecektir.
Video (Hareketli Görüntü) Formatları : MPEG, AVI, Quick Time
Hareketli görüntü formatları, sahneleri arka arkaya (sinema filmi gibi) sürekli gösterebilen formatlardır. Web üzerinde de kullanılan en önemli hareketli görüntü formatları MPEG, AVI ve Quick Time’dır.
MPEG : MPEG ( Video Pictures Extended Group), bir ISO hareketli görüntü (Video) ve ses (Audio) sıkıştırma standardıdır. Video, CD vb gibi ortamlarda hareketli görüntülerin saklanması ve iletilmesini temin eder. Sıkıştırma oranları 1:50 lere kadar çıkmaktadır (MPEG-2). WWW browser-lar için neredeyse standart hareketli görüntü formatı olmuşlardır.
AVI : AVI, Microsoft’un geliştirdiği bir video formatıdır. 24 bit true color, platformunuzun desteklediği tüm ekran çözünürlülükleri ve ses bu format ile verilebilir.
Quick Time (MOV) : Quick Time, Apple’in geliştirdiği bir hareketli görüntü formatıdır. Pek çok platformda bu format desteklenir. Bu, AVI’ye gore en büyük avantajıdır. AVI’dekine benzer özellikler taşır.
Hareketli GIF’ler (Animated GİFS) :Hareketli GIF, tek bir GIF dosyası içinde birden çok ve beli bir sırada konmuş GIF’lerden (=sahne) oluşur. Netscape ya da MSIE gibi web listeleyicilerinde bu dosyalar “hareketli” bir şekilde görüntülenir. Hareketli GIF, bir GIF89'a standardıdır. Dosya içinde bulunan sahneler, sonsuz bir döngü içinde, hızı ayarlanarak vb hareketlendirilebilir. Hareketli GIF’ler, web ortamlarının vazgeçilmez yardımcı elemanlarıdır. Sayfalara dinamiklik ve görsellik katarlar.
Real Audio/Video:
Real Audio, Real Network tarafında geliştirilen ve internet üzerinde “sürekli” ses iletimini sağlayan bir teknolojidir (Win95/NT ve Mac sürümleri var). Real Audio formatı, özellikle çok yer kaplayan “WAV” ya da “AU” gibi ham ses formatlarının yerini almıştır. Kullandığı algoritmalar sayesinde ses verileri oldukça küçük birimlere sıkıştırılabilmektedir. Geniş bir yelpazede seçilebilen “örnekleme” aralıkları ile, ses/müzik kalitesinden bir miktar fedakarlık ederek, 14.4kbps modem bağlantılarında bile gerçek zamanlı sürekli müzik yayınlarını dinlemek mümkün olabilmektedir.
Real Audio formatı, özellikle internet üzerinde canlı yayın yapan radyo sitelerinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu formatı kullanmak için, aynı şirketin çıkardığı ve ticari olmayan kullanımlarda “freeware” olan “Real Audio” programına ihtiyaç var. Programla birlikte, Netscape ve MSIE için gerekli plug-in’ler de geliyor.
Real Audio 1995’ten beri varolan bir format ve bu yüzden internet üzerinde ses/müzik iletiminde kullanımı çok yaygındır. 1997 başından itibaren, aynı şirket, internet üzerinde gerçek zamanlı sesli görüntü (video) iletimi için de “real video” formatını çıkardı ve audio/video gösterimi için Real Player (v4.0) isminde, klasik programının yeni bir sürümünü çıkardı. Aslında internet üzerinde video aktarımı için, Vivo, VDOLive, Quick Time gibi başka formatlar da kullanılmakta. Ancak, RealAudio alışkanlığı da önemli bir etken olmak üzere, yeni real video formatı da çok çabuk kabul gördü. Şu an, real video kullanarak internet üzerinde yayın yapan TV istasyonları oluşmaya başladı. Ancak, ortalama olarak, bağlantı hızlarının hala yetersiz olduğunu söyleyebiliriz.
Real Networks, 1997 Ekim ayı içinde, RealMedia adıyla, programının yeni (v5.0) sürümünü duyurdu. Bu sürümle birlikte, Shockwave plug-in ürünüyle tanınan Macromedia’nın Flash 2.0 animasyon formatı, Real Flash adıyla real audio ve real video ile birlikte bütünleşik olarak kullanıma sunuldu. Real Flash, özellikle çizgi film, ürün tanıtımları vb türü kullanımlarda, yavaş internet bağlantıları üzerinden bile gerçek zamanlı aktarıma olanak tanıyabiliyor. Bazı animasyon örneklerine Real Networks web sitesinden ulaşabilirsiniz.
Siz de, eğer isterseniz WAV ya da AU formatındaki ses kayıtlarını RealAudio formatına; ya da, MOV, AVI gibi formatlardaki filmleri Real Video formatına çevirebilirsiniz. Bunun için Real Encoder programına ihtiyacınız var. Aynı siteden bu program da ücretsiz elde edilebilir.
MPEG Layer 3 (MP3) Ses Formatı:
MP3, bir MPEG Ses sıkıştırma formatı ve standardıdır. MPEG Layer 3 standardı olarak bilinir. Bu format ile, CD kalitesindeki şarkıları (audio) yaklaşık 12’de 1 ine varan oranlarda sıkıştırabilirsiniz. Söz gelişi, bir şarkı CD’sinde, kabaca, 5 dak. lık bir şarkı 60mbyte civarında yer tutar (düz WAV formatı ile bir tutabilirsiniz). Eğer bunu sıkıştırarak MP3’e çevirirseniz bu yaklaşık 5mbyte’a iner (kalitesinden hiç bir şey kaybetmeden - 44khz, Stereo). Böylece, bu formatla 1 CD’ye yaklaşık 12 saatlik kayıt sığdırabilirsiniz.
MP3’leri çalmak için bir de iyi MP3 Player’e ihtiyacınız var. En popüler (ve kesinlikle en mükemmel) program WinAmp. Win95/NT, Mac ve Dos sürümleri var.
Normal müzik CD’lerindeki şarkıları bilgisayarınıza kaydedip MP3 yapmak olası. ancak, özellikle telif haklarına dikkat etmek lazım.
DOSYA SIKIŞTIRMA/ARŞİVLEME
Sıkıştırma:
Çok büyük hacimli dosyalar arşivleme amaçlı kullanımlar için genellikle sıkıştırılarak saklanırlar. Bu, dosyanın büyüklüğünü önemli oranlarda azaltır. Bu özelliğinden dolayı, sıkıştırma programları FTP arşivlerinde dosya sıkıştırmak için çokça kullanılır. Bazen bir dosya sıkıştırılabildiği gibi bazen de birden çok dosya sıkıştırılarak tek bir programda arşivlenerek tutulabilir. Sıkıştırılmış bir dosya, genellikle, uzantısından ayırt edilir. Kullanılan programın türüne göre sıkıştırılmış dosyanın uzantısı (.Z, .ZIP, .ARJ vb) olabilir.Bu tip dosyalar alındıktan sonra kullanılmadan önce mutlaka AÇILMALIDIR.
Arşivleme:
Bir dizindeki tüm dosyaları (alt dizinleri ve dizin bilgileri ile birlikte), genellikle, tek bir dosya halinde birleştirme işlemi “dosya arşivleme” olarak adlandırılabilir. Bu, UNIX’te TAR kullanılarak yapılır. TAR, dosyaları sıkıştırmadan arşivler. DOS/WINDOWS sistemlerinde ise, aynı iş BACKUP ile yapılır. Ayrıca, ZIP, ARJ vb gibi bazı formatlar, aynı anda hem arşivleme, hem de sıkıştırma yaparlar ve standart BACKUP programlarının yerini almışlardır.
DOS Sıkıştırma/Arşivleme Programları:
PKZIP, PKUNZIP: PkWare şirketinin sıkıştırma ve arşivleme programıdır. Bu program ile sıkıştırılan dosyaların uzantısı “.zip” olmaktadır. UNIX programlarından farklı olarak, pkzip hem arşivleme hem de sıkıştırma işlevini görmektedir.
Kullanım : PKZIP <sıkıştırılmış_dosya_adı> <sıkıştırılacak_dosya_adı> ile, ilgili dosyayı sıkıştırırız. Sıkıştırılmış dosyanın uzantısı verilmezse, ZIP olacaktır. sıkıştırılmış bir dosyayı açmak için ise, PKUNZIP <sıkıştırılmış_dosya_adı> dememiz yeterli. Örnek olarak, inet-tr.css isimli dosyayı sıkıştırmak isteyelim. Bu durumda vereceğimiz komut :
pkzip inet-tr.zip inet-tr.css
olacaktır. Sonuçta, inet-tr.zip isimli dosya oluşturulacaktır. Açmak için ise, pkunzip inet-tr.zip dememiz yeterli. <sıkıştırılacak dosya adı> kısmına, bir dosya grubu da gelebilir. Söz gelişi, pkzip hepsi.zip c:\dos\*.exe komutu ile, c:\dos dizinindeki uzantısı .exe olan tüm dosyaları sıkıştırarak HEPSI.ZIP isminde bir arşiv dosyası haline getirdik.
PKZIP, bazı komut satırı parametreleri de alabilir. Bunlardan en önemlileri şunlardır:
• a var olan bir arşive yeni dosyalar eklemek için (add)
• d bir arşivden dosya silmek için (delete)
• e[x,n,f,s,0] sıkıştırma miktarını belirtmek için (-ex : maxsimum sıkıştırma; -e0 : minimum oranda sıkıştırma)
• r dizin yapısını koruyarak sıkıştırma/arşivleme yapmak için (recursive)
• v ZIP arşivinin içindeki dosyaları listelemek için (verbose)
Kullanım ile ilgili ayrıntılı bilgi pkzip -h ile alınabilir.
Kullanımda dikkat edilmesi gereken hususlar :
DOS işletim sisteminin, dosya isimlerinde 8 karakter; dosya uzantılarında ise en fazla 3 karakter kullanabilme limitinden ötürü, bunlara uymayan dosyaların PKZIP ile sıkıştırılmaması gerekir.
Alt dizinleri, dizin isimlerini de koruyarak (recursive) sıkıştırmak için, komut satırına -r parametresini yazmayı unutmayın.
Arşivden sadece belirli bir dosyayı açmak isterseniz, PKUNZIP <arşiv_adı> <açacağınız_dosya_adı> şeklinde bir komut vermelisiniz.
ARJ : R. K. Jung’un geliştirdiği bir programdır. Bu program ile sıkıştırılan/arşivlenen dosyaların uzantısı “.arj” olmaktadır. Arj’da pkzip gibi hem arşivleme hem de sıkıştırma yeteneğine sahip bir program. Pkzip’den farklı olarak sıkıştırma/açma işlevlerini tek bir programla (ARJ.EXE) halledebiliyor. Ayrıca, ARJ, büyük arşivleri istenen uzunlukta dosyalara bölme imkanı da sağlıyor. Bu, PKZIP’e göre önemli bir avantaj. Maksimum sıkıştırma modunda, ZIP’e göre, özellikle çoklu ortam (multimedia) dosyaların sıkıştırılmasında daha iyi sıkıştırma oranları elde edebilirsiniz. ARJ, aynı zamanda, kendi kendine açılabilir arşivler (self-extracting archives) oluşturabilir. Böylece, sıkıştırılmış arşivi bir .EXE dosya yaparak, sadece ilgili dosyayı çalıştırmakla (AR’a gerek kalmaksızın) açabilirsiniz. ARJ da, shareware bir program.
Kullanım : ARJ a <sıkıştırılmış_dosya_adı> <sıkıştırılacak_dosya_adı> ile, ilgili dosyayı sıkıştırırız. Sıkıştırılmış dosyanın uzantısı verilmezse, ARJ olacaktır. sıkıştırılmış bir dosyayı açmak için ise, ARJ e <sıkıştırılmış_dosya_adı> dememiz yeterli. Örnek olarak, inet-tr.css isimli dosyayı sıkıştırmak isteyelim. Bu durumda vereceğimiz komut :
arj a inet-tr.arj inet-tr.css
olacaktır. Sonuçta, inet-tr.arj isimli dosya oluşturulacaktır. (Eğer, inet-tr.arj ismindeki dosya daha önceden varsa, program, eski arşivin içine yeni dosyayı da ekleyecektir -add-). Açmak için ise, arj e inet-tr.zip dememiz yeterli. <sıkıştırılacak dosya adı> kısmına, bir dosya grubu da gelebilir. Söz gelişi, arj hepsi.arj c:\dos\*.exe komutu ile, c:\dos dizinindeki uzantısı .exe olan tüm dosyaları sıkıştırarak HEPSI.ARJ isminde bir arşiv dosyası haline getirdik.
ARJ, bazı satır komutları ve parametreleri de alabilir. Bunlardan en önemlileri şunlardır:
Komutlar :
a arşive yeni dosya eklemek için
d arşivden dosya silmek için
v arşivdeki dosyaları, dizin bilgileri ile birlikte, listelemek için
m arşivleme sonrasında dosyaları diskten silmek için
e arşivi açmak için
x arşivi, dizin bilgilerini de koruyarak, açmak için


Parametreler :
• m[0,1,2,3,4] sıkıştırma miktarını belirtmek için (-m4: maxsimum sıkıştırma; -m0: minimum oranda sıkıştırma)
• r dizin yapısını koruyarak sıkıştırma/arşivleme yapmak için (recursive)
• v[xxxk] Arşivi xxx kilo byte lık kısımlar halinde parçalayarak oluşturmak için (-v1300k gibi) -açarken de aynı parametre (ya da -vv) kullanılmalı.
Kullanım ile ilgili ayrıntılı bilgi ve örnek kullanımlar arj -? ile görüntülenebilir.
Kullanımda dikkat edilmesi gereken hususlar :
DOS işletim sisteminin, dosya isimlerinde 8 karakter; dosya uzantılarında ise en fazla 3 karakter kullanabilme limitinden ötürü, bunlara uymayan dosyaların DOS ARJ ile sıkıştırılmaması gerekir.
Alt dizinleri, dizin isimlerini de koruyarak (recursive) sıkıştırmak için, komut satırına -r parametresini yazmayı unutmayın.
Arşivden sadece belirli bir dosyayı açmak isterseniz, ARJ e <arşiv_adı> <açacağınız_dosya_adı> şeklinde bir komut vermelisiniz.
Windows95/NT Dosya Sıkıştırma/Arşivleme Programları:
WINZIP : Önceleri, standart ZIP formatı için bir Windows kullanıcı ara yüzü şeklinde ortaya çıkan bu program, şu an, popüler tüm unix/mac/dos sıkıştırma/arşivleme formatlarını (ZIP, ARJ, Z, gz, TAR, ARC,LZH. Microsoft Compress, vb) ve özel kodlama formatlarını (UU/XXENCODE—DECODE, BINHEX, MIME vb) açabilmektedir.Program, aynı zamanda, ZIP formatında dosya sıkıştırma/arşivleme yapabilmektedir.
Bir dosya yöneticisi üzerinden, kullanıcı yapacağı tüm operasyonları menüler ve ikonlar yardımıyla seçer. WINZIP ayrıca, standart windows 95/nt dosya/dizin özellik menüsüne (Properties) otomatik olarak eklenebilir ve Windows Explorer ile bütünleşik kullanılabilir. Uzun dosya isimleri içeren dosyaları sıkıştırabilir/arşivleyebilir. Ayrıca, Winzip Self Extractor yardımıyla, kendi kendine açılabilen (self extracting) arşivler oluşturmak mümkün.
UNIX Sıkıştırma/Arşivleme Programları:
Compress, Uncompress: UNIX sistemlerinin standart sıkıştırma programıdır. Compress ile sıkıştırılan dosyaların uzantısı .Z ‘dir. Bu program şu anda UNIX sistemlerinde popülerliğini kaybetmiş durumda. Genellikle UNIX makinalarında daha iyi bir sıkıştırma algoritması olan GZIP tercih ediliyor. Bir çok sistemde ise compress gzip’e sembolik link haline getirilmiş şekliyle kullanılıyor. Linux da ise gelen standart sıkıştırma programı GZIP’tir.
Kullanım : Yine de compress’in hala kullanıldığı göz önünde bulundurularak, bir kaç söz söylemeli. Sıkıştırılmış dosya yaratmak için: compress dosya_adı demek yeterli. -v parametresi ile dosyanın ne kadar sıkıştırıldığını da öğrenmeniz mümkün. Sıkıştırılmış bir dosyayı açmak içinse: compress -d dosya_adı.Z ya da uncompress dosya_adı demeniz yeterli. Daha ayrıntılı bilgi için her zaman : man compress diyebilirsiniz.
Z uzantılı bir Dosyayı GZIP Formatına Çevirebilir miyim? Tabii, dilerseniz önce uncompress edip, gzip ile sıkıştırırsınız; dilerseniz znew isimli programı kullanabilirsiniz.
GZIP, GUNZIP: Gnu’nun sıkıştırma programıdır. UNIX’te .gz, VMS’te -gz, MSDOS’da, OS/2’te .z uzantılı dosyalardır. UNIX sistemlerinde standart olarak kurulu olarak gelmesi gerek.
Kullanım : Man gzip ya da gzip -h ile ayrıntılı bilgi alabilirsiniz. Kısaca; Sıkıştırılmış bir dosya yaratmak için : gzip sıkıştıracağınız_dosyanın_adı demeniz yeterli. Gzip ile sıkıştırılmış bir dosyayı: gzip -d dosya_adı.gz diyerek açmanız mümkün. En temel kullanımı bu. Bunun dışında yine GNU’nun direk *.gz formatlı dosyaları açmak için kullanabileceğiniz GUNZIP programı var. Bu programla *.gz’yi herhangi bir parametre vermeden açabilirsiniz.
GZIP ile Sıkıştırılmış bir Metin Dosyasını Açmadan ?çini Görmek Mümkün mü? Evet, mümkün. gzcat’ı kullanabilirsiniz. gzcat dosya_adı demeniz yeterli. Yukarıda compress-gzip ilişkisi için anlatılanların tümü gzcat-zcat için geçerli. zcat aslında compress komutuyla sıkıştırılmış dosyalar için kullanılıyorken, compress’in yerini gzip’e bırakmasıyla gzip için de kullanılır oldu. Yine birçok sistemde’ zcat gzcat’e sembolik link durumda. Buna ek olarak, aynı işi: gunzip -c dosya_adı.gz diyerek de yapabilirsiniz.
Bir Dizini Sıkıştırabilir miyim? Hem evet, hem hayır. Eğer dizini sıkıştırmaktan kastınız dizinin içindeki tüm dosyaları sıkıştırmaksa evet, bunun için komut satırınıza -r parametresini ekleyeceksiniz. -r parametresinden sonra gzip, adı geçen dizin ve onun tüm altdizinlerindeki bütün dosyaları tek tek sıkıştırır. Yok eğer dizinin sıkıştırılmış tek arşiv dosyası haline getirilmesi ise hayır. Bunun için önce dizinin tar komutu ile arşivini alıp, gzip ile o arşivi sıkıştırmamız gerekecek.
TAR (Tape Archive) : UNIX sistemlerinin standart arşiv programıdır. Bir dizindeki/dizinlerdeki dosyaları tek bir dosya haline getirir. Bu program ile arşivlenen dosyaların uzantısı “.tar” olmaktadır.
• .TAR’lı bir Dosyayı Nasıl Açılır:Ayrıntılı bilgi için man tar komutunu kullanın. Ya da sadece tar derseniz kullanımla ilgili kısa bilgiler listelenecektir. Tar’ın compress ve gzip’den farklı olarak bir çok parametresi vardır. Tar’i açma parametresi x’tir. Ancak TAR default olarak /dev/rmtnh’den okumak isteyeceği için bir de dosya adı vermeniz gerek. Bunu da -f parametresi ile yapıyoruz. Yani: tar -xf dosya adı .tar demeniz yeterli. Açarken, dosya adlarını da listelemesini istiyorsanız,-v parametresini eklemiz gerekecek.
Bir TAR Arşivini Nasıl Oluşturulur: Tar’a bir arşiv oluşturmasını söylemenin yolu c parametresi. -f ile de arşivin adını veriyorsunuz. Yani: tar -cf arşiv_adı.tar /dosyaların/dizini şeklinde bir komut verirseniz, isteğiniz gerçekleşecektir. Bu şekilde arşiv oluşturunca, TAR, linklerin sadece isimlerini alır. Link edilen dosyayı da arşive alması için -h parametresini kullanmalısınız. Bir TAR arşivini GZIP ile sıkıştırırsak, oluşan sıkıştırılmış arşivin uzantıları .tar.gz olacaktır.
*.tar.gz uzantılı bir Dosyayı Açmanın daha kısa bir yolu var mı? Var. Kullandığınız tar programı GNU’nun ise, parametre olarak -z verirseniz arşivi sıkıştırılmış halinden açmaya başlar. Aynı şekilde -z parametresi vererek sıkıştırılmış halde bir arşiv dosyası yarattırabilirsiniz. GNU TAR dışında bir tar programı kullanıyorsanız o zaman şu komut satırına ihtiyacınız olacak: gzcat file.tar.gz | tar xvf - ya da gzip -d -c |tar xvf -
FAT32’NİN AVANTAJLARI VE DEZAVANTAJLARI
Windows 95 OSR2 ve Windows 98’le beraber çoğu bilgisayar FAT32 dosya sistemi (FAT=File Allocation Table) ile birlikte geliyor. Eski Fat16’nın aksine FAT32 yüksek kapasiteli diskler de sadece 4 KB’lik Cluster’lar kullanıyor, bu yüzden diskin bellek alanı yaklaşık olarak yüzde 15 daha iyi kullanıyor. FAT32 GB’dan 2 Terabyte’a kadar ATAPI diskleri destekliyor. Ancak BIOS Interrupt 13 yüzünden bir donanım kısıtlaması daha söz konusu: Eski PC’lerde BOOT Partition’ı 7.6 GB’dan daha fazla olamaz. Windows 95/98 ile birlikte gelen tüm disk araçları (Format, Fdisk, Defrag ve Scandisk gibi) FAT 32 destekleyecek şekilde değiştirilmişler. Windows 95 OSR2 ve Windows 98 FAT32 Partition’ları destekleyen işletim sistemleri, BT 4 için de FAT32 sürücüsü mevcut. MS-DOS ve ilk Windows 95 sürümü FAT32 Partition’ları tanıyamıyor ve bu sürücülerden Boot edemiyorlardı. Windows 98 var olan sürücüleri FAT32 dosya sistemine dönüştürmeyi sağlayan çok önemli bir programa sahip. Bu programı çalıştırmak için “Başlat-Programlar-Donatılar-Sistem Araçları-Sürücü Dönüştürücü (FAT32)” simgelerini ve birkaç defa İLERİ düğmesini tıklayın.
PENTİUM AİLESİ
Bu ailenin ilk ferdi, PENTİUM adlı işlemciydi. “PENTİUM” ismi Latince “beş” (Pentus) rakamından geliyor. Zira, PENTİUM Intel’in PC’lere yönelik olarak ürettiği beşinci nesil işlemci (8080/8, 80286, 80386, 80486 ve PENTİUM). 1993’ün sonbaharında ilk çıktığında, 66 ve 90 MHz hızlarında veriliyordu. 1997 yılında üretimi durdurulduğunda ise 166 MHz’e kadar hızlanmıştı.
PENTİUM PRO, 1996 yılında duyurulmuş olan server ve üst-seviye iş istasyonlarına yönelik “hız canavarı” bir işlemci. Bu cihaz, bilgi işleme kapasitesini saat hızındaki artışlardan ziyade “super-pipclining” adı verilen mimarisi sayesinde temin ediyor. PENTİUM PRO’nun enteresan bir yönü, çok yüksek miktarlarda veri işlenmesi gerektiren uygulamalarda kendisinden daha yeni olan ve daha yüksek saat hızlarında çalışan ilk PENTİUM II ’lerden daha hızlı olması. Bunun en önemli sebebi, PRO’nun işlemci çekirdeğinin ve L2 ön hafızasının aynı çip üzerinde bulunması. PENTİUM II’de ise L2 ön hafıza ayrı bir çipte olduğu için hızda bir miktar azalma oluyor. 1997 yılında PENTİUM MMX (Multimedia Extensions-MMX) duyuruldu. Orijinal PENTİUM’U temel alan PENTİUM MMX’ler, günümüzün en yoğun bilgisayar kullanım alanlarından biri olan Multimedia uygulamalarına yönelik ek işlemci komutlarını yazılımların emrine sundu. Yani, işlemcideki MMX komutlarını kullanan yazılımlar, Multimedia işlerinde işlemciden çok daha fazla verim alabiliyor.
PENTİUM II, önemli bir ilerleme getirdi: MMX komut setinin ve PENTİUM PRO’nun mimarisinin aynı işlemcide birleştirilmesi. Böylece Intel bir sonraki nesile geçmeden, çok önemli bir ürün sunmuş oldu. Ayrıca, hızı ve Multimediayı birlikte verebilme imkanına kavuştu. PENTİUM II’nin getirdiği diğer bir yenilik ise Slot 1 ara birimi oldu. Bu ara birimi kullanan son birimleri kullanan PENTİUM II’ler, bir grafik kartına benzer bir şekilde ana karta yerleştiriliyor. Intel en son olarak PENTİUM II mimarisini temel alan Xeon işlemcisini duyurdu. Yarışa katılan yeni adayın en önemli ayırt edici özellikleri 400 MHz’lik saat hızı ve L2 ön hafızaya erişen tam hızlı veri yolu. Bu da demektir ki Xeon, server’larda ve üst-seviye iş istasyonlarında PENTIUM PRO’nun yerini nihayet alacaktır. Ayrıca, bu çip ile Intel üst-seviye server’lara doğru ilk ciddi teşebbüsünü yaparak Alpha ve Sun’ın UltraSPARC işlemcileri ile rekabete girmiş oluyor.

PENTİUM II Ve PENTİUM Pro Arasındaki Farklar:
Başlıca farklılıkları kısaca şu başlıklar altında toplayabiliriz:
Mimari Farklar, paketleme, destek Fonksiyonları, sistem ve performans, mimari farklardır.
PENTIUM PRO ilk çıktığında, kendinden önceki PENTIUM serilerine karşı bir dizi önemli üstünlüğe sahipti. Mesela, PENTIUM PRO, mevcut sistem bant genişliği limitlerine yönelen, çift bağımsız veri yolu (dual independent bus-DIP) mimarisi olarak adlandırılan bir kavram ortaya koymuştu. Bunu iki veri ile yapabiliyordu: Bir işlemci ana hafıza veri yolu, birde işlemci L2 cache veri yolu. İşlemci, her iki veri yolunu da daha yüksek kapasite için eş zamanlı olarak kullanabiliyordu.
PENTIUM PRO, bir saat döngüsünde en fazla dört komutu işleyebilir. Sırasız ve spekülatif görevleri yerine getirmede de dahil olmak üzere, dinamik bir komut uygulama yapısına sahiptir. PENTIUM PRO’nun, PENTIUM’ların beş aşamalı (veya MMX teknolojisini kullanan PENTIUM’lar için altı aşamalı) super pipeline’ma karşı 12 aşamalı super pipeline’ı var.
PENTİUM PRO her bir op kodunun nasıl kullanıldığının gösterilmesi için, hem önceki işlemlere hem de bilgilere bağlı çok dallı tahminde bulunur. Bu dal tahmini mantığı hem mevcut x86 uygulamaları ile hem de PRO’nun önceki PENTİUM serilere nazaran performansını arttırmaktadır.
PENTİUM II, PENTİUM PRO’nun super pipeline ve DIB mimarisini devralmış. Kendi iç mantığındaki en büyük değişiklik PENTİUM II’nin L1 cache’lerinin daha büyük olması ve Intel’in MMX talimatlarını desteklemesi, 57 yeni komut, iki 32 bit, dört 16 bit veya 8 bit küme olarak 64 veri kelimesini işleyebiliyor. Bu durum her bir küme üzerinde aynı işlemin eş zamanlı olarak yapılabilmesine izin vererek, tam ekran video gibi uygulamaları kolaylaştırıyor. Ayrıca 3.3 V ile çalışan PENTİUM PRO’dan farklı olarak PENTİUM II, 2.8 v ile çalışıyor; böylece Intel PENTİUM II’nin güç ihtiyacını lüzumsuz yere arttırmaksızın daha yüksek hızlarda çalışmasını sağlıyor. 200 MHz hızındaki bir PENTİUM PRO 512 Kb cache ile 37.9 W güç harcarken, 266 MHz’lik bir PENTİUM II aynı 512 Kb ile cache ile 37 W güç harcıyor.
Destek Fonksiyonları:
PENTİUM II’de iki işlemci için kesintisiz destek sunan gunning transceiver logic (GTL+) host veri yolu bulunmaktadır. Bu durum, simetrik çoklu-işlem (symmetric multiprocessing-SMP) yapılmasını temin eden düşük maliyetli iki işlemcili tasarıma imkan tanımaktadır.
İki işlemci sınırlaması PENTİUM II’nin getirdiği bir kural olmaktan ziyade çip setinin mecbur kıldığı bir durum. Aslında çip setin başlangıçta çift işlemci konfigürasyonunu sınırlamış olması, men Intel hem de iş istasyonu üreticilerinin, zamanında ve ekonomik bir şekilde piyasaya çift işlemci sistemler sunuyor. Performanstaki sınırları zorlamak isteyen hızlı kullanıcılar, ileride PENTİUM II çip setin dört işlemcili versiyonunun çıkmasını bekleyebilir. 440 FX çip setini ifade eden PMC ve DBX çiplerine dikkat edin. PENTİUM PRO’nun kullandığı alt-seviye 450 KX ve üst-seviye 450 GX çipsetler yalnızca hızlı sayfa modu (fast page mode-FPM) hafıza cihazlarını destekler. Böylece bu çipsetleri, hafıza dönüşümünü azaltmak için, hafıza interleaving yapmak zorunda kalırlar. İnterleavingdeki problem, bütün hafıza slotlarının dolu olmasının gerekmesi. Yani maliyetlerinin yükselmesi, 440 FX çip seti ise interleavingi desteklemez; bunun yerine genişletilmiş veri çıkış (extended data out-EDO) DRAM’ini desteler. Bu da gecikmeleri azaltarak performansın artmasını sağlar.
Sistem Mevzuları ve Performans:
Pek çok PENTİUM II tabanlı sistem sadece X-3-3-3 hafıza zamanlaması sunmaktadır. Yani; bir veri bloğu hafızadan okunduğu zaman, erişimin kurulumu için ilk erişim X sayıda saat dönüşüne ihtiyaç duyar. 440 FX bir çip set için X değeri, sistemin bir sayfaya ulaşması, sayfaya ulaşıp bir satıra ulaşamamasına veya sayfa ulaşamamasına göre sırası ile 7, 9 yada 12 saat dönüşü olacaktır. Takip eden erişimler, 3-3-3’ün işaret ettiği gibi, erişim başına sadece 3 saat devri sürer.
Burada erişim terimi, 64 bit’lik bir veri kümesinin okunması anlamına geliyor. Fakat sinyal bütünlüğüne dikkat eden ve tampon ve sonlandırıcılar (Terminatör) gibi yüksek kaliteli malzeme kullanan üreticiler, işlemciden X-2-2-2’den daha hızlı zaman elde edebilirler. Mesela, intergraph’ın 440 FX tabanlı TD ve TDZ PENTİUM II sistemleri bu hafıza zamanlamasını elde etmek üzere yapılıyor.
Ayrıca intergraph tasarımcıları, SEC görünüşünde “gender-bender” benzeri PENTİUM PRO’yu destekleyen bir kartuş geliştirdiler. Böylece kullanıcılar PENTİUM PRO tabanlı bir sistem alıp, gender-bender ilerde tam gelişmiş PENTİUM II SEC kartuşlarla yenileyebilirler. Yapılması gereken tek şey, frekanslı bir sistem saatini voltaj seviyesini ayarlayan birkaç JUMPER’ı değiştirmek olacaktır. PENTİUM II, 266 MHz’de SPE-Cint95’de 10.8 ve SPECFP95’de 6.89’luk skorlar veriyor. Mesleği egzotik benchmark testleri olmayanlar için fena sayılmaz. İntergraph’ın dahili değerlendirmeleri, 266 MHz. PENTİUM II’nin gerçek uygulamaları 200 MHz PENTİUM PRO’dan %5 ila %30 daha hızlı çalıştırdığını ortaya koydu (her ikisi de 512 Kb cache ile). Bu uygulamaların pek çoğu için performans geliştirmeleri %20 ila %25 aralığına düşüyor.
CELERON
Satış rakamları çok yüksek olan ortalama kullanıcı pazarında pay kaybetmemek için Intel bir hamle yapmak durumundaydı bu da “Covington” kod adı altında hızla geliştirilen CPU CELERON oldu. CELERON aslında L2 cache’i konulmamış ve saat hızı ile biraz oynanmış bir PENTİUM II’den başka bir şey değil. Cache çiplerinin kullanılmaması ve bu yüzden silikon tabakalarından tasarruf edilmesi sayesinde çok daha basit üretimi ucuz bir işlemci elde ediliyor. İşlemcinin üzerinde ısı üreten sadece tek bir kaynak olduğundan (CPU’nun kendisi) soğutma işlemi çok daha kolaylaşıyor ve PENTİUM II’lerde gördüğümüz koca kutuya gerek kalmıyor. CELERON PENTİUM II gibi Slot 1’e uyan bir kart görünümünde geliyor. Takma mekanizmasına SEPP adı verilmiş (Single Edge Processor Package). Soğutma amacıyla bütün kartın arkasında sadece bir adet soğutucu plaka yerleştiriliyor. Kartın üstündeki delikler bu plakanın tutturulmasına yarıyor. CELERON’un Slot 1’e uyması maalesef sadece şekilde kalıyor, çünkü herhangi bir PENTİUM II board’ına CELERON takamıyor ve CELERON board’ına PENTİUM II takamıyorsunuz. Bunun sebebi Intel’in PENTİUM II’yi tasarlarken kullandığı yöntemlerin farklılığı. Intel için “Covington” bütün PENTİUM II ailesi ile aynı çekirdeğe (P6) sahip yeni CELERON işlemci serisinin başı.
BİLGİSAYAR VİRÜSLERİ

Bilgisayar virüsü nedir. Nasıl bulaşır.
Bilgisayar virüsleri, aslında “çalıştığında bilgisayarınıza değişik şekillerde zarar verebilen” bilgisayar programlarıdır. Eğer bu programlar (ya da virüs kodları) herhangi bir şekilde çalıştırılırsa, programlanma şekline göre bilgisayarınıza zarar vermeye başlar. Ayrıca, tüm virüs kodları (bilinen adıyla virüsler) bir sistemde aktif hale geçirildikten sonra çoğalma (bilgisayarınızdaki diğer dosyalara yayılma, ağ üzerinden diğer bilgisayarlara bulaşma vb gibi) özelliğine sahiptir. Bilgisayar virüslerinin popüler bulaşma yollarından birisi “virüs kapmış bilgisayar programları” dir. Bu durumda, virüs kodu bir bilgisayar programına (söz gelişi, sık kullandığımız bir kelime işlemci ya da oynadığınız bir oyun programı) virüsü yazan (ya da yayan) kişi tarafından eklenir. Böylece, virüslü bu programları çalıştıran kullanıcıların bilgisayarları “potansiyel olarak” virüs kapabilirler. Özellikle internet üzerinde dosya arşivlerinin ne kadar sik kullanıldığını düşünürsek tehlikenin boyutlarını daha da iyi anlayabiliriz. Virüslenmiş program çalıştırıldığında bilgisayar virüs kodu da, genellikle, bilgisayarımızın hafızasına yerleşir ve potansiyel olarak zararlarına başlar. Bazı virüsler, sabit diskinizin ya da disketlerinizin “boot sector” denilen ve bilgisayar her açıldığında ilk bakılan yer olan kısmına yerleşir. Bu durumda, bilgisayarınız her açıldığında “virüslenmiş” olarak açılır. Benzer şekilde, kendini önemli sistem dosyalarının (MSDOS ve windows için COMMAND.COM gibi) peşine kopyalayan virüsler de vardır. Genellikle her virüsün bir adı vardır (Cansu, Stoned, Michaelangelo, Brain, Einstein vb gibi).
Kaç çeşit bilgisayar virüsü vardır:
Bilgisayar virüslerini, genel olarak 2 grupta toplamak mümkün:
• Dosyalara bulaşan virüsler
• Bilgisayarın sistem alanlarına bulaşan virüsler
İlk gruba girenler, genellikle, kullanıcının çalıştırdığı programlara ( dos için .EXE ve COM) bulaşır. Bazen, başka tür sistem dosyalarına da (.OVL, .DLL, .SYS gibi) bulaşabilirler. Programların virüslenmesi iki yolla olur: Ya virüs kodu bilgisayarın hafızasına yerleşmiştir ve her program çalıştırılışta o programa bulaşır; ya da hafızaya yerleşmeden sadece “virüslü program her çalıştırılışında” etkisini gösterebilir. Ancak, virüslerin çoğu kendini bilgisayarın hafızasına yükler.
İkinci gruba giren virüsler ise, bilgisayarın ilk açıldığında kontrol ettiği özel sistem alanlarına (boot sector) ve özel sistem dosyalarına (command.com gibi) yerleşirler.Bazı virüsler ise her iki şekilde de zarar verebilir.
Bazı virüsler, virüs arama programları tarafından saptanmamak için bazı “gizlenme” teknikleri kullanırlar (Stealth Virüsleri). Bazı tür virüsler ise, çalıştırıldığında kendine benzer başka virüsler üretir (Polymorphic virüsler). (Bu tip virüslerin ilk örneklerinden olan Dark Avanger ve Cascade bilgisayar sistemlerine ciddi zararlar vermişlerdir).
Bilgisayar virüslerinin olası zararları nelerdir:
• Ekranınıza mesajlar çıkararak çalışmanızı bölebilir/engelleyebilir.
• Bilgisayarınızın hafızasını ve/veya disk alanını kullanarak bu kaynaklara verimli olarak erişiminizi engelleyebilir.
• Kullandığınız dosyaların içeriklerini bozabilir/silebilir.
• Kullandığınız bilgisayar programlarını bozabilir, çalışmalarını yavaşlatabilir.
• Sabit diskinizin tamamını ya da önemli dosyaların olduğu kısımlarını silebilir.
Virüsler nasıl hızlı yayılıyor:
Eskiden en popüler virüs bulaşma yolu, bir bilgisayardan diğerine “disket” ile dosya aktarımı idi. Günümüzde ise, bilgisayar ağlarının oldukça yoğun kullanılması, herkese açık (anonim) dosya arşivleri ve internet üzerindeki popüler etkileşimli ortamlar (IRC, ICQ, Web gibi) virüslü programların yayılması için oldukça uygun ortamlardır. Ayrıca, e-mail yoluyla gelen programların kontrolsüz çalıştırılması da bir başka potansiyel tehlike olarak karşımızdadır.
“Truva atı” (Trojan Horse) nedir. Bir virüsten farkı var mı:
Truva atı da aslında “virüs” ile eşdeğer. Tek farkı, ilk anda aldığınız programın yararlı bir şeyler yaptığını sanıyorsunuz ancak zararlı olduğunu daha sonra anlıyorsunuz. Mesela sadece bir virüs bulaştırmak için yazılmış bir oyun programı.
Virüsler programların yanında veri dosyalarını da bozabilir mi:
Bazı virüsler, doğrudan data dosyalarını bozabilirler. Birçok virüs, .DAT, .OVR, .DOC gibi çalıştırılabilir olmayan dosyaları hedef alıp bozabilmektedir. Ancak bilgisayar virüsleri de bir çeşit “bilgisayar programları” olduğundan, virüsün yayılabilmesi için mutlaka virüs kodunun çalışması lazım. Bu yüzden, bir düzyazı içeren dosyanın (text) virüs taşıma ihtimali yok.
Macro virüsü nedir:
Bazı programların, uygulama ile birlikte kullanılan “kendi yardımcı programlama dilleri” vardır. Söz gelişi, popüler bir kelime işlemci olan “MS Word”, “Macro” adı verilen yardımcı paketlerle yazı yazma sırasında bazı işleri otomatik ve daha kolay yapmanızı sağlayabilir. Programların bu özelliğini kullanarak yazılan virüslere “macro virüsleri” adı verilir. Bu virüsler, sadece hangi macro dili ile yazılmışlarsa o dosyaları bozabilirler. Bunun en popüler ve tehlikeli örneği “Microsoft Word” ve “Excel” macro virüsleri. Bunlar, ilgili uygulamanın macro dili ile yazılmış bir şekilde, bir word ya da excel kullanarak hazırladığınız dokümana yerleşir ve bu dokümana her girişinizde aktif hale geçer. Macro virüsleri, ilgili programların kullandığı bazı tanımlama dosyalarına da bulaşmaya (normal.dot gibi) çalışır. Böylece o programla oluşturulan her doküman virüslenmiş olur .
Bilgisayarın virüs kapıp kapmadığını nasıl anlarım:
Eğer bilgisayarınıza virüs bulaşmışsa, bu durumda bilgisayarınızda “olağan dışı” bazı durumlar gözlemleyebilirsiniz. Bazı virüsler, isimleri ile ilgili bir mesajı ekranınıza getirebilir. Bazıları makinanızın çalışmasını yavaşlatabilir, ya da kullanılabilir hafızanızı azaltır. Bu son iki sebep sırf virüs yüzünden olmasa da gene de şüphelenmekte fayda var.
Bilgisayarınızın virüs kapıp kapmadığını saptayan “anti-virüs” programları da var. Bu programlar, bilgisayarınızın virüs kapabilecek her tarafını (hafıza, boot sector, çalıştırılabilir programlar, dokümanlar vb) tararlar. Bu programların virüs saptama yöntemleri 2 türlüdür:
• Kendi veritabanlarındaki virüslerin imzalarını (virüsün çalışmasını sağlayan bilgisayar programı parçası) bilgisayarınızda ararlar.
• Programlarınızı, virüs olabilecek zararlı kodlara karşı analiz edebilirler.
Günümüzdeki popüler anti-virüs programlarının veri tabanlarında 1000’lerce virüs imzası ve bunların varyantları vardır. Bu veri tabanları, yeni çıkan virüsleri de ekleyerek sık aralıklarla güncellenir. Bütün virüs programları 3 temel işleve sahiptir :
Virüs Arama, bulma (virüs scanner)
Bulunan virüsü temizleme (virüs cleaner)
Bilgisayarınızı virüslerden korumak için bir koruyucu kalkan oluşturma (virüs shielder)
Virüs kalkanları, bilgisayarınız her açıldığında kendiliğinden devreye giren, ve her yeni program çalıştırdığınızda, bilgisayarınıza kopyaladığınızda (başka bir bilgisayardan, internet üzerinden, disketten vb) bunları kontrol eden ve tanımlayabildiği virüs bulursa sizi uyaran ve virüs temizleme modülünü harekete geçirebilen araçlardır.
Bazı popüler anti virüs programları:
• McAfee Associates, Inc
• IBM Anitvirus
• Norton Antivirus
• F-Prot
• Thunderbyte Antivirus
Bilgisayarım virüslendiğinde nasıl temizlenir:
Bir programın virüslü olduğundan şüpheleniyorsanız, bu durumda. Yapacağımız ilk iş, o an kullandığınız tüm uygulamaları kapatmak, yaptığınız işleri saklamak. Ardından, bir anti virüs programı ile bilgisayarımızı gerekirse disketlerimizi tararız.
Eğer bilgisayarınızın sistem alanları da etkilenmişse, bu durumda bilgisayarımızı kapatırız. Ardından, bilgisayarımızı “temiz bir sistem disketi” ile açarız. Bu yüzden, her zaman böyle bir disket bulundurmak faydalı olacaktır (windows95 için Rescue Disk). Daha sonra, bir virüs tarama/temizleme programı ile bilgisayarımızı tararız.
Virüslerden korunma yolları nelerdir:
En iyi korunma yolu, şüpheli programları, güvenmediğimiz internet sitelerinden, aldığımız programları hemen kontrol etmeden çalıştırmamak. Dışardan bir program aldığımızda “Mutlaka Bir Vırus Tarayıcı İle” kontrol edilmeli.
Ancak, bu korunma önlemi de yetmeyebilir. Virüsler yanında, çalıştırdığınızda bilgisayarınızın önemli dosyalarını silen, disklerimizi formatlamaya çalışan ve ilk anda yararlı gibi görünen (söz gelişi ilk anda bir oyun programı olduğunu sanırsınız) programlar da var. Bu programlar, genellikle, illegal programların bulunduğu birtakım kontrolsüz FTP sitelerinde, web sitelerinde bulunmaktadır. Bu tip programların dağıtıldığı önemli yerlerden biri de haber gruplarıdır (usenet news). Aldığınız bir mailin sonuna eklenen mesajlardan gelebilir. Programı alırsınız, içinden hiç virüs çıkmaz. Ama, aldığınız program, çalıştırıldığında, aslında makinanıza ciddi zararlar veren bir algoritmayı doğrudan çalıştırıyor olabilir. Bu yüzden, çok dikkatli olmak lazım. Önemli dosyalarınızın (sistem dosyaları, önemli kişisel dosyalar vb) yedeklerini almaya çalışın.
Bilgisayarımıza, bir virüs koruyucu kalkan programı yüklenirse iyi olur. Bu da, bizi bir miktar koruyacaktır. Bazıları, disk formatlama, dosya silme vb gibi konularda kullanıcıyı uyaran özelliklere sahiptir.
Internet’ten aldığım e-posta’dan bilgisayarım virüs kapabilir mi:
Bu soruya günümüzde kolayca “hayır” demek ne yazık ki tam mümkün değil. e-posta programları ve protokoller çok gelişti. Ama gene de, e-mail ile virüs bulaşmasının çok çok zor olduğunu söyleyebiliriz. Öncelikle,
• Sadece düz yazı içeren bir e-postayı okumakla sisteminize virüs bulaşmaz.
• Eğer aldığınız e-posta ile birlikte bir “attachment (eklenmiş dosya)” varsa (eklenmiş dosya, herhangi bir çalıştırılabilir (executible) dosya olabilir), mailinizi okuyup gelen dosyayı diskinize saklamakla “o dosya virüslü dahi olsa” yine virüs bulaşmaz. Tabii, eklenmiş dosyayı çalıştırırsanız ve o dosya da virüslü ise, sistemimize virüs bulaşabilir.
• Yıllar içinde mail programları oldukça gelişmiştir. Bazı özel tekniklerle, mail içine “doğrudan çalıştırılabilir kod” ekleme olanağı vermektedir. Daha çok yeni olan bu kullanım, tüm potansiyel virüs saldırılarına açıktır. Dolayısıyla, bize gelen bir maili okumadan önce, “konusuna” ve “kimden gönderildiğine” ayrıca “uzunluğuna” bakıp ona göre bir karar verebiliriz. Kullandığınız mail programı, bazı seçeneklerini değiştirirsek, maili okumak için açtığımız anda, bizin onayınızı almadan, aslında bir program olan ilgili kod çalışmaya başlayabilir.

Internet’teki web sitelerine girdiğinde bilgisayar virüs kapabilir mi:
Hayır, bulaşmaz. web sayfalarını oluşturmada kullanılan HTML, sabit diske yazma/silme vb yapılmasına izin vermez. Bunun yanında, web sayfalarında çok kullanılan Java ve JavaScript ile yazılmış web uygulamaları da diskimize kesinlikle hiçbir şey yazmaz, hiçbir şeyi silmez. Bu yüzden, gönül rahatlığı ile web üzerinde dolaşabiliriz.