+ Yeni Konu aç
Toplam 2 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 2 arasi kadar sonuc gösteriliyor

amatör olta balıkçılığı ve balık nasıl tutulur

Bakteri Spor Katagorisinde ve Diğer Spor Dalları Forumunda Bulunan amatör olta balıkçılığı ve balık nasıl tutulur Konusunu Görüntülemektesiniz.->OLTA BALIKCILIGI NEDIRNASIL BALIK TUTULUR Mücadelecilik ve sabır isteyen olta balıkçılığı gerek zorluğundan gerek de ekmeğini sudan çıkarabilmenin verdiği zevk ...

  1. #1
    Atsızın Atlısı fatih0920 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Üyelik tarihi
    Ekim.2009
    Nereden
    nazilli
    Mesajlar
    4.873

    Standart amatör olta balıkçılığı ve balık nasıl tutulur

    .
    s11
    OLTA BALIKCILIGI NEDIRNASIL BALIK TUTULUR

    Mücadelecilik ve sabır isteyen olta balıkçılığı gerek zorluğundan gerek de ekmeğini sudan çıkarabilmenin verdiği zevk yada amatörce yapılan spor avcılığıdır.
    Balık avcılığında hep merak edilmiştir, balık yakalamak şans işimi, yoksa ustalık mı ister?.
    Benim şahsi görüşüm balık yakalamak tamamen ustalık, tecrübe ve taktik ister. . Şans faktörü ancak% 5 dir. Balık yakalamanın asıl unsuru düşünmekdir ?, bu düşünme içerisinde balık yakalamanın 4 kuralı vardır.

    1- DOĞRU ZAMAN DA OLMAK.
    2- DOĞRU YERDE OLMAK.
    3- DOĞRU TAKIMLA OLMAK.
    4- DOĞRU YEM KULLANMAK

    1-DOĞRU ZAMANDA OLMAK :
    Avını yapacağımız balığın yaşam şartlarını bilerek , zamanı geldiğinde avını yapmakdır. Balık göçermidir ? ; göçü uzunmudur, yoksa sığ sular ile derin sular arasındamı göç yapar ? . balığın göç zamanlarını bilmemiz şartdır, niye ilk gelen öncü balıkların yakalanması profosyonel balıkcılar için iyi bir kazanç olacakdır. Amatör oltacılar içinse sezonun ilk trofesidir.
    Balık yakalamak için gideceğimiz gün ve saati önem taşır.
    Kapt. Nasuhi Albulak : Solunar Teorisi : Yeryüzünde yaşayan bütün Yaşam formlarının gökyüzündeki yıldızların çekim kuvvetlerinden etkilendiği bilimsel bir gerçek. Buna göre canlıların etkilendiği ( Özellikle Deniz Canlıları ) zaman ve günler Batıda Solunar takvimi ile açıklanmıştır. Özellikle bu yoğunluğun Yeniay zamanı ( Ayın gece görünmez olduğu zaman ) en doruk noktaya ulaştığıda gözlemlenmiştir. Denizlerdeki Gelgit olayları bu yoğunluğun başka bir yansımasıdır.
    Doruk Günler:
    Eğer hava ve beslenme şartları uygun koşullara sahip olursa, Güneşin ilk ışıklarını vermeye başladığı andan itibaren veya son ışıklarını vermeye yakın, ilk bir veya iki saat içindedir.
    Vede herayın, Yeniay ve Dolunay zamanı bu etki en doruk noktasına ulaşır. Balıklar gördükleri veya kokladıkları herşeye ayırt etmeden atlarlar. Bu yoğunluk her aşamasında ücer günlük sürelerde Ayın son çeyreğine gelene kadar miktar olarak azalır.

    Balık avının Süresi:
    Usta balıkçılar balıkların herzaman beslenmediklerini bilirler. Bazı nedenlerden canlı veya yapay yemlerede saldırdıklarınıda bilirler. Solunar teorisini oluşturan John Alden balıkların bir tam gün içinde tek haneli saatlerde beslendiklerini ve gerçek balıkçılığın bu saatler içindede havanın ve beslenme şartlarının uygunluğuna göre yapılabileceğini belirtmiştir. Ve bu beslenme saatlerinin bir veya iki saat gibi sürede çılgınca gerçekleştiğini söylemiştir.
    Nasuhi kaptanın bu yazısı bizlere birçok yönden ışık tutmakdadır, yazının tamamını okumanızda fayda var :
    Hava şartları doğru evredeki ayın beklenen avantajını tamamen bertaraf edebileceğini lütfen dikkate alınız. Kararlı bir havanın aydan daha kuvvetli avantajlar sağlaması olasıdır, fakat uygun bir havayla birlikte uygun ay evresine denk geldiğimizde hayal dışı bir balık avı yapmamız mümkün olur.
    Isı ve Termoklin: Yüzey, dip ve ara yüzey (termoklin) olarak üç gruba ayrılır.Yüzey sularının sıcaklık değerleri meteorolojik ve mevsimsel şartlara göre değişim gösterir. Dip sularının sıcaklık değeri yüzey suları kadar fazla değişkenlik göstermez ve soğuk olur. Ara yüzey dediğimiz Termoklin; bu iki farklı sıcaklık değerine sahip suyun arasında yer alan, sıcaklık farklılığı fazla değişken olmayan bir ara yüzeydir. Marmara denizindeki değeri yaklaşık 14,2 Celsius derecedir.Yem balıkları grubu mevsimsel şartlara göre termoklin denilen bu ara yüzeyin üstünde veya içinde barınırlar. Arayacağımız büyük avlar ise yem balıklarının yakınında olurlar. Şiddetli soğuk su akıntıları bazen bu ara yüzey içine nüfuz edip burada korunan canlı türlerinin sudaki ani sıcaklık değişimi sonucu baygınlık veya ölümlerine sebep olur. Ani soğuma sebebiyle etkilenen balıklar toplu olarak yüzeye çıkar. Bu olayı ”Balığın kulağına kar suyu kaçtı” deyimiyle ifade ederiz. İstanbul Boğazı’nda bu gibi doğal olaylar, balık nüfusunun azalması ile birlikte artık hatıralarda nostaljik bir anı olarak kaldı.

    DALGA KIRILMASINDAN FAYDALANMAK.



    Kuvvetli bir dalgalanmadan sonra,rüzgar döndüğünde dalgalar alçalmaya başlar.Bu andan itibaren,tüm yeryüzü balıkçılarının en çok bekledikleri "dalga kırılması" fenomeniyle karşı karşıya kalınır.Balıklar dalgaların gücüyle çılgınca dip yüzeyden ve kayalıklardan sökülen yemleri aramaya ve kovalamaya başlar.Tabiiki bu zaman, olta balıkcısının bayramı olur.


    bazen yağmur yağdığında balıkların çılgınca yemlendikleri görülmüşdür, yağmurla beraber şimşe ve gök gürültüsü olursa şartlar ne olursa olsun balık yemlenmeyi keser.
    Oksijen ve sıcaklık...: 10-20 derece arasında sıcaklık ve 5 mg/litre den yüksek, daha net ifadesiyle 7 mg/l civarı ve üzeri çözünmüş oksijen içeren alanları tercih eder.Etmekle de kalmaz, oltaya da bu şartlarda vurur.
    Çırpıntılı havalar, med ve cezir bu anlamda taze, bol oksijenli ve uygun sıcaklıkta su demektir. Belli rüzgarlarda, sonrası yada öncesinde balığın bol olması tamamen rüzgara bağlı akıntıların geliş ve gidiş yön ve yerleriyle alakalıdır. Taze ve uygun sıcaklıkta su getiren akıntılar daima verimi artırır.

