+ Yeni Konu aç
Toplam 4 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 4 arasi kadar sonuc gösteriliyor

olta çeşitleri ve hazırlanışı

Bakteri Spor Katagorisinde ve Diğer Spor Dalları Forumunda Bulunan olta çeşitleri ve hazırlanışı Konusunu Görüntülemektesiniz.->Olta deyince, bir yanlış değerlendirme ile ucuna yem takılan iğne kastediliyor. Oysa olta, bir mantara bağlı misinaya denir. Oltaya bağlanan ...

  1. #1
    Atsızın Atlısı fatih0920 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Üyelik tarihi
    Ekim.2009
    Nereden
    nazilli
    Mesajlar
    4.873

    Standart olta çeşitleri ve hazırlanışı

    .
    s11
    Olta deyince, bir yanlış değerlendirme ile ucuna yem takılan iğne kastediliyor. Oysa olta, bir mantara bağlı misinaya denir. Oltaya bağlanan misinaya beden, bedene bağlı misinalara da köstek denir. Olta takımı, mantara bağlı oltaya, ona bağlı bedene ve bedene bağlı kösteklerle kösteğe bağlı iğneye ve iskandillerin tümüne birden denir. Değişik olta takımları vardır. Bunları, en çok kullanım sırasina göre inceleyelim:
    1- ÇAPARİ
    Çapari OltasıÇok iğneli ve yemsiz olta takımı anlamına gelir. İğnelere, genel olarak kümes hayvanlarının kanat tüyleri takılır. Tüylerin deniz içindeki görüntüsü, küçük balık sürülerini andırdığından balıkların iğneye atlamasına neden olur. İğne adedi, tutulacak balığın cinsinden, kullananın becerisine göre değişmek üzere 12 iğneden 70 iğneye kadar olabilir. Tutulacak balığın büyüklüğüne göre, oltanın, bedenin ve kösteklerin kalınlığı da değişir. Genel olarak bu kalınlıklar 0.20-1.5 milimetre çap arasındadır. Başka bir deyişle, 20-150 numara misinadır.
    Küçük boy balık çaparilerinde (istavrit, kolyoz, uskumru, çıplakmezgit gibi), beden genel olarak 40-50 numara, köstekler ise beden numarasından 5-10 numara küçük misinadan yapılır. Balıklar büyüdükçe, bu numaralar da orantılı olarak artırılır. Basit bir çapari takımı için, önce köstekler hazırlanır. Avlanacak balığa göre belirlenen misinadan, 10-15 cm. uzunluğunda parçalar kesilir. Bu parçalara köstek denir. Kösteklerin her iki ucuna basit bir düğüm atılıp, düğüm ya pens ile ya da dişle sıkıştırılır. Kösteklerin bir ucuna iğneler kırmızı ibrişim ipliği ile birkaç kez ilmek atılarak bağlanır. Yapay yem olarak kullanılan kaz, ördek, hindi, martı tüyleri, ekseninden 8-10 tüyü içerecek şekilde sıyrılıp bir demet halinde iğnenin iç kısmına gene kırmızı ibrişim ipliği ile ilmek atılarak bağlanır. Böylece çaparinin köstekleri hazır hale getirilir.
    Mantara bağlı oltanın ucuna, balığın cinsine göre büyüklüğü değişen bir fırdöndü bağlanır. Fırdöndünün boş ucuna da 50-70 cm. kadar bir beden bağlanarak, bunun ucuna da başka bir fırdöndü takılır. Bu fırdöndünün boş ucuna, gene 1-1.5 metre uzunluğunda bir beden bağlanarak, bu bedene de bir kasa yapılır. Kasa, misinanın bir-iki kat katlanarak, çift düğüm atılıp halka haline getirilmesidir. Kasalı bedenin halkası, bir sandalyeye tutturularak gerilir ve en dipten başlamak üzere bedene birer düğüm halkası açılarak köstekler bu halka içine sokulup sıkılır. Kösteklerin, birbirinden açıklığı birbirine değmeyecek kadar olmalıdır. (Yaklaşık köstek boyundan 5 cm. fazla). Bu işlem tamamlandıktan sonra da kasa bağının ucuna, uygun ağırlıkta bir iskandil bağlanınca çapari takımı hazırlanmış olur.
    2- ZOKALI OLTALAR
    Zoka, balık şekli verilmiş olan ve ucunda bir veya birkaç iğne bulunan kurşun parçalarına denir. Profesyoneller zokalarını da kendileri yapar. Amatörler için bu olanaksızdır. Hazır olarak her türlü zoka satılmaktadır. Zokalar da iki türdür:
    a- YEMLİ ZOKALAR:
    Yemli zokaların ucundaki iğnelere fileto halinde ya da bütün olarak balık takılır. Zokaların cıvalı olması nedeniyle, meydana gelen parlaklık ve ucundaki yem, dip balıklarının dikkatini çeker ve zokaya atlamalarına neden olur. Hemen hemen her türlü balığın avlanmasında yemli zokalar kullanılabilir. Örneğin; mercan, çinekop, lüfer, lipsoz, kırlangıç, sinarit, orfoz, torik gibi.
    b- YEMSİZ ZOKALAR:
    Seğirtme ve yünlü olmak üzere ikiye ayrılırlar:
    1- SEĞİRTME ZOKALAR:
    Bunlar da zoka, kolyoz, uskumru, zargana, çinekop gibi balıkların şeklinde ve parlaktır. Bu zokalar, bu tür küçük balıkları yiyen balıkların (lüfer, kofona, palamut, torik gibi büyük boy balıkların) avlanılmasında kullanılır.
    2- YÜNLÜ ZOKALAR:
    Küçük balıkların (hamsi, istavrit, kraça) şekli verilmiş, ucunda bir adet iğnesi ve üstünde de bir deliği olan zokalardır. Üstteki deliğe, daha çok kırmızı renkli horoz kuyruğundan üç tüy takılır ve bir kibrit çöpü ile sıkıştırılır. Çöp suda şişince tüyleri sıkıştırır. Bu tüyler yüzen bir balığın yüzgeçlerini andırdığından, avlanacak balık zokanın parlaklığına da kanarak oltaya atlar.
    ZOKALI OLTA TAKIMLARININ HAZIRLANMASI:
    Avlanacak balığın iriliğine göre değişen kalınlıkta (0.30-0.50 numara) 50 kulaç olta, gene avlanacak balığın iriliğine göre değişen kalınlıkta (0.25-0.50) beden alınır. Olta mantara sarıldıktan sonra ucuna 10-15 cm. boyunda bir kasa yapılır. Kasanın düğümünün üzerine ise yaprak halinde küçük bir kurşun kıstırılır. Kasaya, gene balığın büyüklüğüne göre değişecek (1.5-2.5 cm.) boyda bir fırdöndü bağlanır. Fırdöndünün diger ucuna ise 1 metre kadar oltayla aynı kalınlıkta beden takılır. Bu bedenin ucuna takılan ikinci fırdöndünün diger halkasına gene olta ile aynı kalınlıkta, 3-4 metre ana beden bağlanır. Bu bedenin ucuna da zoka bağlanarak zokalı olta takımı hazırlanmış olur. Bu takımla, lüfer ve sinarit gibi yırtıcı balıklar avlanacağından, bir hırsız ilavesi gerekir. Hırsız, çift kat 40 numara misinanın zokanın ucundaki iğnenin dip tarafına bağlanarak ucuna 2-3 numara iğne takılması ile oluşan bir takımdır. Böylece yırtıcı balıklar zokaya yakalandığında, kurtulmak için çırpınınca hırsıza da yakalanırlar ve artık kurtulamazlar.
    3- UZUN OLTALAR
    Avlanılacak balığın cinsine göre 0.30-0.50 kalınlıktaki misinadan 40-50 kulaçlık bir parça bir mantara bağlanır. Misinanın ucuna 15-20 cm. uzunluğunda bir kasa yapılır. Daha önceki takımlarda da anlattığımız gibi kasa, olta ucuna çift düğüm atılarak oltanın halka haline getirilmesidir. Kasaya gene avlanacak lüfer türünün cinsine göre değişen büyüklükte (1.5 – 2.5 cm.) bir fırdöndü bağlanır. Fırdöndünün diğer ucuna ise ek bir beden daha bağlanır. Ek beden oltanın aynı kalınlığında ve 75 cm. uzunluğunda olur. Ek bedenin ucuna ikinci bir fırdöndü daha bağlanır. Bu fırdöndünün boş ucuna da esas beden bağlanır. Tamamlanmış olan olta ve beden bağlantılarından sonra kasanın hemen altına da bir yaprak kurşun bağlanır. Böylece ucunda iğne bulunmayan bir takım elde edilmiş olur.
    Bu takımın ucuna takmak için 25 cm. uzunluğunda 1-15. cm. kalınlığında çelik bir tel alıp telin ucun halka haline getirilir. Halkadan takriben 10 cm. aşağıya iki iğne çelik tele lehimlenir. İğnelerin araları 0.5 cm. olarak hesaplanır. Bu iki iğnenin 4-5 cm. aşağısına gene bir iğne lehimlenir. Bu iğneden de 9-10 cm. aşağıya avlanan balığın iriliğine göre seçilen son iğne lehimlenir. Böylece uzun olta takımı hazırlanmış olur.
    Bu takımda en makbul yem zarganadır. Zargananın başı yüzgeçleri hizasından kesilir. Baş telin halka halindeki ucundan sokulur. Siyah tire iplik ile kafa tele sıkıca bağlanır. Zarganadan çıkarılan yaprak halindeki iki parçadan birisi üstteki çift iğneye, sonra tek i
    ğneye ve en sonra da uçtaki iğneye takılır. Böylece yemlenmiş takım hazır hale gelir. Balık yaprak halindeki yeme atlar. Bu nedenle kafa bozulmaz 5-6 balıkta bir yaprak bozulursa yedek yaprak takılır.
    Bu takım avlanacak mahalde suya salınır. Yoklana yoklana balığın bulunduğu derinlik tespit edildikten sonra sabit kalınır. Balık vurduğunda ağır ağır çalınarak çekmek gerekir. Çünkü yaprak yemin iğnesiz yerinden kapmışsa daha yukarı, ya da daha aşağıya saldırarak iğneyi yutması beklenir.
    4- SEĞİRTME OLTALAR
    100 numara kalınlığında 50-60 kulaç olta mantara bağlanır. Oltanın boş ucundan 20 cm. kadar yukarıya küçük (25-30 gr.) kurşun parçalarından 3 adet kıstırma takılır. Oltanın ucuna da 4 cm.lik bir fırdöndü takılır. Fırdöndünün boş ucuna ise iki kulaçlık ve olta ile aynı kalınlıkta bir beden bağlanarak, gene aynı şekilde üç adet kurşun kıstırma takılıp (kurşun parçaları oltanın dipte dik durmasını sağlar) boş uca gene aynı büyüklükte bir fırdöndü daha takılır. Fırdöndünün ucuna da 80-100 numara, renkli ve 7 kulaç uzunluğunda ikinci beden bağlanır. Bedenin ucuna uygun büyüklükte kaşık, ya da büyük boy bir iğne takılır. Seğirtme olta ile daha çok sinarit avcılığı yapılacağından, büyük ölçüler kullanılmalıdır. Kaşık yemsiz olur. İğneye ise kolyoz, zargana, uskumru, istavrit gibi balıklar takılır. Balıklar ağzından iğneye sokulup, iğne ucu enseden çıkacak şekilde yerleştirilir. Gerekirse, balık atladığında yemin dağılmaması için balığın dudakları iğne sapına bağlanır.
    5- DİP SÜRTMESİ TAKIMI
    Hazır satılan sustalı çelik halkalardan bir adet alınarak bu çelik halkaya üç adet 4-5 cm. büyüklüğünde fırdöndü geçirilir. Tutulacak balığın iriliğine göre kalınlığı seçilen, 50-60 kulaç uzunluğu olan oltanın ucuna 3-5 cm.lik bir fırdöndü bağlanır. Fırdöndünün boş ucuna bir kulaç uzunluğunda ek bir beden bağlanır. Bu ek bedenin ucu da, çelik halkadaki fırdöndülerden en sağdakine bağlanır. İkinci fırdöndüye ise 7-8 kulaç uzunluğunda, olta ile aynı kalınlıkta esas beden takılarak ucuna 8 numara büyük iğne takılır. Üçüncü fırdöndüye ise 25 cm. boyunda bir misina bağlanıp ucuna 300-400 gramlık iskandil bağlanır. Küçük boy balıklar iğneye yem olarak takılır. Daha çok, kaya, tekir, iskorpit, hani gibi balıklar seğirtme olta takımında olduğu gibi iğneye takılır.
    6- KAŞIK OLTALARI
    Kaşık oltaları, zokaların bir başka türüdür. Elips şeklinde, ya da balık şekli verilmiş, uzun, yassı, üzerleri kromajlı saçtan yapılmış, yemsiz olarak kullanılan aletlerdir. Bir ucundaki halkaya, dörtlü bir zoka, öbür ucundaki fırdöndüye de genellikle 15-20 cm. uzunluğunda hazır satılan çelik beden bağlanır. Çünkü kaşık oltaları, daha çok yırtıcı ve keskin dişli balıklar içindir. Sinarit, lüfer ile göllerde turna gibi. Bu balıklar zokaya takıldıklarında, bedeni keserek koparabilirler. Çelik bedenin ucundaki kilitli klipsli fırdöndüye esas beden bağlanır. Bu beden de başka bir fırdöndü ile oltaya bağlanır. Göllerde kullanılan kaşık oltaları ise gerçek anlamda bir yemek kaşığı görünümündedir. Denizlerde; bedene, kaşıktan 10-15 kulaç sonra, göllerde ise kaşıktan bir-iki kulaç sonra birer kıstırma, yani kurşun yaprak bağlanarak takım tamamlanır. Olta, beden ve kaşıkların büyüklüğü tutulacak balığa göre hesaplanır. Esasında tutulacak balığın adını söyleyerek ona göre kaşık oltası alınabilir.
    7- YEMLİ OLTALAR
    Bedene bağlı kösteklerin ucundaki iğnelere yem takılarak yapılan olta takımına yemli oltalar denilir. İzmarit, mezgit, kaya, gibi küçük balıkların avlanmasında kullanılır. Bedene, çapari takımında olduğu gibi kasa bağı yapılır, halkasına iskandil bağlanır. Sonra gene çaparide olduğu gibi, 3 adet köstek bedene bağlanarak uçlarına da iğneleri takılır. Yem olarak midye, karides, kurtçuk, balık parçaları kullanılır.
    8- PARAKETE
    Bedeninin üzerinde, 100-200 arasında değişen köstekler bulunan çok iğneli ve yemli bir av aracıdır.
    Köstek sayısına göre değişen uzunlukta, 1-2 mm. çapında, sağlam yapılı, kınnap ya da misina beden olarak kullanılır. 60-70 cm. uzunluğunda 50-60 numara misinadan köstekler kesilir. Kösteklerin iki ucu düğümlenir. Bir ucuna 1-2 numara çapraz iğne bağlanır. Boşta kalan uç, çaparide olduğu gibi bedene atılan bir düğümün halkası içine sokularak sıkıştırılır. Sonra köstek, düğümün, bir sağından, bir de solundan atlatılarak ortaya çıkan halkaların içinden geçirilip sıkılır. Böylece artık kösteklerin yerinden oynamasına olanak kalmaz. Köstekler arası, kösteklerin birbirine değmeyeceği ve yakalanan balığın diğer köstek ile dolaşmayacağı uzunlukta olmalıdır. Genel olarak bu ara, balığın büyüklüğü hesaba katılarak, 80-90 cm. olarak kabul edilir. Böylece hazırlanan olta bedeninin uçlarına, bir baştan, bir de sondan olmak üzere iki adet 1-2 kg. ağırlığında taş bağlanır. Balığın bol olacağı tahmin ediliyorsa, bir de ortadan taş bağlamak iyi olur. Baştaki ve sondaki taşın uçkurundan avlanacağımız derinliğe göre değişecek olan 50-70 kulaçlık birer ip takılır. İplerin ucuna da birer şamandıra bağlanır. Takımın iğneleri, hasır bir sepetin kenarına iğneler iliştirilerek, bedeni ise sepet içine bırakılarak sandalın içine alınır. Av mahalline gidilirken yemleme yapılır. Daha çok istavrit ve izmarit gibi balıklar, ya bütün olarak, ya da fileto çıkarılarak iğnelere takılır ve sıra ile iğneler denize bırakılır. Öğle güneşinin olduğu saatlerde bırakılan parakete 1-2 saat sonra toplanmalıdır. İki şamandırası olduğundan, bir taraftan toplarken olta takılırsa, hemen bırakıp öbür şamandıradan çekilirse olta ilişkenden kurtulabilir. Paraketeyi geceden bırakmak doğru değildir. Çünkü daha çok dip balıkları için kullanılan parakete, gece bırakılırsa, diğer balıklar tutulan balıkları sakatlamaktadır. Hatta çağanozlar bile tutulan balıklar için tehlikeli olmaktadır.
    9- TELLİBEDEN
    Amatör balıkçıların pek kullanmadığı, ancak son derece zevkli ve verimli bir olta balıkçılığı aracıdır. Tellibeden için, 1 mm. çapında, yaklaşık bir metre uzunluğunda, galvanizli (paslanmaz) bir çelik tel alınır. Bu telin ortasına ve iki ucuna bir pens ile üç adet kulp yapılır. Telin uçlarındaki iki kulpa 3-5 cm. uzunluğunda, 50-60 numara birer adet misina bağlanır. Misinaların ucuna da birer adet fırdöndü bağlanır. Fırdöndülere, 50-70 cm. uzunluğunda, 40-50 numara birer adet köstek bağlanır. Kösteklere de 3-4 numara iğne bağlanır.
    Tellibedenin ortadaki kulpunun üstüne, bir kasa yapılıp takılır. Bu kasanın üstüne de 2-3 cm. büyüklüğünde bir fırdöndü takılır. Mantara bağlı bedenin ucundaki kasa ise fırdöndünün üst ucuna bağlanır. Ortadaki kulpun alt ucuna da, 200-300 gr. kadar bir iskandil bağlanarak Tellibeden olta takımı hazırlanmış olur.
    Tellibeden ile en çok kırlangıç olmak üzere çeşitli dip balıkları tutulur. Lipsoz, iskorpit, zaman zaman barbunya, kalkan gibi balıklar bile tellibeden oltaya gelirler. Yem olarak fileto halinde veya bütün olarak istavrit, izmarit, mezgit gibi balıklar kullanılır.
    Barbunya ya da tekir için hazırlanacak tellibedenlerin hazırlanışı da aynı olmakla beraber, burada çelik bedenin orta kulpunun her iki tarafına 12 cm. ara ile üçer adet köstek bağlanır. Kösteklerin kaymaması için, çelik telin köstek bağlanan yerleri bir çekiçle ezilerek düzleştirilir. Köstekler 35 numara misinadan yapılır, uzunlukları 20 cm. olarak hesaplanır. Böylece daha çok sürü halinde gezen bu balıkların bir defasında altısının birden yakalanması sağlanmış olur.
    10- ÇARPMA
    Büyük boy balıkların sürüler halinde olduğu zamanlarda çarpma zokası tabir edilen, dörtlü çengel gibi iğnesi olan zokalardan bir adet alınarak, seğirtme zokası gibi olta takımı yapılır. Balıkların kabardığı, sıkıştığı mahallerde hiç yem kullanmadan, oltayı suya salıp kuvvetlice çalınarak yapılan bir av şeklidir. Olta çalınınca, sürü içine giren zoka balıkların çeşitli yerlerine takılarak balıkları avlar. Bu tür avcılıkta balıklar kuyruklarından, sırtlarından, kafalarından takılarak gelirler. Onun için oltayı zorlarlar. Kalın olta takımı kullanmak gerekir. Torik, lüfer, palamut avcılığında kullanılır.
    11- KÖSTEKLİ BEDEN
    40 numara, 50-100 kulaç uzunluğunda olta bir mantara bağlanır. 100 gr. ağırlığındaki iskandilin bir gözüne, birbuçuk kulaç uzunluğunda ve 40 numara beden bağlanır. Bu bedene gene aynı kalınlıkta, 25 cm. uzunluğunda iki köstek bağlanır. Kösteklerin aralarındaki uzaklık, birbirine dolaşmayacak şekilde olmalıdır. Bu takımdaki köstekler için aralık köstek boyundan 5 cm. fazla olarak 30 cm.dir. Kösteklerin ucuna da 3 numara iğne bağlanır. Arzu edilirse iskandilin boş ucuna da bir köstek takılabilir. Ancak taşlık, ilişken yerlerde, uçtaki bu köstek takılacağından oltada sakatlıklara yol açar. Beden, bir fırdöndü kanalı ile oltaya bağlanır.
    12- SİNEK OLTASI
    Bizde, daha çok sinek oltası diye anılan, ancak, yemli olta, ya da düz olta da denilen bir olta takımıdır. Hazırlanışı son derece basittir. Tüm amatör balıkçılar, avcılığa başladıklarında ilk kez sinek oltası ile tanışırlar. 25 Numara bedene 20 numara üç adet köstek bağlanır. Kösteklerin ucuna adına sinek iğnesi denilen en küçük iğneler bağlanır. Kösteklerin bağlı olduğu beden, mantara bağlı bedene, çapari takımında olduğu gibi bağlandıktan sonra, dip iğnenin altındaki kasaya da ufak bir iskandil takılarak takım meydana getirilir. İskele başlarında yapılan avcılık için en ideal takımdır.
    13- KÜSPE OLTASI
    Göllerde sazan avı için kullanılan bir oltadır. Bu oltada kullanılacak yem ayçiçeği yağı çıkarılırken posa olarak kalan küspenin preslenmesi ile plaka halinde hazırlanır ve satılır. Küspe plakaları testere ile kesilerek kenar uzunlukları 5-6 cm’lik küpler haline getirilir. Yem bu şekilde hazırlandıktan sonra olta takımı mantar plaka veya kasnağa 50-60 numara ve 50 m.’den az olmayacak uzunlukta misina sarılması ile başlar. Oltanın bitimine 1.0 veya 2.0 numara klipsli, kilitli fırdöndü bağlanır. Küspenin takılacağı kısım telli (Küspenin ortası delinerek takılır), Misina kementli (Küspenin üst ve alt kenarlarına kementin oturması için çentik atarak sıkılır), Vidalı (Piyasada satılan, küspenin delinerek takılacağı parça) olması isteğe bağlıdır. Küspenin takılacağı kısım bedeni oluşturur. 5-6 cm’lik kösteklere 8 adet 1/0 veya 1 numara kısa sap, bronz, çapraz iğne bağlanarak küspe parçasının her yanına dağılacak şekilde yukarıda açıklanan bedenlerden birine bağlanır. Olta ile köstek misinaları arasında kalınlık olarak 15 numara fark olmalıdır ki ( olta 50 numara ise köstek 35 numara gibi) çok iğneli takımın dibe takılması durumunda çekilince takılan köstek kopar ancak takım kurtulur.
    Ayçiçeği yağı kokusuna gelen sazan, sert küspeyi emerken dudakları, yanağı veya vücudunun başka bir yerinden iğnelerden biri ya da birkaçına yakalanır. Sazanı kalın dudaklarından garantili yakalamanın yolu ise 8 iğneden bir ikisini solucan veya mısır ile yemlemektir.
    14- KIBRIS OLTASI
    Deniz kıyılarında kurnaz ve ürkek gezinen kefalleri avlamak için kullanılan, bir olta takımıdır. 40 ile 50 m. arası olta olarak kullanılacak 30-35 numara misina ister makaraya, ister mantar plaka veya kasnak üzerine sarılır. Oltanın sonuna 3-4 numara klipsli, kilitli, fırdöndü bağlanır. Bundan sonraki bölüm biraz zahmetli olup emek ister. Ancak doğru yapılırsa sonuç kesindir. 12 ile 15 arası 4 veya 5 numara galvaniz çapari iğnesi, 30-35 numara misinadan 10 cm’lik köstekler kesilerek bağlanır. Bedeni oluşturmak için 50 cm boyunda ve 30-35 numara misina kesilerek bir ucuna kasa ilmeği atılır. İlmekten sonraki kısma iğne bağlanmış köstekler birbirlerinin arasında 1.5-2 cm’lik aralıklarla ve köstek boyu 3-4 cm kalacak şekilde kazık bağı (syf. 23, şekil 5) ile bağlanır. Köstekleri bedene bağlama işi sık aralıklı olması nedeniyle zordur, iğneler elinize batabilir. Bedene bağlanan kösteklerin aynı yöne bakması av sırasında en iyi sonucu verir. Beden üzerinde iğnelerden sonra boş kalan 30 cm’lik kısmın sonuna ise dikkat çekmeyecek, tabii renkte, cevizden az iri bir mantar bağlanır.
    Bu oltada yem olarak taze ekmek kullanılır. Ekmek el ayası büyüklükte kesilerek, kabuğu içte kalacak şekilde dolma gibi sarılır. Kasa ilmeğine yakın ilk iğne, içte kalan ekmek kabuğuna kadar sıkıca saplanır. Beden iğneler dışarıda kalacak şekilde ekmek üzerine sarılır (paketlenir). Son iğnede ekmeğe sıkıca saplanır. Kasa ilmeği klipsli fırdöndüye takılır. Kefal bulunduğu bilinen bölgeye atılan olta mantarında yardımı ile ekmeğin su üzerinde durmasını sağlayacaktır. Su üstündeki ekmekten parçalar koparmaya gelen kefallerde koparma sırasında yaptıkları hareketlerden iğnelere yakalanacaktır.

