OLTA BALIKCILIGI NEDIRNASIL BALIK TUTULUR
Mücadelecilik ve sabır isteyen olta balıkçılığı gerek zorluğundan gerek de ekmeğini sudan çıkarabilmenin verdiği zevk yada amatörce yapılan spor avcılığıdır.
Balık avcılığında hep merak edilmiştir, balık yakalamak şans işimi, yoksa ustalık mı ister?.
Benim şahsi görüşüm balık yakalamak tamamen ustalık, tecrübe ve taktik ister. . Şans faktörü ancak% 5 dir. Balık yakalamanın asıl unsuru düşünmekdir ?, bu düşünme içerisinde balık yakalamanın 4 kuralı vardır.
1- DOĞRU ZAMAN DA OLMAK.
2- DOĞRU YERDE OLMAK.
3- DOĞRU TAKIMLA OLMAK.
4- DOĞRU YEM KULLANMAK
1-DOĞRU ZAMANDA OLMAK :
Avını yapacağımız balığın yaşam şartlarını bilerek , zamanı geldiğinde avını yapmakdır. Balık göçermidir ? ; göçü uzunmudur, yoksa sığ sular ile derin sular arasındamı göç yapar ? . balığın göç zamanlarını bilmemiz şartdır, niye ilk gelen öncü balıkların yakalanması profosyonel balıkcılar için iyi bir kazanç olacakdır. Amatör oltacılar içinse sezonun ilk trofesidir.
Balık yakalamak için gideceğimiz gün ve saati önem taşır.
Kapt. Nasuhi Albulak : Solunar Teorisi : Yeryüzünde yaşayan bütün Yaşam formlarının gökyüzündeki yıldızların çekim kuvvetlerinden etkilendiği bilimsel bir gerçek. Buna göre canlıların etkilendiği ( Özellikle Deniz Canlıları ) zaman ve günler Batıda Solunar takvimi ile açıklanmıştır. Özellikle bu yoğunluğun Yeniay zamanı ( Ayın gece görünmez olduğu zaman ) en doruk noktaya ulaştığıda gözlemlenmiştir. Denizlerdeki Gelgit olayları bu yoğunluğun başka bir yansımasıdır.
Doruk Günler:
Eğer hava ve beslenme şartları uygun koşullara sahip olursa, Güneşin ilk ışıklarını vermeye başladığı andan itibaren veya son ışıklarını vermeye yakın, ilk bir veya iki saat içindedir.
Vede herayın, Yeniay ve Dolunay zamanı bu etki en doruk noktasına ulaşır. Balıklar gördükleri veya kokladıkları herşeye ayırt etmeden atlarlar. Bu yoğunluk her aşamasında ücer günlük sürelerde Ayın son çeyreğine gelene kadar miktar olarak azalır.
Balık avının Süresi:
Usta balıkçılar balıkların herzaman beslenmediklerini bilirler. Bazı nedenlerden canlı veya yapay yemlerede saldırdıklarınıda bilirler. Solunar teorisini oluşturan John Alden balıkların bir tam gün içinde tek haneli saatlerde beslendiklerini ve gerçek balıkçılığın bu saatler içindede havanın ve beslenme şartlarının uygunluğuna göre yapılabileceğini belirtmiştir. Ve bu beslenme saatlerinin bir veya iki saat gibi sürede çılgınca gerçekleştiğini söylemiştir.
Nasuhi kaptanın bu yazısı bizlere birçok yönden ışık tutmakdadır, yazının tamamını okumanızda fayda var :
Hava şartları doğru evredeki ayın beklenen avantajını tamamen bertaraf edebileceğini lütfen dikkate alınız. Kararlı bir havanın aydan daha kuvvetli avantajlar sağlaması olasıdır, fakat uygun bir havayla birlikte uygun ay evresine denk geldiğimizde hayal dışı bir balık avı yapmamız mümkün olur.
Isı ve Termoklin: Yüzey, dip ve ara yüzey (termoklin) olarak üç gruba ayrılır.Yüzey sularının sıcaklık değerleri meteorolojik ve mevsimsel şartlara göre değişim gösterir. Dip sularının sıcaklık değeri yüzey suları kadar fazla değişkenlik göstermez ve soğuk olur. Ara yüzey dediğimiz Termoklin; bu iki farklı sıcaklık değerine sahip suyun arasında yer alan, sıcaklık farklılığı fazla değişken olmayan bir ara yüzeydir. Marmara denizindeki değeri yaklaşık 14,2 Celsius derecedir.Yem balıkları grubu mevsimsel şartlara göre termoklin denilen bu ara yüzeyin üstünde veya içinde barınırlar. Arayacağımız büyük avlar ise yem balıklarının yakınında olurlar. Şiddetli soğuk su akıntıları bazen bu ara yüzey içine nüfuz edip burada korunan canlı türlerinin sudaki ani sıcaklık değişimi sonucu baygınlık veya ölümlerine sebep olur. Ani soğuma sebebiyle etkilenen balıklar toplu olarak yüzeye çıkar. Bu olayı ”Balığın kulağına kar suyu kaçtı” deyimiyle ifade ederiz. İstanbul Boğazı’nda bu gibi doğal olaylar, balık nüfusunun azalması ile birlikte artık hatıralarda nostaljik bir anı olarak kaldı.
DALGA KIRILMASINDAN FAYDALANMAK.
Kuvvetli bir dalgalanmadan sonra,rüzgar döndüğünde dalgalar alçalmaya başlar.Bu andan itibaren,tüm yeryüzü balıkçılarının en çok bekledikleri "dalga kırılması" fenomeniyle karşı karşıya kalınır.Balıklar dalgaların gücüyle çılgınca dip yüzeyden ve kayalıklardan sökülen yemleri aramaya ve kovalamaya başlar.Tabiiki bu zaman, olta balıkcısının bayramı olur.
bazen yağmur yağdığında balıkların çılgınca yemlendikleri görülmüşdür, yağmurla beraber şimşe ve gök gürültüsü olursa şartlar ne olursa olsun balık yemlenmeyi keser.
Oksijen ve sıcaklık...: 10-20 derece arasında sıcaklık ve 5 mg/litre den yüksek, daha net ifadesiyle 7 mg/l civarı ve üzeri çözünmüş oksijen içeren alanları tercih eder.Etmekle de kalmaz, oltaya da bu şartlarda vurur.
Çırpıntılı havalar, med ve cezir bu anlamda taze, bol oksijenli ve uygun sıcaklıkta su demektir. Belli rüzgarlarda, sonrası yada öncesinde balığın bol olması tamamen rüzgara bağlı akıntıların geliş ve gidiş yön ve yerleriyle alakalıdır. Taze ve uygun sıcaklıkta su getiren akıntılar daima verimi artırır.
2-DOĞRU YERDE OLMAK.
İyi bir balık avı için avı yapılacak hedef türün doğal ortamındaki yaşam özelliklerini iyi tanımak ve bilmek gerekir. Buna göre ne gibi şartlarda ve durumlarda, hangi sularda (Bölge/Derinlik) var olabileceğini tahmin ederiz. Hazırladığımız takımları da bulunabileceği sulara (derinlik ve bölge) indirip merasında gezdirerek verimli bir av yapabiliriz.Av şartları ve takımlar, mevsimler, meteorolojik etki, su ısısı, gün içinde avlanmaya (beslenmeye) çıktıkları zaman dilimi...vs. gibi birçok veri ve bunların açılımları göz önüne alınarak yapılır. Balıkların var olduğu yereleri ise şöyle sıralıyabiliriz
Burun başları,
Sürekli çırpıntılı kıyılar,
Önü aniden derinleşen kıyılar,
Bir derinleşip bir sığlaşan alanlar,
Dümdüz zeminlerdeki ani sığlaşan topuk ve kırmalıklar,
Dışarıdan tatlısu karışan alanlar (kanalizasyon dahil)
Liman içlerinde akıntı olan, yada akıntının çarpıp döndüğü bölgeler.
Özellikle kumsal diplerde dökme kaya bulunan alanların çoğu kez balıkların barınma ihtiyacını karşıladıkları için bereketli olduğu sanırlır.
Oysa bu alanlar üzerindeki kaya engebeleri akıntıları kırar ve yönlerini değiştirir. Yüzeyden dibe, yada dipten yüzeye su değişimine neden olurlar. Bu yuva alanlarının her yerinde değil, bazı yerlerinde balığa rastlanmasının nedeni de budur. Çünkü kimi bölgelerinde ölü su bulunur ve balıklar buraları sevmez.
Olta balıkcılarının yukarıdaki anlatılanları çok iyi kavraması gerekir,tabiki bu anlatılanları uygulayabilmek, zaman içerisinde deneme yanılma yoluyla elde edilecek tecrübeler ile kendimizi geliştiririz ve daha verimli avlar yaparız.
3-DOĞRU TAKIMLA OLMAK.
Oltalar ve olta kancasının büyüklüğüne bağlı olarak av aracının en etkin olduğu ve av aracıyla karşılaşan balıkların en yüksek oranda yakalandığı belirli bir balık boyu vardır.
Bu boydan daha küçük ve daha büyük balıkların yakalanma şansları azalır.Yani bu tür av araçları belirli bir boydan küçük balıkları yakalayamadıkları gibi çok büyük balıkları da yakalayamazlar.Bu nedenle genel olarak; kanca büyüklüğü avlamak istediğimiz balığa göre ayarlanırsa küçük balıkları avlamaktan kurtulabileceğimiz gibi, daha büyük balıkları yakalama şansımız da artacaktır.
Balıkların algılama ve görme kabiliyetini bilmek, yapay yemlerde ve hatta doğal yemler ile kullanılan, renk ve renk tonlarının avcılığa etkisi, kıskandırıcı ve cezp edici olması açısından çok önemlidir. Bu bakımdan balıkların görme yeteneğini, Işığı ve renkleri, ve de çeşitli ortam şartlarında ki etkilerinin bilinmesi gerekir.
Işığın etki edebildiği ve edemediği alanlar olarak ta, Denizler ( sular ) çeşitli isimlere ayrılarak nitelenir. Gün ışığı uygun şartlarda deniz yüzeyinden yaklaşık 200 metre derinliğe kadar inebilir. Deniz yüzeyinden ışığın ulaşabildiği son noktaya kadar olan bölgeye Photic, ışık katmanı denir. 200 metreden sonra su yüzeyinden 2000 metre derinliğe kadar olan bölge de alaca karanlık katmanıdır. 2000 metreden sonraki derinliklere ise ışık ulaşamaz.
Balıklar renkleri görüyorlar mı! Evet, çoğunluğu aynen görüyor. Karada yaşayan canlılardan biraz farklı olarak, göz retinaları iki çeşit görme yeteneğine sahiptir. Bazı tür balıklar aynı anda bu iki özelliği birden taşır. Göz retinaları karanlık ve aydınlığa göre adapte olabilir. Bu tür balıklar aydınlıkta renkleri aynen görmekle birlikte, karanlıkta sadece tonları algılayabilir. Bütün renkleri, su içinde farklı mesafelerden aynen gördükleri gibi, bazı renkleri ise farklı mesafelerden değişik renk, ton veya koyulukta algılarlar. Bunun sebebi, her bir rengin farklı bir dalga boyuna sahip olmasıdır. Renkler, farklı mesafeleri dalga boylarının gücü oranında kat ederek ilerler. Balıklar diğer canlılardan daha fazla geniş açı ile görme yeteneğine de sahiptir. Derinlerde yaşayan türlerin az olan ışığı tekrar yansıtarak, görme yeteneklerini karanlık ortamlarda kediler gibi arttıranları da vardır. Uygun koşullarda 24 renge kadar ayırt edebilir, bazıları ise uzak nesneleri yakınlaştırabilme yeteneğine sahiptir. İnsanlardan beş kat daha fazla renkleri algılayabiliyorlar. Su içindeki bir balık suyun dışındaki bir görüntüyü onbeş metreden rahatça algılayabilir.
Doğal ve yapay yemli iki çeşit avlanma metodu uygulanır. Doğal yemle sürütme tekniği, av ve avlanma konumuna göre, geleneksel uzun olta takımı kullanıldığı gibi, yine aynı metot için ayrıca çağdaş malzemeleri de kullanarak farklı takım düzenekleri oluşturulur.
Bir takım sırasıyla, (doğal veya yapay yem-iğne veya iğneler), çelik tel (av türüne göre var veya yok), ana beden, olta ipi, fırdöndüler ve kıstırmalardan meydana getirilir. Takım oluşturmakta ilk temel ilke ince bir takım düzeneğine sahip olmaktır. İnce takım, bir takım düzeneğinin hedef türü avlayabilecek en küçük değerler kullanılarak, o takımı oluşturma yeteneği ve sanatıdır. Buradaki asıl amaç, oluşturulan avcı takımın vereceği görüntünün avı ürkütmeyecek boyutlarda olmasıdır. Yoksa avı ağırlığı kadar, vinç gibi çekecek düzenek değerleri değildir. Dikkat edilmesi gereken ikinci husus kıstırmaların veya diğer yardımcı araçların avcı takımdan (uç kısımdaki yem ve iğneden) uzaklığı (bu konuyu görüntü faktöründe anlatmıştım), beden uzunluğu kıstırma ve yardımcı araçların su içinde yapacağı etki göz önüne alınarak mesafe aralıkları oluşturulmalıdır.
Olta balıkcıları çeşitli sistemlerde kendilerini geliştirerek o bölümde uzmanlaşırlar hatda duayen olurlar, bu işe zanaat, yapanada zanaatkar deriz, olta balıkcılığının bir çok detayları vardır, en ufak ayrıntı bile balığın yakalanmasında etkendir. Çoğu zaman karşılaşırız yanımızdaki kişi takır takır balık alırken, biz bomboş bakarız , profosyonel veya amatör olta balıkcısı bir balık türünün oltasının yapımında ve kullanımında ufacık bir ayrıntı yakalamışdır, işte bu ayrıntı ona daha fazla av yapma imkanını verir. Bana göre olta balıkcısı araştırmacıdır, bir çok takım ve sistemleri deneyerek en iyisini bularak zanaatını icra eder, iyi çalışan bir takım , bedavadan elde edilmemişdir. Harcanan zaman , para ve emek = sonuç olarak meydana gelmişdir. Hiçbir oltacı takımını başkalarıyla paylaşmayı sevmez, çoğu zaman bu takım nasıl yapıyorsun ? gibi sorulara verilen cevaplar ana hatlarını gösterir, buradan yola çıkarak o ince detayı yakalamak sizlere kalmışdır artık.
Olta balıkcılığındaki sistemleri şöyle sıralıyalım:
1- Calı veya ölü yemli takımlar; parakete , sarkıtmalar, zokalı takımlar, uzun olta, şamandıralı takımlar.
2- Yapay yemli takımlar : rapalalı takım, kaşıklı takım , sasili roglu ( plastik blk) takım, tüylü çaparili takım, pilkırlı takım , jig li takım,
4-DOĞRU YEM KULLANMAK
İlk etken; Yemin boyutudur. Cisimlerin su içinde gerçek hacimlerinden daha büyük gözüktüğünü bildiğimiz için, seçeceğimiz yemin boyutu avlayacağımız balığa göre olmalıdır.Hedefteki av türünden çok küçük olan bir yem onun ilgisini çekmeyebilir, aynı boydaki bir yem ise ona sadece arkadaş olur ve onun yanında gezer, daha büyük bir yem de onu korkutur ve kaçmasına sebep olur.
İkinci etken; Renk faktörünün sualtındaki canlılar üzerindeki etkisi ve terminolojisidir. Hangi renkte yapay bir yemi veya tüylü takımı, hangi ortamlarda kullanılacağımıza buna göre karar veririz. Gün Işığının içindeki yedi ana rengin belli bir mesafe ile su içinde yol aldığını belirtip, sualtında gösterdiği etkiyi aşağıda açıklayalım.
Renkleri terminolojisinde ki sırasıyla, Kırmızı, Pembe, Kavuniçi, Sarı, Yeşil, Mavi, Mor ve Siyah olarak sıralayıp, ele alalım ve bunların sualtında bir canlı tarafından kaç metreden öz renklerini kaybetmeden görülebileceğine bakalım. İlk rengimiz kırmızı suyun altında ilk sekiz metreye kadar kendi rengini muhafaza eder, sonra ulaşabildiği uzak mesafeye göre açık gri renkten koyu gri renge doğru, koyulaşarak görünür ve nihayetinde kırmızı renk artık ulaştığı son noktadan siyah renk (karartı) olarak algılanır. Arkadan gelen kavuniçi rengi oniki metreye kadar, sarı rengi yirmibir metreye kadar, yeşil ve mavi renkleri ışığın aydınlattığı mesafe boyunca ( Maksimum 200 metre ), Gri ve Siyah renkleri de bunların arkasından ekleyerek, balıkların uygun koşullarda görebileceklerini söyleyebiliriz.
Üçüncü etken; Işığın su içindeki kuvvetidir. Bu duruma etki eden günün hangi zaman dilimi içinde olduğumuz (Güneş ışınlarının açısı), atmosferin o anki meteorolojik durumu ( havanın açık veya kapalı olma hali ), su yüzeyinin hareketi ( dalga ve akıntı ) ve suyun berraklığı ( temizliği ve rengi ) ile orantılıdır.
Soğuk veya karanlık sularda veya gece gökyüzünde Ay’ın olduğu avlarda veya bulutlu ışığın az olduğu havalarda, beyaz veya parlak (metal veya fosforik) ve de büyük (Geniş) yem kullanın. Suyun ısısı ve ışık arttıkça, parlaklık ve ölçüsünü (boyutunu) azaltın, rengini açın (yeşil,sarı ve kavuniçi).
Suyun aynı renginde yem ve aparatlarını kullanmayın suyun içinde kamufle olur ve avın dikkatini çekmez. Kamufle olması gereken tek şey olta ipinin kendisidir. Derin sularda mavi, yeşil ve mor renk (çok açık canlı renk tonlarında) daha iyi bir görüntü verir. Özellikle mavi ve yeşil rengi kullanırken suyun rengi ile aynı olmamasına dikkat edin.
- Derin, karanlık sularda veya Ay’ın gökyüzünde olduğu, gece avlarında beyaz veya parlak metal suni yemler koyu arka plan içinde daha iyi görüntü oluştururlar. Işık kaynağının hiç olmadığı ortamlarda fosforlu veya suni ışık kaynağı olan takımlar kullanılmalıdır.
Yukarıda anlatılan ana detayların ışığında ilave olarak verilecek bilgide deneyim ve gözlemler içerisinde elde edilir. Bulunduğunuz meradaki avlıyacağınız balık ne ile besleniyor?, size tavsiyem avlamış olduğunuz balığın karnını açarak midesindeki yemleri inceleyiniz, bu size hangi renk ve hangi yemle avlanmanız gerekdiğini söyliyecekdir, bazen balığın karnını açıpda yemi öğreniriz ve balık yakalamaya başlarız, bir müddet sonra bakarızki artık balık yakalayamıyoruz – çoğunluklada bu gün balık yok deriz, yakaladığımız balığın karnını aöçmak hiç aklımıza gelmez !?. Unutulmamalıdırki balıklar avlarını görerek ve koklayarak yerler, bu 2 unsuru bir araya getirebilirsek daha iyi bir av yaparız. Yem yapılacak balıkların taze olması gerekir. Mümkünse yem balıklar livarda canlı tutulmalı ve oltaya takılmadan kısa bir süre önce sudan çıkartılıp kullanılmalıdır.



LinkBack URL
About LinkBacks






ne mutlu TÜRKÜM diyene
Alıntı ile Cevapla
Yanda en yaygın kullanılan üç tür kamış görüyorsunuz. 1 Numaralı olanı teleskopik denilen yani parçaları iç içe geçerek toplanan tersi yapılarak açılan kamış; 2 numaralı olanı Avrupa’ da çok yaygın olarak kullanılan ve teleskopikten daha sağlam ve verimli olduğuna inanılan iki parçalı geçmeli kamıştır. Bu tip kamışların teleskopiklerden daha sağlam olduğu ilk başta doğruydu çünkü her ek yeri potansiyel bir kırılma noktasıdır, ama teknolojinin gelişmesi ile bu fark kapandı, artık teleskopik kamışlarda gayet hafif ince ve sağlam olabiliyorlar. Bu arada geçmelilerin taşıma ve muhafazası oldukça zordur. Örneğin 3 m boyunda geçmeli bir kamış söküldüğünde 1,65 boyunda iki parça olur ki amatörü taşıma esnasında zorlar. 3 Numaralı olanı kamış üstteki her iki tipin kombinasyonudur ve özellikle dip oltası için geliştirilmiştir. Çok uçlu (Multi Picker) olarak yapılan kamışın bir kısmı teleskopiktir son uç parçası ise geçmeli olarak takılır. Üç adet olan uç parçalarının her biri ayrı sertliktedir. Sazan bahsinde anlatılan yemlikli dip takımı ile kullanılır. Hazırlanan takım atılarak dibe çökmesi beklenir, daha sonra sertçe çekilerek dipte düzgün olarak yatması sağlanır. Kıyıya paralel uzatılan kamış, misinayı gerdirip takımı uca yükleyerek takma ucun hafif eğilmesini sağlayacak şekilde dikmeler üstüne konur ve geçme ucun hareketleri dikkatle izlenir. Son geçme uç oltaya en ufak dokunmayı tespit edecek kadar ince ve hassastır. Balık vurunca titreşerek hemen haber verir, balık yakalanınca da neredeyse tamamen eğilir, amatöre de tasmalayıp çekmek kalır. Yakalanması planlanan balığın boyuna göre de farklı sertlikteki geçme uçlar kullanılır.
Ağır deniz avlarında kullanılan kamışların sapı, kamış ne kadar kaliteli olursa olsun, mantar yapılmaz; sürtünmeler çok fazla ve kuvvetli olduğundan mantar dağılıp bozulabilir. Bu tip kamışların sapları genelde sünger veya suni deri gibi malzemelerden yapılır.







Böyle bir makinanın yanda resmi görülmektedir. Kullanımına gelince. Özellikle dip oltaları için geliştirilmiş bir sistemdir. Dip oltası atılıp kamış herhangi bir şekilde desteklendikten ve olta hafifçe gerdirildikten sonra resimde görülen açma kolu kaldırılır; bu işlem makarayı serbest bırakır ve arkada görülen yem kontrol freni ne kadar gevşetildi ise olta ipinin çekilmesi ile makara o kadar serbestce döner. Eğer fren tam gevşetildi ise makara hemen hemen hiç direnç göstermeden rahatça kendi etrafında döner, sarma teli bu arada sabit durur. Bu ne sağlar? Dip oltasındaki yemi alan balık yem ile uzaklaşmak istediğinde serbest olan makara kendi etrefında dönerek olta ipini serbest bırakır, balığın direnç hissetmemesini yemi daha kolay yutmasını sağlar. Bu arada herhangi bir şekilde işaretlenen takımdan boşalan misina amatöre oltada balık olduğunu bildirir. Takımı alan amatörün sarma kolunu çevirmesi ile makarayı serbest bırakan açma kolu otomatik olarak kapanır, bu arada olta tasmalanarak iğnenin iyice oturması temin edilir. Açma kolunun kapanması ile makara sabitlenir yem kontrol freni devreden çıkar. Bundan sonra balıkla yapılan mücadelede makaranın önünde bulunan sürtünme freni kullanılır ki böylece makina sanki sürtünme freni önde olan tip gibi çalışır. Yem-Kontrol-Sistemi iri ve ürkek balıkların dip olltası takımlarında oldukça başarılı sonuçlar verir. Yem-Kontrol-Fren sistemi olmayan makinalarda oltaya vuran balığın direnç hissetmemesi için ya asıl sürtünme freni tam gevşetilir veya sarma teli açılır. Ama balık yemi aldığında sürtünme frenini tekrar sıkmak ve tasmalamak çok zaman gerektirdiğinden balık iğneyi atabilir, veya açılan sarma telinden fazlaca misina boşalabillir ve takım karışabilir. Ben bu makinalardan kullanıyorum sonuç memnuniyet verici.
Son yıllarda yanda resmi görülen şekilde henüz benim de nasıl kullanıldığını bilmediğim kataloglarda gördüğüm makinalar da piyasada boy göstermeye başladı. Yanda görülenin atıp-çekme amaçlı olduğu söyleniyor. Ne avantajlar getirdiğini bilemiyorum ama kataloglarda ve internette reklamları var. Bence biraz fantastik bir uygulama.