    2-DOĞRU YERDE OLMAK.
    İyi bir balık avı için avı yapılacak hedef türün doğal ortamındaki yaşam özelliklerini iyi tanımak ve bilmek gerekir. Buna göre ne gibi şartlarda ve durumlarda, hangi sularda (Bölge/Derinlik) var olabileceğini tahmin ederiz. Hazırladığımız takımları da bulunabileceği sulara (derinlik ve bölge) indirip merasında gezdirerek verimli bir av yapabiliriz.Av şartları ve takımlar, mevsimler, meteorolojik etki, su ısısı, gün içinde avlanmaya (beslenmeye) çıktıkları zaman dilimi...vs. gibi birçok veri ve bunların açılımları göz önüne alınarak yapılır. Balıkların var olduğu yereleri ise şöyle sıralıyabiliriz

    Burun başları,
    Sürekli çırpıntılı kıyılar,
    Önü aniden derinleşen kıyılar,
    Bir derinleşip bir sığlaşan alanlar,
    Dümdüz zeminlerdeki ani sığlaşan topuk ve kırmalıklar,
    Dışarıdan tatlısu karışan alanlar (kanalizasyon dahil)
    Liman içlerinde akıntı olan, yada akıntının çarpıp döndüğü bölgeler.

    Özellikle kumsal diplerde dökme kaya bulunan alanların çoğu kez balıkların barınma ihtiyacını karşıladıkları için bereketli olduğu sanırlır.
    Oysa bu alanlar üzerindeki kaya engebeleri akıntıları kırar ve yönlerini değiştirir. Yüzeyden dibe, yada dipten yüzeye su değişimine neden olurlar. Bu yuva alanlarının her yerinde değil, bazı yerlerinde balığa rastlanmasının nedeni de budur. Çünkü kimi bölgelerinde ölü su bulunur ve balıklar buraları sevmez.
    Olta balıkcılarının yukarıdaki anlatılanları çok iyi kavraması gerekir,tabiki bu anlatılanları uygulayabilmek, zaman içerisinde deneme yanılma yoluyla elde edilecek tecrübeler ile kendimizi geliştiririz ve daha verimli avlar yaparız.
    3-DOĞRU TAKIMLA OLMAK.
    Oltalar ve olta kancasının büyüklüğüne bağlı olarak av aracının en etkin olduğu ve av aracıyla karşılaşan balıkların en yüksek oranda yakalandığı belirli bir balık boyu vardır.
    Bu boydan daha küçük ve daha büyük balıkların yakalanma şansları azalır.Yani bu tür av araçları belirli bir boydan küçük balıkları yakalayamadıkları gibi çok büyük balıkları da yakalayamazlar.Bu nedenle genel olarak; kanca büyüklüğü avlamak istediğimiz balığa göre ayarlanırsa küçük balıkları avlamaktan kurtulabileceğimiz gibi, daha büyük balıkları yakalama şansımız da artacaktır.
    Balıkların algılama ve görme kabiliyetini bilmek, yapay yemlerde ve hatta doğal yemler ile kullanılan, renk ve renk tonlarının avcılığa etkisi, kıskandırıcı ve cezp edici olması açısından çok önemlidir. Bu bakımdan balıkların görme yeteneğini, Işığı ve renkleri, ve de çeşitli ortam şartlarında ki etkilerinin bilinmesi gerekir.
    Işığın etki edebildiği ve edemediği alanlar olarak ta, Denizler ( sular ) çeşitli isimlere ayrılarak nitelenir. Gün ışığı uygun şartlarda deniz yüzeyinden yaklaşık 200 metre derinliğe kadar inebilir. Deniz yüzeyinden ışığın ulaşabildiği son noktaya kadar olan bölgeye Photic, ışık katmanı denir. 200 metreden sonra su yüzeyinden 2000 metre derinliğe kadar olan bölge de alaca karanlık katmanıdır. 2000 metreden sonraki derinliklere ise ışık ulaşamaz.
    Balıklar renkleri görüyorlar mı! Evet, çoğunluğu aynen görüyor. Karada yaşayan canlılardan biraz farklı olarak, göz retinaları iki çeşit görme yeteneğine sahiptir. Bazı tür balıklar aynı anda bu iki özelliği birden taşır. Göz retinaları karanlık ve aydınlığa göre adapte olabilir. Bu tür balıklar aydınlıkta renkleri aynen görmekle birlikte, karanlıkta sadece tonları algılayabilir. Bütün renkleri, su içinde farklı mesafelerden aynen gördükleri gibi, bazı renkleri ise farklı mesafelerden değişik renk, ton veya koyulukta algılarlar. Bunun sebebi, her bir rengin farklı bir dalga boyuna sahip olmasıdır. Renkler, farklı mesafeleri dalga boylarının gücü oranında kat ederek ilerler. Balıklar diğer canlılardan daha fazla geniş açı ile görme yeteneğine de sahiptir. Derinlerde yaşayan türlerin az olan ışığı tekrar yansıtarak, görme yeteneklerini karanlık ortamlarda kediler gibi arttıranları da vardır. Uygun koşullarda 24 renge kadar ayırt edebilir, bazıları ise uzak nesneleri yakınlaştırabilme yeteneğine sahiptir. İnsanlardan beş kat daha fazla renkleri algılayabiliyorlar. Su içindeki bir balık suyun dışındaki bir görüntüyü onbeş metreden rahatça algılayabilir.
    Doğal ve yapay yemli iki çeşit avlanma metodu uygulanır. Doğal yemle sürütme tekniği, av ve avlanma konumuna göre, geleneksel uzun olta takımı kullanıldığı gibi, yine aynı metot için ayrıca çağdaş malzemeleri de kullanarak farklı takım düzenekleri oluşturulur.
    Bir takım sırasıyla, (doğal veya yapay yem-iğne veya iğneler), çelik tel (av türüne göre var veya yok), ana beden, olta ipi, fırdöndüler ve kıstırmalardan meydana getirilir. Takım oluşturmakta ilk temel ilke ince bir takım düzeneğine sahip olmaktır. İnce takım, bir takım düzeneğinin hedef türü avlayabilecek en küçük değerler kullanılarak, o takımı oluşturma yeteneği ve sanatıdır. Buradaki asıl amaç, oluşturulan avcı takımın vereceği görüntünün avı ürkütmeyecek boyutlarda olmasıdır. Yoksa avı ağırlığı kadar, vinç gibi çekecek düzenek değerleri değildir. Dikkat edilmesi gereken ikinci husus kıstırmaların veya diğer yardımcı araçların avcı takımdan (uç kısımdaki yem ve iğneden) uzaklığı (bu konuyu görüntü faktöründe anlatmıştım), beden uzunluğu kıstırma ve yardımcı araçların su içinde yapacağı etki göz önüne alınarak mesafe aralıkları oluşturulmalıdır.
    Olta balıkcıları çeşitli sistemlerde kendilerini geliştirerek o bölümde uzmanlaşırlar hatda duayen olurlar, bu işe zanaat, yapanada zanaatkar deriz, olta balıkcılığının bir çok detayları vardır, en ufak ayrıntı bile balığın yakalanmasında etkendir. Çoğu zaman karşılaşırız yanımızdaki kişi takır takır balık alırken, biz bomboş bakarız , profosyonel veya amatör olta balıkcısı bir balık türünün oltasının yapımında ve kullanımında ufacık bir ayrıntı yakalamışdır, işte bu ayrıntı ona daha fazla av yapma imkanını verir. Bana göre olta balıkcısı araştırmacıdır, bir çok takım ve sistemleri deneyerek en iyisini bularak zanaatını icra eder, iyi çalışan bir takım , bedavadan elde edilmemişdir. Harcanan zaman , para ve emek = sonuç olarak meydana gelmişdir. Hiçbir oltacı takımını başkalarıyla paylaşmayı sevmez, çoğu zaman bu takım nasıl yapıyorsun ? gibi sorulara verilen cevaplar ana hatlarını gösterir, buradan yola çıkarak o ince detayı yakalamak sizlere kalmışdır artık.
    Olta balıkcılığındaki sistemleri şöyle sıralıyalım:

    1- Calı veya ölü yemli takımlar; parakete , sarkıtmalar, zokalı takımlar, uzun olta, şamandıralı takımlar.
    2- Yapay yemli takımlar : rapalalı takım, kaşıklı takım , sasili roglu ( plastik blk) takım, tüylü çaparili takım, pilkırlı takım , jig li takım,
    4-DOĞRU YEM KULLANMAK
    İlk etken; Yemin boyutudur. Cisimlerin su içinde gerçek hacimlerinden daha büyük gözüktüğünü bildiğimiz için, seçeceğimiz yemin boyutu avlayacağımız balığa göre olmalıdır.Hedefteki av türünden çok küçük olan bir yem onun ilgisini çekmeyebilir, aynı boydaki bir yem ise ona sadece arkadaş olur ve onun yanında gezer, daha büyük bir yem de onu korkutur ve kaçmasına sebep olur.
    İkinci etken; Renk faktörünün sualtındaki canlılar üzerindeki etkisi ve terminolojisidir. Hangi renkte yapay bir yemi veya tüylü takımı, hangi ortamlarda kullanılacağımıza buna göre karar veririz. Gün Işığının içindeki yedi ana rengin belli bir mesafe ile su içinde yol aldığını belirtip, sualtında gösterdiği etkiyi aşağıda açıklayalım.
    Renkleri terminolojisinde ki sırasıyla, Kırmızı, Pembe, Kavuniçi, Sarı, Yeşil, Mavi, Mor ve Siyah olarak sıralayıp, ele alalım ve bunların sualtında bir canlı tarafından kaç metreden öz renklerini kaybetmeden görülebileceğine bakalım. İlk rengimiz kırmızı suyun altında ilk sekiz metreye kadar kendi rengini muhafaza eder, sonra ulaşabildiği uzak mesafeye göre açık gri renkten koyu gri renge doğru, koyulaşarak görünür ve nihayetinde kırmızı renk artık ulaştığı son noktadan siyah renk (karartı) olarak algılanır. Arkadan gelen kavuniçi rengi oniki metreye kadar, sarı rengi yirmibir metreye kadar, yeşil ve mavi renkleri ışığın aydınlattığı mesafe boyunca ( Maksimum 200 metre ), Gri ve Siyah renkleri de bunların arkasından ekleyerek, balıkların uygun koşullarda görebileceklerini söyleyebiliriz.
    Üçüncü etken; Işığın su içindeki kuvvetidir. Bu duruma etki eden günün hangi zaman dilimi içinde olduğumuz (Güneş ışınlarının açısı), atmosferin o anki meteorolojik durumu ( havanın açık veya kapalı olma hali ), su yüzeyinin hareketi ( dalga ve akıntı ) ve suyun berraklığı ( temizliği ve rengi ) ile orantılıdır.
    Soğuk veya karanlık sularda veya gece gökyüzünde Ay’ın olduğu avlarda veya bulutlu ışığın az olduğu havalarda, beyaz veya parlak (metal veya fosforik) ve de büyük (Geniş) yem kullanın. Suyun ısısı ve ışık arttıkça, parlaklık ve ölçüsünü (boyutunu) azaltın, rengini açın (yeşil,sarı ve kavuniçi).
    Suyun aynı renginde yem ve aparatlarını kullanmayın suyun içinde kamufle olur ve avın dikkatini çekmez. Kamufle olması gereken tek şey olta ipinin kendisidir. Derin sularda mavi, yeşil ve mor renk (çok açık canlı renk tonlarında) daha iyi bir görüntü verir. Özellikle mavi ve yeşil rengi kullanırken suyun rengi ile aynı olmamasına dikkat edin.
    - Derin, karanlık sularda veya Ay’ın gökyüzünde olduğu, gece avlarında beyaz veya parlak metal suni yemler koyu arka plan içinde daha iyi görüntü oluştururlar. Işık kaynağının hiç olmadığı ortamlarda fosforlu veya suni ışık kaynağı olan takımlar kullanılmalıdır.
    Yukarıda anlatılan ana detayların ışığında ilave olarak verilecek bilgide deneyim ve gözlemler içerisinde elde edilir. Bulunduğunuz meradaki avlıyacağınız balık ne ile besleniyor?, size tavsiyem avlamış olduğunuz balığın karnını açarak midesindeki yemleri inceleyiniz, bu size hangi renk ve hangi yemle avlanmanız gerekdiğini söyliyecekdir, bazen balığın karnını açıpda yemi öğreniriz ve balık yakalamaya başlarız, bir müddet sonra bakarızki artık balık yakalayamıyoruz – çoğunluklada bu gün balık yok deriz, yakaladığımız balığın karnını aöçmak hiç aklımıza gelmez !?. Unutulmamalıdırki balıklar avlarını görerek ve koklayarak yerler, bu 2 unsuru bir araya getirebilirsek daha iyi bir av yaparız. Yem yapılacak balıkların taze olması gerekir. Mümkünse yem balıklar livarda canlı tutulmalı ve oltaya takılmadan kısa bir süre önce sudan çıkartılıp kullanılmalıdır.

  2. #2
    Atsızın Atlısı fatih0920 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Üyelik tarihi
    Ekim.2009
    Nereden
    nazilli
    Mesajlar
    4.873