  2. #2
    Atsızın Atlısı fatih0920 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Üyelik tarihi
    Ekim.2009
    Nereden
    nazilli
    Mesajlar
    4.873

    Standart

    .
    Her Suyun, Her Balığın Takımı Farklıdır; Yanlış Takım Boşa Bekletir, Boş Döndürür
    Bu bölümde anlatılan olta takımları en genel şekilleri ve uygulamaları ile tanıtılmaktadırlar. Kısaca nasıl yapılır, nerelerde kullanılırlar gibi soruların cevabı verilmektedir. Aslında pek çok takımda tam ayırım yapmak mümkün değildir. Mesela çapariler hem sarkıtmalardan sayılırlar hem de ayrı bir grup içinde incelenebilirler, zokalı takımlar da aynı şekilde çoğunlukla sarkıtma gibi kullanılır, çatal köstek veya ağırlığı ortada olan sarkıtmalar pek çok şartta savurma dip takımı olarak da kullanılabilirler, şamandıralı takımların bazen sarkıtma gibi bazen de özellikle tatlı sularda yeldirme gibi kullanıldığı uygulamalar vardır. Kırlangıç için düzenlenen terazi beden sarkıtma, dip takımı veya akıntıyla sürüklenmeye bırakılmış tekneden dip sürütmesi olarak kullanılabilir. Bu tür değişik uygulamalar ve özel takımlar balıkların nasıl avlanacağı anlatılırken ayrıca anlatılmaktadır.

    Sarkıtmalar
    Sarkıtmalar, adı üzerinde yukarıdan aşağı sarkıtılarak kullanılan takımlardır. Bunu yapmak için suyun üzerinde olmalıyız. O halde sarkıtmaların nerelerde kullanılacağı hemen anlaşılmaktadır; bunlar iskele, duba veya köprü üstleri, sandallar veya yüksek kıyı profili gibi yerlerdir. Genel olarak da derince sularda kullanılır denebilir. Bunun dışında akıntı durumuna göre de iskandilin ağırlığını arttırıp eksilterek değişik şartlara uydurulabilirler.
    Genel görünüşleri yandaki gibidir fakat şartlara göre farklı şekillerde de hazırlanabilirler. Bunların hepsinin adı ve kullanılışı da farklıdır. Sıralayacak olursak; yemli çapariler, üç köstekli takımlar, çatal köstekli takım, akıntılı sularda uzun köstekli takım diyebiliriz.
    Aslında yemli çaparilerde sarkıtmalar grubuna alınabilir. Yine de çaparilere ayrıca bakacağımızdan burada bahsetmiyoruz.

    Üç köstekli takımlar:
    Bunların en geneli üç köstekli takımlardır, hata o kadarki bu takıma genelde üçlü veya üç köstekli de denir. İsteğe ve ihtiyaca göre iki veya dört köstekli olarak da düzenlenebilir ama genelde beş köstek ve fazlası çapari olarak sayılacağından daha fazla köstek konmaz. Bu takımlar iki şekilde düzenlenebilir; birincisi iskandilin uçta olduğu tiptir. Resimde solda en baştaki takım buna örnektir. Çok iri olmayan her türlü balığın özellikle de taş balıklarının avında kullanılır. Yeter uzunlukta olta ipinin ucuna bir fırdöndü ve fırdöndünün diğer ucuna da 70 – 80 santim uzunluğunda beden bağlanarak takımın ana hatları ortaya çıkar. Beden genelde olta ipinden daha ince misinadan seçilir ve ucunda bir iskandil kasası yapılır. İstenirse ilk fırdöndüden sonra olta ipi kalınlığında 80 santim kadar bir parça eklenir bunun ucuna ikinci bir fırdöndü bağlanır, beden ikinci fırdöndünün boş gözüne bağlanır. Bu araya konan parçaya kolçak denir. Yine de kolçak bu takımlarda sık kullanılan bir eleman değildir. Mezgit gibi oltaya gam yaptıran balıkların avında veya akıntı nedeni ile takımda oluşan gam miktarını azaltmak amacı ile kullanılabilir. Köstekler beden de incedir ve boyu 10-12 santimi pek geçmez. Takımın yapımında uyuma dikkat etmeli, fırdöndüden olta ipine, iğneden köstek boyuna tüm elemanler birbirleri ile uyumlu olmalıdır. Avı yapılan balığa göre takımın kalınlıkları ve uyumu o balığa ilişkin sayfalarda ayrıca belirtilmektedir. Takımın kullanılması dip yapısına ve akıntının durumuna göre değişir. Temiz, kumlu diplerde iskandil kuma yatırılarak takım iskandili dipten kasmeyecek kadar gergin tutulursa hassas olur. Balık vurunca hafifçe çalınarak iğnenin oturması sağlanır. Dibi taşlık, kayalık ilişken olan yerlerde ise iskandil dibe oturtulmaz dipten 10-15 santim kadar yukarıda tutulurak hem yemlere hareketlilik sağlanır hem de olası takılmaların önüne geçilmeye çalışılır. Takımı kullanırken en çok hangi iğnelere balık geldiğine dikkat etmek gerekir. Eğer tüm iğneler eşit olarak balık alıyor ise sorun yoktur. Ama genelde balık daha çok en alt iğnelere geliyor ise verimi arttırmak için takımı yeniden düzenlemek gerekir. İlk deneme köstek boylarını ve beden boyunu kısaltmak olmalıdır. Bundan sonuç alınmaz ise o halde iskandili hafifletip bedenin gerisine alarak; ağırlığı ortada olan sarkıtmalara çevrilir ve yeldirme gibi kullanılır. Bu verimi arttırsa bile takımın indirilirken çok dikkat gerektirmesi aksi halde karışarak bozulması ve çok yavaş çalışma gereği nedeni ile sıkıcı olabilir. Derin ve akıntı olmayan veya sert akıntılı yerlerde daha da zordur ve pek uygulanmaz; normal akıntılı yerlerde ise serbest indirilen takımda akıntı, bedeni oltadan uzak tutarak karışmayı önleyeceği için daha hızlı ve başarılıdır denebilir.
    Kuvvetli akıntısı olan dip yamaçlarının başları, kayalık burun başları gibi yerlerde üç köstekli takımda biraz daha değişiklik yapmak gerekir ve ağırlık ortaya alınabilir. Resimlerden soldan ikincisi böyle bir takıma örnektir. Özellikle taş balıklarının avında ve soğuk sonbahar günlerinde iyi sonuçlar verir. Takımın farkı kullanılan iskandilin iki ucununda delikli olmasıdır, bu iskandile mavruka denir ve bir ucuna iki köstekli beden bağlanırken ikinci gözüne de bir köstek bağlanarak yine üç köstekli takım elde edilir. En uçtaki kösteğin boyu 20 hatta akıntı durumuna göre 40 santime kadar olabilir. Tabii kösteğin uzatılabilmesi için akıntının hızlı olması gerekir. Dibin durumu ne olursa olsun bu takım kullanılırken iskandil dibe oturtulmaz; dipten uç kösteğin uzunluğu kadar yukarıda tutulur. Akıntı sert ise, uç köstek akıntı ile uzanacağından dipten uzaklaşır böylece takım biraz daha aşağı indirilebilir.
    Bu takımla, yani üç köstekli takımla, izmarit, mezgit, istavrit, kolyoz, uskumru, mercan, ispari, karagöz, hani, lipsoz, lahos, eşkina gibi pek çok balık tutulabilir. Takımın yemleri balığa göre değişmekle beraber midye, karides, sülünez, balık eti, garos gibi çok çeşitlidir.

    Çatal Köstekli Takım
    Bu takım yukarıda görüldüğü gibi ağırlığı ortada olan üç köstekli takıma benzer, kullanım yeri de hemen hemen aynıdır yani akıntılı yerlerde, yar başlarında kullanılır. Aradaki tek fark ağırlığın alt ucunda bir yerine iki köstek bulunmasıdır. Bu şekilde balığın bol olması durumunda daha fazla balık yakalama şansı elde edilebilir. Yalnız takıma ismini veren çatal köstekler birbirlerine karışarak sık sık problem yaratır. Bunu önlemek için ilk uygulanan yol köstek boylarını farklı tutmaktır; genelde kösteklerden biri 10-15 santim olurken diğeri 25 santime kadar uzatılır. Ama bu da dolaşmaları pek önleyemez.
    Özellikle kırlangıç balığı avında kullanılan, terazi beden olarak bilinen ve yanda resmi olan, çatal bedenli takım bu takımın özel bir uygulaması olarak kabul edilebilir. Takımın o şekilde düzenlenmesi karışmaları oldukça azaltır. Bu takımın nasıl hazırlanacağı kırlangıç balığının anlatıldığı sayfada detaylı olarak verilmektedir.
    Bazı uygulamalarda da kösteklerin birbirine karışmasını önlemek için ince tel çatal bedenler kullanılabilir. Bunun bir resmi sağda görülmektedir. Bazen de takımdaki ağırlık, yaprak kurşunun dikdörtgen olarak sarılması ile yapılır; bu durumda beden yaprak kurşunun içine girer ve ve burada çatallanarak iki kösteğe ayrılır. köstekler sağdan ve soldan sarkar. Ama bu akıntılı yerler için düzenlenmesi esasa olan bu takımda ortadaki dikdörtgen kurşun fırıl fırıl dönerek oltaya hem gam yaptırır hem de balığı ürkütür. Bir de kurşunu sıkarken dikkatsizlik yapılırsa ya köstekler serbest kalır ve bir tarafa doğru kayar; veya fazla sıkılırsa da bedeni veya kösteği zedeleyerek iri bir balığı çekerken kopmaya neden olur ve balığa veda edersiniz. Bu mahsurlarından dolayı yaprak kurşunu sararak dikdörtgen kurşun yapma yolu pek tavsiye edilmez.
    Burada anlatılan orjinal hali ile çatal köstekli takım ile üç köstekli takım ile yakalanan balıkların hepsi yakalanabilir. Yemleri de aynı şekilde balığa göre seçilerek kullanılır.
    Tüm köstekli bedenlerde, sarkıtma uygulamalarında kösteğin bedene sarılması problemi yaşanır. Aslında oltayı karıştırıp avı bozmadıkça bu durum o kadar sıkıcı değildir. Ama bazen, özellikle balıkların nazlı olduğu dönemlerde balığın kıskandırılmasına ve oltaya vurmasına engel olabilir. Tedbir olarak kösteği bedenden uzak tutmak için bazı yollara baş vurulabilir. Bunların en yaygın kullanılanları yandaki resimdeki gibidir. Birincisi kösteğin bedene bağlandığı yere ince yaprak kurşunu muska gibi sararak kösteği bedenden açarak dik tutmaktır (şekil 1). Muska şeklinde sarılan yaprak kurşun çok ince olmalı, kösteklerdeki kuşunların ağırlığı iskandilden fazla olmamalıdır. Veya iskandil kullanmadan sadece muska şeklinde sarılmış kurşunlar ağırlık olarak kullanılabilir; bu defa da üstteki kurşunların alttakilerden ağır olmamasına dikkat etmek gerekir. Aksi halde takım indirilirken karışmalar olabilir. Bu yol uygulaması zor bir yoldur. İkinci yol ise kösteği bedene üçlü fırdöndü ile bağlanmak; yalnız bu bağlantıdan önce kösteği ince bir plastik hortumun içinden geçirmek düğüm atıldıktan sonra da, hortumu sürüp fırdöndü halkasına geçirip sıkıştırmaktır. Köstek boyuna göre 5-8 cm., boyundaki hortum (tüp) parçası kösteği bedenden açacaktır (şekil 2). Akvaryumculardan temin edebileceğiniz hava hortumları bu işi görebilir, daha iyisi eczanelerden temin edilebilecek akvaryum hava hortumlarından da ince olan serum hortumlardır.
    Bu şekilde köstek açma ile ilgili iki ayrı örnek de mercan balığı anlatılırken tanıtılmıştır. Bu örneklerden biri Türk amatörlerce daha çok kullanılan ve bilinen bir yöntem iken diğeri, daha çok yabancı amatörlerin rağbet ettiği ve hazır olarak satılan takımlardır. Neden mercan kısmında anlatıldığına gelince; benim ilk gördüğüm ve kullandığım mercan takımları bu şekilde yapılmışlardı ne zaman bu takımları görsem mercanı veya ne zaman mercan takımı dense bu takımları hatırladığımdan mercan bahsinde anlatmayı uygun gördüm. Yine de o takımlar sadece mercan için değil mercandan, minekopa tüm balıklara hazırlanan dip sarkıtmalarında rahatlıkla kullanılır.
    Sarkıtmalar el oltası olarak kullanılabileceği gibi, makinalı takımlarda da kullanılabilir. İskele üstü veya yüksek rıhtımlardan altta dolaşan balıkları yakalamak için bazen sadece ucunda halkası olan kamışlar kullanılabilir. Bu kamışlara iki veya üç köstekli takımlar bağlanabileceği gibi en zevkli olanı tek sinek iğne bağlayarak avlanmaktır. İğne avlanılacak balığın sevdiği yemlerle yemlenir. Bazen çıplak iğne yerine beyaz tüylü çapari iğnesi kullanılır, İğnenin sapına, gözün hemen üstüne ince yaprak kurşun sarılarak zoka benzeri takım yapılırsa bu takıma salyema denir. Zokalı takımlardan da sayılabilen salyemalar, kullanım şekline göre sarkıtma sınıfına da alınabilir; aslında zokalı takımlar da sarkıtmaların özel bir uygulaması gibidir. Salyemalar, daha çok iskele üstlerinden çinekop avlamakta kullanılır, yine de etrafta başka balıklar var ise onları da oltaya atlayabilir. Bu takımda yaprak kurşunlu beyaz tüylü iğne yerine pirçol (zokita, leblebi) zoka ve kuyrukaltı yem de kullanılabilir. Her durumda kurşun kısmın civalanıp parlatılması gerekir. Salyemalar suya atıldıktan sonra yavaşça batacak şekilde ayarlanmalıdır, hızlı batan takım etkili olmaz. Olta ipinin sonuna kadar balık vurmaz ise çekilip tekrar atılmalıdır. Salyemalar tek iğneli olurlar ilave kösteğe gerek yoktur, zaten çalışmaz.

    Uzun köstekli takım
    Daha çok nehirlerde sazan, çapak, kefal, bıyıklı balık gibi balıkların avlanmasında kullanılır; bununla birlikte denizde de sert akıntılı yerlerde rahatlıkla kullanılabilir. Aslında bir yeldirme uygulamasıdır ama sarkıtma gibi kullanılır. Takım aynı anda iki amaca hizmet eder biri yemleme ikincisi tabii ki yakalama. Aslında, mesela denizlerde yemleme ihtiyacı yok ise o zaman bu takım yeldirmelerin sandalın demir yerinden istenilen uzaklığa kadar açılmalarını da sağlar. Diyelim ki sert akıntı altında karagöz yatağını buldunuz da dip durumundan dolayı pek uzağa demirleme şansı yok; akıntı da sert yeldirme veya serbest beden uçuyor o zaman bu takım size istenilen uzaklıkta balığa yemi gösterme imkanı sağlayacaktır.
    Takımı meydana getiren en önemli eleman ağırlıktır. Yanda şematik resmi görülen ağırlık, çember biçimli, genelde bir tarafı hafifçe bombeli, bombenin ortasında ara ipin bağlanacağı delik (göz) olan; diğer tarafında yemleme torbasının ipinin geçeceği bir yarık bulunan özel bir ağırlıktır.
    Takımın kullanılışına gelince; av yerinde uygun şekilde demirlenen sandaldan önce takımın uçmasını önleyecek olan ağırlık görevini görecek yemleme paketi sicim gibi bir ipe bağlanarak indirilir. Ağırlığın yeterli olması, yemliğin akıntı ile uçmaması gerekir ki bu akıntıya bağlı olarak en az 500 gr., ağırlık demektir, gerekir ise yem torbasına ilave ağırlık da konabilir. Yemleme yapılmıyor ise o takdirde sadece ağırlık indirilebilir. Halka iskandilin gözüne takımın ne kadar açılması isteniyor ise o uzunlukta ara olta ipi bağlanır, bu olta ipinin diğer ucuna üçlü fırdöndünün orta gözü bağlanır. Üçlü fırdödünün üst gözüne olta alt gözüne de beden bağlandıktan sonra takım tamamdır. Şimdi iş geldi indirmeye. Halka iskandilin yemleme ipinin geçmesi için bırakılmış olan yarık kısmı hafifçe açılarak yemleme torbasının ipi halka iskandilin içine geçirilir ve yarık tekrar kapatılır. Önce beden yavaşca suya bırakılarak akıntı ile açılması sağlandıktan sonra olta halka iskandil yardımı ile indirilmeye başlanır. Akıntı takımı uçurmak istese de yemleme veya ağırlık ipi kılavuz görevi görür ve yemli iğneler ara ipin ve bedenin boyuna göre istendiği kadar sandaldan açılır. Ara ipi çok uzun yapmak oltayı toplarken problemler yaratacağından tavsiye edilmez; eğer yemli iğnenin sandaldan oldukça uzaklarda balığa gösterilmesi planlanıyor ise bedeni uzun tutmak gerekir. Bu takımda genelde tek iğne vardır ama istenir ise birden fazla köstek de kullanılabilir, yine de unutulmamalı ki çok fazla köstek takımın kullanılmasını zorlaştırır. Bir de büyük balık yakalanması hedefleniyor ve büyük balıkların da o bölgede varlığı biliniyor ise kesinlikle tek köstek kullanılmalıdır. Özellikle nehirlerde çok verimli olan bu takımı denizde de verimli kullanmak mümkündür. El oltası veya makinalı kamışlı takım olarak da düzenlenebilir.



    Çapariler



    ÇAPARİNİN GENEL GÖRÜNÜŞÜ

    Çapari Yapımı

    Simli ipli Çapari
    Çapari denince ilk akla gelen beden üzerine dizilmiş tüy ile yapay olarak yemlenmiş iğneler taşıyan çok sayda köstekten oluşan takım gelir. Yandaki resimde çaparinin genel görünüşü vardır. Bir de tüy ile değilde herhangi bir doğal yemle yemlenen ve çok iğneli oldukları için yemli çapari adı verilen takımlar vardır. Bu takımlar kullanım olarak üç köstekli takımlara benzerken yapı itibari ile tüy hariç çapari gibidirler. Kullanımları tabii ki çapariden farklıdır. Çapariler devamlı hareket ettirilip yapay yemlere hareketlilik kazandırılırken; yemli çapariler, tüm yemli takımlarda olduğu gibi indirilir ve balığın vurması beklenir. Çapari adı ile anılan takımlar genelde hafif ve ağır takımlar olarak düzenlenir. Hafif takımlar deyince tabii istavrit, kolyoz, uskumru gibi balıkları yakalamak için düzenlenen takımlar anlaşılmalıdır. Ağır takımlardan da torik, palamut gibi iri balıklar için hazırlanan çapariler kast edilmektedir. Burada çapariler genel olarak anlatılırken ilgili balığa ait sayfada ayrıca üstünde durulacaktır.
    Çapariler çok köstekli olduklarından köstek boyları genelde kısa tutulur; hafif takımlarda bu 10-12 santimi geçmez, ağır takımlarda ise durum tamamen farklıdır köstek böyları 35-40 santime kadar uzatılabilir. Çaparideki köstek sayısı hafif takımlarda kullanım yerine göre 5 den 20 ye kadar olabilir. Köstek sayısının artması kullanımı zorlaştırdığından amatörler kendi yetenek ve becerilerine göre istedikleri miktarda köstek kullanabilirler. Genel uygulamada hafif takımlarda sandalda 10 veya 15 köstek olur daha fazla istenirse ya bir yardımcı sandalda bulunmalı veya ilave bir donanım yapılmalıdır. Bu donanım için sandal içinde rahatça ayağa kalkılıp çalışabilecek kadar büyük olmalı ve ikisi baş tarafta karşılıklı, ikisi de ortalarda karşılıklı olarak sandalın postaları arasına sıkıştırılarak dikilmiş 4 adet dikme olmalıdır. Çapari çekilirken ilk gelen köstekte balık varsa çabukça alınıp köstek dikmelerden birine tutturulur, çapari çekilmeye devam eder ikinci dikmeye takılacak kadar çekilince, ele gelen köstek ikinci dikmeye tutturulur ve bu şekilde devam edilir. Böylece çapari bedeni 4 dikme üzerine asılmış olur. Palamut çaparisi gibi ağır takımlarda ise köstek sayısı 40-50 den az olmaz. Genelde 50 köstek kullanılır.
    Gelelim çaparinin yapılışına. Burada adı geçen düğümlerin tamamını düğümler sayfasında görebilirsiniz. Gerek hafif gerekse ağır takımlar için çapariler burada anlatıldığı gibi düzenlenebilir. Ağır takımlarda düğümlerin sağlamlığına çok daha fazla dikkat etmek gerekir. İlk olarak çapari yapımında kullanılacak köstekler, çaparinin amacına uygun olarak eşit boyda kesilir. Boyların eşitliği hem çaparinin sağlıklı çalışması hem de kullanma kolaylığı bakımından önemlidir. Her kösteğin her iki ucuna birer köstek başı düğümü (uç cevizi) yapılır. Kösteğin düğümlü uçlarından biri iğne gözünden 1-1,5 santim kadar dirseğe doğru kalacak şekilde sapa yatırılır. Köstek iğnenin damağı tarafında olmalıdır. Kırmızı ibrişim ile ilk olarak kösteğe iğne üzerinde tutacak bir kazık bağı yapılır. Bundan sonra 5 – 6 defa yarım kazık bağı sıkıca vurulur. Bağların düzgünce, birlerinin üstüne düşmeden veya çok açık olamadan sıkı sıkıya dizilmesine dikkat etmek gerekir. Yarım kazık bağlarını vuruken kösteğin de iğne sapının yanlarına veya altına kaçmaması gerekir. Son olarak ibrişimin iki ucundan çekilerek bağların iyice sıkışması temin edilir. Bu durumda köstek iğne üstüne bağlanmış başta ve sonda fazla ibrişimler sarkık vaziyettedir (üstte resim 1). Sıra geldi tüyü bağlamaya. Çaparinin amacına göre altta tanımlanan şekilde seçilen tüy, iğne sapına yatırılır. Tüy iğne gözünü ve iğne dirseğini yarımşar santim kadar geçecek ve ucu iğne damağına doğru dik duracak şekilde konmalıdır. Daha sonra ibrişimin sarkan ucu ile tüyü iğneye bağlayacak bir dizi yarım kazık bağı vurulur. Bu kazık bağları kösteği de ayrıca bağlayacaktır ve ilk atılan bağlar gibi sıkı sıkıya olmalıdır (üstte resim 2). Bağlama işi bittikten sonra köstek geriye doğru kuvvetlice çekilir tüm düğümlerin iğne gözüne doğru kayarak iyice sıkışması sağlanır. Boştaki uçlar tekrar çekilip sıkıldıktan sonra kesilebilir (üstte resim 3). Son olarak tüyün gözü aşıp saptan uzun kalan kısımları kesilir (üstte resim4). Burada kalacak fazlalıklar kösteği bükerek gam yaptırabilir. Şimdi istenirse şeffaf tırnak cilası veya şeffaf süper yapıştırıcı ile düğümler hafifçe ıslatılır. Bu, kuruyunca düğümlerin sıkı sıkı durmalarına kaymamalarını ve açılmamalarını sağlayacaktır. İbrişim ipek olduğundan suda esneyip gevşemez o nedenle eskiden beri kullanılır. Oysaki şimdi çıkan naylon sentetik iplikler ibrişim kadar dayanıklı ve güvenilirdir. Son yıllarda çıkan ve gittikçe yayılan bir uygulamada da hafif takımlarda özellikle istavrit çaparisinde tüy yerine simli iplik kullanılmaktadır. Simli iplik genelde tek kat olarak üstte görüldüğü gibi bağlanmaktadır. Her ne kadar bu duruş tüyün iğnenin damağına kadar uzanan klasik duruşuna benzemese de özellikle istavritte problemsiz çalışır. Bazen gelin teli ilavesi ile daha dikkat çeker şekiller yapılmaktadır. Ne kullanılırsa kullanılsın, hangi balığa düzenlenirse düzenlensin, çapari yukarıdaki gibi bağlanır; ne tüy ne de simli iplikler iğneye iğne bağı ile bağlanmaz. Aslında iğneye tüy bağlamak alabalık avında kullanılan yapay sinek bağlamanın (fly) bir değişik türüdür. Ben zaman zaman fly bağlamada kullanılan takımlarla çapari yapıyorum; daha kolay oluyor. Son zamanlarda çok daha kolay bir yol buldum; gidip iyi bir mağazadan “10 tane istavrit çaparisi, 5 kolyoz çaparisi verir misiniz?” diyerek işi çözüyorum. Ama illa da “ben yapacağım” derseniz ve daha önce de yapmadı iseniz yukarıyı bir daha okuyun. Bu şekilde istenilen miktarda hazırlanan köstekler bedene köstek düğümü ile dizilir. Köstek aralarının eşit olması önemlidir; bir üstteki kösteğin iğnesi alttaki kösteğin düğüm noktasına kadar uzanır veya iki köstek arası köstek boyundan 1-2 santim daha uzundur (hafif takımlarda), palamut çaparisi gibi köstekleri çok ve uzun olan ağır takımlarda da köstek araları köstek boyuna eşit veya 2-5 santim daha uzundur, balık büyüdükçe köstek araları da daha fazla açılır; bunlara dikkat edilmez ise çaparinin toplanması oldukça zor olur. Çapariler hangi balık için düzenlendi ise o isimle anılırlar, “uskumru çaparisi”, “istevrit çaparisi”, “kolyoz çaparisi”, “levrek çaparisi”, “palamut çaparisi” gibi.
    Çaparide kullanılan tüyler genelde su kuşlarından alınır. Martılar, kaz ve ördeklerin kanatlarının ve kuyruklarının telek tüyleri genelde en çok kullanılan tüylerdendir. Yine bu kuşların kanat altındaki yumuşak tüyleri de boyları uygun ise özellikle palamut çaparisi gibi takımlarda kullanılır. Uçucu su kuşları dışında hindinin kanat telek tüyleri ve kuyruk telekleri sıkça kullanılır. Hindilerden oldukça farklı renkte tüy elde etme olanağı vardır bu nedenle sıkça kullanılırlar. Aynı şekilde horozların parlak boyun tüyleri de çok iyi çapari tüyü olur. Horoz ve hindi su kuşlarından olmadığından tüyleri çaparide kullanıldığında çapari pek uzun ömürlü olmaz; tüyler çabukça bozulur. Yine de değişik renk ve desenler elde edileceği için bu tüyler sıkça kullanılmaktadır. Ayrıca tüyleri boyayarak değişik renkler elde etmek de mümkündür. Doğal renkteki çeşitli tüyler kolayca bulunurken, ülkemizde özel olarak boyanmış tüyü ticari olarak bulmak henüz pek mümkün değildir, yanda ticari olarak satılan bir kısmı doğal renginde bir kısmı boyalı hindi tüyleri görülmektedir. Genelde fly ile (yapay sinek) avcılığın yaygın olduğu ülkelerde boyalı tüy bulmak daha kolaydır. Ülkemizde en iyi bilinen boyama yolu kınaya yatırmaktır, yemek boyamada kullanılan boyalarda tüyleri renklendirmekde kullanılsa da çaparicilikte bu o kadar gerekli değildir. Yine de farklı zamanlarda, farklı hava koşullarında aynı balık farklı renkteki tüylere atlarken; farklı balıklar da farklı renklerdeki tüylere ilgi gösterirler. Bu farklılıklar balıkların anlatıldığı bölümlerde ayrıca incelenecektir.
    Çaparinin kullanımına gelince. Çaparide tüylü iğnelerin hareket ettirilerek balığın kıskandırılarak vurmasını sağlamak esastır. Kendi halinde hareketsiz duran çapariye balık vurmaz. Bunun yapılması çaparinin kullanılacağı yere göre değişir. Çapariler kıyıdan ve sandaldan olmak üzere iki farklı yerden kullanılır. Kıyıdan kullanımında eğer iskele veya köprü üstünden sarkıtma gibi kullanılıyorsa, takımı indirirken bazı inceliklere dikkat etmek gerekir. Salınan takımda iskandil hızla inerken kösteklerde suyun üstüne doğru dik şekilde hareketsiz olarak iskandille birlikte hızla dibe iner. Bu durumda da balığın vurduğu olur, ama iniş sırasında takımı zaman zaman yavaşlatarak hatta bazı derinliklerde durdurup kol boyu kadar çekip salmak daha etkilidir. İniş sırasında balık vurur ise vuruşun şiddetine göre takım durabilir, bu boşluk amatörü bazen şaşırtır. Eğer bu olur ise o derinlikte kalmalı çapari kol boyu çekilip salınarak diğer iğnelerin de dolması için çalışılır. Bu arada oltadaki balıkların tıkırtısıda çok keyif vericidir. Kıyıdan ikinci uygulama atıp çekmedir. Genelde makinalı kamışlı takımla yapılır. El oltası kullanılsa da sık sık karışacağından tavsiye edilmez. Makinalı takım yardımıyla kıyıdan mümkün olduğunca uzağa atılan çapari bir müddet serbest olarak iner, daha sonra makina ile sarılarak toplanır. Toplama sırasında da beklemeler yapılarak bir miktar daha dibe inilir ve çeşitli derinlikler taranmış olur. İstanbul boğazı kıyı balıkçıları bu tür uygulamayı en çok yapanlardır. Tabi kıyıdan avcılıkta genelde hafif çapari takımları kullanılmaktadır.

    Sandaldan çapari kullanımı da iki türlüdür. Biri hafif takımlarda sarkıtma usulü indirmedir. Bu aynen kıyıdan yapıldığı gibi uygulanır. Dibe inene kadar çeşitli derinliklerde durarak takım kol boyu bir kaç kez sallanır tekrar inmeye devam edilir. Dibe kadar balık vurmaz ise dipten 0,5-1 metre kadar yukarıda takım kol boyu kadar sallanarak tüylü iğneler hareketlendirilir, vuruş olmaz ise çekilip tekrar indirilir. Eğer inişte sık sık iğneye rastgele çarpma yolu ile yakalanmış balıklar çıkıyor ise sizin çaparide bir eksik var demektir ya renk ya da donatımı uygun değildir. Çapariyi değiştirerek tekrar deneyin. Sandaldan sarkıtma uygulamasında sandal ya demirlenir ya da açıkta alargaya bırakılarak akıntı ile sürüklenmesi sağlanır, bu şekilde geniş bir alan taranmış olur. Yalnız sürüklenme sırasında sürütme gibi sandaldan açarak değil de sarkıtma gibi sandala yakın kullanmak gerekir. Sandaldan uygulanan ikinci yöntem sürütmedir. Yani çapari sandaldan indirilerek ya kürek veya motor yardımı ile yürütülen sandalın peşinden sürütülür. Böylece kösteklerin açılarak balığın ilgisini çekmesi sağlanır. Bu yöntem hem ağır hem de hafif takımlarda uygulanabilir.
    Çaparinin toplanmasına gelince; toplamaya bedenin olta tarafından başlanır, ilk köstek ve ondan sonra gelen köstek düğümü üst üste gelecek şekilde bir halka oluşturulur. Üçüncü kösteğin düğümü de sol elin baş ve işaret parmakları arasında tutulan köstek düğümlerinin üstüne getirilirken aynı halkanın oluşmasına dikkat edilmelidir. Köstek araları farklı uzunluklarda olursa, ortaya çıkan halkalarda farklı çaplarda olur ve hem toplama hem açma zorlaşır. Bu şekilde devam ederek tüm köstek düğümleri sol elin baş ve işaret parmakları arasına alınır, bu arada köstekler de oluşan halkaların içinde aşağı doğru sarkık vaziyette kalırlar. Bedenin iskandil tarafı da halkalara uygun çapta sarılır; iskandil kasasından birkaç santim öncesinden kalan uç halkaların içinden geçirilerek halkalar emniyete alınır, dağılmaları önlenir; daha sonra tüm köstekler bir araya toplanarak serbes uçla onların da etrafı sarılır ve kalan son kısım tekrar halkaların üzerine sarılarak toplama işlemi tamamlanır. Bu işlem biraz el ve göz alışkanlığı gerektirir ama sadece çapariler değil tüm köstekli takımlar bu şekilde toplanırlar. Açarken de önce iskandil kasası halkaların üzerinden açılır en son bedenin olta tarafına ulaşılacaktır. Eğer siz olta tarafıdan başlarsanız elinizde karışmış, atmaktan başka çareniz olmayacak bir çapari kalır.
    Yurdumuz iç sularında benim bildiğim pek çapari uygulaması yok. Zaman zaman bol balıklı yerlerde kıyıdan atılan çapari ile kızılgöz, tatlısu kefali hatta sazan gibi balıkların yakalandıklarını duydum ama bu genel uygulama değildir. Çapari daha çok denizlerde çalışan bir takımdır.
    Artık epey çaparici olduk, haydi balığa.
    Rastgelsin……..


    Zokalı Takımlar


    Zokalı takımlar, hemen hemen her balığın avından her türlü uygulamada kullanılırlar. Sarkıtma, dip takımı, yeldirme, hatta akıntı ile hafifçe sürüklenen sandaldan dip sürütmesi gibi bile kullanılır. Bu kadar geniş ve değişik kullanım alanlarını burada tek tek anlatmak tabii ki mümkün değildir. Zokaların ne olduğu, tipleri ve isimleri de oltacılıkta kullanılan malzemeler sayfasında genişçe açıklanmıştır.
    Yine de burada kısaca bakarsak zokalar karagöz avında yeldirme olarak, gece lüfer yemlisi, orfoz lahoz gibi balıkların avında sarkıtma olarak, lüfer, çinekop avında dip oturtması olarak, lipsoz, kırlangıç gibi balıkların avında dip sürütmesi gibi kullanılabilir. Kamışın ucunda kullanılan pirçol zokalı takımlara salyema denir. Pişkova veya ovalama adları ile bilinen zokalar ve bir zoka türü olan yüksüklerin kullanımı atıp çekme, zaman zaman sürütme hatta yeldirme uygulamasıdır. Kısaca zokalar ve zokalı takımların farklı uygulamalarına ilgili balıkla birlikte tek tek değinilmektedir. Burada sadece daha önceden pek değinmediğimiz pişkova ve ovala isimli yünlü zokaların küçüğü sayılan iki tip zokaya ve pirçol zokaya değineceğiz.
    Önce pirçol zokalar. Pirçol, aslında tüm küçük zokaların genel adıdır. Bununla birlikte farklı tipteki zokalara farklı isimler verilebilir. Bunları oltacılıkta kullanılan malzemeler sayfasının zokalar kısmında anlattık. Pirçollar en fazla 5-10 gıram ağırlıkta 8-10 mm., boyda olurlar.
    Burada konumuz pirçolun kullanımı ve nerelerde kullanılacağı. Pirçol ile kıyılarda, iskele üstlerinde sarkıtma gibi kullanarak izmarit, istavrit hatta kefal gibi balıkları da yakalamak mümkündür. Bu durumda pirçolun yemi midye içinden, sülüneze, akyeme kadar çok değişik olabilir. Pirçolun yaygın ve bilinen kullanımlarından biri de serbest beden veya yeldirme olarak kullanılması ve bu şekilde karagöz avıdır. Takımın düzenlenmesi alttaki gibidir. Ama pirçolla karagöz avı için öncelikle bazı şartların yerine gelmesi lazımdır.




    Birincisi takım yeldirme gibi kullanılacağından akıntılı yer bulunması şarttır. Burunbaşları, anaforlar, farklı akıntıların karşılaştıkları yerlerde hem akıntı yeterince hızlıdır pirçol kullanmaya olanak sağlar hem de karagöz gibi pek çok balığın da yem beklediği, yemlendiği yerlerdir. Buraya dikkat etmek gerek balıklar bazı istisnalar dışında genelde akıntı içinde yemlenmez, akıntıların eteklerinde akıntı ile savrulup gelecek yemleri bekleyerek yemlenirler. Akıntı rüzgar gibi atmosferik etkilerle ortaya çıkan yüzeysel akıntı demek değildir. Suyun yoğunluk farkı, seviye farkı gibi herhangi bir fiziksel nedenle kütle olarak akmasıdır. Bu akıntının su üstüne kadar yükselmesi su üstünden de farkedilebilir olmasında, yer bulmak açısından yarar vardır. Bu şartlar aslında yeldirme kullanımının temel şartlarıdır ve bu uygulamada pirçol da serbest beden veya yeldirme gibi kullanılacağından dikkat edilmelidir.
    İkici olarak pirçol serbest bedenden farklı olarak gece değil gündüz ve nispeten daha derince sularda kullanılır. Soğuk havalarda balıklar derinlere çekildiklerinden civalanmış, yemlenmiş pirçolu balıklara göstermek pek mümkün olmaz. O halde pirçol ile karagöz avı daha çok sıcak günlerde yani yaz aylarına mahsus bir uygulamadır. Sıcak havalarda özellikle karagözler akıntı kenarlarında yükselerek orta sularda hatta daha yukarılarda yemlenirler. İşte bu pirçol için en verimli şartlar oluştu demektir. Takımın kullanımı karagöz balığının hikayesi ve avlanması kısmının konusu olduğundan burada daha fazla detaya girmeden geçiyoruz.
    Pişkova ve ovala da birer zoka türüdür (Res 2). Uskumru, sarıkanat, kolyoz, istavrit gibi balıkların sürüler halinde bulunduğu zamanlarda oldukça zevkli bir av aracıdır. Hatta bazen çeşitli taş balıkları da tadına bakmak için ovala veya pişkovaya saldırır, sonrası malum. Pişkova ve ovalama arasındaki tek fark ovalama, adı üstünde ovalanarak yuvarlatılmış gibi iken, pişkova köşeli yapıdadır. En ağırları 20 gıram ağırlıkta, 4-5 santim boyda olur. Yemli veya yemsiz olarak kullanılabilirler. Her iki halde de mutlaka civalanarak parlatılmış olmalıdırlar. Yemleri genelde akyemdir. Daha çok kuyrukaltı yem kullanılırken, sülük kesilmiş akyemler de oldukça başarılıdır.
    Takım pirçol zokanın kullanıldığı her yerde kullanılabileceği gibi, sert akıntı nedeni ile pirçolun kullanılamadığı yerlerde de kullanılabilir. Kıyıdan atıp çekme veya yürütülen sandal arkasından sürütme şeklinde de kullanılırlar. Sandaldan kullanılırken, ister yemli ister yemsiz olsun atıldıktan sonra çapari gibi kol boyu çekilerek tekrar salınır akıntı ile hem savrulması hem de biraz daha batması sağlanır. Günümüzde modern takımlar nedeni ile kullanım alanı gittikçe daralan bu eski ustalardan kalma takım ucuz olduğundan balığın bolca bulunduğu yerlerde verimli ve zevkli olabilir.
    Zokalı takımlar istenirse el oltası istenirse makinalı takım olarak da düzenlenebilir.

    Savurma Dip Takımları


    Bu takımın da adı üstünde savrularak atılacak ve dipte duracak. Öyle ise bu takımı kullanmak için illa tekneye ihtiyaç yoktur, kıyıdan da kullanılabilir. Uygulamada da kıyıdan en çok kullanılan takımlar bunlardır. Çok farklı şekillerde donatılabilirler; mesela yukarıda gösterilen sarkıtma takımları rahatlıkla savurma dip takımı olarak da kullanılabilir. Ağırlıklı veya ağırlıksız olarak da düzenlenebilir. Zokalı olarak düzenlenen dip takımları da vardır. Kısaca hem iç sularda hem de denizlerde bolca farklı uygulamasını görmek mümkündür. Üstte hem tatlı sularda hem de denizlere kullanılabilecek bir dip takımı varken, Dikine duran örnek daha çok denizlerde özellikle kıyıdan levrek avında kullanılan bir dip takımı örneğidir.
    Yalnız bu takımın kullanılacağı yerlerin bazı özellikleri olmalıdır. Bu özelliklere dikkat etmek gerekir. Bir kere dibi taşlık kayalık yerlerde bu takım kullanılamaz. Atar atmaz takılır takıma veda edersiniz. Dibin temiz tercihen kumluk olması gerekir. Kırmalık iri taşlı diplerde takılma o kadar problem gibi görünmeyebilir. Ama bu tür yerlerlerde de balığa yem göstermek mümkün olmaz. Yemlenmiş iğne genelde iri çakılların arasına düşer ve çevrede balık olsa bile yemi bulamaz. Zaten bu tür yerler balıkların yemlenmeleri için de uygun olmadığından iyi av yeri sayılmazlar. Dibin yosunlu olması da aynı problemi getirir; o halde bu tür bir yerde avlanılacak ise yemi balığa göstermek için bazı tedbirlere başvurmak gerekir. Yanda en altta buna örnek bir takım görülmektedir. İğneye bağlanan köpük veya mantar parçacıkları yemli iğneyi yükselterek yemin balıklarca görülmesini sağlar. Lüfer avında kullanılan mantarlı dip takımı da bu tür bir uygulamadır; bu takımda yemi yüzdüren mantar, parlak aluminyum folya gibi kağıtlara sarılırken bazen bu mantar parçalarının koyu renkli olması gerekebilir. Bu tür değişik zorunluluklar balıkları anlatırken tek tek açıklanmaktadır.
    Dibin kumlu ve temiz yani yemi saklamayacak şekilde olması gerektiğini anladık. Ama bu da yetmez; dibi kumluk ve temiz diye plajların çevresinde bu takımı kullanırsak su kenarında iyi bir gün geçirilebilir de elde balık olmaz. O halde ikinci şart sessiz, sakin balıkların yemlenmelerine uygun bir yer olmalıdır.
    Bu takımlar akıntılı yerlerde de kullanılabilir elbette. Özellikle tatlısularda nehirlerin akıntılı yerlerinde avlanıyor isek bu akıntının getireceği mahsurlara karşı tedbir almalıyız. Bu tedbirler bıyıklı balık kısmında anlatılmıştır.
    Avlanması hedeflenen balığa göre bu takımların yemleri ekmekten, akyeme, ete kadar çok çeşitli olabilir. Tüm dip balıkları ve dipten de beslenen pelajik balıklar bu takımla yakalanabilir. Kıyıdan olduğu kadar istenirse sandaldan da kullanılabilirler.
    Temel kullanma şeklinde; hazırlanıp yemlenen takım yukarıda uygun olduğu belirtilen bir yere atılır; olta ipi hafifçe gerdirilerek boşu alınır ve takım bir şekilde işaretlenerek balığın vurması beklenir. Uzun mesafe atışlar, işaretleme kolaylığı gibi nedenlerden dolayı özellikle kıyıdan kullanılan savurma dip takımları makinalı kamışlı takım olarak düzenlenir. El oltası olarak düzenlenmesi de verimi pek etkilemeyecektir.
    Savurma dip takımlarının oluşturulmasında ağırlığın çalışır olması ile sabit olması arasında farklı görüşler vardır. Ağırlığın çalışır olması durumunda olta ipi en azından bir kulaç kadar delikli ağırlığın içinden kayar. yemi ağızlayan balık ağırlığı hissetmez ve daha kolay yutar görüşü vardır. Ben daha çok dip takımlarını bu şekilde hazırlıyorum. Diğer bir görüş ve uygulamada da ağırlığa sabit olan beden ve oltada balık yemi ağızladığında yutarken ağırlığın direnci ile iğnenin kendi kendine batmaya başlayacağıdır ki bu da doğrudur. Genel olarak huylu, tedirgin balıkların avında çalışır kurşunlu; daha av çekingen balıkların avında da sabit ağırlıklı takım kullanmak yerinde olur. Ama bunlar kesin kurallar değildir tabii ki; en önemli faktör amatörün bilgisi ve tecrübesidir.
    Sitemizin devamlı okurlarından; resimler ve anılar sayfasında resimleri ve anıları olan Faruk ULUTÜRK; İzmir taraflarında kullandığı Dip Kıbrısı isimli takımın yapılışı ve kullanımını bize yollamış. Kıbrıs takımlar aslında kefal için ekmekle hazırlanır ve su üstünde yüzer durumda kullanılır; Faruk bu takımı değişik yemlerle savurma dip takımı olarak hazırlamış. Linki tıklayın bu güzel takımı tanıyın.

    Sürütmeler

    Su içinde çekilerek (sürütülerek) hareketlendirilen ve bu şekilde balıkların dikkatini çekerek, kıskandırarak, saldırmasını sağlayan takımlara sürütmeler denir. Bu tanımdan sonra sürütmeleri üç gruba ayırmak mümkündür.
    Su üstü sürütmeleri
    Dip sürütmeleri
    Atıp çekmeler

    Atıp çekmeler bir sürütme uygulaması olmakla beraber bu amaçla kullanılan takım ve tekniklerin çeşitliliği, özellikle tatlısularda yaygın ve zengin uygulamaları ile ayrı bir grupta alınmıştır.


    Su üstü sürütmeleri
    Genelde açık denizlerde ton balığı yavrusu, palamut, torik, lampuka, kılıç balığı, uskumru avında kullanılırlar. Yemleri genelde yapay yemlerdir; en yaygın kullanımı sasi veya mürekkep balığı taklidi yumuşak silikon yemlerdir. Denizlerde kullanılan silikon yemlerin saydam, parlak ve simli olması özellikle verimi arttırır. Yine de parlak olmak kaydı ile özellikle kırmızı, sarı gibi farklı renkleri denemekte yarar vardır. Palamut, torik gibi balıklar için tüylü çapari köstekleri de sıkça kullanılır. Yanda altta okyanuslarda kılıç balığı avında kullanılan mürekkep balığı benzeri etekli yapay yemler görülmektedir. Kılıç balığı, marlin gibi balıklara yapılan sürütmelerde doğal yemlerde kullanılır. Kullanılan doğal yemin boyutu hedeflenen balığa göre zarganadan toriğe kadar çeşitli boylardadır.
    Yemli iğne (köstek) sayısı hedeflenen balığa ve yeme göre değişebilir. Yapay yemlerle yemlenmiş köstekler zaman zaman 50-70 kadar olabilirken doğal yem kullanılan takımlar genelde tek yemle gezdirilir. Marlin, kılıç balığı gibi büyük balıklar avlanıyor ise yemli iğne daima tek olarak kullanılır.
    Bu takım ile genelde iri balıklar hedeflendiğinden ağır takımlardan sayılır, tüm düğümler çok sağlam olmalı, köstek bağlarına dikkat edilmelidir. Takım, saatte 2-3 mil süratle giden teknenin arkasından yaklaşık 70 kulaç kadar salınır. Bu şekilde burun başları, adaların akıntı altında kalan tarafları, dip yamaçlarının eteklerinde gezdirilir. Bir sürüye denk gelinmesi halinde, motorla doğrudan üstüne gitmemeli etrafından dolanıp yemi önlerine düşürmelidir, balık alınınca da sürüyü kaybetmeden daireler çizerek takip etmek gerekir. Genelde su üstü sürütmeleri yüzlemiş (oynağa kalkmış) balıkları amaçladığından sürü derine dalmadıkça takibi oldukça kolaydır. Yurdumuzda Çanakkale boğazı, Saros körfezi ve özellikle Akdeniz sahillerinde geniş kullanım alanı bu takımın ne yazık ki son yıllarda Marmara denizinde kullanımı oldukça kısıtlı sahada, genelde Tekirdağ’dan Çanakkale boğazına kadar olan alanlarda mümkündür. Farklı uygulamalar ve teknikler ile takımın balıklara göre hazırlanışı ve donatılması balıkların anlatıldığı sayfalarda ayrıca bulunabilir.








    Dip Sürütmeleri
    Sürütmenin ne olduğunu bildiğimize göre bunun da sürütmenin dipten çekileni olduğunu anlamış olmalıyız. Evet, daha çok derin sularda yaşayan balıkların, taş balıklarının, yaşamını dipte sürdüren veya pelajik balıkların avında kullanılan sürütme takımlarına dip sürütmesi denir. Dip sürütmesi denince yemin illa da dipte sürünerek geldiği düşünülmemelidir. Yandaki uygulamalara bakarsak üstteki resim daha çok sinarit gibi taş balıkları sınıfından balıklar için düzenlenen dibe yakın olarak sürütülen türdür. Bu takımda kıstırmalar öyle ayarlanmalıdır ki takım ne yere değmeli ne de uçarak yükselmelidir. Düzenlemesi ve kullanımı tecrübe gerektiren zor bir takımdır denebilir.
    İkinci örnek ise çok daha genel bir uygulamadır. Lüfer grubu pelajik balıklardan taş balıklarına kadar pek çok balık için düzenlenir. Sürütme sırasında iskandil dibe değer; yemli beden de salınarak balığı kıskandıracak sekilde sürütülür. Bu takımın kullanılmasında dikkat edilmesi gereken iskendilin dip ile temasının kesilmemesidir. Sürütme sırasında dibe dokunan iskandilden gelen tıkırtıları balıkçı elinde hissetmelidir. Eğer dipten kesilmeler oluyor da takım uçuyor ise o zaman ya daha ağır iskandil kullanılmalı ya da sürütme hızı azaltılmalıdır. İskandil bedeninin boyu avı hedeflenen balığa göre seçilmelidir, bu örnekler balıklar ile birlikte anlatılmaktadır. Takım genelde olduğu gibi 2-3 mil süratle giden teknenin arkasından salınır. Salma işlemine bedenden başlanır; bir miktar salınan bedendeki yemin duruşuna bakılır bir terslik var ise takım toplanarak yem düzeltilir. Herşey normal ise bedenin tamamı salınır daha sonra iskandilde indirilir ve dibe değene kadar kaloma verilir. Dibe dokunduktan sonra takım elde tutularak sürütülür. Olta sandala 30-35 derece açı yapacak şekilde gelmeli, oltayı tutan iskandilin dipten gelen tıkırtılarını hissetmelidir. Veee, BALIK!!! Hadi balığı çekelim. Balık büyükse uğraşacaksınız, lüfer türünden olsa bile oltayı kesmemesi veya iğneyi atmaması için dikkatli olmalısınız. Üçlü fırdöndüye kadar iyi kötü kalomalı, kalomasız balık çekilir. Üçlü fırdöndüye gelindiğinde dikkat edilmelidir. İskandili alırken fazla zaman kaybedilir ise oltada da lüfer varsa büyük bir ihtimal balığa veda edeceksiniz. Buradan şunu anlıyoruz; üçlü fırdöndü ele geldiğinde iskandil bir kol hareketi ile içeri alınabilmeli beden çekilmeye devam edilmeli, balığın çekilişindeki ahenk bozulmamalıdır. Sinarit, akya gibi büyük balık çekiyorsak o zaman biraz oyalanmaya vaktimiz var demektir. Neden oyalanacağız? Teknenin yanına kadar binbir uğraşla çekilen büyük balık sandalı görünce çoğunlukla son bir hamle ile fişekler, oltayı elde tutmanın imkanı yoktur ya el kesilir ya olta kopar o zaman kaloma vereceğiz. Kaloma verilirken balık ilk hızla süratle dalacaktır, dalma sırasında iskandilin tekrar suya indirilmesi gerekebilir, peki iskandil nerede? Sandalın dibinde bir yerlerde. Böyle olursa ya fırlayıp gelen iskandil ile oltacı yaralanır veya bir yere sıkışan iskandil gerilerek kalomayı durdurur balıkta hala yeteri kadar güç var ise olta kopar. İskandili sandal içinde gelişi güzel atmak yanlıştır! Üçlü fırdöndü ele geldiğinde yine bir kol hareketi ile toplanan iskandil sandal içinde gerektiğinde hemen suya atılabilecek, çapariz vermeyecek şekilde bırakılmalıdır; işte bu kadar zaman kaybetmeye vaktimiz var daha fazlası gene olmaz. Bu takımın yemleri amaçlanan balığa göre canlı, akyem, karides, kaşık, yapay balık gibi çok çeşitlidir.

    En alttaki sürütme türü de kırlangıç, iskorpit, lipsoz gibi dip balıklarının avında kullanılır. Kumluk zeminlerde iskandil dipten sürütülürken bedendeki yem dipten hafifçe yüksekte bazen de dibe sürünerek sallanır balığı kıskandırarak vurmasını sağlar. Yani amaç budur. Bu takımın kullanımında da önce beden indirilir yemin gelişine bakılır düzgün geliyor ise bedenin tamamı salınır iskandil de suya bırakılarak dibe inmeye devam edilir. İskandili indirirken acele etmemelidir, hızla inen iskandil bedeni geçer beden de iskandil üzerine sarılarak takımı bozar. Sürütme sırasında aynen üstteki tipte olduğu gibi iskandil dibe sürünmeli tıkırtılar elde hissedilmelidir. Takım sandala 30-35 derece açı ile gelmeli, uçma olmamalıdır. Bu takım motorla 2-3 mil hızla yürütülen tekneden kullanılacağı gibi rüzgar ile sürüklenmeye bırakılan tekneden de sürütülebilir. Bu uygulamanın yemi genelde akyemdir.
    Dip sürütme takımlarının kullanılacağı yerler dibi kumlu veya hafif taşlık kırmalık yerlerdir. Kayalıklar etrafındaki kumluk alanlarda da gezdirilebilir ama kayalık, iri taşlarla kaplı alanlarda, batıkların üstünde kısaca çapariz verecek oltanın takılacağı yerlerde kullanılmazlar.
    Tabii ki tüm sürütmeler bu kadarla sınırlı değildir altta görüleceği gibi farklı uygulamalar da vardır. Bu farklılıklar ve değişik uygulamalara balıklar anlatılırken değinilmektedir.
    Sürütmeler hem tatlısularda hem denizlerde geniş uygulama alanı olan takımlardır. İstenirse makinalı kamışlı olarak da düzenlenebilirler.


    Sürütme takımlarını kullanırken etrafta sizin gibi sürütme yapan diğer amatörlerin oltalarına takılmamaya avlarını bozmamaya dikkat etmek gerekir. Bu ustalığın ve centilmenliğin gereği, avcılığın kuralıdır. Bir de etrafta gezi yapan motorlara dikkat etmek gerekir; teknenin pervanesi takımı kesip atabilir; hem siz oltadan olursunuz hem de pervanesine misina dolanan tekne hasar görebilir.
    Balık bulucu sonarların yaygınlaşıp amatörlerin kolayca alabileceği fiyata düşmeleri ile pek çok amatör bunlardan edindi. Sürütmelerde sattlerce gezilip balık yakalanamayan yerlerde balık bulucu ekranında orta sularda dolaşan iri balıklar amatörleri şaşkına çevirirken bunların nasıl yakalanacağı konusunda da çalışmalar ve gelişmeler başlamış oldu. İlk hedef yemi balığın olduğu derinliğe indirmek ve o derinlikte kalarak sürütmekti. Bunun için yapılacak tek şey ne kadar misina saldığımızı kontrol etmek olmalıydı. Ama bu çeşitli nedenlerden dolayı o kadar kolay olmadığı gibi ağır iskandili elde tutmak hem yorucu hem de kaymaması için sıkı sıkı tutulan oltaya vuran iri bir balık nedeni ile misinanın balıkçının elini ciidi şekilde kesmesi riski vardı. O zaman yemi kontrollu olarak istenen derinliğe indiren düzenek ve olta ayrı ayrı oluşturulup hem takım hafifiletildi hem de avcılık kolaylaştırıldı. Bu konuda gelişmeler sonuçta bugün kullanılan “derinlik kontrollu dip sürütme aletini” İmgilizce adı ile “downrigger” ortaya çıkardı. Bu aletin prensip resmini altta görüyorsunuz.
    Bu resimde görülen donanımı tanıyalım.
    1-Derinlik kontrollu derin su sürütme aleti, downrigger. Bu alet sandalın kıçına veya bordalardan birine monte edilir. Pek çok modelinde ayrıca kamışların takılabileceği düzenek de vardır. Bu düzenek yoksa kamışlar ya elde tutulacak ya da amatör kendisi bir şeyler yapacaktır. Bu alet el kumandalı veya elektrikli bir motor vasıtası ile ipini indirip çekebilecek şekildeol abilir. Üzerinde kaç metre derinliğe inildiğini gösteren bir sayaç bulunur.
    2-Oltalar veya kamışlar.
    3-Derinlik kontrollu sürütme aletinin ipi veya halatı. Genelde bu halat üzerinde de kaç metrede olduğunu gösteren işaretler bulunur. Ağır iskandili taşıyabilecek kalınlıkta ipten olabileceği gibi; kalın ipin sürütme sırasında su tutarak kavis yapması ve derinliğin değişmesi riskini azaltmak amacı ile ince çelik tellerden de yapılanı vardır.
    4-İskandil. Bu iskandiller derinlik ve sulara göre 4 ile 10 kilo arasında değişir. Oldukça ağır olması, indirirken takımın uçarak derinlik konusunda yanılmaya neden olmaması içindir. İskandil ne kadar ağırsa halat da o kadar dik (apiko) duracak, derinlik daha hassas tespit edilecektir. Genelde kendi etrafında dönmesini engelleyecek kanat uzantısı olan bir küre şeklindedir.
    5-Klipsler. Bu özel klipslere olta tutturulur. Piyasada oldukça fazla çeşidi vardır. Klipsler sürütme sırasında oltanın klipsten kurtulamayacağı kadar sıkı, balık vurduğunda da oltanın kurtulacağı kadar gevşek olacaktır. Pek çok amatör bugün hem daha ucuz hem de daha güvenilir buldukları için klips yerine lastik kullanmaktadır. Sürütme sırasında uzanıp gerilen lastik balık vuruduğunda koparak oltayı serbest bırakır. Uygun lastiği tespit etmek tecrübe ile olacaktır. Bir takıma birden fazla klips dolayısı ile birden fazla takım monte edilebilir.
    6-Yemli iğneyi taşıyan bedenler. Bedenlerin uzunluğu balığa veya av sahasına göre 4-5 kulaçtan 7-8 kulaca kadar olabilir ama yabancı amatörler 4 kulacı pek geçmemektedir.


    Yandaki resimde sandala monteli, üzerinde kamışın monte edileceği bir yeri olan el kumandalı, yani elektrikkli olmayan bir derinlik kontrollu sürütme aleti görülüyor. Takım hazır, ancak daha indirilip ava başlanmamış. Bu takımın bir özelliğine dikkat edin. Oltada ağırlık yok. Ağırlık sürütme aletinde, balık vurup takımı aletin ipinde ayırdı mı, balık doğrudan elinizdeki oltada. Böylece balığı çekerken bir de ağır iskandile karşı mücadele vermiyorsunuz; iskandil ele geldiğinde nereye konacağı telaşına düşmüyorsunuz, iskandil yok ki.
    Bu aletler sadece denizler değil tatlı sularda da oldukça yaygın olarak kullanılmaktadır. Mesela Avrupa ve Amerika’da turna, somon, sudak avcıları derin göl ve akarsularda bu aleti çok yaygın olarak kullanmaktadır. Dergilerde resimlerini gördüğünüz pek çok iri balık bu alet yardımı ile yakalanmıştır.
    Bu takımın yemi amaçlanan balığa göre yapay yem, yani yapay balık, yapay kalamar. kaşık olabileceği gibi; bütün ölü, canlı, tekgöz yemler ve bütün ölü kalamar da olabilir.
    Bu aletin seçiminde bir kaç noktaya dikkat etmek gerekir. Mesela 5-6 metreye kadar olan teknelerde kullanılacak derinlik kontrollu sürütme aletinin bumbası 40-50 santimi geçmez. Büyük teknelerde mesela 10-12 metrelik teknelerde bumba boyu 1-1,2 metre kadar olabilir. Aletin paslanmaya karşı kaliteli bir boya ile korunmuş olması veya paslanmaz malzemelerden yapılmış olması önemlidir. Bir tekneye istenirse birden fazla derinlik kontrollu sürütme aleti monte edilebilir. İp yerine ince çelik halat tercih edilmelidir ki zaten yeni modellerin hemen hemen hepsinde çelik halat vardır. 30-40 metrelerde sürütme yapmak söz konusu ise elektrikli modeller kullanım kolaylığı getirir. Ama tabii azımsanamayacak bir fiat farkı da beraberinde gelir. Türkiye suları için elektrili modellerin çok gerekli olduğunu düşünmüyorum, el kumandalılar yeterli olacaktır. Elektrikli bir aletin resmi sarıkuyruk sayfasında vardır. Biraz yüksek fiatlı olduğundan herkes tarafından alınıp kullanılması mümkün değildir. Ama burada anlatılanlar ve sarıkuyruk sayfasında anlatılan teknikleri öğrendikten sonra daha ucuza kendiniz de aynı işi görecek bir şeyler yapabilirsiniz.

    Aletin kısaca tanıtımı böyledir. Üstte de basit prensip şemasını görüyorsunuz.

  3. #3
    Atsızın Atlısı fatih0920 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Üyelik tarihi
    Ekim.2009
    Nereden
    nazilli
    Mesajlar
    4.873

    Standart

    .
    Ne olursa Olsun İyi Modern Malzeme Olsun; Kötü, Ucuz, Sahte Malzemeler Yarı Yolda Bırakır
    Olta İpleri
    Bugünkü yaygın deyimi ile misinalar. Doğru olan olta ipi demektir. Balık avcılığının ilk yıllarında tabii bugün kullanılan naylon ipler yoktu, onun yerine at kuyruğundan alınan uzun kılların örülüp birleştirilmesi ve uç uca eklenmesi ile olta ipleri yapılırdı. Olta ipinin kalınlığı da avlanacak balığa göre düşünülüp kaç kat at kuyruğu kılının örüleceği tespit edilirdi. Bu şekilde 50 – 60 kulaç olta ipinin tamamlanması haftalar hatta aylar sürebilirdi. Bununla birlikte bakımı ve koruması zor olduğu gibi sık sık ta gam yapma problemleri görülürdü. Kıl olta ipleri her avdan sonra havalandırılıp kurutulmalı, deniz avlarından sonra ise tatlı su ile yıkanmalı ve kurutulmalıydı. Aslında bu, bugünkü modern malzeme ile de yapılmalıdır; ama yapılmazsa etkisi at kılında görülen kadar yıkıcı olmayacaktır. Ağlarda kullanılan pamuk örgü ipler de olta ipi olarak kullanılmakla beraber çok yumuşak ve sık bükümlü olduklarından sürekli karışma tehlikesi vardı. Bu arada keten, kenevir, keçi kılı, naylon gibi malzemelerden de olta ipleri yapılıp kullanılmıştır. Özellikle büyük balık avlarında at kılı olta iplerinden yapılan bedenler ve köstekler fazla kalın olmakta ve balığı korkutmaktaydı. Buna çare olarak bedenler, ipek böceğinden alınan ipek kesesi ile yapılırdı. Koza örmeye hazır olan ipek böcekleri alınarak 24 saat sert beyaz sirke içinde bekletilir, daha sonra ayıklanarak beyaz ipek macunu ile dolu keseleri zarı patlatılmadan dikkatlice alınır ve kese içinde bulunan ipek macunu çekilip uzatılarak 35 – 40 cm. boyunda olta ipleri elde edilirdi. İnce veya kalın olmasının sağlamlık yönünden pek farkı yoktu. İpek böceğinden elde edilen bu beyaz olta iplerinin bir teli sağlamlık bakımından 10 – 12 at kılına karşılık geldiğinden beden ve köstek yapımında başarı ile kullanılırdı. Bu şekilde elde edilen olta ipine de MİSİNA denirdi. İşte bugün tüm olta ipleri için kullandığımız misina terimi de buradan gelmektedir. Bu kadar tarih yeter ama meraklıysanız daha fazla öğrenmek isterseniz bu sitenin kaynaklarından olan Prof. Atilla Alpbaz ve Arif Özer’ in “Olta Balıkçılığı, Tüm Yönleriyle” kitabına bakabilirsiniz.
    Bugün artık ne at kılı büküyoruz ne ipek böceklerini sirkeye atıyoruz, gidip kolayca istediğimiz çap ve kalitede olta ipi alabiliyoruz. Oldukça da ucuz bir fiyata. Tabii bu sıçramanın arkasında da ikinci dünya savaşında hızla gelişen öldürmek amaçlı savaş teknojisinin payı var. Biz şimdi piyasada neler var, bunlar nerelerde nasıl kullanılır ona bakalım.
    Monofilament olta ipleri. Bildiğimiz ve en yaygın kullanılan tek lifli naylon olta ipi yani hep dediğimiz gibi misinamız bu işte. Türkiye’de misinalar 0,10 mm. den başlar 2 mm., ve gerekirse daha kalın çaplara kadar gider. Bu sıralama da 010, 015, 020 gibi 0,05 mm. artar. Oysa dünyada 0,01 mm. artışlarla elde edilen 014, 017, 022, 028 gibi ara çaplar da vardır, böylece amatörün seçim şansı artar bu uygulama ülkemizde de giderek yaygınlaşmaktadır. Türkiye’de misinalar çaplarına göre tanımlanır mesela 30 numara demek 0,30 mm., çaplı misina anlamına gelir. Bazı ülkelerde de misinanın çapı yerine kopma test değeri yazılır. 3,8 kg. veya 10,6 kg. gibi. Tabii İngiliz birim sisteminde libre veya pound yazılır 23 lbs gibi. (1 libre = 455 gr.) Başka bir uygulamada da hem çap hem de test değeri yazılır ki en iyisi budur. Mesela 0,50 mm. / 19,6 kg. gibi. Renk renk, çap çap satılan misinalar üretimlerinde kullanılan teknoloji ve kalitelerine göre firmadan firmaya hatta aynı firmanın farklı üretimlerinde farklı test değerleri verirler. O nedenle ben burada şu çapta misina bu kadar yük çeker demiyorum; alırken sorun iyice öğrenin, doğrusu bence budur. Olta iplerinin çekme kuvvetlerinin sınıflandırılmasında ayrıca Klas denen sistemde kullanılır. Daha çok açık denizlerde büyük avlarda kullanılan sisteme göre verilen değer olta ipinin fiziksel olarak taşıyacağı yükün çok üstündedir. Buna göre o olta ipi ile üstünde yazan klas değerinde belirtilen ağırlıkta balık yakalanmıştır. Ustalık ve gerçek bir meydan okumaya örnek olan bu şaşırtıcı rekorları görmek için tıklayın. Bu değerin tespitinde uluslararası bir kuruluş olan IGFA (International Game Fishing Association) tarfından onaylanmış olması gerekmektedir. Üretici firmalar hem prestij hem de malzemelerinin güvenirliğinin kanıtlanması için bu klas değerine çok önem verirler ve uluslarası yarışmalarda bu amaçla sponsorluk da yaparlar. Monofilament misinalar yanda görüldüğü gibi makaraya sarılı veya kangal olarak satılırlar. Mesela 100 metrelik kangal bir misina herbiri 25 metrelik 4 ayrı kangaldan oluşur. Makaraya sarılı iken mantara veya makinaya sarmak o kadar dert değil ama kangalın mantara sarımında dikkat etmek gerekir, karışabilir. Mantara sarılacak kangal misina önce yerde duran bir şişeye geçilir, daha sonra ucu bulunur ve ilk kangalı oluşturan bağ ipi kesilir. Bulunan uçtan dikkatlice mantara sarımı yapılır. Sarım esnasında kangal misinanın şişeden çıkmaması gerekir. Makina için alınacak misinaların makaraya sarılı olması tercih edilmelidir, kangal misinalar makinaya sarıma uygun değildir. Makara ile alınan misinanın makinaya sarımında, makara ortasındaki delikten bir çubuk geçirilir, sarım esnasında makaranın serbestça dönmesi sağlanır; bu misinanın gam yapma şansını azaltır. Sarımdan önce misinaların gamının alınması faydalıdır, bunun için en iyi yol denizde veya gölde ağır yolla ilerleyen tekneden misinayı serbestçe salmaktır. Yine de sarım esnasında çok sıkı sarmamak gerekir. Çok sıkı sarılan veya ağır yüklerde uzayan özellikle çok yumuşak misinalar kendi içlerinde bükülürler helisel (spiral) bir hal alırlar ve oltanın karışmasına neden olabilirler. Tabii her konu da olduğu gibi bu monofilament olta iplerinde de fantastik teknolojilere yapılmış, fantastik fiatlara satılanlar da var. Floura Karbon misinalar gibi, bu misinaların iddiası suda neredeyse görünmez olmaktır. Diğer naylon iplerin yapısına su alıp suyun mercek etkisi yapması sonucu görünür olması floura carbonlarda önlenmiştir bu şekilde misina görünmez denmektedir. Tabii bu da daha kalın olta ipi kullanıp görüntü vermemek anlamına gelir özellikle beden olarak kullanıma uygundurlar. Ancak sert olmaları ve düğüm seçmesi de problemli yanlarıdır. Bence o kadar yükseklere çıkmanın anlamı yok, iyi bir firmadan test değerleri güvenilir bir monofilament işimizi rahat rahat görecektir.
    Son yıllarda piyasa da örgü olta ipleri (braided fishing line) de oldukça yaygındır. Bunlar monofilament gibi tek telli değil birkaç telin örülerek bir araya getirilmesinden yapılmışlardır. Yani at kılından örülerek yapılan ilkel olta iplerinin yüksek teknoloji ürünü olanı diyelim. Eskiden yaygın olarak kullanılan ama şimdi piyasadan kalkan dakron olta ipleri ile aynıdır denebilir, teknolojisi daha iyidir tabii. Bu misinalar fiber gibi sentetik malzemelerden yapılırlar. Pek çok firma tarafından farklı ticari markalarla piyasa da bulmak mümkündür. Örgü misinalar doğal olarak monofilamentten daha pahalıdır. Monofilament ile kıyaslanınca küçük çaplarda oldukça büyük yükler taşırlar. Mesela iyi kalite bir 050 mm. monofilament misina en fazla 19-20 kg. taşırken aynı çapta örgü olta ipi 50 kg. civarında test yükü verir. Bu amatöre daha az görüntü verecek ince takımla çalışma şansı verir. İnce takım avcı takım, uzun atış demektir. Örgülerin ince ama sağlam olma özelliği son yıllarda beden veya köstek olarak kullanılmalarını yaygınlaştırmıştır. Ama ben örgü olta iplerini tavsiye etmem. Nedenine gelince. Birinci ve en büyük dezavantajı kötü düğüm tutma özelliğidir. Düğümler iyi sıkışmaz. Gam yapma eğilimi fazladır, bu da beden olarak kullanıldıklarında problem yaratır. İnce misina uzun atış olarak bilinse de örgü olta iplerinin atışta gösterdikleri performans pek iyi değildir. Örgülerin batan ve yüzen tipleri vardır. Batanlar biraz daha pahalı olur. İhtiyacınıza göre seçiminizi yapacaksınız, bu bilgi makara veya kutu üzerinde yazar. Ben daha çok batan tipleri kullanıyorum. Ama su üstü sürütmesi gibi uygulamalarda yüzen tipleri kullanmakta yarar olacaktır.
    Örgü olta ipleri ile sık sık karıştırılan ama teknolojisi farklı olan Fusion olta ipleri, hem çok daha iyi düğüm tutma hem, çok iyi atış özellikleri ile tercih edilebilir. Fusionlar da fiber veya microdyneema isimli sentetik malzemeden, malzemenin çok ince liflerinin özel yöntemlerle birleştirilmesi ile hazırlanmış ve üzerleri özel sentetik bir madde ile kaplanmıştır. Piyasa da en yaygın olarak bilinen ve kullanılan ticari markalardan Berkeley Fireline ve Spiderwire biraz fiatlı da olsa bu paraya değecek sonuçlar verirler. Amerikan Mitchel firmasının ürettiği ve Fusion ticari markası ile piyasada satılan olta ipi tecrübeme göre diğerlerinden daha iyi düğüm tutuyor atışta ve sarnada diğerleri gibi alışkanlık istiyor. Her tür olta ipini kullanmıış olarak ya monofilament ya da fusion derim. Mesele ben 0,12 mm Fireline misina ile atıp çekme takımı kullandım test değeri 7 kilodan fazla. Aynı takımda monofilament kullanırsam 0,25 veya 0,27 ye kadar çıkıyorum bu da atış mesafesini, hele hele hafif kaşıklar kullandığımda, kötü etkiliyor. Hem örgüler hem de fusionlar makaraya sarılmış olarak satılırlar kangal olarak ticari şekli yoktur. Bunlar da aynen monofilament gibi ya çap, ya da kopma test değeri ile tanımlanırlar.
    İster örgü ister birleştirme (Fusion) teknolojisi ile üretilmiş olsun bu tür olta iplerinin naylon ipler gibi esneyerek üstüne yük alma özelliği yoktur yani esnemez. Bu da özellikle iri balık avında balığın ani fişeklemelerinde dikkatsiz davranılırsa kamış kırılması gibi hasarlara neden olabilir. Yani bence yüksek teknoloji olta ipi kullanarak incw takım yapılsa da kamış ve makaranın daha güçlendirilmiş olarak seçilmesi gerekir ki, bu da masrafı daha da arttırır. Bildiğim kadarı ile de okyanuslarda büyük balık avlarında halen bilinen ama yüksek kaliteli naylon ipleri kullanılmakta; böylece uzun kaloma almış balığın sert sıçramaları veya dalışlarından gelen yük büyük ölçüde olta ipi tarafından sönümlenmektedir.

    Son olarak alabalık avında yapay sinek (fly) takımında kullanılan olta ipinden bahsedelim. Aslında bunlarda sonuçta örgü (dakron) teknolojisinin ürünüdür. Uçlarına ince özel bedenler, bedenlere de yapay sinek (böcek, uçan haşere, larva) taklidi olacak şekilde tüyler ve iplikle donatılmış iğneler bağlanarak kullanılırlar. Biraz ağırca olmaları av tekniği gereği uygulanan savurma hareketleri sırasında kıstırma konulmayan ip ile uzun mesafe atışı yapılabilesini sağlar. Farklı renklerde olabilirler. Bunların da batan ve yüzen tipleri vardır. Batan tipleri daha çok denizde yapay sinekle alabalık avı uygulamalarında kullanılır, denizlerde palamut, kılıç gibi balıkları da fly takımı ile avlamak mümkündür; yüzer tipler göller ve akarsulara daha uygundur, yine de batan tiplerin de göller ve akarsularda kullanım alanı vardır. Fly (yapay sinek) yöntemi ile avlanma denince akla alabalık avı geldiğinden bu konunun daha derinlemesine anlatımı ve açıklamalar alabalık sayfasındadır.
    Ticari olarak 100 metrelik boylarda satılan olta iplerinin değişik uygulamalar için 1000 metrelik hatta daha uzun ambalajlarını dahi bulmak olasıdır. Özellikle okyanusta kılıç balığı gibi balıkların avında kullanılan olta ipleri uzun olur. Çünkü bu büyük balıklarda her şey gibi kaloma da büyük olur. Normalde 30 – 40 metre maksimum kaloma yeterli iken bu balıklar yüzlerce metre olta ipini alabilirler.
    Her ne olta ipi kullanırsanız kullanın özellikle deniz de kullanımdan sonra tatlı su ile hafifçe çalkalayarak kurutun. İyice eskimesini pullanıp, kopma değerinin azalmasını beklemeyin; hayatta nadir karşılaşabileceğiniz bir balık bu yüzden kaçabilir. Özellikle ucuz olan manafilament kullanılıyor ise sezonda en az bir kere yenileyin. Örgü veya fusionlar da sezon da kullanılma miktarlarına göre sezon sonunda yenilenmelidir, ama nispeten daha yüksek teknoloji ve daha sağlam olduklarından, çok fazla yıpranmamış ise iki sezon çıkarması mümkündür.
    Balıkların görmeyeceği misina yoktur. Evet ne yapsanız görürler ama yine de yakalanırlar, çünkü onun ne olduğunu anlamazlar, anladıklarında da iş işten geçmiş olur. Yakalama miktarını ve şansını arttırmanın yolu avlandığınız suların rengine (bu özellikle tatlı sularda önemlidir), ışık durumuna göre renk seçmek balığı ürkütmeden vurmasını sağlamaktır. Ve tabii hep söylediğim gibi ince takım ince takım. Bu sizin balık yakalamaktan aldığınız zevke heyecan da katacaktır. Bakın Osmanlının son dönemlerinden yazar ve usta bir amatör balıkçı olan Asaf Muammer bey o zamanın Boğaziçi balık avcılığını anlatırken misinalar için ne demiş. ” Misinanın gayet ince olması şarttı. Sefa erbabı, (burada o dönemde zevk için balıkçılık yapan zengin amatörleri kastediyor) kullandığı oltanın her an kopma tehlikesine maruz kalmasını tercih eder, böylece bedii helecana ilaveten bu yüzden de bir helecan duyardı.” Eh, daha söylenecek ne kaldı ki?
    Rastgelsin, misinalarınız hep sağlam olsun………
    Çelik Bedenler
    Dişli balıkların avında balık bedeni kesip kaçmasın diye çelik bedenler kullanılır. Farklı tiplerde piyasada kolaylıkla bulunur. Kimileri naylon kaplı, kimileri çıplak çelik ip olabilir. Daha ince ve daha sağlam olduğundan wolframdan yapılmış ipler de bulmak mümkündür. İplerin bir ucu boş kasalıdır, diğer ucundaki kasada da kopçalı fırdöndü montelidir; her iki ucunda da fırdöndü montajlı tipler de vardır, bu durumda fırdöndülerden biri kopçalıdır; kopçalı fırdöndü beden tarafı diğer fırdöndü olta tarafıdır. Bazı uygulamalarda doğrudan çelik tel de kullanılır. Çelik tel kullanımında 1-1,5 mm kalınlığında istenilen uzunlukta (genelde 20 – 22 cm) çelik sert bir tele iğneler lehimlenerek çelik beden elde edilmiş olur. Bazı çelik ip bedenlerin iki ucu halkalı bazılarının iki ucu fırdöndülü olur, fırdöndülerden biri kopçalı olabilir. Boyları 10 – 40 cm. kadar olabilir. Son zamanlarda naylon kaplı çelik ipler makaraya sarılı olarak satılmaktadır bunlarla birlikte uç kasası oluşturmak için kullanılacak sıkıştırma halkaları da birlikte verilmektedir. Kısaca çok farklı tipleri vardır. Burada daha uzun uzun anlatmaya gerek yok, avında çelik beden kullanılan balıkların anlatımı sırasında bu konuya da değinilmiştir. Genelde çelik beden kullanımı vuruşu azaltmaktadır, bu mahsuru gözönüne alarak rastgele çelik beden uygulamasında kaçınılması gerekir; hatta mümkün ise başka çözüm üretme yolları da araştırılmalıdır.

    Fırdöndüler
    Avda kullanılan olta ipleri yakalanan balıklar, akıntılar, yanlış uygulamalar gibi bir sürü nedenden dolayı kendi ekseni etrafında dönebilir. Bu dönme en çok bedenler ve kösteklerde olacağından bedenden oltaya geçişlerde fırdöndü kullanılır. Genelde prinçten imal edilirler. Sabit bir gövdeden kafası gövde içinde kalan çivilerin dışarı çıkan uçlarının bükülerek halka oluşturulması ile meydana gelmişlerdir, misina bu halkalara bağlanır. En önemli özellikleri yük altında kolaylıkla dönebilmeleridir. Eğer bu olmuyorsa o fırdöndü iş görmüyor demektir. Bu amaçla son yıllarda plastik yataklı son derece hassas hemen hemen hiç gam yaptırmayan fırdöndüler üretilmektedir, ancak bunlar pahalıdır. Fırdöndülerin yük taşıma yetenekleri de önemli bir özelliktir. Fırdöndünün kırılıp kopması nedeniyle oltadaki balığı kaçırmak pek tatsız olur. Bu gerçi hiç başıma gelmedi ama dikkatli olmakta da yarar var. Bu amaçlarla fırdöndüler de iğneler gibi numaralanarak tanımlanmaktadır, yandaki şekil numaralamayı göstermektedir. Ancak bu numaralama sistemi amatörler arasında pek yaygınlaşmamış fırdöndü, boy uzunluğu ile tanımlanır olmuştur; 3 santim, 4 santim gibi. Bazı fırdöndülerin birer uçlarında kopça vardır, bu kopçalar fırdöndünün yemlenmiş hazır bir kasalı bedene veya atıp çekme avında kaşığın halkasına çabucak bağlanmasına yararlar. Dip sürütmeleri için ise üç kollu fırdöndüler yaygın olarak kullanılır. Ancak üç taraftan yüklenme fırdöndünün hassas olarak görev yapmasını engelleyebilir. Bu durumda ye beden ve olta tarafına birer fırdöndü daha eklenir veya iri balıkların avında bu zor olacağından çelik bir ek halkasına üç adet fırdöndü takılarak olta, beden ve iskandil ayrı ayrı fırdöndülere bağlanır. Fırdöndü seçimi amatörün bilgi ve tecrübesi ile olur, kimse 025 misinaya 1/0 fırdöndü bağlamaz tabii doğrusu takıma göre 8 – 10 hatta 12 numara kullanmaktır.
    Tatlı sularda daha çok koyu renkli veya siyah fırdöndü kullanımı tercih edilirken denizde hemen hemen her renk rahatlıkla kullanılabilir.
    İskandiller ve Kıstırmalar


    Takımın dibe batmasını sağlayan, genellikle kurşundan dökülen ağırlıklara iskandil denir. Yapıldığı metalin adı ile yani genelde kurşun diye anılır. Günümüzde kurşunun doğayı kirletici etkisi nedeni ile kurşun yerine başka metaller kullanma eğilimi baş göstermiştir. Derinliğe, akıntıya göre iskandil ağırlıkları veya şekli değişebilir. Tabii ki derinlik ve akıntı arttıkça iskandilde büyür ve ağırlaşır. Mesela akıntılı yerlerde dibe oturacak iskandiller için köşeli hatta üzeri pürüzlü tipler seçilirken normalde torpil biçimli ağırlıklar kullanılır. İskandil bedene bağlanmaz. Bunu nedeni gereği halinde çabucak değiştirebilmektir. Alttaki resimde görüleceği gibi beden ucuna biri büyük, biri küçük iki kasa yapılır. Bu kasalı uç göz deliğinden geçirilir, büyük kasa iskandilin etrafından dolaştırılarak oluşturulan halkanın iskandilin göz deliğine oturması sağlanır. Küçük kasanın görevi gerektiğinde tutup çekilerek oluşan düğüm halkasının gevşetilmesi ve iskandilin kolaylıkla çıkartılabilmesini sağlamaktır. Bazı iskandillerin üzerinde ağırlıkları yazar bazılarında da numara yazar. Alırken kaç gıramlık iskandil aldığınızı sorun, öğrenin. Bazı durumlarda balığın ilgisini çeksin diye iskandil parlatılır.
    Ayrıca şamandıralı takımlar, akıntı altında kullanılan takımlar gibi bedenin apiko durmasının gerektiği durumlarda veya ilave küçük ağırlıklar gerktiğinde kullanılan ortası delik küçük ağırlıklara kıstırma denir. Kıstırmalar ortası delikli (çalışır) olabileceği gibi; ortası yarık da olabilir. Delikli iskandilin içinden geçirilen misina ufak bir çubuk veya kibrit gibi bir şeyle sabitlenir. Ortası yarık olanlarda ise yarığa oturan misina kıstırmanın pense ile ezilmesi yoluyla sıkıştırılır. Birincisini daha emniyetli buluyorum. Yandaki resimlerde 4 zeytin biçimli kıstırma 4 küresel (yuvarlak) kıstırmadır.
    Bazı iskandillerin iki ucuda delik olabilir. Bunlara mavruka veya çiftgöz iskandil denir. Bunlar da iskandiller gibi çeşitli boy ve ağırlıklarda olabilirler. Mavrukanın bir ucuna olta diğer ucuna beden ve yem bağlanarak kullanılır. Dip sürütmesi, yeldirme gibi takımların yapımında kullanılan mavrukalara balıklardan bahsederken yapılan takımların tanımlanması sırasında tekrar değinilecektir.



    Zokalar






    Dişli balıkların iğneyi aşırıp, ısırarak bedeni koparmaması için zoka denilen sapına kurşun dökülmüş iğneler kullanılır. Buradan zokanın dişsiz balık avında kullanılamayacağı anlamı çıkartılmamalı; zoka her tür dişli ve dişsiz balığın avında rahatlıkla kullanılır. Bu şekilde ayrıca iğne ağırlaştırılarak serbest beden (mesela akıntı üstünde karagöz, mercan avında) uygulamaları da yapılabilir. Denizde kullanılan zokalar civalanır. Nedir civalama? Balık malzemesi satan dükkanlardan temin edebileceğiniz az miktarda civa ufak bir cam şişede muhafaza edilir. (Dikkat civa zehirlidir) Şişenin ağzı gergin bir güderi ile kapatılır. Güderi bir iğnenin ucu ile hafifçe delinir. Çok kolay şekil değiştirip ufacık bir delikten bile geçen ağır metal civa buradan da geçecektir. Bir çuha parçasına yatırılan zoka üzerine şişedeki civa tuz serper gibi çok az miktarda serpilir. İğne tarafıından elle tutulan zoka çuha ile ovulur. Kurşuna yapışıp sıvanan civa zokaya, balıkların ilgisini çekecek pırıl pırıl bir görüntü verir. Lüfer, palamut gibi balıkların avından sonra veya ilk dökümünden sonra zoka kurşunu üzerindeki diş izleri veya döküm kalıntıları, eğe veya bıçak ağzı ile temizlenir; ıstaka (mazgala) denen silindirik cam bir çubukla perdahlanır, bu işleme mazgallama denir ve tekrar civalanır. Osmanlı zamanında parlak olması için zenginler amatörler gümüşten zoka döktürürmüşler. Artık bu alışkanlık yoktur son yılların eğiliminde gümüş zoka yerine ağır metalden dökülmüş galvanizli zokalar kullanılmaktadır. Bu zokalar kendileri ile aynı boyuttaki kurşun zokalar kadar ağır değildir. Denizde kullanılan zokalar tiplerine göre sarmısak, sülük, fındık, pirçol gibi isimlerle anılırlar (Res 1). Aslında pirçol tüm küçük zokaların genel adı olmakla birlikte mesela eski amatörler sarmısak zokanın küçüğüne pirçol, sülük zokanın küçüğüne zokita, fındık zokanın küçüğüne leblebi de derler. Ayrıca pirçolun yünlülerin küçüğü olarak adlandırılabilecek pişkova (kovuşturma) ve ovala denen tipleri de vardır ki ileride bu konulara da değineceğiz. Kısaca ovala yuvarlak, kovuşturma köşeli yapıdadır. Buraya kadar anlatılandan ve benim kişisel tecrübelerimden şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki özellikle denizde zoka kullanımı, tekniği ve çeşitliliği ile neredeysen hiçbir dünya ülkesinde bu kadar yaygın değildir. Onlar daha çok aşağıda tatlı su zokaları ile anlatılan zokaları kullanırlar (Resim 2), o da daha çok atıp çekme uygulamalarında. Yine de şunu da kabul etmek gerekir ki Türk amatör balıkçılık tarihinini önemli bir parçası olan zokalar günümüzde piyasada oldukça az çeşitte bulunmaktadır. Umalım zokalr da pek çok bize ait değer gibi tarihe karışmasın. Zokalar her mevsimde kullanılabilmekle beraber özellikle soğuk dönemlerde daha da verimlidirler. Her tür zoka her türlü yemle rahatlıkla kullanılabilmekle beraber sarmısak zokalar ölü bütün yem, fındık zokalar canlı yem, sülük zokalar ise kesilmiş yaprak, sülük, tekgöz gibi yemlere daha uygundur. Bu konuyu çok fazla uzatmamak için yem takmaları ilgili balıklarla birlikte anlatılacak. Bazen zokanın hemen altına, zoka iğnesinin sapına bağlanan bir iğne ile balığın yemi ısırıp kopararak yerken yakalanması amaçlanır. Bu iğneye hırsız iğne denir (Resim 3). Hırsız iğneyi zoka iğnesinin sapına bağlamak için kullanılacak düğüm, düğümler sayfasında klasik iğne bağı olara anlatılan düğümdür. Düğüm atıldıktan sonra boş uç ve hırsız ığne dirsek kısmından birer pense veya kargaburun pense ile tutularak düğümün iyice sıkışması sağlanırsa hırsız iğne kolay kolay yerinden kaymaz. Özellikle lüfer, sinarit avlarında balık vurur fakat yakalamadan yemin sarkan kısmını koparıp alırsa bu yola baş vurulmalıdır. Zoka seçiminde ağırlık ve tipin doğru tespiti çok önemlidir. Bir yerde verimli çalışan zoka başka bir yerde farklı akıntılar ve derinlik gibi nedenlerle iş görmeyebilir. Bunu burada anlatmak mümkün değil tabii, sizin deneyerek bulmanız gerekecek. Ama kullandığınız zokanın tipine ve ağırlığına dikkat etmeniz gerektir. Zokalarin ağırlıkları 200 gr. kadar olabilir, 200 gıramlık zokanın iğnesinin de 7/0-9/0 gibi olabileceğini unutmamak gerek. Genelde zoka ile av yapılacak en verimli yerler akıntı üstünden kayalıklara atış, akıntı altında oluşan anaforlu bölgeler, iki akıntının karşılaşarak suyu hareketlendirdiği yerler gibi genelde akıntı altında balıkların yem beklediği yerlerdir. Ama dip sürütmesi, lüfer, palamut yemlisi gibi uygulamalar da çok yaygındır yeri geldikçe değineceğim. Son olarak zoka kurşundan farklı olarak bedene bağlanır.
    Tatlı sularda kullanılan zokalar denizde kullandıklarımızdan farklıdır. (resim 2) Renkli olabilirler, renksizleri gerekirse civalanabilir de. Bedene bağlanma halkaları genelde iğnenin ucu tarafında kurşunun dışına çıkar. Bu tipler doğrudan ağırlık olarak atıp çekme takımında kullanılırlar.(Yandaki ikinci resim). Avrupa ve Amerika’ da bu tip zokalar her suda kullanılmaktadır. Tabii bu zokalarda kullanıldıkları şartlara göre top, kurşun, rugby topu gibi şekillerde ve, farklı boyutlardadır. alırken ağırlığını da öğrenmeye çalışın. Bu zokalar da bedene bağlanır.
    Yünlüler
    Lüfer ve palamut gibi göç eden yırtıcı balıklar Karadeniz’ den Ege’ ye inişe geçtiklerinde önlerine küçük balıkları katar, sürerek İstanbul boğazından aşağıya indirirler. Bu daha çok Eylül ve Ekim aylarında karşılaşan bir olaydır. Küçük balığın bolluğu nedeni ile yemli oltalara bakmayan balıkları başka şekilde aldatmak gerekmektedir. Şimdilerde mevcut çeşit çeşit kaşıkları kullanmak mümkün ise de eskiden kalma yünlü denilen zoka – kaşık karışımı av araçları da hala kullanımdadır. Kurşundan dökülen yünlülere küçük balık şekilleri verilir, mesela yandakiler 1 gümüş, 2 hamsi, 3 ve 3a istavrit (iki yönden) taklidi yünlülerdir. Yünlüler genelde 8-12 cm. boyunda, 50-150 gr. ağırlığında olur ve boyularına uygun tekli veya üçlü iğne ile donatılırlar. Yünlüler kullanım için zoka bahsinde anlatıldığı gibi mazgallanır ve civalanarak parlatılır. Daha çok karadan kullanıma uygundurlar. Mümkün olduğunca uzağa atılarak bir müddet dibe inmesi beklenir, daha sonra hızla çekilerek kaçan küçük balık görüntüsü verilir ve yırtıcı iri balıkların saldırması sağlanır. Yünlüler genelde yemlenmez, bunun yerine üzerindeki deliğe iğneye kadar uzanacak şekilde horozun göğüs tüylerinden (tercihen kırmızı) iki üç adet sıkıştırılır. Yemlenirse verimi artabilir. Her 4-5 balıktan sonra düğümü yenilenmeli , gerekirse yakalanan balıklardan kalan diş izleri giderilerek civalanmalıdır. Misinanın bağlandığı delik temiz, çapaksız olmalıdır. Yünlülerin küçüklerine pişkova da denir. Bunlar 7-8 cm. boyunda olur ucunda 6 – 7 numara çapari iğnesi vardır. Kullanımı zokaya benzer, yünlülerden farkı hem sandaldan hem de karadan kullanılabilmesidir. Sandaldan aynen orta su sürütmesi gibi de kullanılır. Pişkova ve ovalanın geniş açıklaması olta takımları ve uygulamaları sayfasında zokalı takımlar kısmında vardır.
    Yüksükler
    Yünlü gibi kullanılır ve hemen hemen aynı işi gürür. Tabii bunlar eski zamanların kaşık uygulamaları olduğundan birbirlerine benzemeleri normaldir. Yüksükler daha çok yırtıcıların küçük balıkları sıkıştırıp yüzledikleri durumda kullanılırlar. Yünlüden farkları budur, tabii daha da hafiftirler. Sabit ve hareketli olarak iki tip olabilirler. Balık başına benzeyen üzerinde zoka benzeri iğne bulunan bir kurşunun üzerinde açılan çevre kertiğe iğneyi örtecek büyüklükte kaz, horoz veya martı tüyü ibrişim ile sıkıca bağlanır. Hareketli yüksüklerde kadehi andıran kurşunun deliğinden geçirilen 0,5 mm veya daha kalın 20-25 cm boyundakiçelik telin bir ucuna iğne bir ucuna fırdöndü bağlanır. Kurşunun üzerindeki kertiğe yine aynı şekilde tüyler bağlanarak takım hazırlanır. Takım oltaya fırdöndüden bağlanır. Kafa kurşunu civalanmalıdır. 50-70 gr., ağırlığında; çoğunlukla da daha hafif olurlar. Uygulaması tüm kaşık uygulamaları gibidir, atılır biraz beklenir ve çekilir. Balık etrafta ise yakalanacaktır. Akıntı altlarında da başarı ile kullanılır. Okyanuslarda buna çok benzeyen ve bucktail (geyik kuyruğu) denen bir sahte yemle kılıç, marlin, dora dora (lampuka) gibi balıkları yakalanmaktadır.
    Seğirtmeler
    Dip seğirtmesi de yünlüye benzer. Ama balık şeklinde de değilde torpil veya füze gibi yapılırlar. Çekilirken salıınım hareketleri yapması için iğne tarafında hafif şişkinlik vardır. Boyları 10 – 15 cm. ağırlıkları 100 – 200 gr. civarındadır. Daha çok sandaldan ve elle kullanmaya müsaittir. Yüksek çevrim oranlı bir makina ile de kullanılabilse de bu tür makinaların taşıdıkları yük az olacağından iri balıklarda problem çıkabilir. Ama kamışı sallayarak dipten çekilen seğirtmeye küçük balıkların su içinde yaptıyı sıçramaları daha başarı ile taklit etme dolayısı ile verimi arttırma şansı da vardır. Sandaldan dibe indirilen seğirtme dip bulunduktan sonra hızla yukarı çekilir, balık atlamazsa aynı işlem tekrar edilir. Dip seğirtmeleri yemlenmez ama mazgallama ve civalama tabii ki şart. Bu arada çekiciliğini arttırmak için iğnesine mesela bir tvister kuyruğu, renkli bir yumuşak plastik şerit de takılabilir.
    Çarpmalar
    Çarpma balığın bolca bir arada bulunduğu yere atılıp hızla çekilmesi ile rastgele takıldığı balığı yakalayan araçtır. Elips biçimlidi seğirtmeyi andırır, genelde üçlü iğne ile donatılmıştır. Yakalanması amaçlanan balığın cüssesine orantılı olarak hazırlanır. İstavrit, ilarya, hamsi için 5, kefal, lüfer palamut için 8 – 10, kofana, tarik gibi balıklar içinde 10 – 15 cm olurlar. Daha çok kefal amaçlı hazırlanmıştır. 1976 – 1979 yıllarında Kabataş Erkek Lisesinde yatılı okurken okulumuzun yemekhanesinin çöpü yandaki Galatasaray Kız Lisesi ile arada bulunan aşılmaz duvar dibinden Boğaza dökülürdü. (Merak etmeyin canım orası bir eğitim kurumu! Sınıflarda gene temizlik, çevre bilinci dersleri dört duvar arasında verilirdi de kötü örnekleri de görelim diye gözümüzün önünde üç yıl boyunca boğaza çöp dökülmesini seyrettirdiler.) Burada bol bol iri boğaz kefali toplanır biz de çarpma ile onları yakalardık. Bazen de Eylül, Ekim, Kasım aylarında lüfer istavridi okulun duvarlarına yaslardı; o zaman da çarpma ile bol bol istavrit yakalardık. Hatta bazen sürüye dalan lüferler de çarpmaya çıkardı. Şimdi boğazda bu bolluğun olduğunu sanmıyorum. Çarpmanın başka türlü uygulamaları da vardır elbet. Mesela hafif bir kurşunla atılan, su üstünden çekilen parlak iğnelerle veya tüylü çapari iğneleri ile donatılmış beden etrafında dolaşan zarganalar; zaman zaman bedenin ani hareketlerle çekilmesi yolu ile yakalanırlar. Bazen bedenin tamamı balığa sarılarak takımı karıştırır. Çarpma daha çok sandaldan veya Kabataş Lisesi örneğindeki gibi hemen derinleşen dik duvar veya kıyılardan da yapılabilir. Gözlemle balıkların sürüler halinde dolaşıp yemlendikleri yerleri tespit ederek çarpma ile avlanmak mümkündür.
    Atıp Çekmeler
    Genellikle karadan ve daha çok istavrit için tasarlanmış bir araçtır. Şekli yandaki gibi olup isterseniz çalışır bir kurşun içine bir kaç kat kalın misina sıkıştırarak yapabileceğiniz gibi benim yaptığım gibi basitçe hazır da alabilirsiniz. İstavrid için kullanımında takımın gelmesi istenen derinliğe göre farklı ağırlıklarda olurlar. Ana prensip aynıdır. Bir taraflarında fırdöndü bir taraflarında beden bağlamak için kasa bulunur. Kuyruk altı veya sülük yemle yemlenirler, tüyülü tek çapari iğnesi kullanıldığı da olur. Beden mümkün olduğunca ince balığına göre 010 veya 025 olabilir. Artık eskisi gibi bol istavrid olmaması nedeni ile, ben bu takımı daha çok kırlangıç avında dip sürütmesinde mavruka (iki ucu da misina bağlamak için delikli kurşun) gibi kullanıyorum. Halbuki öğrencilik yıllarımda Kabataş Erkek Lisesinde boş zamanlarımızda bu takımla zevkli avlar yapardık.
    Kaşıklar




    Aslında yukarıda anlatılan yünlüler, yüksükler gibi araçlar klasik kaşık uygulamalarıdır. Esas itibarı ile kaşıklar etrafta bulunan yırtıcı balığın dikkatini çekerek saldırıp yakalanmasını sağlayan parlak gümüş renkli veya renkli metalden yapılmış, atılıp çekilerek kullanılan araçlardır. İki tipi vardır, biri sabit gövdeli çekilirken suda salınım yaparak balığı cezbeden; diğeri döner gövdeli olanıdır. Tabii bunların da kendi içlerinde tüylüsü, tüysüzü, üçlü iğnelisi, tekli iğnelisi gibi farklı modelleri vardır. Böylece günümüz modern uygulamalarında oldukça farklı model ve renkte kaşık bulabilirsiniz. Esas olan kaşıkla balık yakalamaktır, ama üretici firmalar renk renk, model model kaşıklarla öncelikle meraklı amatörleri sonra balıkları avlamayı hedeflemiştir sanki. Burada tüm kaşıkları anlatmak tanıtmak elbette mümkün değil. Yeri geldikçe balıklar tanıtılırken gelenneksel olarak kullanılan kaşıkları da tanıtmaya çalışıyoruz. Burada dikkat edilmesi gereken bir tür balık için standartlaşmış tek tip bir kaşık yoktur her yırtıcı balık her tür kaşığa vurabilir, ama kimine daha sık kimine çok seyrek.Bazı durumlarda bir kaşık daha iyi çalışırken bazı durumlarda aynı kaşıkta aynı performansı göremezsiniz. Bunu deneyerek tecrübe ile tespit etmek gerekecektir. Üstteki resimlerde tatlı ve tuzlu sularda kullanılan muhtelif kaşıkları görüyorsunuz. Üsttekiler sabit gövdeli, alttakiler de döner gövdeli kaşıklardır. Son resim döner gövdeli bir kaşığın yapısına örnektir. Döner gövdeli kaşıklar daha çok tatlı sularda kullanılır. Söğüt yaprağı diye görülen kaşık hem tatlı hem tuzlu sulara uygundur. Bu tür örnekler arttırılabilir. Deneyerek ve bu tür kaynaklardaki bilgileri kullanarak doğru kaşığı bulmanız gerekecektir. Tabii bu arada kaşık üreticisi firmaların tavsiyelerini de gözönüne almak gerekecektir. Döner kaşıklar için özellikle bilinen iyi firmaları tercih edin. Bu kaşıklar suya düşer düşmez dönmeli ve en küçük hızlarda bile dönmeyi sürdürmelidir, aksi halde bir işe yaramaz. Ucuz kaşıklarda bu performansı göremeyebilirsiniz. (Burada görülen tüm kaşıklar bana ait, ne yazık ki şimdi bazıları suların dibinde takıldıkları yerde ömrünü tamamlıyor) Bunların dışında da spinnerbait gibi ne kaşık ne değil değişik modellerde vardır ki bunlara da balıklar bahsinde değindik. Ama yeri gelmişken spinnerbait denen sahte yemler hakkında biraz bilgi verelim. Yandan bakıldığında V gibi görünen, telden yapılmış gövdesinin alt ucunda iğne ve iğneyi örten lastik bir etek, üst ucunda da kaşık veya kaşıklar bulunan bu haliyle hiçbir doğal yemi çağrıştırmayan tuhaf görünüşlü bir yapay yemdir. Su içinde düzgün bir hızla çekilirken üst koldaki kaşıklar alttaki iğnenin hemen hemen üzerinden gelir. Parıltı yaparak, veya kaşıkların çıkardığı ses ile yırtıcıların ilgisini çeker. Bazı modellerinde üst kolda kaşık yerine donerek ses yapan bir pervane vardır ki bunlara da buzzbait denir. Üst koldaki kaşıkların büyük ve uzun olması durumunda çekilirken bu kaşıklar iğneden daha geride kalırlar. Kaşıkların geride kalması vuruş anında iğnenin balığın damağına batmasına engel olabilir; bu tür uygulama genelde o sularda olduğu tespit edilen büyük balıklar hedeflendiğinde yapılmalıdır çünkü spinnerbaitin görünüşü de oldukça büyük olacaktır. Genelde kaşıklar iğneyi geçmez en fazla iğne üzerindeki etek boyu kadar olurlar. Daha çok Amerika’ da büyük ve küçük ağız bass denen balıkların yakalanması için kullanılmakla beraber. tatlı su levreği, sudak, turna içinde kullanıldığında iyi sonuçlar alınır. Sığ sularda ve yoğun su bitkileri arasında takılma riski azdır. Üst kol iğneyi koruyayarak yemin ottutmaz gibi çalışmasını sağlar. Üst kolun kısa olması durumunda bu tür çalışma olmayabilir. Bunu yapay yemi elinize alıp kolunuzu su içindeki bir takılma noktası gibi kullanarak deneyebilirsiniz. Üst gövde kola sürülerek diğer elle hafifçe çekilir iğne gelip kolunuza takılırsa suda da takılma olacaktır.
    Yüzerırlıklar
    Yüzer ağırlık veya batar şamandıra veya benim ilk duyduğum İtalyanca ismi ile bombard. Sonraları sbirolino ve bullrag dendiğini de duyduğumuz bu alet aslında atıp-çekmede kullanılan yardımcı bir donanım. İlk olarak İtalya’da alabalık avı için geliştirilmiş ama daha sonra çok başarılı olduğu görülünce tatlı sulardan denizlere her yerde kullanılmaya başlamıştır. Aletin şekli ve takımın düzenlenmesi alttaki resimdeki gibidir.
    Bu resmi anlamak için önce yüzer ağırlık veya bombard neymiş tanıyalım. Yüzer ağırlık şekilden de görüldüğü gibi balsa gövdeli şamandıraya benzer yapıda ön tarafı hafifçe ağırlaştırılmış bir alettir. Gövenin taşıma yeteneğine ve ağırlığına göre hızlı batan, yavaş batan, yüzen tipleri vardır. 10 gramdan, 30 grama kadar çeşitli ağırlıklarda olabilir. Şeffaf veya değişik renklerde olanlarını bulmak mümkündür. Gövdenin şekli, dolayısı ile hacmi Arşimet prensibine göre batma hızına etki edeceğinden mesela 20 gram ağırlıkta ama değişik gövde şekilli iki yüzer ağırlığın biri hızlı batar, diğeri yavaş batar olabilir. Bu yetenekleri derin sulardan çok sığ sulara kadar pek çok yerde başarı ile kullanılmalarını sağlar. Mesela alabalık avında diz boyu sığlıklarda yavaş batan veya yüzer modelleri ile rahatlıkla avlanabilirsiniz. Denizlerde de zarganadan levreğe kadar pek çok balık için kullanılabilir. İğneye yem olarak silikon takarak sığlıklarda yavaş batan tiplerle atıp çekme ile çok başarılı levrek avları yapıldığı anlatılmaktadır.
    Takımın düzenlemesi ve kullanımı esas olarak olta takımları ve kullanılmaları sayfasında atıp çekmeler kısmının konusu olmakla beraber burada kısaca bakalım. Olta ipi yüzer ağırlığın gövdesi tarafından değilde anten borucuk tarafından takılarak gövde tarafından çıkartılır. Buraya ufak bir stoper boncuk konmasında yarar vardır, böylece boncuktan sonra bağlanacak fırdöndünün ağırlık üzerine sık sık çarparak birbirlerine hasar vermeleri önlenir. Fırdöndüden sonra da kullanabileceğiniz uzunlukta 1-1,5 kulaç beden ilave edilir. Kalıklıklar hedeflenen balığa göre değişir. Yem olarak İtalyanlar alabalık için yukarıdaki gibi önce ufak bir silikon parçası takıp sonra bir larva ile yemi daha cazip hale getiriyorlar. Bizde alabalık için doğal yem yasak olduğundan silikon ile neler yapabileceğinizi düşünmeniz gerek. Denizde zargana için doğal yemlerle yemlendiğini, levrek için ince uzun silikon balıklar takıldığını her iki uygulamanın da başarılı olduğunu duyduk öğrendik.
    Atıp çekmeleri incelerken bu takıma tekrar değinip farklı uygulamalarına ve donatılmasına bakacağız. Gerçek şekli için alttaki küçük resimleri tıklayıp benim kullandığım yüzer ağırlıkların bazılarını büyük boyda görebilirsiniz.

    Plastik Yemler

    Bunlarda kaşık uygulamalarında olduğu gibi yırtıcı balıkların ilgisini çekerek yakalanmalarını sağlamaya yararlar. Genelde yukarıda anlatılan tatlı su zokalarına takılarak kullanılırlar. Zokaya takarkenn öncelikle zoka yemin üstüne yatırılarak iğne boyuna göre iğnenin gövdeden çıkması gereken yer tespit edilir ve bundan sonra yem kafa tarafından iğneye takılır. Bu şekilde iğnenin önceden ölçülen noktadan çıkartılması ile fazla ileri giderek yemin dirsekte sıkışmasını veya erken çıkararak yemin yerine oturmaması ihtimalini de oradan kaldırır. İstenirse bu yemlere hırsız iğne de ileve edilebilir. Kamış yardımı ile tüm kaşık uygulamalarında olduğu gibi mümkün olduğunca uzağa atılıp çekilerek kullanılırlar. Çekiş hızı ve tekniği yakalanması planlanan balığa göre değişiklik gösterir. Balıkların anlatıldığı bölümlerde bu konulara da değinilmiştir. Ama en genel olarak çekişte farklı hızlar, sert sıçramalar yaptırarak yaralı veya kaçan balık görüntüsü verebilmektir. Yumuşak plastikten yapılan bu yemler çekilirken su içinde salınarak, titreşerek yırtıcı balıkların ilgisini çeker ve saldırmalarını bu şekilde de yakalanmalarını sağlar. Bu yemlerde esas olan çekilirken su içinde yumuşak hareket etmeleri, ufak çekim hızlarında bille salınım veya titreşimlerini sürdürmeleridir. Bu nedenle pek çeşitli modelleri üretilmektedir. Solucan, sülük, kurbağa, yavru balık taklitleri vardır.
    Yavru balık ve ahtapot taklidi olanlar, hatta sasiler denizlerde de kullanılır. Ama denizlerde düz renklerden çok üzeri parlak sim parçaları lie kaplı veya imali sırasında içine parlak parçacıklar karıştırılmış simli modeller başarılı olmaktadır. Denizlerde atıp çekmeden daha çok sürütme takımlarında kullanılırlar.
    Yapay Balıklar


    Yavru veya yaralı balık taklidi ile yırtıcı balıkların dikkatini çeken ağaç (balsa) veya plastikten yapılmış yapay yemler. Tarihi 1900 lü yılların başına kadar gider. O zamanlarda elde yapılan, amatörlerin kendileri için yapıp kullandıkları bu tahta balıklar sonralarda hem balık amatörü hem de ticari dehası olanlar tarafından bugün neredeyse sektör haline gelmiştir. Pek çok balık avı malzemesi üreten firma tarafından yapılıp satılmaktadırlar. Dalan (diving), yüzen (floating), dengelenmiş (balanced), su üstenden gelen (popper), titreşip ses çıkartan (Rattling), parçalı (jointed) gibi modelleri vardır. Dalan modeller normalde suya batar ve çekilirken üretiminine uygun derinliğe kadar iner. Yüzen modeller su üstünde yüzer çekilirken ayarlandığı derinliğe iner ve durma anlarında gene yükselir. Dengelenmiş tipleri çekildikçe istenen derinliğe iner durma anında hangi derinlikteyse orada kalır. Popperler su üstünde kalır çekilirken de batmaz, bunları sert, ani hareketlerle çekince su üstünden suları şapırtadarak gelirler, bu da etraftaki yırtıcılara su üstünde oynayan yavru balık hissi vererek saldırmasına neden olur. Ses çıkartan modelleri dalan tip olup içleri çongırak gibi parçacıklarla doldurulmuştur. Çekilirken yaptığı titreşimle su içinde çıngırak gibi ses çıkartarak dikkat çeker. Parçalılarda gövde ve kuyruk kısmını ayıran bir mafsal vardır bu mafsal ile çekilirken kuyruğu salınır ve yaralı balık hissi verir. Dalan ve yüzen tipleri vardır. Bunlardan başka firmalar değişik uygulamalar için değişik modeller de üretmektedirler. 100 gıramlık tatlı su levreğinden, yüzlerce kiloluk kılıç balıklarına kadar kullanılan modelleri vardır. Deniz ve tatlı su için ayrı ayrı üretilseler de çoğu hem tatlı hem tuzlu sularda rahatlıkla kullanılabilir. Çeşitli renkleri mevcuttur. Bu balıklarda kafanın hemen altında bulunana plastik veya metal parçanın eğimi ve boyu yapay balığın dalma mesafesi hakkında bilgi verebilir. Bu parça gövde ile dike yakın açı yapar ve küçükse dalma derinliği azdır, açı daralır ve parça büyürse dalma derinliği artar. Dalma derinliği ve tipi kutusu üzerinde genelde yazar alırkan ihtiyacınızı gözönünde bulundurarak buna dikkat edin. Genelde kaliteli yapay balıklar üretimden sonra test havuzlarında uzmanlarca test edilir görülen aksaklıklar anında giderilir. Rastgele iğne değiştirmeyin, hareketleri bozuk yapay balığı kullanmayın. Bu tür yapay yemlerde modifikasyon tavsiye edilmez ama illa yapacaksanız veya zorunluluk varsa modifikasyondan sonra suda mutlaka test edip orjinal halindeki hareketleri yapmasını sağlamaya çalışın. Gerekirse yapay yemden 25 – 30 santim uzağa ilave ağırlıklar konarak dalma derinliği arttırılabilir. Kıyıdan ve sandaldan atıp çekme ile kullanılabileceği gibi orta sularda sürütme için de uygundur. Tavsiyem atış esnasında düzgün gidecek, çekilirken doğru titreşimleri yaparak yırtıcıların dikkatini iyi markaları tercih edin.
    Yapay sinekler veya ingilizce adı ile fly genelde alabalık avında kullanılan sahte yemlerdir. Yannda bazı basit örneklerinin resmi var. İka adet fly yapımı sayfasından yapım örnekleri görebilir 1, 2, alabalık sayfasından daha geniş bilgi alabilir üç sayfa da da denizlerde kullanılan bazı fly tiplerinin resimlerini 1,2,3 ve palamut sayfasında da bunlara ait açıklamaları bulabilirsiniz; tabii linkleri tıklayarak Fly kelimesi Türkçe’ye sinek olarak çevrilebilse de aslında burada tam olarak sadece sineği temsil etmez. Çevredeki suda yaşayan böcekler, uçucu böcek, karada yaşayan böcekler ve bazı canlılar, yavru balıklar, sinek, larva, yumurta ve haşerelerle beslenen alabalık için kullanıldığına göre fly denince geniş bir böcek topluluğu, larvalar ve yumurtalar düşünülmelidir. Fly ile sadece alabalık değil tatlı su levreği ile diğer bazı balıklar ve hatta turna ve sudak da avlamak mümkündür. Bu yöntem tatlı su levreği için kabul gören bir avcılık şekli olduğu halde sudak ve diğer balıklar için rastgeledir, bunula birlikte son yıllarda özellikle Amerikalı amatörler arasında yaygınlaşmaktadır. Bu şekilde avlanan amatörler kendilerinin olta balıkçılığının en üst düzeyinde, büyük usta olduklarını düşünürler. Evet oldukça ustalık ve beceri isteyen bir yöntemdir ama bu kadar abartmaya da gerek yoktur. Fly konusu daha çok alabalık ile anıldığından bu araç ile bilgiyi Alabalık sayfasında genişçe bulacaksınız.
    Mantarlar
    Mantar olta ipinin sarıldığı sert mantardan yapılmış dikdörtgen prizması şeklindeki malzemedir. Aslında mantar konusu pek o kadar önemli olmamakla beraber doğru mantarı seçmek önemlidir. Mantar yapılan takıma göre küçük olursa olta iyi sarılmaz sarımlar üst üste düşer kullanımı zorlaşır. Büyük seçilirse gereksiz yer kaplar bir fayda da getirmez. Türkiye’ de mantarlar 3,4,5 gibi numaralarla satılır. Mesela 050 çapında 100 metre olta ipi ile yapılacak bir takıma 4 numara mantar gayet iyi olur. Daha uzun olta kullanılacaksa 5 numara tercih etmek gerekir. Mantarın bir faydası da takımın üzerindeki iğnelerin mantara saplanarak muhafaza edilmesidir. Uçları açıkta olmayınca hem iğneler, hem de amatör korunmuş olur. Son yıllarda piyasada mantar yerine görülen plastik kasnakları pek tavsiye etmiyorum. Ama siz sorunsuz kullanıyor olabilirsiniz o halde rastgelsin.

  4. #4
    Atsızın Atlısı fatih0920 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Üyelik tarihi
    Ekim.2009
    Nereden
    nazilli
    Mesajlar
    4.873

    Standart

    .
    Olta Yapımı ve Çeşitleri
    Oltaların yapımı karşıdan bakıldığında zor gözüksede aslında tam tersi yani çok kolaydır ancak bilene kolaydır tabi. Sizlere özellikle her amatör balıkçının anlayabileceği dilde adım adım bir oltanın nasıl yapıldığını vede birkaç örnekle anlatımlı olarak göstermeye çalışacağım.

    En başta oltamızı yapmaya başlamadan önce gerekli malzemelerimize bir göz atalım aşağıda sıralamış olduğum malzemeler olta yapımında gereklidir ve bize minimum gereksinimdir;

    Makas
    Misina
    Kurşun
    Fırdöndü
    İğneler
    Kasnak
    Boş Plastik Şişe
    Beden Yapımı İçin Ayrı Misina (makaralıları tavsiye ederim)

    Malzemelerimiz hazırsa olta yapımına başlayabiliriz öncelikle kasnağımızı alıyoruz ve poşet misinamızı kasnağa bir plastik şişe yardımıyla doluyoruz bunu neden plastik şişe ile yapıyoruz? çünkü size çile halinde verilen misinayı doğrudan hiç bir aparat kullanmadan yapıcak olursanız misina daha 5-10 metreye gelmeden karışacaktır istisnalar olabilir ama kural hiç değişmez. Poşet misinayı kasnağa dolarken nasıl kullanacağımızı aşağıdaki resimden bakabilirsiniz;



    resimdede görüldüğü gibi poşet misinamızın ilk 50 metresini plastik su şişemizin üzerine koyuyoruz ve kasnağımıza dolamaya başlıyoruz bu şekilde yaptığımızda poşet misinamız hiç bir şekilde karışmadan kasnağımıza dolayabiliriz ilk 50 metre bitince diğer 50 metreyide aynı yöntemle dolamaya devam edip işlemi tamamlayın. Bittikten sonra plastik şişemizle işimiz bitiyor eğer kamışlı bir oltaya sahipseniz aynı teknikle misinayı dolayabilirsiniz yada doğrudan makara misina alıp şişe kullanmadan misinanızı dolayabilirsiniz.

    En önemli kısımlar bundan sonra başlıyor şimdi bazı düğümleri öğrenmemiz gerekiyor çünkü olta balıkçılığında kullanılan düğümler günlük hayatımızdaki düğümlere benzemez sağlam ve doğru yapılmalıdır.

    Misinamızı doladıktan sonra hemen ucuna bir tekli fırdöndü bağlıyoruz bunu yapmamızın nedeni hem genel kasnaktaki misinanın hemde bedeni yapacağımız misinanın karışmasını engellemektir. Eğer yedek bedenlerle çalışacaksanız ve oltanız takılır koptuğunda hemen değiştirmek istiyorsanız klipslileride tercih edebilirsiniz Fırdöndüyü bağlamak için aşağıdaki örnek resimden faydalanabilirsiniz;



    Yukarıdaki resim sayesinde fırdöndü düğümünü öğrenebilirsiniz oltamıza fırdöndü taktıktan sonra aşağıdaki görünümü alacaktır;



    Bundan sonrası yapacağımız oltaya göre bedeni hazırlayabiliriz beden için daha önceden aldığımız makara misinamızdan 1 metre kadar kesiyoruz ve fırdöndünün boş olan ikinci deliğine yukardaki düğüm örneğinden faydalanarak aynı şekilde bağlıyoruz. Buraya bakarak hangi oltayı yapmak istiyorsanız örneklerine bakarak faydalanabilirsiniz dip oltası yapılacaksa ve iskandil kurşun kullanılacaksa yukardaki fırdöndü düğümü ile yapabilirsiniz.. aynı düğüm ile zargana topu ve diğer delikli mantarlarıda bağlayabilirsiniz iğne düğümü ise bunlardan farklıdır iğnenin bağlanmasında en yaygın olarak kullanılan düğüm aşağıdaki resimde görülmektedir;



    iğne palasının hemen altına toplam minimum 6 sarım yapabilirsiniz ancak bazı durumlarda en fazla 10 sarıma kadar çıkılabilir (iri iğneler).

    Kurşun bağlamayı yine yukarıdaki örnek fırdöndü düğümü olarak gösterdiğimiz düğümlerle yapabilirsiniz.

    Artık avını yapacağınız balığa göre bedeni hazırlayabilir ve köstekleri hazırlayabilirsiniz.

+ Yeni Konu aç

Benzer Konular

  1. amatör olta balıkçılığı ve balık nasıl tutulur
    Konu Sahibi fatih0920 Forum Diğer Spor Dalları
    Cevap: 1
    Son Mesaj : 12.Aralık.2009, 17:43
  2. Filmlerdeki Bilek Kesme Sahnesinin Hazırlanışı ...
    Konu Sahibi MyNaK Forum İlginç Resimler
    Cevap: 4
    Son Mesaj : 25.Kasım.2009, 00:28
  3. meyve konservesi için şurubun hazırlanışı
    Konu Sahibi šυ ∂üşü Forum Turşu ve Konserve Tarifleri
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 25.Şubat.2008, 00:23
  4. Olta BaliĞi
    Konu Sahibi pismegatron Forum Din ve İslamiyet
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 23.Ekim.2007, 22:34
  5. Bir Mumyanın Hazırlanışı
    Konu Sahibi Kamasultra Forum Korku +18
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 11.Ekim.2007, 03:35

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •