Yasak Şehir -Beijing ( Çin ) Çing ve Ming hanedanlıkları zamanında Çin İmparatorluğu'nun en önemli sarayı olan Yasak Şehir Çin'in Pekin bölgesinde bulunmaktadır.

720,000 m² lik bir alana kurulu olan muazzam büyüklükteki sarayın 8,886 odası bulunmaktadır.
Unesco tarafından 1987 yılında en geniş alana sahip kültür mirası olarak belirlenmiştir.







Yasak Şehir


VOLKAN ACAR Sayfa: 1 / 4
Son İmparator filmini ilk kez 1987'de izlemiştim. Çin İmparatorluğu'nun son varisi Pu Yi'nin kişiliğinde, yüzyılın başından 1970'lere kadar Çin tarihinin kısa bir özetini de veren bu filmde en aklımda kalan sahne şu olmuştu:
Küçük Pu Yi, Saray'da yaramazlık yapıp hizmetkarların elinden kaçarken, birden kendisini, altında dönüp durduğu sarı ipeklerle örtülü kapının dışında bulur. Dışarı çıktığında gördüğü sahne ise muhteşemdir: Devasa bir avluda, rengarenk giysilere bürünmüş binlerce görevli kendisini selamlamaktadır. Yıllar sonra yolum Çin'e düşüp Pekin'de yaşamaya başlayınca, doğal olarak öncelikle adını çok duyup hakkında fazla birşey bilmediğim bu gizemli mekanı görmek istedim. Ancak Yasak Şehir'i ilk gezdiğimde edindiğim izlenim hiç de umduğum gibi değildi. Ne filmdeki o büyülü havayı yakalamıştım, ne de bu koca saray bende binlerce yıllık Çin İmparatorluğu'nun ihtişamına dair herhangi bir iz bırakmıştı.

Sonradan, sarayı birlikte gezdiğimiz tüm arkadaşlarımın ve misafirlerimin de aynı düşüncelerini paylaştıklarını gördüm: Bu muydu Yasak Şehir, Yasak Şehir dedikleri?
Ama ne olursa olsun, yine de hiçbirşey Yasak Şehir'in Çin tarihindeki önemini ve konumunu gözardı ettiremez.

Bu nedenle, Ekim 2005'de müze olarak açılışının 80. yıldönümünü kutlayan Yasak Şehir'i isterseniz hep birlikte gezmeye başlayalım.
Yasak Şehir deyimi birçok Batı diline olduğu gibi bize de İngilizceden geçmiş. İmparatorluk döneminde halkın buraya girmesi yasak olduğu için Batılılar bu devasa büyüklükteki mekanı "Forbidden City" olarak isimlendirmişler. Bu yapının Çincedeki adı ise eski saray ya da antik saray anlamına gelen "Gu Gong". Çinliler İngilizce kullandıklarında zaman da buraya "The Palace Museum" demeyi tercih ediyorlar.
Türkçe kullanım açısından en uygunu ise galiba burayı İmparatorluk Sarayı olarak adlandırmak.

Bazı kaynaklarda buradan "Purple Forbidden City" diye bahsedildiğini de görebilirsiniz. Çünkü, 15. yüzyılda Pekin başkent olarak ilan edilip yeni şehrin imarı başlayınca Saray için en uygun yerin seçimi dönemin alimlerine bırakılmış. Bilim adamları da ölçüp biçmişler ve bugünkü yerin bu dünyanın ekseni, merkezi olduğunu saptamışlar! Ve Sarayın yapım alanı olarak burayı önermişler.
Çünkü Çinlilere göre, öbür dünyanın, göklerin ya da evrenin merkezinde Kutup Yıldızı yer alırken, bu dünyanın merkezinde de İmparator yani Tanrı'nın oğlu oturmalıdır. Kutup Yıldızı'nın rengi de mordur. Dolayısıyla; göklerin merkezi Kutup Yıldızı, yerkürenin merkezi ise İmparatorluk Sarayı: Ve işte size Mor Yasak Şehir!
Görüldüğü gibi, Yasak Şehir'e, Pekin'in, Çin'in ve hatta dünyanın merkezi demek çok da yanlış değil!
Zaten bu merkezilik deyimi coğrafi olarak da uygun düşüyor. Çünkü 500 yıl önce Saray'ı merkez kabul ederek onun çevresine büyüyen Pekin, bu anlayışı Çin Halk Cumhuriyeti'nin kurulduğu 1949'dan sonra da devam ettirmiş. Kentin imarı için yapılan çalışmalarda, Yasak Şehir çevresindeki su kanalları 1. çevre yolu olarak kabul edilmiş ve diğer yollar bunu saracak şekilde tasarlanmış.
Halen kullanılan ve bu merkezi saran dairevi çevre yollarına yakında 7. cisinin de ekleneceğini söylersem, herhalde kentin ne kadar santralize olduğu konusunda kafanızda bir fikir oluşur.
Bilmeyenler için ekleyelim. Çinliler kendi ülkelerine de Merkezdeki Ülke ya da Merkezi Krallık anlamında Conggo diyorlar.
Bir diğer önemli not: Yasak Şehir'in hemen batısında yeralan, neredeyse onun kadar bir alanı kaplayan ve Congnanhay diye bilinen kompleks ise bugünkü Çin'in kalbi, yani Çin'in devlet ve hükümet merkezi. Başka bir deyişle Çin'in Kremlin'i ya da 20. yüzyılın Yasak Şehir'i.
Yılda 7-8 milyon insanın ziyaret ettiği Yasak Şehir, halen dünyadaki en büyük "korunmuş antik ahşap yapılara sahip" kültürel miras olarak biliniyor. Toplam 720.000 m2'lik bir alanı kaplayan, içinde 800 bina ve 9999 oda barındıran bu Saray-Müze, 1987 yılında da UNESCO tarafından Dünya Mirası listesine kaydedilmiş.

Tiananmen Meydanı'nın hemen kuzeyinde yeralan Saray'ın inşası 1406'da başlamış ve 1420'de sona ermiş. Çin İmparatorluğu'nun son iki hanedanının yani Ming ve Qing (Çing) hanedanlarının yönetim merkezi olan Saray, toplam 24 imparatora da evsahipliği yapmış.

1909'da henüz 3 yaşındayken tahta geçen son imparator Pu Yi ise, 1911'de bu şaşaalı emperyal geçmişin tarihe gömülüşüne sadece tanıklık edebilmiş. 1911'de İmparatorluk yıkılıp da, Sun Yat Sen önderliğinde Çin Cumhuriyeti ilan edilince Pu Yi'nin hayatı bağışlanarak, Saray'da yaşamaya devam etmesine izin verilmiş. Yani "Son İmparator" da, tahttan "feragat" ettiği yıldan, bir hükümet darbesinin gerçekleştiği 1924'e kadar yine burada yaşamış. Ama seleflerinden farklı olarak, bir cezaevi mahkumu şeklinde...
Sadece sembolik önemi olan bir tahtta oturan, İngiliz hocasının etkisiyle Batı yaşam tarzına hayranlık besleyen ve yüksek duvarların dışına çıkması yasak olan bir "İmparator"...
Yani İmparatorluk döneminde halkın Saray'dan içeri girmesi mümkün değilken, İmparatorluk yıkıldıktan sonra İmparatorun kendisi Saray'dan dışarı çıkamaz hale gelmiş.



Çin Cumhuriyeti (1911-1949) özellikle 1930'lardaki Japon işgaline kadar olan yıllarını, ayaklanmalar, darbeler ve sömürgeci devletlerin müdahaleleriyle dolu bir dönem olarak geçirmiş.
1924 yılında Pekin bu darbelerden birisine daha tanıklık etmiş. Ancak bu darbenin önemi, Pu Yi'nin zorunlu ikametinin de sonunu getirmiş olması ve "Son İmparator"u Saray'ı terketmeye zorlamış olması.
Yani artık, Çin İmparatorluğu'nun yıkılmasının üzerine, İmparatorların 500 yıl süren Saray hayatı da tümüyle sona ermiş.

500 yıl boyunca Doğu'nun en büyük İmparatorluğu'nun merkezi olan ve paha biçilmez hazinelerle dolu olan Saray, 50-60 yıldır içi boşalmış bir halde ziyaretçilerini kabul ediyor.
Dünyanın en ünlü İmparatorluk Saraylarından birisi olan Yasak Şehir'i gezerken görecekleriniz, kocaman salonların ortasında tek başlarına duran birkaç taht, boş salonların tavanlarından aşağıya sallanan birkaç fener ve kırmızı boyalı duvarları, sütunları saklamak ister gibi bir sağa bir sola dalgalanıp duran rengarenk ipekler.

Peki bu görkemli geçmişe tanıklık etmiş hazineler nerede dersiniz?
Zümrütler, altın, gümüş ve bronz süs eşyaları, seramikler, porselenler, ipekler, mine kaplı, lake kaplı el işçilik ürünleri, bambu eşyalar, binlerce elyazması eser, kaligrafi örnekleri, kitaplar, resimler...
Çalınmış mı, yakılmış mı yoksa savaşlar sırasında yağmaya mı uğramış?
Hiçbirisi değil.
İmparatorluk Sarayı'nın hazineleri şu anda Tayvan'daki Ulusal Müze'de sergileniyor.

Hazinelerin öyküsüne gelince...
Hanedan mensuplarının boşaltmasından sonra, Saray bir kurul tarafından yönetilmeye başlanmış ve bir müze açılması hazırlıklarına girişilmiş. O dönemde tutulan envanterlere göre hazinede kayıtlı eser sayısı, 1.200.000'e yakın görünüyor.
Japonların Kuzeybatı Çin'deki Mançurya'dan Çin içlerine doğru yayılmaya başladığı 1930'lu yıllarda, Japonların eline geçmesi ya da savaşta tahrip olması olasılığına karşı, hazinenin en nadide parçaları paketlenerek binlerce sandık içinde Şanghay'a gönderilmiş.
Ve bundan sonra da hazineler şehir şehir dolaşmaya başlamış: Nanjing, Sıçuan, Çongçing ve tekrar Nanjing. 1945-1949 arası süren İç Savaş'ta, Çin Komünist Partisi (gong çan dang) Milliyetçi Parti'ye (go min dang) galip gelmeden hemen önce de Milliyetçiler tarafından tarafından hazineler Tayvan'a nakledilmiş.
Bazıları bu olayı, ülke hazinesinin yurt dışına kaçırılması olarak yorumlarken, bazıları da "Kültür Devrimi" gibi bir kargaşa ve vandalizm döneminin yaşandığı bir ülke için bu durumu büyük bir şans olarak değerlendiriyor.







Kıpkırmızı duvarlar ve sapsarı çatılar... Yasak Şehir'e ilk girdiğinizde dikkatinizi çekecek görüntüler bunlardır. Koyu kırmızı renkli bu kalın ve yüksek duvarlar, sıradan bir Çinli için ulaşılamazlığı temsil eder.
Bırakın içeri girmeyi, çevresinde dolaşmak bile yasaktır. Altın sarısı çatılar ise, bu emperyal yapının en belirgin imzasıdır. Ülkedeki başka herhangi bir binanın çatısında kullanımı yasak olan bu renk, Saray'a kazandırdığı heybeti ve azameti biraz da bu ayrıcalığından almış gibidir.
Yasak Şehir, klasik emperyal mimarinin tüm özelliklerini taşımaktadır. Tüm binaların çatıları ve saçakları sırlı seramikle kaplıdır. Ancak, en büyük özellik Saray çatılarının seramiklerinin, İmparatorluk rengi olan sarıya boyanmış olmasıdır. Bunun tek istisnası ise kütüphanedir ve Yasak Şehir'deki kütüphanenin çatısı siyahtır. Çünkü, Çin Tıbbı'nın da temelini oluşturan 5 Element Teorisi'ne göre siyah suyu temsil etmekte ve bu nedenle yangından koruyucu bir özellik taşımaktadır!
Çatıların birleştiği köşelerde ise Uzakdoğu'da sıklıkla göreceğiniz bir süsleme hemen dikkati çeker. İnce işçilik ürünü olan bu süslemelerde, değişik yaratıklar ardı ardına sıralanmışlardır. Bu süslerin kuyruğunda yani en arkasında, devlet otoritesini temsil eden ejderha, en önde de çilin denen mitolojik bir kuşa binmiş bir adam bulunur. Bu iki yaratığın arasında yeralanlar da genelde çift sayıda olan çeşitli mitolojik hayvanlardır: Şeytanı defeden boğa, keçi-boğa, balık, aslan, denizatı, cennetatı, ejderin oğlu vb.
Bu süslemelerdeki toplam hayvan sayısı binanın önemine göre artmakta ya da azalmaktadır.
(Ama laf aramızda, artık plastikten seri üretimi yapılan ve kolayca üstüste geçirilen çatı süslemelerini, Çin'de her yerde görebilirsiniz: Göllerde gezen turistik teknelerde, büyük şirketlerin girişlerinde, restoran süslemelerinde, hatta küçük bakkal dükkanlarının kapı üstlerinde bile. Hem de artık büyük çoğunluğu, İmparatorluk döneminin acısını çıkarırcasına sarı rengi tercih etmişlerdir.)
Saray'ın çevresi 6 metre enindeki su kanallarıyla çevrilidir. Sarayı dış dünyaya kapatan duvarların yüksekliği 10 metre, surların uzunluğunun toplamı ise 3.5 km'dir.
Saray'ın tuğlalarının yapımında haşlanmış pirinç ve limon kullanılmıştır. Binaların çimentosunun harcında ise haşlanmış pirinç ve yumurta beyazı vardır. İnşaat sırasında 100.000 usta ve 1 milyon işçinin çalıştığı söylenir.
Saray'da 9999 adet oda vardır. Çünkü, 10.000 sayısı sonsuzluğu simgelemekte ve bu dünyaya ait olmadığı düşünülmektedir. Dolayısıyla bu dünyada sahip olunabilecek en yüksek rakam olan 9999'dur ve o da Tanrı'nın oğluna yani İmparator'a aittir.
Yasak Şehir'in dört tarafında da giriş kapısı vardır. Ön-arka kapı arasındaki mesafe yaklaşık 1 km, doğu-batı kapısı arası ise 750 metre kadardır.

Yasak Şehir esas olarak iki bölümden oluşmaktadır: Dış Saray ve İç Saray.
Dış Saray (güney), çeşitli törenlerin, kabullerin yapıldığı ve devlet hizmetlerinin yürütüldüğü yerdir ve beş salondan oluşur. İmparatorun, haremin ve hizmetlilerin bulunduğu İç Saray (kuzey) ise hanedanın yaşama alanıdır. Asırlık ağaçları, nadide çiçekleri, havuzları ve rengarenk balıkları barındıran en kuzeydeki küçük bahçe de dinlenme alanı işlevini görür.

Evet. Bu kadar ansiklopedik bilgiden sonra, sanırım sıra geldi Yasak Şehir'i gezmeye...

Saray'a girmek için önce Tiananmen'e gelirsiniz. Burada Mao'nun dev (ve artık belki de Çin'deki tek) resminin bulunduğu bu ünlü kapıdan geçtikten sonra da Saray'ın ana kapısına ulaşırsınız.
Sarayın ana giriş kapısı güneydeki Meridyen Kapısıdır. (Çünkü meridyen çizgisi Dünyanın merkezinden yani buradan geçmektedir!). Bu yüksek yapının üst katındaki davullar ve çanlar, imparatorun katıldığı törenleri duyururlar.
İmparatorlar Göktanrı'nın oğlu sayıldıkları ve öyle adlandırıldıkları için, kainatın merkezinde yaşamaları gerektiğine inanılır. Dolayısıyla da onun yaşadığı yere açılan kapı en azametli kapı olmak zorundadır.
Meridyen Kapısı'nın tam altında 3, yanlarında da 2 geçit vardır. Ortadaki geçit yalnızca İmparatorun kullanımına mahsustur. İmparatoriçe ise sadece düğün gününde bu kapıdan geçebilir. Bir diğer ayrıcalık da, saray memurlarının alımı için yapılan sınavda ilk 3 dereceye girenler için yapılmış ve bunların, İmparatorun huzuruna çıktıktan sonra bu kapıdan çıkarılarak onurlandırılmaları sağlanmıştır.
Kapının doğu tarafındaki geçit yüksek devlet görevlilerine, batı tarafındaki geçit ise imparatorluk ailesine ayrılmıştır. Saray'daki diğer memurlar ise ancak diğer geçitlerden giriş-çıkış yapabilirler.
Meridyen Kapısı'ndan geçer geçmez çıktığınız avluda önünüze 5 tane küçük köprü çıkar. Sarayın dört bir tarafını çepeçevre saran kanal, buraya da uzanmış ve bu avlunun ortasından geçmiştir. Artık kolaylıkla tahmin edebileceğiniz gibi, ortadaki köprü İmparator için, yandaki iki tanesi kraliyet ailesi için, en dıştaki ikisi ise diğer memurların kullanımına mahsustur. Dikkatli bakarsanız, bu mermer köprüler üzerindeki ejderha (İmparator) ve zümrüdüanka (İmparatoriçe) motiflerini görebilirsiniz. Bu kanal, dekoratif amaç dışında olası yangınlar için de hazır su kaynağını oluşturur.
Bu avludan sonra karşınıza Dış Saray'ın ana kapısı çıkar. Kapının önüne sağlı sollu yerleştirilmiş 2 adet bronz aslan ise, muhafızlık görevlerini yüzyıllardır sürdürmektedir.
Ve işte geldik Yasak Şehir'deki en geniş alana. Burası, Son İmparator filminde, en kalabalık figüran grubunun kullanıldığı alandır. Küçük Pu Yi'yi selamlayan binlerce asker, bu alanda toplanmıştır. Çünkü burası, İmparatorun da katıldığı törenlerde tüm Saray görevlilerinin toplandığı yerdir.
Bu alanı geçince, birbiri ardınca dizilmiş üç salon bulunur. Bunlardan ilki, sarayın ve devletin en önemli olaylarına, törenlerine evsahipliği yapar. İmparatorun tahta geçme töreni, doğum günü kutlamaları ve düğünü burada gerçekleştirilir, ordu komutanları savaşa buradan uğurlanır.
Bu salonun çatısına bakarsanız bronzdan yapılmış bir turna ve kaplumbağa gözünüze çarpar. Turna hükümranlığın sonsuzluğunu, kaplumbağa ise uzun yaşamı simgelemektedir.







3 sıra mermer terasın çevresinde 18 adet bronz kap sıralanmıştır. Bunlar o dönemki Çin'in 18 eyaletini temsil etmektedirler.
Salonun hemen önünde ise dev bronz kazanlar vardır. Saray'daki toplam sayısı 300'den fazla olan bu kazanlar, yangına karşı bir önlem olarak sürekli içi suyla dolu halde tutulurlar.
Bu ilk salonun bir diğer özelliği de, çatı dekorasyonuyla birlikte 40 metreye yaklaşan yüksekliğidir. Yani burası, Saray içindeki en yüksek binadır. İmparatorluk içinde İmparator'un daima en yüksekte olması gerektiği için, Çin'de yüzyıllar boyunca bundan daha yüksek bir binanın yapımına izin verilmemiştir. Yani burası beş yüzyıl boyunca yalnızca Saray'ın değil Çin'in de en yüksek binası olarak kalmıştır. Bu önemi bilindiği için de, Çin Cumhuriyeti döneminde (1911-1949) Meclis'in burada toplanması bile önerilmiştir.
Salonun ortasında sandal ağacından yapılma bir taht vardır. Tahtın çevresini de ejderha desenleriyle süslü altın kaplama sütunlar doldururlar.

İçeri girmenin yasak olduğu bu salonda, kalabalıktan fırsat bulup da kafanızı içeri uzatabilirseniz, tavanın ortasında incilerle oynayan iki adet ejderhayı görebilirsiniz. Camdan yapılmış ve civayla boyanmış bu desenlerin anlamı şudur: Ejderhaların oynadığı bu dev inci özel bir incidir ve görevi İmparatorluğu korumaktır. Öyle ki, bu inci hakkı olmadan tahtı ele geçirebilecek kişiyi tanıyabilecek özelliktedir. Eğer taht, Çin birliğini kuran efsanevi Sarı İmparator'un yani Huang Di'nin soyundan gelmeyen birisine geçerse inci onun başına düşecek ve ölümle cezalandırmış olacaktır!

İç Saray'ın girişindeki ikinci salon, önemli törenlerden ya da yabancı konuklarını kabulden önce İmparatorun beklediği, kıyafet değiştirdiği yerdir.
Üçüncü salon ise ana tahtın bulunduğu, ziyafetlerin verildiği, İmparator ve eşinin giysilerini değiştirdiği bölümdür. Saray'a alınacak memular da burada sınava tabi tutulur.
Bu salonun özelliği, çevresini süsleyen 1412 adet mermer ejderha ağzıdır. Çünkü, bu ejderha ağızları aynı zamanda yağmur drenaj sistemi olarak da çalışmaktadır. Eğer Yasak Şehir geziniz yağmurlu bir güne denk gelirse, ejderhaların ağzından suların fışkırdığını gözlerinizle görebilirsiniz.
Salonun arka duvarındaki iniş merdivenlerin ortasında ise, dev bir mermer blok hemen dikkati çeker. Binlerce işçinin Pekin'in 70 km dışından taşıyarak getirdiği 250 ton ağırlığında bu taşın üzerinde de, incilerle oynayan 9 adet ejderha resmedilmiştir. Nedendir bilinmez, kaynaklar bu mermer rölyefe dokunmanın cezasının "ölüm" olduğunu belirtmektedirler.
Ejderha, ejderha, ejderha... Gördüğünüz gibi, her yerde ejderha. Nedenine gelince...
Ejderha, Çin kültüründe gücün simgesi olarak kabul edilmektedir. Bu motifin kökeni konusunda değişik görüşler bulunmakla birlikte en fazla kabul göreni şudur:
Çin'in efsanevi hükümdarı olan Sarı İmparator (Huang Di), savaşlarda kullandığı silahlarının kaplamasında ilk olarak yılan figürünü kullanmış. Her savaştan sonra da yenilgiye uğrattığı boyların ya da fethettiği ülkelerin armasını kendi armasına yani yılana eklemiş. Yılan, zaman içinde kendisine eklemlenen diğer hayvanlarla birlikte değişe değişe bir tür mutasyona uğramış ve sonunda da ortaya klasik Çin ejderhası çıkmış: Vücudu yılan, pulları ve kuyruğu balık, boynuzları geyik, yüzü (mitolojik bir hayvan olan) çilin, pençeleri kaplan, gözleri şeytan bir yaratık. Hatta bazı ejderhalarda yarasa gibi kanatlar da görürsünüz.

Zaten Çinliler de, Sarı İmparator'un öldükten sonra ejderhaya dönüşerek ölümsüzleştiğine inanmaktadırlar. Bizde, hemen her mahallede "Peygamber soyundan geldiğini iddia eden" birisinin olması gibi, Çinlilerin çoğu da kendisini Huang Di'nin torunu ve ejderhanın mirasçısı olarak görür.
Gerçi ejderha sadece Çin'de değil tüm Uzakdoğu'da yaygın kullanılan bir motiftir. Ancak, Çin ve Kore ejderhalarının ayağında 5 parmak varken, Endonezya'da bu sayı 4'e, Japonya'da ise 3'e inmektedir.
Tabii bu durum bu bölgenin en büyük düşman-rakipleri olan Çin ve Japonya'nın farklı yorumlar yapmasına neden olur. Çinliler "Ejderha bizden yola çıktı, başka ülkelere uçarken parmaklarını düşürdü. Daha da uzaklara gitmeye kalkarsa hiç parmaksız kalacak" derler. Japonların bu durum karşısındaki yorumu ise şöyledir: "Ejderha asıl bizden çıktı. Başka yerlere giderken de parmak sayısı arttı ve 5 oldu. Umarız daha ilerilere gitmez, yoksa iyice artan ayak parmaklarıyla doğru düzgün yürümesi olanaksız hale gelir".
Klasik Çin resimlerinin çoğunda da, ejderhalar incilerle oynarken betimlenmiştir. Çünkü, inanışa göre ejderhalara sahip oldukları gücü veren ve onların göklere yükselmelerini sağlayan şey incidir.
Ve artık Dış Saray'ı bitirdik. Sıra geldi, hanedanın yaşadığı İç Saray'i gezmeye...
İç Saray'ın ana kapısını geçince, sağınızda prenslerin çalışma odaları, solunuzda da İmparatorun ve hadımağaların çalışma odaları yeralır.

Buradan sonra arka arkaya sıralanmış salonlar; devlet işlerinin yürütüldüğü, İmparatorların yaşadığı, resmi toplantıların yapıldığı ve yemeklerin verildiği bölümlerdir. Bu bölümdeki doğu ve batı sarayları ise cariyelerin ve diğer Saray halkının yaşam alanlarıdır.
İç Saray'da İmparatoriçenin ikametine ayrılan bölüm, Yasak Şehir'de Mançurya mimarisini barındıran yegane bölümdür. 1644-1911 arasında hüküm süren ve İmparatorluğun son hanedanı olan Çing hanedanı, Mançu hanedanıdır. Bu nedenle de buradaki tabelalarda hem Çin alfabesi hem de Mançu alfabesinin kullanıldığı dikkati çeker.
Yasak Şehir'de yaptığımız kısa tur, böylece sona erdi. Başta da söylediğimiz gibi, yüzyılların mirası hazinelerinden mahrum halde de olsa, Yasak Şehir mutlaka görülmesi gereken bir yer.

Bu sıralar gelirseniz Yasak Şehir'de yoğun bir restorasyon faaliyetinin sürdüğünü göreceksiniz.

Bir çok binanın dışında ve içinde iskeleler kurulmuş, solmuş boyalar yenilenmekte, yıllardır bakımdan geçmemiş ahşap parçalar tamir edilmekte ve dökülmeye başlayan çatılar elden geçirilmekte. Bundan daha önemlisi, Saray daha etkin bir sergi alanı haline getirilmeye çalışılmakta. Çünkü halen Saray'ın sadece üçte biri ziyarete açık durumda.
İçi boş durumda bekleyen kapalı mekanlar ise teknolojik olanaklarla donatılarak, Saray'ın yılın her dönemi hizmet veren bir Müze haline getirilmesine çalışılıyor.
Gerçi şimdiden de bazı yenilikler hizmete sunulmaya başlandı. Örneğin, Saray'a girerken aldığınız ve birkaç dilde hizmet veren "sesli gezi rehberi", artık GPS sistemiyle donatılmış durumda. Yani, artık hangi binanın önüne geldiyseniz kulaklığınızdan o binayla ilgili kayıtları otomatik olarak dinlemeye başlıyorsunuz.

Yani Çin, bir taraftan teknolojide atılımlar yapıp insanlı uzay uçuşlarına başlarken, diğer taraftan da (uzun zamandır ihmal ettiği bir şeyi hatırlayarak) kültürel mirasına sahip çıkmaya çalışıyor. Ve Yasak Şehir'in çevresindeki eski mahalleleri de koruma altına almaya hazırlanıyor.
Bir dönem, "eski" olan her şeye saldıran bir kültürün, artık "eski"nin korunacak tarafları olduğunu da görmesi epeyce sevindirici bir gelişme.