    Standart

    .
    Oltanın tanımı bazen “Bir ucunda nadiren bir balık, diğer ucunda her zaman bir alık bulunan uzun naylon ip” şeklinde yapılır. Biz bu tanımı yapan hatta inanıp da gülen alıklara aldırmadan gerçek olta neymiş bakalım.
    İlk olarak yanlış yerleşmiş bir terimi düzeltelim. Olta mantara sarılmış yeterli uzunlukta ve kalınlıkta olan ve ucu boşta olan olta ipine denir. Bu misina, fırdöndü, kurşun, beden, iğne vs eklenmesi ile yakalanması amaçlanan balığa göre donatıldığında TAKIM olarak anılmalıdır. Yandaki resimde iki farklı takım görülmektedir. Genelde yerleşmiş deyim olarak bunlara olta denir ama artık biliyoruz ki bu doğru terim değil doğrusu takım demek. Bununla birlikte takımı, olta diye anmak o kadar yaygındır ki bu şekilde kullanmakta da bir mahsur yoktur, bizim başlık ta zaten Oltayı Tanıyalım. Yanda iki basit takım örneği görülmektedir, bunların ortak adı savurma takımı olduğu halde kurşunların yerleri nedeni ile, birbirlerinden farklı oldukları ilk bakışta görülür. Soldaki takım daha çok sandaldan veya kıyıdan sarkıtma şeklinde kullanılır; en çok karşılaşılan ve kullanılan takım şeklidir. Sağdaki takım da aynı şekilde kullanılabilir ama dip oltası (çökertme) olarak kullanılması daha yaygındır; genelde kurşunun altında kalan bedene monteli ikinci köstek, diğerine sarılarak oltanın etkisini azalttığı için, pek kullanılmaz. Veya kullanılsa da bazı özel tedbirler almak gerekir, buna Olta Takımları ve Uygulamaları sayfasında bakacağız. Kullanılan kurşun çalışır kurşun olursa daha iyidir, bu şekilde dibe oturtulan oltadaki yemi alan balık misina kurşunun içinde kayarak direnç göstermeyeceğinden yemi daha kolay yutar. Çalışır kurşun yerine kıstırma veya sarma yaprak kurşun da ağırlık olarak kullanılabilir.
    Olta takımları iki grup altında incelenebilir.
    a. El olta takımları
    b. Makinalı takımlar
    Hangi grupta olursa olsun takımı oluşturan temel donanımlar aynı olduğundan önce bunlara göz atalım, daha sonra iki grubu ayrı ayrı ele alıp inceleriz.
    Olta : Başta da anlatıldığı gibi mantara sarılmış (makinalı takımda makaraya sarılır) yakalanacak balığın cinsine ve boyuna uygun kalınlıkta, av yapılan derinliğe uygun uzunlukta olan ve ucu boşta olan ipe (misina) olta denir. Burada tanım en geniş anlamı taşısın diye ip dedik, doğru terim de budur ama alışkanlıklara uygun olarak, bundan sonra misina diyeceğiz. Oltada kullanılan misinanın çapı ve uzunluğu önemlidir. Çap yakalanması planlanan balığı çekecek kadar güçlü ama görüntü vermeyerek balığı ürkütemeyecek kadar da ince olmalıdır, uzunluk büyük balık avında takıma yüklenen balığın misinayı koparmaması için balığa yol (kaloma) verecek kadar yedekli olmalıdır. Misinaların cinsleri, eskiden kullanılan at kuyruğundan örme olta ipleri, ipek böceği kesesinden beden yapımı ve günümüz modern uygulamalarına ait daha fazla bilgi Oltacılıkta Kullanılan Malzemeler sayfasındadır.
    Beden : Oltanın ucuna doğrudan veya bir fırdöndü yardımı ile eklenen oltadan daha ince kalınlıkta misinadır. uzunluğu takımın cinsine göre 30-40 cm. den 7 – 8 kulaca kadar olabilir. Buradan anlaşılacağı gibi beden standart eleman olmayıp yakalanması planlanan balığın cinsine, yaşam yerine, beslenma alışkanlıklarına göre değişik boy ve yapıda olabilir. Bu farklı uygulamalar balıkların anlatıldığı bölümlerde her balığa özgü olarak ayrı ayrı ele alınacaktır. Bedenin en önemli görevi balığa oltayı hissettirmemek ve görüntü vermemektir. Bedenin ucuna doğrudan iğne bağlanabildiği gibi bazen de bedene köstek ilave edilerek iğneler kösteklere bağlanır. Dişli balıkların avında (lüfer, turna) balık bedeni kesmesin diye çelik bedenler veya çelik teller kullanılır. Bu durum istisnadır ve sadece bu durumlarda beden oltadan daha sağlamdır. Son yıllarda özellikle iri balıkların avında beden olarak örgü misina kullanılması yaygınlaşmıştır. Bu durumda da örgü misinanın kopma kuvetinin oltadan az olmasına dikkat edilir. Neden örgü kullandığına gelince; örgü misinalar (olta ipleri) çok küçük çaplarda oldukça büyük yükler taşıyabilirler. Bu şekilde örgü misina kullanılması bedenin daha da ince ama sağlam olmasını temin ettiğinden tercih edilmektedir. Ama bu yöntem hem örgü olta iplerinin normal misinaya göre çok pahalı olması, hem de örgü iplerde çok çabuk gam oluşması ve iyi düğüm tutmaması nedeni ile dikkatle kullanılması gereken bir yöntemdir. Normalde eğer bir zorunluluk veya geleneksel bir durum yoksa beden ve köstekler renksiz saydam (beyaz) misinadan yapılır. Balık cınslerine göre farklı beden uygulamaları olabilir mesela kırlangıç balığına kullanılan terazi beden gibi. Ama bu farklı uygulamalara burada değil de hangi balık için ne şekilde kullanılıyorsa o balığın anlatıldığı bölümlerde değindik.
    Köstek : Genelde bedene bağlanan bir ucunda da iğne olan bedenden daha ince, yakalanacak balığın cinsine göre 10-15 cm. veya biraz daha uzun misina parçasıdır. Köstek takımdaki en ince misinadır. Demek ki misina kalınlığına göre sıralarsak Olta, beden ve köstek olacaktır. Bunda amaç takım bir yere takıldığında, iri balık veya başka bir nedenlde kopma noktasına geldiğinde en ince yerin kopması geri kalan takımın sağlam kurtarılmasıdır, Tabii bu arada en önemli amaç olan balığa görüntü vermeme ve oltayı hissettirmeme işi de akıldan çıkartılmamalıdır; ayrıca bilinmelidir ki beden ve köstek doğrudan balığı yakalayan kısım olduğundan ne kadar ince olurlarsa takım o kadar avcı olur. Takım kalınlaştıkça hem sağır olur hemde görüntü vererek balığı korkutur. Kösetekler de beden gibi standart eleman değildir. Yani balığa ve amaca göre boyu ve miktarı değişir. Köstek boyu ve sayısı değiştikçe beden uzunluğu da değişecektir. Kösteğin takımda kullanıma nedenlerinden biri de tabii iğne sayısını arttırarak yakalama şansını ve bir defada yakalanacak balık sayısını arttırmaktır. Ama bu çok fazla köstek çok fazla balık anlamında olmaz. Örneğin fazla köstekle uzun olmuş beden nedeni ile iğnelerin bir kısmı balıkların bulunduğu sudan aşağıda veya yukarıda kalır böylece çalışmaz. Uzun beden ve fazla sayıda kösteğin getirdiği kullanma zorluğu da cabası tabii. Bazı uygulamalarda kösteğin bedene bağlandığı tarafa köstek üstünde fazla büyük olmayan bir kasa yapılır ve bedene bu şekilde bağlanır. Bunda amaç beden tarafında kalan çift kat misina nedeni ile kösteğin bedenden açık durarak daha iyi görev yapmasını sağlamaktır. Köstek oltada zorunlu eleman olmayıp bazı takımlarda köstek bulunmaz, iğne doğrudan bedene bağlanır.
    Kolçak : Olta ile beden arasında kalan iki tarafa da birer fırdöndü ile bağlanan misina parçasıdır. Bazen olta ile aynı kalınlıkta olur bazen de biraz daha ince; ama kolçak hiçbir zaman bedenden ince olamaz. Ek beden diye de anılır.
    Yukarıda tanımlanan elemanlar takımın en yagın elemanları olduğundan bunları bilerek olta takımı türlerine artık göz atabiliriz. Bunlar dışında her oltada bulunan iğne, fırdöndü, iskandil ve ana eleman misina gibi elemanlar ve daha özel durumlarda kullanılan zoka, yünlü, yüksük gibi donanımlar hakkında bilgilere Teori ve Pratik sayfasındaki linklerden ulaşılabilir.
    A. EL OLTA TAKIMI :
    Türkiye’ de en yaygın kullanılan olta takımıdır. Hele hele denizde sandaldan yapılan avcılıkların neredeysa tamamında el oltası kullanılır. Balığın büyük veya küçük olması o kadar fark etmez illa el oltası. Bazı olta türlerinde sırtı (sürütme), uzun olta gibi el oltası kullanılması oltanın hazırlanışı bakımından neredeyse zorunludur, ama kimse de bu takımları ıslah ederek makinalı oltaya ile avlanmaya uygun hale getirmez, ben dahil. Böyle gördük böyle gider; zaten verimi de fena olmadığından o açıdan mahsuru yoktur. Ayrıca el oltası kullanımı amatör balıkçılık tarihi kadar eskidir. Avrupalı amatörler de tam tersi illa makinalı takım peşindedir, onlarda öyle görmüş. El oltası makineli takımla karşılaştırıldığında daha kalın misina, balığı çekerken daha fazla uğraş, büyük balıkta elin misina tarafından kesilmesi gibi riskler taşır; amaaaaaaa, el oltası balığı elde tutma zevki verir her vuruşunu her yüklenmesini hissederek mücadele zevki yaşatır. İzmaritin vuruşu, çapari istavritle dolarken titreşen misina, uzun oltaya zınk diye asılan lüfer veya kofananın misiya eli zorlatması ne büyük zevktir. Eh neden balığa çıkıyoruz ki?
    Yukarıdaki iki resim de klasik el oltası olduğundan başka tanıtıcı resim vermiyorum. Çocukluktan beri balıkçılığa merakı olan veya yeni başlayan herkes genelde ilk olarak el oltası ile tanıştığından burada bunu daha fazla anlatmaya gerek yok. Balığa, derinliğe göre farklı uygulamaları da Olta Çeşitleri ve Uygulamaları sayfasında inceleyeceğiz.
    B, KAMIŞ ve MAKARALI TAKIM :
    Bu takım adından da anlaşılacağı gibi iki kısımdan oluşur ve bu iki kısmı ayrı ayrı ele alacağız. Önce kamış.
    Kamış :
    İlkel olarak bir sopa ucuna olta ipi bağlayarak kullanılan takımlardan sonra 17, 18 ve 19ncu yüzyıllarda bugünkü makinalı takımın babası sayılacak basit makinalara gelindi; ilk modern makinalı takım 1900lü yılların hemen başında İngiliz balıkçı Alfred Holden İllingworth tarafından kullanılmaya başladı. 1935 yılında Amerika’ da da kullanılmaya başlayan makinalı takımlar savaş yıllarından sonra insanların birbirlerini öldürmek için geliştirdikleri savaş teknolojisi yardımı ile her alanda olduğu gibi hızlı bir gelişme gösterdi. Daha önceleri bambu kullanılırken cam elyafı teknolojisi ile dolu cam elyafı çubuk veya içi boş cam elyefı kamışlar piyasada yerini almaya başladı. Şimdilerde kompozit (cam elyafı ve grafit karışımlı malzeme) ve karbon (grafit) esaslı malzemelerden yapılan son derece hafif, ince ama bir o kadar kuvvetli kamışlar piyasada bulunmaktadır. Tabi fiatlarda bu arada teknolojinin yüksekliği ile yarışmaya başladı ve hatta teknolojiyi de geçti. Makinalı takım, “Türkiye sularında kullanmaya uygun olmadığı” görüşü ile 1980li yıllara kadar bir türlü ülkemizde yaygınlaşamadı. Tabii bunda Türkiye amatörlerinin kullandığı teknikler ve takım hazırlama yöntemi nedeni ile haklı yan da vardı. Ancak son zamanlarda makinalı takım kullanımı özellikle tatlı su amatörleri arasında oldukça yaygınlaşmıştır. Dünyanın her yerinde olduğu gibi Türkiye’ de de Çin malı kamışlar ile dünyanın ünlü markalarının Çin malı kalitesiz ucuz, taklitleri oldukça yaygınlaştı. Eh, öyleyse kamış alırken neye dikkat edelim? İhtiyacınız ne, ne kadar meraklısınız? Bu en önemli kriter ben de uzun zaman Çin veya Kore malı kamışlar kullandım çok iri olmayan balıklarda iyi sonuçlar da aldım ama ciddi balıklarla karşılaşınca olmuyor. O zaman sizin de ciddi takım kullanmanız gerekiyor. Ben size sahte mal satmadığından emin olduğunuz dükkanlardan bilinen markalardan merakınıza, ne balığı avlamak istediğinize ve kesenize göre orta veya daha yüksek kalitede kamışlar almanızı tavsiye ederim. Böylece hiç değilse neye para verdiğinizden emin olursunuz.
    Şimdi de kamışı teknik olarak tanıyalım.
    Yanda en yaygın kullanılan üç tür kamış görüyorsunuz. 1 Numaralı olanı teleskopik denilen yani parçaları iç içe geçerek toplanan tersi yapılarak açılan kamış; 2 numaralı olanı Avrupa’ da çok yaygın olarak kullanılan ve teleskopikten daha sağlam ve verimli olduğuna inanılan iki parçalı geçmeli kamıştır. Bu tip kamışların teleskopiklerden daha sağlam olduğu ilk başta doğruydu çünkü her ek yeri potansiyel bir kırılma noktasıdır, ama teknolojinin gelişmesi ile bu fark kapandı, artık teleskopik kamışlarda gayet hafif ince ve sağlam olabiliyorlar. Bu arada geçmelilerin taşıma ve muhafazası oldukça zordur. Örneğin 3 m boyunda geçmeli bir kamış söküldüğünde 1,65 boyunda iki parça olur ki amatörü taşıma esnasında zorlar. 3 Numaralı olanı kamış üstteki her iki tipin kombinasyonudur ve özellikle dip oltası için geliştirilmiştir. Çok uçlu (Multi Picker) olarak yapılan kamışın bir kısmı teleskopiktir son uç parçası ise geçmeli olarak takılır. Üç adet olan uç parçalarının her biri ayrı sertliktedir. Sazan bahsinde anlatılan yemlikli dip takımı ile kullanılır. Hazırlanan takım atılarak dibe çökmesi beklenir, daha sonra sertçe çekilerek dipte düzgün olarak yatması sağlanır. Kıyıya paralel uzatılan kamış, misinayı gerdirip takımı uca yükleyerek takma ucun hafif eğilmesini sağlayacak şekilde dikmeler üstüne konur ve geçme ucun hareketleri dikkatle izlenir. Son geçme uç oltaya en ufak dokunmayı tespit edecek kadar ince ve hassastır. Balık vurunca titreşerek hemen haber verir, balık yakalanınca da neredeyse tamamen eğilir, amatöre de tasmalayıp çekmek kalır. Yakalanması planlanan balığın boyuna göre de farklı sertlikteki geçme uçlar kullanılır.
    Göl kamışı olarak bilinen ve sadece ucunda misinanın bağlanacağı bir halka olan ve makinasız olarak kullanılan kamışlar dışında tüm kamışların, kamış boyunca belli aralıklarla kılavuz halkaları vardır, makinadan gelen misina bu halkalardan geçer. Halkalar alüminyum, titanyum gibi paslanmaya karşı dayanıklı hafif metallerden yapılır ve vernikle kaplanır. Ağır deniz takımlarında yükler çok fazla olduğundan ya her halka yerine makara kullanılır veya sadece en uçta halka yerine makara vardır. Kamış sapları sünger, suni deri ve sert deliksiz mantar gibi malzemelerden olur. Kaliteli iyi kamışların sapı kesinlikle mantar olur. Ağır deniz avlarında kullanılan kamışların sapı, kamış ne kadar kaliteli olursa olsun, mantar yapılmaz; sürtünmeler çok fazla ve kuvvetli olduğundan mantar dağılıp bozulabilir. Bu tip kamışların sapları genelde sünger veya suni deri gibi malzemelerden yapılır.
    Her kamış boyu ve ağırlık atma kapasitesi ile tanımlanır. Bu bilgiler kamışın üstünde sapa yakın kısmında yazar. Mesela 3,30 m. 30-60 gr. yazısı kamışın 3,30 metre boyunda ve 30-60 gram arası ağırlık atma kapasitesine sahip olduğunu gösterir. 30 gr. Kamışa astığınızde uçta hissedilecek en küçük ağırlığı gösterir bu yük kamış ucunu hafifçe eğebilir; 60 gr. ise kamışı kırma riski olmadan atabileceği en fazla ağırlıktır. Bundan fazla ağırlığın atılması da pratikte mümkün olmakla beraber kamışın kırılma riski yüksektir, denemeseniz daha iyi olur. Bu değerlere test değerleri de denir. Test değerleri ne kadar büyükse kamış o kadar güçlüdür denebilir. İyi firmaların verdiği test değerleri güvenilirdir, sahte kamışlarda ise buna pek güvenmemeniz daha alt değerlerde çalışmanızı tavsiye ederim. Amerikan ve İngiliz firmalarının iç piyasalarında kendi birim sistemlerine göre boy ve test değerlerini verirler. Boy tamam da test değeri biraz kafa karıştırıcıdır. Mesela 2 lbs. (libre veya pound) yazan kamışın gıram cinsinden değeri nedir? 1 libre 455 gramdan 2 libre 910 gıram, olur bu sayıyı 16 ya bölünce 57 çıkar. Demek ki bizim kamış en fazla 57 veya 60 gram ağırlık atar. Yandaki şekilde tanımlanan kamışın taşıma gücü ile atma kapasitesi arasında da bir ilişki vardır. Atma kapasitesi ne kadar büyükse statik taşıma kapasitesi de o kadar büyüktür. Hesaplanması luxor metodu denen bir yolla yapılır. Buna göre bir kamışın en fazla atma kapasitesi kamışın uçta taşıma gücünün 1/50si kadardır.
    Kamışlar boylarına ve atma kapasitelerine göre çok hafif, hafif, orta ve ağır sınıf kamışlar olarak gruplara ayrılır. Aslında bu sınıflamada asıl rolü atma ağırlığı oynamakla beraber boy da bu değerle uyum içinde olduğundan birlikte gözönüne alınabilirler. Sınıflamada tatlı su ve deniz kamışları kendi içlerinde ayrı ayrı sınıflanırlar. Bunun nedeni tatlı sularda kullanılan kamışların denizdeki büyük derinlikler, kuvvetli dip akıntıları, büyük dalgalar ve daha iri sert balıklar karşısında yetersiz kalmasıdır. Sonuçta çok kesin bir kural ve ayrım olmamakla beraber; tatlı su kamışlarında 1-7 gr. çok hafif, 3-15 gr. hafif, 7-30 gr. orta, 30-60 gr ve üstü kamışlar da ağır sınıftandır. Deniz kamışlarında 10-40 gr. hafif, 40-80 gr. orta, 80-150 gr. ve üstü kamışlarda ağır sıınıftan sayılır. Boylar ise kullanım amacına göre değişir mesela kıyıdan kullanımda daha uzun, sandaldan kullanımda ise daha kısa kamışlar gerekir. Kamışa göre olta ipi seçimininde ise tabii ki kamışın kapasitesi gözönüne alınmalıdır. Fikir vermesi bakımından DAM firmasının çeşitli balıklar için tavsiye ettiği tablo alttadır.

    BalıkYakalama MetoduKamış Boyu metreAtma Kapasitesi grMisina Çapı mmMakina KapasitesiYılan BalığıDip oltası2,10-3,6030-600,30 – 0,40100m / 0,40Tatlı Su LevreğiAtıp çekme1,80-2,405-250,20 – 0,30100m / 0,30ÇapakDip oltası, Şamandıralı takım2,50-3,9010-300,16 – 0,25100 / 0,25SazanDip oltası3,00-3,9050-1000,20 – 0,40 Örgü140m / 0,40Şamandıralı takım3,00-5,0030-600,20 – 0,40 Örgü140m / 0,40KadifeDip oltası, Şamandıralı takım2,70-3,3010-300,16 – 0,30150m / 0,30TurnaAtıp çekme2,40-3,0030 – 600,25 – 0,45100m / 0,50Dip oltası3,60-4,5040-800,30 – 0,50100m / 0,60YayınDip oltası2,40-4,00100-5000,50-0,60 Örgü180m / 0,65Atıp çekme2,40-3,3050-1000,50-0,60 Örgü180m / 0,65AlabalıkAtıp Çekme2,20-2,705-250,18 – 0,30100m / 0,30Yapay Sinek (Fly)2,40-2,80Klas 4 – 60,18 – 0,30100m / 0,30MarlinSürütme2,10-2,40500Örgü Özel320m / 0,60Uskumru (Okyanus)Tekneden çapari veya yemli2,40-3,90100-2000,30-0,50160m / 0,40Ton Balığı (Orkinos)Sürütme2,10-2,40500Örgü Özel320m / 0,60
    Bu tabloda özellikle şamandıralı takımlar için görülen 5 metre kamış boyu İtalya’ da geliştirilen akarsularda kullanılan Bolognese denen bir teknik içindir. Türkiye’ de pek kullanım alanı yoktur.

    Refleks. Kamışın refleksi nedir? Refleks kamışla balık yakalandığında veya kamış yüklendiğinde nasıl şekil değiştirdiğinin ölçüsüdür. Refleksi kamışın üzerinde genelde pek yazmaz. Yandaki resim kamışların yüklenme sırasında nasıl şekil değiştirdiklerini ve buna göre reflekslerinin nasıl adlandırıldığını göstermektedir. Yavaş reflekslilere parabolik, orta reflekslilere yarı parabolik dendiği de olur. Mesela hızlı refleksli kamış çabuk şekil değiştirip çabuk düzelirken adından da anlaşılacağı gibi yavaş refleksli kamışlarda bu işlem daha yavaş olur. Hangisi daha iyi? Buna şu veya bu daha iyidir şeklinde cevap vermek doğru olmaz. Amerikalı amatörler hızlı kamışları tercih ederken, Avrupa’ da daha çok parabolik kamışlar yaygındır. Hızlı kamışlar balık vuruşuna daha çabuk tepki verirken yavaş kamışlarla daha yumuşak atışlar yapılabilir; bu da oltada yem olarak ölü balık kullanılması durumunda yemin atış sırasında parçalanmamasına yardımcı olur. Atış mesafesi paraboliklerde daha iyidir, balıkların ani yüklenmelerinde iyi amortisör görevi görür. Hızlı kamışlar sürütme takımlarında daha kullanışlı olabilir. Ben parabalik veya yarı-parabolik kamışları daha çok seviyorum bununla birlikte kamış alırken refleksi en son sorduğum şeydir. Farklı balıklar, farklı uygulamalar ve tabii farklı üretimler refleklerin tanımlanmasında da ara noktalar çıkarmıştır. Mesela hızlı-orta, orta-hızlı veya çok hızlı gibi ara tanımlar da vardır, ama bu ayrım nerede başlar nerede biter kesin olarak belirlenemez. Bilinen bir firmanın kamışını alıyorsanız refleks seçiminde fazla titiz olmanıza gerek yoktur hangisi hoşunuza giderse, hangisi ile daha rahat hissederseniz onu seçin. Tabii belli bir balık için gelenekleşmiş bir refleks varsa onu seçmenizde de yarar vardır ama ben böyle bir gelenek bilmiyorum. Taklit veya isimsiz bir kamış alıyorsanız hızlı refleksli kamışları tercih edin derim.
    Çünkü refleks kamışın geometrisi, borunun et kalınlığı ile ilgilidir ve hızlı kamışlar daha fazla etli olur böylece daha sağlamdır düz mantığı ile bunu söylüyorum, kendim de öyle yapıyorum ama bunun garantisi yoktur. Ama bunun, yani et kalınlığı fazla hızlı kamışların, atma mesafesini kısaltacağını da unutmamak gerek. Özellikle atıp çekme uygulamalarında atma mesafesi önemlidir.
    Bunlar dışında gölde veya akarsuda kullanılan, kılavuz halkaları olmayan sadece ucunda misina bağlama halkası olan bizde göl kamışı olarak bilinen kamışlar da vardır. Bunlar 4 – 16 metreye kadar olabilirler. 9 metreden uzunları iki parçalı olur. Önce 3 – 5 metrelik kısmı hazırlanır takım da bu uç kısma göre hazırlanmıştır. Daha sonra uzatma kısmı takılarak kamış 16 metreye kadar uzatılabilir. Balık yakalanınca tasmalanır, kamış yatay olarak geri çekilir, ek yerinden ayrılarak kısa kısmı ile balık karaya alınır. Bazen uca amortisör görevi gören bir lastik monte edilir misina da buna bağlanır. Kullanımı çok zor ve ustalık isteyen bir yöntemdir.
    Alabalık avında kullanılan yapay sinek (fly) atan kamışlar diğer kamışlardan farklıdır. Resimde fly makinası monte edilmiş kamışlar görünmektedir bu kamışların kullanımı Alabalık sayfasında anlatılmaktadır. Bu tip kamışlarla avlanmak da oldukça ustalık ve alışkanlık ister. Bu takımlarda kullanılan olta ipi ve makina diğerlerinden tamamen farklıdır. Fly kamışı da diğer kamışlar gibi farklı uzunluklarda olur. Makina atış sırasında savurmalara olanak sağlamak amacı ile en alt uç kısma monte edilmiştir. Fly (yapay sinek) sürekli savurmalarla hızlandırılıp atıldığından, kamış ağır ise bu savurmalar sırasında amatör çabuk yorulur. Son yıllarda fly kamışları karbon esaslı malzemeden yapılmaktadırlar; böylece oldukça ince ve hafif kamışlar ortaya çıkmıştır.

    Makinalar :
    Takımın ikinci kısmını makineler oluşturmaktadır. Aslında burada da bir terim karmaşası söz konusudur kimi zaman makina kimi zaman makara denmektedir. Ben dahil. Doğru olanı makina demek misinanın sarıldığı kısma da makara demektir. Bunlar iki grupta incelenebilir sabit veya serbest makaralı makinalar ve çıkrıklar.

    Yanda resmi görülenlerden üstte olan makina sabit makaralı makina, alttaki ise çıkrık olarak bilinir. sabit makaralı makinalar atıp-çekme, sürütme, şamandıralı takım ve dip oltası için rahatlıkla kullanılabilir. Çıkrık tipi makinalar atıp-çekme ve şamandıralı takım için pek uygun olmayıp diğer işlerde kullanılırlar, özellikle de ağır takımlar için tercih edilirler. Bunların atıp çekmeye uygun olarak üretilen modelleri de olmakla birlikte çok pahalıdır. Bu tür makinalar atış tipi (baitcasting) diye bilinirken sabit makaralı makinalar atıp çekme (spinning) tipi diye bilinir. Atış tipi makinalar ağır olmayan deniz avlarında veya tatlı sularda yayın gibi iri balıklara hem atıp çekme hem de dip takımı uygulamalarında kullanılabilir. Sabit makaralı makinalarda olta ipi makaraya sarma teli yardımı ile sarılır, sarım esnasında makara ileri geri gidip gelerek 8 şeklinde sarılma, dolayısı ile atış sırasında makaradan olta ipinin kolay boşalmasını sağlar. Çıkrık tiplerinde ise olta ipi orta şafta sarım esnasında şaft boyunca sola sağa giderek düzenli sarılmayı temin eden kılavuz ile sarılır. Ucuz modellerde ve ağır deniz avlarında kullanılan büyük modellerde bazen bu kılavuz bulunmaz. Tatlı sularda ve deniz de kullanılan makinalar arasında temel farklar deniz makinalarının daha güçlü ve paslanmaya daha dayanıklı olmasıdır. Çıkrık tipleri özellikle büyük deniz avlarında tercih edilir. Makinaların içlerindeki devir arttırtıcı sistemlerle sarma kolunun bir kere çevrilmesi ile makaranın birkaç kez dönmesine sağlanır. Normalde bu oran 1/5 civarındadır; yani sarma kolunun bir devrinde makara 5 tur döner. Ağır deniz avlarında 1/2 orana kadar makinalar kullanılmaktadır. Ayrıca çıkrık makaralarda ve kaliteli büyük sabit makaralı makinalarda sarma kolunun boyu uzatılıp kısaltılarak sarım için uygulanan kuvvet de ayarlanabilmektedir. Sabit makaralı makinalarda sarma teli sol veya sağ el kullanımına göre sökülüp yer değiştirebilir. Sağ elini kullananlar için doğru kullanım sağ el ile kamışı tutup balığa daha sağlam hakim olmak sol el ile sarma kolunu çevirmektir. Çıkrık tipi makinalarda bu değişiklik yapılamaz ya sağ veya sol el için imal edilmişlerdir. Çıkrıkların montajı da farklıdır çıkrık makara ile kullanılan bir kamış kılavuz halkaları yukarı bakacak şekilde kullanılır.



    Sabit makaralı makinalarda iki tip fren sistemi bulunur. Bunlar prensipte aynı olmakla birlikte frenin bulunduğu yer itibarı ile farklılık gösterir. Bazı makinalarda frenin kuvvetini ayarlayan fren arkada iken bazı makinalarda fren sistemi öndedir ama çalışma sistemleri tamamen aynıdır. Kuvvetli makinlarda fren çok diskli sistem ile sağlanır. Frenin kullanımı oldukça basit olmakla beraber iyi ayrlanması ustalık ve tecrübe gerektirir. Fren ayarı misinanın kopma yükünden biraz daha az olacak şekilde kurulmalıdır. Bunu ayarlamak elbette zordur en iyisi atış anında freni hafif gevşek bırakmak eğer fren kullanmayı gerektirecek boyda bir balık yakalanırsa balığın direncine göre ayarlamaktır. Frenin ayarlanması ile balığın yüklenmelerinde makara sarma teli ile birlikte dönerek kaloma verecektir. Böylece hem olta devamlı gergin kalarak balığın yük altında çabuk yorulması sağlanacak hem de ani yüklenmelerin getirdiği kırılma, kopma riskleri azaltılacaktır. Çıkrık tipi makinalarda da bir tür sürtünme düzeneği vardır. Makinanın yan tarafındaki bir kolun ileri itilmesi ile sarım için uygulanan kuvvet arttırılır, sarım kuvvetinin arttırılması ile fren sıkılmış olacaktır, kolu diğer tarafa çekildiğinde sarım kuvveti azalır böylece fren de gevşetilmiş olur. Yani çıkrık tiplerde fren kullanımı ve çalışma prensibi sabit makaralılardan farklıdır.
    Makaraya misina çok sarılırsa atım esnasında makaradan fırlayarak karışabilir, az sarılırsa boşalması zorlaşır ve uzun mesafe atışı başarılı olmayabilir. En doğru sarımı makaranın üst kenarından 2 – 3 mm. aşağıda kalacka kadar misina sarmaktır. Makaraların hangi çaptan ne kadar misina saracakları üstlerinde yazar. Buradan da makaranın gücüne ilşkin bilgi edinilebilir. Makara hangi misinadan 100 metre sarıyorsa çekme kapasitesi o misinanın kapasitesi kadardır denir. Bu nedenle makinanın kapasitesini aşabilecek, tavsiye edilenden kalın misina sarmak fayda değil zarar getirebilir.
    Sabit makaralı makina ne demek? Sabit makaralı sistemlerde olta ipi çekildiğinde makara serbestçe dönmez ancak fren gevşetilirse o zaman makara kendi etrafında dönebilir ve bir miktar misina bırakır. Bu işlem için olta ipine uygulanması gereken çekme kuvveti sürtünme freninin ne kadar gevşetildiğine bağlıdır. Serbest makaralı sistemlerde ise sürtünme freni dışında makarayı kontrol eden ayrı bir fren sistemi vardır. Bu fren gevşetildiğinde olta ipinin çekilmesi ile makara kendi etrafında serbestçe döner. Ancak Yem-Kontrol-Freni denen bu fren sistemi iri balıkları çekmekte kullanılan asıl sürtünme freni gibi çalışmaz. Bu sistemlere serbest makaralı makina denir. Serbest makaralı makinaların kullanılmaya başlaması ile Yem-Kontrol-Sistemli (Baitrunner) denen makinalar geliştirilmiştir.Böyle bir makinanın yanda resmi görülmektedir. Kullanımına gelince. Özellikle dip oltaları için geliştirilmiş bir sistemdir. Dip oltası atılıp kamış herhangi bir şekilde desteklendikten ve olta hafifçe gerdirildikten sonra resimde görülen açma kolu kaldırılır; bu işlem makarayı serbest bırakır ve arkada görülen yem kontrol freni ne kadar gevşetildi ise olta ipinin çekilmesi ile makara o kadar serbestce döner. Eğer fren tam gevşetildi ise makara hemen hemen hiç direnç göstermeden rahatça kendi etrafında döner, sarma teli bu arada sabit durur. Bu ne sağlar? Dip oltasındaki yemi alan balık yem ile uzaklaşmak istediğinde serbest olan makara kendi etrefında dönerek olta ipini serbest bırakır, balığın direnç hissetmemesini yemi daha kolay yutmasını sağlar. Bu arada herhangi bir şekilde işaretlenen takımdan boşalan misina amatöre oltada balık olduğunu bildirir. Takımı alan amatörün sarma kolunu çevirmesi ile makarayı serbest bırakan açma kolu otomatik olarak kapanır, bu arada olta tasmalanarak iğnenin iyice oturması temin edilir. Açma kolunun kapanması ile makara sabitlenir yem kontrol freni devreden çıkar. Bundan sonra balıkla yapılan mücadelede makaranın önünde bulunan sürtünme freni kullanılır ki böylece makina sanki sürtünme freni önde olan tip gibi çalışır. Yem-Kontrol-Sistemi iri ve ürkek balıkların dip olltası takımlarında oldukça başarılı sonuçlar verir. Yem-Kontrol-Fren sistemi olmayan makinalarda oltaya vuran balığın direnç hissetmemesi için ya asıl sürtünme freni tam gevşetilir veya sarma teli açılır. Ama balık yemi aldığında sürtünme frenini tekrar sıkmak ve tasmalamak çok zaman gerektirdiğinden balık iğneyi atabilir, veya açılan sarma telinden fazlaca misina boşalabillir ve takım karışabilir. Ben bu makinalardan kullanıyorum sonuç memnuniyet verici.
    Son yıllarda yanda resmi görülen şekilde henüz benim de nasıl kullanıldığını bilmediğim kataloglarda gördüğüm makinalar da piyasada boy göstermeye başladı. Yanda görülenin atıp-çekme amaçlı olduğu söyleniyor. Ne avantajlar getirdiğini bilemiyorum ama kataloglarda ve internette reklamları var. Bence biraz fantastik bir uygulama.
    Bu makina ilgili olarak sitemizin okurlarından balıkçı dostumuz Murat Coşkun’un yolladığı yorum bakın nasıl:
    “Sayfanızda oltamızı tanıyalım kısmında biraz fantastik diye adlandırdığınız makineyi Amerika’da gördüm ve aldım. Aslında çok fantastik bir görüntüsü olduğu için almıştım makineyi hiç tanımıyordum ve satıcı atıp çekme için ideal olduğunu söylemişti. Kullandım ve çok memnun kaldım. Makina hiç yormuyor ve oldukça uzun mesafeli atışlar kolaylıkla yapılabiliyor. Makinanın sonuna eklenen bir tetik ile makinada bulunan frenin yanısıra manuel olarak da anlık fren yapılabiliyor. Makinada ileri-geri sarma ve makarayı serbest bırakmaya yarayan bazı düğmeler de mevcut. Ben son derece amatör bir balıkçı adayı olarak makinayı herkese tavsiye ederim. Yormuyor, karışmıyor, çok rahat kullanılıyor, çok rahat frenleme ayarı yapılabiliyor, atışlar çok rahat ve uzun oluyor.”

    Makinalı takımların atışları da alışkanlık ister. Sabit veya serbest makaralı makinalar ile atım çıkrıklara oranla daha kolaydır. Alttaki animasyon sabit veya serbest makaralı takım ile atımın nasıl yapılması gerektiğini göstermektedir. Atımdan sonra ya sarma kolu çevrilerek sarma telinin otamatik kapanması sağlanır veya sarma teli elle kapatılır.

    RASTGELSİN……………

+ Yeni Konu aç

Benzer Konular

  1. baLık neRde tutuLuR.:))
    Konu Sahibi titReşim Forum Komik Resimler ve Karikatürler
    Cevap: 5
    Son Mesaj : 08.Ekim.2010, 13:59
  2. İşte benim amatör çekimim Balık
    Konu Sahibi R.E.M Forum Kendi Çektikleriniz
    Cevap: 12
    Son Mesaj : 04.Ekim.2009, 17:17
  3. Balık İşte Böyle Tutulur
    Konu Sahibi StoryLine Forum Komik Videolar
    Cevap: 1
    Son Mesaj : 22.Mart.2008, 14:42
  4. Balık Nasıl Temizlenir?
    Konu Sahibi кмℓzкη Forum Deniz Ürünleri
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 11.Kasım.2007, 23:04
  5. Olta BaliĞi
    Konu Sahibi pismegatron Forum Din ve İslamiyet
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 23.Ekim.2007, 22:34

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •