+ Yeni Konu aç
Toplam 6 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 6 arasi kadar sonuc gösteriliyor

BİYOTEKNOLOJİNİN TARIMDA KULLANILMASI ( Avantajları ve dezavantajları )

Ödev ve Tezler Katagorisinde ve Biyoloji Forumunda Bulunan BİYOTEKNOLOJİNİN TARIMDA KULLANILMASI ( Avantajları ve dezavantajları ) Konusunu Görüntülemektesiniz.->BİYOTEKNOLOJİNİN TARIMDA KULLANILMASI ( Avantajları ve dezavantajları ) Hazırlayan: Berna OLTULU Danışman: Sacide PEHLİVAN Biyoteknoloji özel bir kullanıma yönelik olarak ...

  1. #1
    Şirine Seabell - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Üyelik tarihi
    Temmuz.2007
    Nereden
    İstanbul
    Mesajlar
    37.019

    Standart BİYOTEKNOLOJİNİN TARIMDA KULLANILMASI ( Avantajları ve dezavantajları )

    .
    s11
    BİYOTEKNOLOJİNİN TARIMDA KULLANILMASI ( Avantajları ve dezavantajları )

    Hazırlayan: Berna OLTULU Danışman: Sacide PEHLİVAN

    Biyoteknoloji özel bir kullanıma yönelik olarak ürün veya işlemleri dönüştürmek veya meydana getirmek için biyolojik sistem ve canlı organizmaları veya türevlerini kullanan teknolojik uygulamalardır. Geleneksel veya modern olmak üzere 2' ye ayrılır.

    Geleneksel biyoteknoloji; şarap yada peynir yapımındaki maya kullanımı, bazı deterjanlarda enzim kullanımı ve bazı antibiyotiklerin üretimi gibi canlı organizmaların yapılarının değiştirilmeden kullanıldığı teknolojilerdir

    Modern biyoteknoloji ise rekombinant DNA, nükleik asitlerin hücre veya organellere doğrudan enfeksiyonu, farklı taksonomik gruplar arasında uygulanan hücre füzyonu gibi doğal fizyolojik üreme, çoğalma ve rekombinasyon engellerini ortadan kaldıran ve klasik ıslah ve seleksiyon yöntemlerince kullanılmayan invitro nükleikasit tekniklerinin tamamı olarak adlandırılır. (1)

    Modern biyoteknoloji 1970' li yıllardan başlayarak klasik ıslah yöntemleriyle, doğal üreme-çoğalma süreçleriyle elde edilemeyen değişikliklerin yapılmasını sağlamıştır. Modern biyoteknoloji teknikleri kullanılarak elde edilen organizmalara genetik yapısı değiştirilmiş organzimalar, gen transferiyle belirli özellikleri değiştirmiş bitki, hayvan yada mikroorganizmalara transgenik denir. (1)

    Modern biyoteknoloji tıpta gen tedavilerinden, tarımda daha dayanıklı ve verimli ürünlerce, tekstil ve kozmetik sanayine kadar çok geniş bir yelpazede kullanılmaktadır. (2)

    Modern biyoteknoloji özellikle bitkisel çalışmalarda rutin olarak kullanılabilir hale gelmiş hatta modern biyoteknolojinin son aşaması olan doğrudan gen transferi tekniğide kullanılmaya başlanmıştır.

    Gen transferi çalışmalarının basamakları sırasıyla, istenen genlerin bulunması, karakterize edilmesi, izolasyonu ve hedef organizmaya aktarılmasıdır. (2)

    Yakın zamana kadar gen aktarımında kullanılan en önemli vektörler konakçı hücreye girme yolunu kendisi bulan genetik yapısı değiştirilmiş bakteri ve virüslerdi. Bunların herbiri bazı avantaj ve dezavantajlara sahip. Çünkü virüsler her zaman eklenmiş genin yanında kendi genlerinde bir kısmını etkili hale getirler ve bu durum konak hücrede istenmeyen sonuçlara neden olabilir. Bu yüzden bazı metotlar geliştirilmiştir. Bu metotlardan bazıları ağır metal tuzları kullanarak mikro enjeksiyon, organizmada belli bir hücre tipi tarafından alınacak şekilde yapılmış ince yağ kapsüllerinde taşınma, gun bombardment; bu teknikte ilgili genlerin üzerleri altın partikülleriyle kaplanır. Sonra bu yüklenmiş genler "gene-gun" denilen bir aletle bitki hücresine gönderilir. Burda önemli olan kriter, seçilen hücrenin veya dokunun transformasyona veya sonra tüm bitkide rejenerasyona neden olmalıdır. (3)

    Diğer bir gen transfer tekniğinde gelişmiş bir bakteri olan Agrobacterium tumafaciens kullanılır. Bu bakterinin doğal bir özelliği tümörlü bazı bitkilere plosmid nakletmesidir (T-DNA). Virulant bakterinin bitki genomuyla birleşmesiyle transformasyon sonuçlanır. Bitki genomunda tümöre neden olan genlerle plosmidler yer değiştirir.(4,5,6,7)

    Modern biyoteknoloji en geniş kullanım alanını tarımda bulmuştur. Bitkilerde bu metodlardan en çok bakteriler, virüsler ve gunbombardment kullanılır.

    Tarımsal biyoteknolojide başşlıca 2 amaçtan birincisi daha yüksek kalitede, daha sağlıklı ve besleyici değeri yüksek gıdalar üreterek özellikle tedavide kullanılacak gıdaların üretimiyle ilaç masraflarını minimuma indirmektir. Diğer amaç ise ülkelerin artan nüfusu için satın alabilecekleri temel gıdaların üretimi artırmaktır. (8)

    TARIMSAL BİYOTEKNOLOJİ UYGULAMALARI ve AMAÇLARI

    Ticari olarak en çok üretimi yapılan Bacillus thuringiensisden gen aktarılan transgenik, zararlılara dayanıkılı bitkiler; sap ve koçan kurduna dayanıklı mısır, yeşil ve pembe kurda dayanıklı pamuk, patates böceğine dayanıklı patates olup ayçiçeği, buğday ve domateste de bu tarz çalışmalar sürmektedir. Herbisitlere dayanıklılık kazandırılan ve ticari üretime sokulan soya, pamuk, mısır ve çeltiği yanı sıra buğday ve şeker pancarında da yakın gelecekte benzer özellikle kazandırılacaktır.

    Hastalık ve zararlılara dayanıklılığın aktarılmasıyla hem ilaçlama maliyetleri azaltılır hemde bitki strese girmeyeceği için verimde bir artış sağlanır.

    Herbisitlere dayanıklılığın kazandırılmasıyla tüm yabancı otlar ölürken bitki canlı kalır. Böylece masraflar düşerken verimde de bir artış sağlanır.

    Tarımsal biyoteknolojinin uygulamalarıyla yüksek oleik asit düşük linolenik asit içerikli soya, ayçiçeği, yer fıstığı çeşitleriyle, sabun ve detrjan yapımı için daha ucuz ham madde sağlayan kolza çeşidi üretime kazandırılmıştır.

    Sebze ve meyvelerde etilen sentezinin bloke edilmesiyle olgunlaşmanın geciktirilmesi dolayısıyla raf ömrünün uzatılması domateste başarılmıştır. Çilek, kiraz, muz ve ananasta bu tarz çalışmalar sürmektedir.

    Kaliteye yönelik bir diğer uygulamada ise aromanın arttırılması için kuru madde içeriği yüksek domates elde edilmiştir. Besin değeri yüksek gıda üretimi amacıyla yapılan biyoteknolojik çalışmalarda ise A vitamini ve demir içeriği yüksek çeltik çeşidi, protein içeriği yüksek tatlı patates, antioksidont içeriği yüksek sebze ve meyveler elde edilecektir. Ayrıca yakın gelecekte bitkilerde immunoglobulinlerin üretimi gerçekleşebilecektir. Biyolojik olarak parçalanabilir sentetik plastik üretimi mısır ve kolzoda çalışılmaktadır. Bioreaktör bitkilerin üretimide bu alandaki son gelişmelerden birisini oluşturmaktadır.

    Diğer taraftan transgenik ürünler kendi türlerine ait olmayan genleri de taşıdıkları için bazı risklerde söz konusudur. Transgenik ürünlerin üzerinde risk oluşturma ihtimali bulunan başlıca alanlar insan ve hayvan sağlığı, biyolojik çeşitlilik, çevre ve sosyo-ekonomik yapıdır. (8)

    Uygulanan biyoteknolojik yöntemlerle bitkisel ürünlere aktarılan genler bitki, bakteri ve virüs kaynaklıdır. Gen aktarımı veya değişikliğe uğratılması sırasında işaretliyici olarak antibiyotik, herbisit, dayanıklılık genleri kullanılır. Gen aktarımı ile birlikte diğer organizmalardan hastalık ve alerji yapacak özelliklerin taşınması ihtimali transgenik ürünlerin birincil ve ikincil metabolik ürünleri içinde istenmeyen biyokimyasal ürünler bulunması ihtimalini ortaya çıkarır. Ayrıca antibiyotik dayanıklılık genlerinin insan yada hayvan bünyesine geçmesi nedeniyle dayanıklılık oluşması, transfer edilen genlerin insan bünyesindeki bakterilerle birleşme ihtimali, virüs kaynaklı genlerin dayanıklılık genini diğer virüslere transfer etme ihtimali insan ve hayvan sağlığı açısından önemli risklerdendir.

    Bitkilere aktarılan yeni özellikler, salıverildikleri çevrede bitki sosyolojisinin bozulmasına, doğal türlerde genetik çeşitliliğin kaybına, ekosistemdeki tür dağılımının ve dengenin bozularak genetik kaynakları oluşturan yabani türlerin doğal evoluasyonlarında sapmalara sebep olabilir. Eğer yabani otlara dayanıklılık geni, transgenik bitkinin yabani türlerine geçerse, bu türlerle yapılacak mücadelenin zorluğu açıktır. Ayrıca herbisitlere dayanıklı hale getirilmiş transgenik çeşitlerin üretildiği bir alanda bir yıl sonra kendi gelen bitkiler, o yıl ki diğer bir ürün için yabancı olacak ve herbisitlerle mücadeleleride güç olacaktır.

    Aktarılan yeni özelliklerden veya kullanılan teknolojide taşıyıcı olan veya değiştirilerek çevreye bırakılan mikroorganizmaların toprak mikroorganizma yapısına etkiside tereddüt yaratır. Eğer geliştirilen mikroorganizmalar çevreye hakim olursa doğal ortam bozulur. Çevreye ve biyo çeşitliliğe olabilecek bir diğer etkide tek yönlü kimyasal kullanılmasından dolayı tek yönlü evoluasyonun teşvik edilmesidir. Böylece ortamda tek yönlü bir flora meydana gelecek ve yine çevrede bir dengesizlik meydana gelecektir.

    Ekonomik olarakta transgenik tohumlar normal tohumlardan daha pahallıdır ve bu ürünler çoğunlukla tozlaşan hibrit türlerdir. Yani her yıl tohum yenilemesi gerekir. Yüksek fiyat nedeniyle tohumluk alımını uzun süre devam ettiremeyen küçük çiftler bu durumdan zarar görecektir.

    Diğer bir husuta transgenik ürünlerin tüketiciler tarafından tercihi ve kabul edilmesidir. Yani tüketicinin ne yediğini bilmesi ve ona göre tercihi yapabilmesi için bu ürünlerin etiketlendirilmeleri gerekir.(8)

    Sonuç olarak transgenik ürünlerin avantaj ve dezavantajları arasında bir oran kurmalı ve gerçekten tarımsal bir soruna çözüm olup olmadığı araştırılmalı ve ülkenin sosyo-ekonomik yapısı göz önüne alınarak, 21. yüzyılda 6 milyarın üzerine çıkacak dünya nüfusunun beslenmesi için tarımsal biyoteknoloji yegane çözüm olarak görülmektedir. Ancak bu alanda, çevremize ve gelecek nesillere etkileri, olabilecek risklerin minimuma indirilmesi ve bunun için gerekli önlemler alınması gerekir.





    REFERANSLAR:

    1. Prof. Dr. F.V. Sukon Biyomühendisliğe Giriş Ders Notları

    2. Doç. V. Eser, S. İbiş, N.Sönmez 4. Tüketici Konseyi Toplantısı Tarım Bakanlığı Araştırması

    3. T.M. Klein, R. Arentzen, P. A. Lewis and S. Fitzpatrick-McElligott, Transformation of microbes, plants and animals by particle bombardment.Bio/Technoloy 10 ( 1992 ), pp. 286–291. Abstract-EMBASE Abstract-MEDLİNE Abstract-BIOTECHNOBASE

    4. M. D. Chilton, M. H. Drummond, D. J. Merlo, D. Sciaky, A. L. Montoya, M. P. Gordon and E. W. Nester, Stable incorporation of plasmid DNA into higher plant cells: the molecular basis of crown gall tumorigenesis. Cell 11 ( 1977 ), pp. 263–271. Abstract-MEDLİNE Abstract-EMBASE

    5. P.Zambryski, H. Joss, C. Gentello, J. Leemans, M. Van Montagu and J. Schell, Ti plasmid vector for the introduction of DNA into plant cells without alterationof their normal regeneration capacity. EMBO J. 2 (1983 ), pp. 2146–2150

    6. Bevan, Agrobacterium vectors for plant transformation. Nucl.Acids Res. 12 ( 1984 ), pp. 8711–8721.

    7. J. Schell, Transgenic plants as tooks to study the molecular organization of plant genes. Science 237 ( 1987 ), pp. 1176–1183

    8. Dr. S. Kefi Tarımsal Araştırmalar

  2. #2
    Şirine Seabell - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Üyelik tarihi
    Temmuz.2007
    Nereden
    İstanbul
    Mesajlar
    37.019

    Standart

    .
    Bitki Biyoteknolojisi 28-Eylül-2006 Persembe- Yrd.Doç.Dr. Meltem Sesli

    BİTKİ BİYOTEKNOLOJİSİ
    Yrd.Doç.Dr. Meltem SESLİ
    Celal Bayar Üniversitesi Akhisar Meslek Yüksekokulu
    Günümüzde tarımda çok kullanılan biyoteknoloji terimi; biyolojik sistemler canlı organizmalar veya bunların türevlerinin özel amaçlarla ürün ya da işleme tekniklerinde kullanıldığı teknolojik uygulamaların bütünü şeklinde tanımlanmaktadır (1). Bitkisel Biyoteknoloji kavramı ise, tarımsal ürünlerin, üretim sürecinde maruz kaldıkları çeşitli hastalık, zararlı ve yabancı ot problemlerinin verim üzerine bilinen olumsuz etkilerinin giderilmesi ile kalitelerinin yükseltilmesinde kullanılan, modern biyoteknoloji yöntemleriyle geliştirilmiş, tohumların üretilmesi ile uğraşan bilim dalıdır (2). Bitki Biyoteknolojisinin farklı kullanım amaçları vardır, bunlar şöyle sıralanabilir;
    1- Bitkilerin genetik yapıları ve akrabalık düzeyleri belirlenerek elde edilen verilerin çeşit geliştirmede kullanılması.( Bitki ıslah programlarının değişen çevre koşullarına uygun olarak gelecekteki isteklerini karşılamak için RFLP ve RAPD gibi moleküler markörleri kullanarak genetik çeşitliliğin belirlenmesi).
    2- Bitkilerin genetik haritalarını oluşturarak, tarımsal üretim açısından önemli genlerin saptanması ve klonlama yoluyla başka genotiplere aktarılması. Tür genotiplerinin ve agronomik özelliklerinin belirlenmesi için genetik haritaların yapılması.
    3- Gen transferi ile kültür bitkilerine aktarılması istenen genlerin aktarılması.
    ( Melezlemeye gerek kalmadan vektör aracılığı ile ya da doğrudan gen aktarma teknikleri ile yabani türlerden gen aktarımı).
    4- Bitkilerde olmayan fakat hayvanlarda ve mikroorganizmalarda bulunan ve yapay olarak elde edilen genlerin bitkilere aktarılarak, yeni özelliklere sahip çeşitler geliştirilmesi .
    5- Bitkilerde bir populasyondaki bireyler arasındaki farklılık düzeylerinin yada değişik populasyonlar arasındaki farklılıkların daha güvenilir biçimde ortaya konulması.
    6- Bitkisel gen kaynaklarının, özellikle yabani türlerin korunması bunun için genetik çeşitliliğin tam olarak belirlenmesi, genetik materyalin sınıflandırılması ve aynı materyalin toplanmasının önlenmesi.
    7- Gen bankasına getirilen genetik materyalin, gen bankaları ya da kullanıcılar arasında sağlıklı bir biçimde naklinin sağlanabilmesi için nükleik asit teknolojisi ve diğer moleküler yöntemler kullanılarak hangi tip in vitro tekniğinin kullanılacağına karar verilmesi.
    8- Genetik özelliklerini kaybetmesi söz konusu olan her türlü bitkinin üretilmesi.
    9- Gen bankasına alınan genetik materyalin izlenmesi.
    10- Gen bankasına alınan genetik materyalin DNA biçiminde saklanarak, gen kaynaklarının korunmasına yeni olanaklar sağlanması.(Bu yöntemin uygulama alanı çok geniş ve pratiktir. Temelini gen kaynaklarına ilişkin toplam genomik bilginin DNA düzeyinde depolanması oluşturmaktadır, aynı zamanda ıslah programları için gerekli olan tek genleri kapsayan DNA kütüphanelerinin kurulması için de bir adımdır. Bu teknik herbaryum ya da fosil gibi canlı olmayan kaynaklardan DNA dizilerinin belirlenmesi ile, yok olmuş genlerin yeniden kazanılması düşüncesini de desteklemektedir).
    11- Bitki ıslah programlarının kısa sürede tamamlanması.
    12- Yabancı gen taşıyan melezlerde hızlı ve güvenilir seleksiyon sağlanması.
    13- Yabani kökenli DNA parçalarının yapılarının belirlenerek (PCR teknikleri) sadece istenilen kısımların kültür türlerine aktarılması ile linkage (bağlılığın) kırılması ve istenmeyen gen geçişlerinin önlenmesi.
    14- Antisens RNA tekniği ile özellikle poliploid türler arasında doğal izolasyonun kaldırılması.
    Tüm bu kullanım alanları bitki biyoteknolojisinin tarımda ne derece önemli bir yere sahip olduğunu göstermektedir. Bugün dünya tarımı değişen çevresel baskılar nedeni ile ciddi sorunlar ile karşı karşıyadır. Ortaya çıkabilecek olan yeni hastalık ve zararlılara, toprak ve atmosferde oluşabilecek değişikliklere karşı bitkilerin göstereceği tepkiler bilinmemektedir. Özellikle kültür çeşitleri gen yapıları bakımından homojen hale gelmiş oldukları için yabani akrabalarına oranla daha az genetik çeşitlilik içermektedirler. Bu açıdan yabani türler önemlidir, çünkü bunlar geniş bir genetik tabana sahip olduklarından değerli birer gen kaynağıdırlar (3).
    Yabani türler üzerinde sürekli araştırmalar yapılması gereken materyallerdir, bunun için uzun süreli ve zor olan klasik ıslah çalışmalarının yanında, biyolojik yöntem ve biyolojik sistemler aracılığı ile kısa sürede ve kolayca sonuç alınan bitki biyoteknolojisine de ihtiyaç vardır.
    Son günlerde bitkisel biyoteknolojinin önemini ortaya çıkaran önemli gelişmeler olmaktadır. Avrupa komisyonunun yayınladığı EU “Policy on Biyotechnology” raporuna göre; Avrupa birliğinin bitki genetiğine olan yoğun ilgisi 7. Çerçeve Projesi ile ortaya çıkmaktadır. Raporda 30 teknoloji platformundan 5’i tarımla ilgilidir, bu platformlardan 1’i ise yalnızca bitki’ye ayrılmıştır. AB’nın 2025’lere yönelik araştırmalarının ise gen çalışmaları üzerine odaklanmış olduğu görülmektedir (4).
    AB’nin gelecek için bitkisel araştırma stratejileri şöyledir;

    1- Sağlıklı, güvenilir ve yeterli gıda ve yem üretilmesi;
    1- Güvenilir ve yüksek kaliteli gıda geliştirmek üretmek,
    2- Özel tüketici gruplarının gereksinimi gıdaların tasarım ve üretimi,
    3- Güvenilir, yüksek kalite, yeterli ve sürdürülebilir yem üretmek.

    2- Sürdürülebilir tarım, orman ve peyzaj çerçevesi;
    1- Bitki verimliliğinin ve kalitesinin geliştirilmesi
    2- Tarımın çevreye olumsuz etkisinin optimizasyonu
    3- Biyoçeşitliliğin arttırılması
    4- Peyzajın estetiğinin arttırılması ve sürdürülmesi
    3-Yeşil üretim çerçevesi;
    1- İleri düzeyde bitki bazlı ilaç ve ham madde geliştirmek
    2- Enerji üretimine yönelik bitkilerin geliştirilmesi
    3- Bitkilerin üretim fabrikalarına dönüştürülmesi
    Tüm bu gelişmeler ve günden güne geliştirilen yeni teknolojiler dikkate alındığında, bitki biyoteknolojisinin artık bitki ıslahının ve yetiştiriciliğinin vazgeçilmez bir parçası olduğu açıktır. Kullanılan bu yeni tekniklerin, bitkilerde uygulanması onların doğru tanımlanmasını, kısa sürede ve kolaylıkla çoğaltılmasını, değerlendirilmesini, depolanmasını, hastalık ve zararlılara karşı dirençli hale gelmesini ve genetik materyallerin güvenli korunmasını sağlamaktadır.
    Sonuç olarak, bugün tarıma ayrılan arazilerin azalmaya başladığı, çevre kirliliğinin arttığı, hastalık ve zararlıların hızla yayıldığı, yabani türlerin kaybolmaya yüz tuttuğu dünyamızda, bitki biyoteknojisi artan nüfusunun beslenmesi açısından büyük önem taşımaktadır.

    KAYNAKLAR:
    1- T.Kıymaz, M.Tarakçıoğlu, Biyoteknoloji alanındaki Gelişmelerin Yansımaları ve Türkiye’nin Politika Seçenekleri. sf:235. www.dpt.gov.tr/planlama.
    2- T.C Şeker Kurumu Araştırma Özeti III, Tarımsal Transgenik Ürünler Ve Dünyadaki Durum ,sf:1, Mart 2004. www.sekerkurumu.gov.tr
    3- M.Özgen, M.Sait Adak, G.Söylemezoğlu, H Ulukan, Bitkisel Gen Kaynaklarının Korunma ve Kullanımında Yeni Yaklaşımlar. sf:259-284. www.kimyamühendisi.com
    4- N.Açıkgöz, Agbiyotek Aylık Tarımsal Biyoteknoloji Elektronik Haber Dergisi sayı:79, Eylül 2006.

  3. #3
    Şirine Seabell - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Üyelik tarihi
    Temmuz.2007
    Nereden
    İstanbul
    Mesajlar
    37.019

    Standart

    .
    Dr. Sedat SERÇE
    MKÜ Ziraat Fakültesi
    Bahçe Bitkileri Bölümü, Antakya

    Yrd. Doç. Dr. Sebahattin ÇÜRÜK
    MKÜ Ziraat Fakültesi
    Bahçe Bitkileri Bölümü, Antakya

    Ülkemizde Bitki Biyoteknolojisi
    Biyoteknoloji Nedir?
    Biyoteknoloji; hücre biyolojisi ve doku kültürü, moleküler biyoloji, mikrobiyoloji, genetik, fizyoloji ve biyokimya gibi doğa bilimleri yanında mühendislik ve bilgisayar mühendisliğinden yararlanarak, rekombinant DNA teknolojisiyle bitki, hayvan ve mikro organizmaları geliştirmek, doğal olarak var olmayan veya ihtiyacımız kadar üretilemeyen yeni ve az bulunan maddeleri (ürünleri) elde etmek için kullanılan teknolojilerin tümüdür. Tarımsal üretime katkı bakamından çok büyük bir potansiyele sahip olan biyoteknoloji; mikrobiyal, su ürünleri, bitki, hayvan ve tıbbi biyoteknoloji gibi bölümlerden oluşmaktadır. Bu yazıda, dünya ve ülkemizin bitki biyoteknolojisi bakımından mevcut durumu ve ülkemizde atılması gereken adımlar tartışılacaktır.
    Tarımsal Biyoteknoloji Nerede Kullanıl-maktadır?
    Bitki biyoteknolojisi bitki ıslahında çok çeşitli alanlarda kullanılmaktadır. Bu alanlara örnek olarak; bitkilerin genetik yapıları ve akrabalık düzeyleri belirlenmek suretiyle yapılan temel çalışmalardan elde edilen verilerin, çeşit geliştirmede kullanılması verilebilir. Ayrıca, bitki ve diğer canlıların gen haritalarını oluşturarak, tarımsal üretim açısından önemli genlerin saptanması ve klonlama yoluyla başka genotiplere aktarılabilecek duruma getirilmesi de biyoteknoloji kullanımının önemli örneklerindendir. Biyoteknoloji ile gen transferi, klasik ıslah yöntemleriyle kültür bitkilerine aktarılması mümkün olmayan genlerin aktarılmasına olanak tanımaktadır. Hatta günümüzde bitkiler aleminde olmayan ancak hayvanlarda ve diğer mikroorganizmalarda bulunan veya yapay olarak elde edilen genler bile bitkilere aktarılmakta ve yeni özelliklere sahip çeşitler geliştirilebilmektedir.
    Tarımsal biyoteknolojinin kullanılmasıyla dünyada ticari olarak üretilen virüs hastalığına dayanıklı kabak (Freedom II); raf ömrü uzatılmış domates (Flavr Savr); geniş spektrumlu herbisite (Glyphosate) dayanıklı soya fasulyesi, mısır ve pamuk; yüksek oranda laurik asit içeren kanola (Brassica napus); besin içeriği (lipid ve protein) geliştirilmiş soya fasulyesi, yerfıstığı ve kakao; yeşil kurda dayanıklı pamuk (BollGard) ve mısır (san/koçan) kurduna dayanıklı mısır (YieldGard) çeşitleri geliştirilmiştir. Ayrıca, son 10 yılda elde edilen tecrübeler ışığında, birden fazla istenen özelliğin (Ör: herbisit ve böceklere karşı dayanıklılık) bir çeşitte kombine edilme çalışmaları başlamıştır. Neden Biyoteknoloji?
    Günümüzde 6 milyara yaklaşan dünya nüfusunun yirmi yıl sonra 9 milyara ulaşacağı tahmin edilmektedir. Bu güne kadar besin kaynaklarındaki artış miktarı incelendiğinde, dünya besin kaynaklarının önümüzdeki 20 yıl içinde dünya nüfusunda meydana gelecek artışa paralel olarak artmasının mümkün olmayacağı ve dünyada var olan gıda sıkıntısının daha çok derinleşeceği belirtilmektedir. Zira tarih boyunca tarımsal üretimdeki artış, tarım alanlarının genişletilmesi, sulama, gübreleme gibi kültürel önlemlerin kullanılması/geliştirilmesi ve klasik bitki ıslahı yöntemleriyle geliştirilmiş üstün genotiplerin kullanımıyla sağlanmıştır. Verimli tarım arazilerinin yerleşime açılması, tarımda kullanılabilecek yeni verimli arazilerin yok denecek kadar az olması ve kültürel işlemlerin halihazırda en üstün şekilde uygulanıyor olması, bu günkü tarım teknolojileri ile ihtiyaç duyulan ürün artışının sağlanmasının olası olmadığını göstermektedir. İstenen artışın sağlanması için kısa sürede hastalık ve zararlılara dayanıklı, gıda kalitesi iyileştirilmiş ve çeşitlendirilmiş, tuzlu, kurak, sıcak ve soğuk gibi alanlarda yetiştirilebilen çeşitlerin geliştirilmesi gerektiği ortaya çıkmaktadır. Bu durumda, bitki ıslahı tarımsal üretim artışı için geriye tek seçenek olarak kalmaktadır. Ancak, klasik bitki ıslahının geçmiş yıllarda tarımsal üretimde sağladığı artış payı incelendiğinde, dünyanın hızla artan gıda gereksinimini karşılamaktan uzak olacağı tahmin edilebilmektedir. Bu nedenlerle, gıda üretiminde mutlaka biyoteknoloji gibi yeni teknolojilerin tarımda ve özellikle bitki ıslahında kullanılması gerekmektedir.
    Dünya ülkeleri arasında, bitki genetik kaynaklarına sahip çıkan ve bitki biyoteknolojisini en etkin olarak kullanan ülkelerin, genelde dünya tohumluk endüstrisinde söz sahibi oldukları görülmektedir. Yapılan tahminlere göre dünyada her yıl ticarete konu olan iç tohumluğun parasal değeri, yaklaşık 30 milyar doları bulmakta ve bu miktarın 20 milyar dolarlık kısmı pazar ekonomisi uygulanan ülkelerde söz konusu olmaktadır. Buna karşılık dünyanın tahmini tohumluk ve vejatatif materyal dış ticaret hacmi, yıllık 3.5 milyar dolar civarındadır (1997 yılı verilerine göre). Ülkemizin ticarete konu olan iç tohumluk potansiyelinin 250 milyon dolar dolayında olduğu tahmin edilmektedir. 1997 yılı verilerine göre, tohumluk ve vejatatif çoğaltma materyali ihracatı yapan ülkelerin başında ABD (700 milyon $), Hollanda (620 milyon $) ve Fransa (532 milyon $) gelmektedir.
    Ülkemizde Mevcut Durum ve Yapılması Gerekenler
    Ülkemizde 1980'li yıllardan sonra yapılan düzenlemelerle tohum üretimi, ağırlıklı olarak özel sektör tarafından dışa bağımlı olarak yapılır hale gelmiştir. Ancak, Türkiye tarımda iddialı bir ülke (sanayisi tarıma dayalı) olmasına rağmen, tohumluk üretimi amacıyla altyapı oluşturup, dünya tohumluk endüstrisindeki gelişmelere paralel olarak araştırma-geliştirme (AR-GE) faaliyetlerini yeterince gerçekleştiremediği için çok uluslu tohumculuk şirketleriyle rekabet edebilecek durumda olmadığı gibi, tohumluk ithalatı yapan bir ülke durumuna gelmiştir.
    Türkiye ulusal tohumluk endüstrisini destekleyecek AR-GE faaliyetleri açısından da ne yazık ki iddialı bir konumda değildir. Özellikle örtüaltı sebze üretiminde kullandığımız çeşitlerin tohumları, büyük oranda yurt dışından döviz karşılığında temin edilmektedir. Yeni ıslah edilecek hibrit çeşitlerin yerli gen kaynaklarımızın özelliklerini de taşıyan üstün niteliklere sahip olabilmesi için ileri biyoteknolojik yöntemlerden mutlaka yararlanmak gerekmektedir. Gen aktarım teknolojisi, tüm dünyada özellikle gelişmiş ülkelerde, tarımsal ürünlerin geliştirilmesinde gün geçtikçe artan bir hızla kullanılmaktadır. 2000 yılı değerlerine göre, Dünya genelinde transgenik çeşit geliştiren başlıca ülkeler ABD, Arjantin, Kanada, Çin, Avustralya, Fransa ve Güney Afrika olarak sıralanmaktadırlar. Hatta bazı yabancı firmalar tarafından, bu ürünlerin ticaretinin ülkemizde de yapılması için girişimler başlatılmıştır. Ülkemizde de Tarım ve Köy işleri Bakanlığının bünyesinde 1998 yılında 'Transgenik Kültür Bitkilerinin Alan Denemeleri Talimatı' yürürlüğe girmiş olup, bu gün pamuk ve mısırda transgenik bitkiler kontrollü koşullarda alan denemelerine tabi tutulmaktadır.
    Tarımsal biyoteknoloji çalışmalarındaki başarının ilk şartı, bu alanda yetişmiş nitelikle insan gücüdür. Günümüz Türkiye'sinde, tarımsal biyoteknoloji konusunda AR-GE yapabilecek altyapıya sahip özel ve kamu kuruluşu sayısı çok azdır (birkaç tanedir). Bu eksikliğin giderilmesi için Türkiye'de üniversiteler, Milli Eğitim Bakanlığı, TÜBİTAK ve DPT gibi kurumların desteği ile bu konuda çok sayıda araştırıcının yurt dışında yetiştirilmesi sağlanmıştır. Ancak söz konusu araştırıcıların önemli bir bölümü, 1992 yılında kurulan ve altyapısını tamamlayamamış üniversitelerde göreve başladıklarından, birikimlerini kullanabilecekleri bir ortam bulamamışlardır. Bu nedenlerle, yurt dışında her biri 100 binlerce dolar ödenerek yetiştirilen araştırıcıların çalışmalarını yapabilecekleri, her üniversitede merkezi laboratuarların kurulması gereklidir. Bu bağlamda özellikle DPT başta olmak üzere TÜBİTAK ve üniversitelere önemli görevler düşmektedir.
    Islah programlarının başarıları, nitelikli yürütücüler dışında, programlarda kullanılan gen kaynaklarının çeşitliliğine de bağlıdır. Örneğin, Avrupa'da çilek ıslahı konusunda en
    Kendinizi Mail listemize ekleyin sitemiz ve sektörle ilgili gelişmelerden sizide haberdar edelim.

    SEKTÖREL

    >> Yaş meyve-sebze sektörü ön raporu
    >> Tatlandırıcı ithalatının mısır ve pancar üreticisine etkileri
    >> Ülkemizde bitki biyoteknolojisi
    >> Erozyon ve kontrolü
    >> Tarımda traktörün önemi


    ANA SAYFAYA DÖN


    ABD'de olduğu gibi yoğun araştırma yapan gruplar olmasına rağmen, bütün dünyada Avrupa kökenli çeşitlere göre daha üstün performans sergileyen Amerikan çeşitleri yoğun olarak yetiştirilmektedir. Bunun en önemli nedeni, Amerikan çeşitlerinin geliştirilmesinde kullanılan geniş genetik çeşitliliktir. Bitki genetik merkezleri ve kaynakları, bitki türlerinin gen havuzlarındaki kalıtsal bilginin çeşitliliğini içermekte ve kültüre alınana çeşitler yanında, eski çeşitler, yerel çeşitler ve yabani akrabalardan oluşmaktadırlar. Ülkemiz genetik çeşitlilik bakımından dünyanın en şanslı ülkeleri arasındadır. Dünyada bulunan toplam sekiz gen merkezinin ikisinde (Yakın Doğu ve Akdeniz) Türkiye bulunmaktadır. Ülkemizde yaklaşık üçte biri endemik olmak üzere 10 bin kadar bitki türü bulunmaktadır. Biyoteknoloji, ıslah programlarının hammaddeleri olarak düşünebileceğimiz bu gen kaynaklarını değerlendirmek için klasik ıslah yöntemlerine göre çok daha etkili yöntemler içermekte ve bitki ıslahçılarına eşsiz fırsatlar sunmaktadır. Klasik ıslahçılar, gen kaynaklarını programlarında değerlendirirken, kaynakların fenotiplerini göz önünde bulundurarak melezlemeler yapmaktadırlar. Melezlemeler sırasında istenilen genler yanında, istenmeyen ve bütünsel performansı düşüren gen/genler de yavru döllere taşındığından, kültür çeşitlerine artı değer kazandıracak üstün genlerin değerlendirilmesi etkili bir şekilde yapılamamaktadır. Oysa gen haritalama, klonlama, ve gen aktarımı gibi teknikleri içeren biyoteknoloji sayesinde gen kaynaklarını fenotipler bazında değil, gen bazında araştırmak mümkün olabilmektedir. Bu sayede mevcut çeşitlerin istenen özellikleri değiştirilmeden yeni özellikler kazandırılabilmektedir. Bugün insanlık, biyoteknoloji sayesinde ilk kez gen kaynaklarının sahip oldukları potansiyeli gerçekten etkin bir şekilde kullanabilecek duruma gelmiştir.
    Ülkemizin sahip olduğu genetik zenginliğinden yararlanabilecek yurt içinde ve dışında yetişmiş insan gücüne, üniversitelerimizde merkezi laboratuarlar kurularak çalışma olanağı yaratıldığında, özel sektörün de aktif bir şekilde devreye girmesiyle; 1. Kısa sürede kendi tohumumuzu üretmeye başlayacağımızdan, büyük oranda dışa bağımlı ülkemiz tohumluk endüstrisinin dışa bağımlılığı zamanla azalabilecektir, 2. Ülkemizde hastalık ve zararlılara hassas, ıslah edilmemiş ve sertifikası olmayan çeşitlerin kullanılmasına bağlı olan kayıpların önüne geçilmiş olabilecektir, 3. Ülkemizin tohumluk dışalımı için ödediği döviz belli ölçüde azalabilecektir, 4. Hastalık ve zararlılara karşı kullanılan kimyasalların tüketilmesi azalabilecektir. Bu da, doğal dengenin korunmasına ve çevremizin daha az kirlenmesine neden olacaktır, 5. Ülkemizdeki genetik kaynakların yok olup gitmesi bir ölçüde engellenebilecek, yerli genotiplerimizin üstün özellikler kazandırılarak iç ve dış ticari piyasada aranan çeşitler haline dönüştürülmesi mümkün olabilecektir.
    Sonuç
    İleride ortaya çıkabilecek gıda kıtlığından olumsuz bir şekilde etkilenmemek ve tarımda diğer gelişmiş ülkeler gibi dünya tohumluk ve vejatatif bitki materyali ticaretinden hak ettiğimiz payı almak için var olan yetişmiş teknik elemanları ve bitkisel genetik zenginliklerimizi, eksiği olan üniversitelerimize kuracağımız bitki biyoteknolojisi laboratuvarları ile değerlendir-memiz gerekmektedir. Sonuç olarak, söz konusu yüksek teknolojiyi kullanıp kendi geno-tiplerimizi hızla geliştiremediğimiz durumda, yabancı ülkelerin ürünlerini pazarladıkları bir konumu kabullenmekten başka seçenek kalmayacaktır. Bu nedenle, ülkemizin genetik kaynaklarından yararlanarak bitki ıslahı kültürünü ve gen aktarım teknolojisini geliştirmek, her türlü risk analizlerini ve değerlendirmelerini yapabilir niteliğe kavuşmak, ülkemiz için öncelik taşıyan konuların başında gelmelidir.
    Kaynaklar:
    Anonim, 2001. Sekizinci beş yıllık kalkınma planı: Bitkisel üretim (Tohumculuk), özel ihtisas komisyonu raporu. DPT yayın no:2646-ÖİK:654, 105 s.
    Barnum, S.R., 1998. Biotechnology, ITP, Wadsworth Publishing Company, 10 Davis Drive, Belmont, CA 94002, 225 pp.
    Elçi, A., 2002, Tohumculuk sektöründe durum. CineTarım, 39:8-11.
    Kılınçer, N., 1999. Gen aktarımlı bitkilerde düzenlemeler, Bilim ve Teknik (TÜBİTAK) Temmuz, 380:84.
    Kılınçer, N., 1999. Gen aktarımlı çeşitler ve Türkiye, Bilim ve Teknik (TÜBİTAK) Temmuz, 380:86-87.
    Tan, Ayfer. 2003. Ege Tarımsal Araştırma Enstitüsü web sayfası (Ege Tarymsal Araştırma).
    Tanksley, S.D., ve McCouch, S.R., 1997. Seeds banks and molecular maps: Unlocking genetic potential from the wild. Science, 277:1063-1066.
    Williamson, J.D., 2002. Plant biotechnology: past, present, and future. J. Amer. Soc. Hort. Sci., 127(4):462-466.

  4. #4
    Şirine Seabell - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Üyelik tarihi
    Temmuz.2007
    Nereden
    İstanbul
    Mesajlar
    37.019

    Standart

    .
    BİYOTEKNOLOJİ
    Biyoteknoloji, tarım, ilaç, tıp, gıda, çevre, hayvancılık gibi giderek çeşitlenen alanlarda, hem klasik üretimi değiştirmekte hem de klasik üretimden tamamen farklı yeni üretim biçimleriyle yepyeni ve çok büyük bir ekonomik faaliyet alanı yaratmaktadır. Biyoteknoloji yalnızca endüstri alanı olarak değil, yeni ürün ve hizmetlerin üretiminde kullanılan teknolojiler olarak da tanımlanmaktadır.
    Yaygın görüş, içinde bulunduğumuz yüzyılda biyolojinin ve buna bağlı olarak biyoteknolojinin, ülkelerin rekabet güçlerini çok etkileyeceği , dolayısıyla önemli refah artışlarına yol açacağıdır. Nitekim şimdiden pratikte de bu görülmektedir.

    BİYOTEKNOLOJİ ALANINDAKİ GELİŞMELERİN
    YANSIMALARI

    Çağımızda biyoteknoloji araştırmalarının gelişimi ile birlikte modern biyoteknolojinin uygulama alanları genişlemektedir.Başta tıp ve tarım alanlarında olmak üzere insanlığın faydasına sunulan buluşların büyük bir kısmı gen nakli yöntemleriyle gündeme gelmektedir. Gen nakli uygulamalarının tarım alanında kullanılması, tüketici sağlığı ve çevre açısından duyarlı toplumlarda büyük tepki görmekte ve bunlara karşı çeşitli önlemleri ve risk değerlendirme tekniklerini de gündeme getirmektedir. Bu noktada, biyoteknolojik araştırma ve uygulamalar açısından gelişmiş ülkelerin gerisinde kalmış olan Türkiye’nin önümüzdeki dönem için bir politika belirlemesi önem taşımaktadır.

    Biyoteknoloji Uygulamalarının Tarihsel Gelişimi

    Tarımsal büyümenin aslında birkaç teknik alandaki ilerlemenin olduğu zannedilmektedir:

    -Tarımın modernleştirilmesinde önemli bir unsur olan, emeğin sermaye ile ikamesini güçlü bir şekilde sağlayan ve son dönemde bilgisayar ve uzay teknolojileri yardımıyla oldukça hassas şekilde girdi optimizasyonu sağlayabilen tarımsal mekanizasyon,

    - Kontrollü sulama ile birlikte yüksek ürün verimliliği sağlayan özellikle azot tabanlı suni gübrelerin kullanımı,

    - Önemli oranda kimyasallar yoluyla uygulanmış olan ve halen uygulanan bitki koruma önlemleri,

    - Şehirleşme ile paralel büyüyen, talebi büyük oranda şehirden alan, tarımda bilimsel teknikler kullanarak amaca bağlı olarak enerji veya protein ağırlıklı hayvan beslenmesinin sağlanması ve bitkisel besinin daha yüksek nitelikli hayvansal besine dönüştürülmesinde görülen büyük gelişme,

    - İlaçlar, aşılar ve tanı araçlarındaki gelişmelerle hayvan sağlığında kaydedilen gelişme ile ekonomik anlamda kayıpların önlenmesi,

    - Tarımdaki verimliliğin yüzde 50sinin kaynağı durumundaki ıslah ve hibrit tohum üretimi çalışmaları.

    Ekilebilir toprakların sınırlarına ulaşıldığı bir dönemde, yeni tohumlar ve suni gübrelerin kontrollü sulama yöntemleriyle kullanılması, önemli ölçüde ürün verimi artışlarına yol açmıştır. Bu, özellikle gelişmekte olan ülkelerin tarımında köklü dönüşümler yaratmıştır. Yeşil devrim, genel anlamda, gen nakline dayanmayan ıslah çalışmalarıyla yürütülürken diğer tarafta daha ileri düzeyde genetik çalışmalar sürdürülmüştür. Modern genetik, 19. yüzyılın sonunda Mendel’in çalışmaları ile başlamıştır. Sanayide mikroorganizmaların kullanımı (mayalar ve laktik fermentler gibi) tarihsel bir uygulama olup enzimlerin (peynir için rennet enzimi gibi) kullanılmaya başlanması da bu çerçevede değerlendirilebilmektedir. Genetik ve daha geniş anlamda biyoloji, 1940’lı yıllarda Delbruck’un çalışmaları ile yeni bir döneme girmiş, 1960’lı yılların sonunda genetik kodların tamamen saptanmasıyla ileri düzeyde gelişmiştir.

    Bu kapsamda .moleküler biyoloji. yeni araçlar geliştirmiş olup bunlar tarımda, gelişimin ve dışsal çevreye uyumun biyolojisi ile organizmaların biyolojisi arasındaki ilişkileri anlamada kullanılmaya başlamıştır.

    Temel bilimlerde oluşturulan bu yeni birikim birçok teknik uygulamayı da birlikte getirmiştir. 1970 yılında Smith, Wilcox ve Kelly genetik bilgileri taşıyan uzun DNA zincirini belirli noktalardan kesme kabiliyetine sahip, hassas bir moleküler makas gibi davranan kısıtlama enzimlerini saptamışlardır. Escherichiacoli’de ilk gen nakli 1973 yılında Boyer ve Cohen tarafından gerçekleştirildi. Böylece, modern biyoteknoloji bu iki yönteme dayalı olarak günümüzdeki gelişmiş düzeyine ulaşmıştır; zira, DNA zincirinin parçalara ayrılabilmesi ve çoğaltılarak mikroorganizmalara yerleştirilmesi olanaklı hale gelmiştir.1980’li yıllarda, laboratuar koşullarında DNA parçalarının kopyalarının üretilmesini sağlayan PCR yöntemi geliştirilmiştir. Bu arada biyokimyasal tahlillerin otomasyonu da baş döndürücü şekilde geliştirilmiştir. Gen teknolojisinin yüksek düzeyde yatırım gerektirmesi nedeniyle, 1980 yılında ABD Yüksek Mahkemesi’nin patent korumasını, bitki parçaları, dokuları ve genleri dahil yeni bitkilere yaygınlaştırılmasına olanak tanıyan kararına kadar ticari uygulamalar gelişememiştir. 1983 yılında, ABD’de Monsanto ve Agrigenetics Şirketleri tarafından bitki üzerinde ilk deneysel gen nakli gerçekleştirilmiştir. Deneysel sürecin bitip ticari ürünlerin piyasaya sürülmesi bir on yıl daha almış ve 1990’lı yılların başında yine ABD’de Calgene tarafından ilk ticari transgenik (gen nakli uygulanmış) bitki´FLAVR SAVR Domates`adıyla piyasaya sürülmüştür. Daha sonra ise, gen nakli yöntemiyle kuraklığa, bitki zararlılarına karşı dayanıklı ve kalite özellikleri değiştirilmiş pamuk, soya , mısır, kanola elde edilmiştir. Öte yandan, günümüz bilgi ve uygulama düzeyinde, gen naklinin sadece bir veya birkaç gen ile yapılabildiği göz önüne alındığında, belirli bir bitki zararlısına karşı koruma veya özel bir zararlıya karşı toksin sentezleme gibi çok fazla sayıda gen değişimini gerektirmeyen tekniklerle tarımda yaşanan sorunlara kısmi çözümler üretildiği gözden kaçırılmamalıdır






    Klasik Biyoteknolojiden Modern Biyoteknolojiye

    Biyolojik çeşitlilik çerçevesindeki tanımı ile biyoteknoloji, biyolojik sistemler, canlı organizmalar veya bunların türevlerinin özel amaçlarla ürün ya da işleme tekniklerinde kullanıldığı teknolojik uygulamaların bütünüdür.

    Günümüzde teknolojinin gelişmesiyle modern biyoteknoloji ortaya çıkmakta ve daha ziyade DNA(dizilimi yeniden düzenlenmiş DNA), hücre fizyonu (gen parçalanması) ve yeni biyo-işleme tekniklerinin kullanımını beraberinde getirmektedir. Daha ziyade gelişmiş ülkelerde üretilmekte olan biyoteknolojik buluşların tarım alanında uygulamasının yaygınlaşması ve kullanımının artması tarımsal üretimde yeni oluşumları beraberinde getirirken gerek çevre gerekse gıda tüketicisi açısından birçok soru işareti oluşturmaktadır. Bu nedenle oluşan toplumsal tepkiler, biyoteknolojinin tarımda kullanımının kısıtlanmasına kadar varan düzenlemeleri ve ticaret önlemlerini gündeme getirmektedir.
    Gelecekte daha da tartışmalı gelişmelere yol açması beklenen biyoteknoloji konusunu Türkiye’nin, yolun başında bir ülke olarak, hızlı ve sistemli şekilde ele alması gerektiği düşünülmektedir.

    Biyoteknolojinin Kullanım Alanı

    - Organik atıkları parçalayıcı enzimlerin genleri kirli suda yaşayan mikroorganizmalara verildiğinde su kirliliğinin ortadan kalktığı görülmektedir.
    - Mesela insandan alınan bir gen koyuna nakledildiğinde koyunun sütünden akciğerin tedavisinde kullanılan alfa 1 antitripsi üretilmektedir.
    - Günümüzdeki teknoloji ile pahalı ve zor bulunan ilaçlar biyoteknoloji sayesinde kolayca üretilmektedir.
    - Biyoteknolojik yollarla üretilen ilaçların, dünya ilaç üretiminin %5’i olduğu ve bunun 2006’da %15’e çıkacağı tahmin edilmektedir.

    Biyoteknoloji en geniş kullanım sahasını hayvancılık ve ziraatta bulmuştur. Gıda biyoteknolojisi araştırmacıları, gıda üretiminde kullanılan bitki, hayvan ve mikroorganizmaları, besinlerin kalitesini, miktarını, güvenliğini, üretim kolaylığını arttırmak ve maliyeti azaltmak maksadıyla biyoteknolojiyi kullanmışlardır.

    - Kutuplarda yaşayan bir tür balıktan alınan anti-freeze geni domates ve çileğe nakledildiğinde domates ve çileğin soğuklarda yetiştirilmesi sağlanmıştır.
    - Dil balığından alınan anti-freeze geninin somon balığına aktarılmasıyla somon balığının soğuk sularda yaşaması sağlanmıştır.
    - Yapısında A vitamini bulunmayan beyaz pirince, nergis ve bir bakteriden gen aktarılmasıyla, bitki tanelerinin A vitamini ürettiği görülmüştür.Böylece, Çin ve Japonya gibi ülkelerde, sadece pirinçle beslenmeden doğan görme bozukluklarının tedavisinde biyoteknoloji kullanılmaktadır.




    Biyoteknolojide Dünyadaki Durum

    Son yirmi yılda, dünyadaki uygulama ve araştırma konularına göz atıldığında, biyoteknolojinin özellikle sağlık, tarım, gıda sektörleri ile kimyasalların çevreye verdiği zararın giderilmesi için kullanıldığı görülmektedir. 2000 yılı itibariyle, 150 milyar ABD Doları civarında bir pazar büyüklüğü olduğu kabul edilen biyoteknoloji ürünlerinden, tarım ve gıda sektörlerine dönük ürünlerin aldıkları pay , yaklaşık % 23’tür.
    Şunu belirtmek gerekir ki, modern biyoteknoloji en geniş kullanım alanını tarımda bulmuştur. İlk ürünler, hayvanların tedavisinde kullanılmak üzere ya da tarım zararlılarıyla biyolojik mücadelenin sağlanması amacına dönük olarak piyasaya sürülmüştür. Tarla denemesi yapılan ürünlerin çoğunda amaç, zararlı ot ilaçlarına, virüs veya böceklere karşı dayanıklı ürün elde edilmesi şeklinde olmuştur

    Türkiye’deki Durum

    Türkiye biyoteknoloji konusunda, yetişmiş eleman, laboratuar altyapısı ve araştırma olanaklarındaki yetersizlikler nedeniyle oldukça geride kalmıştır. Üniversitelerde son dört yıldır moleküler biyoloji ve genetik konusunda lisans eğitimi verilmeye başlamıştır. Araştırma-geliştirme için ayrılan fonlar yetersiz olmakla birlikte son yıllarda bir gelişme olduğu belirtilmektedir. Araştırma sayısının ve niteliğinin artmasını engelleyen bir neden de çalışmalarda kullanılan maddelerin çok maliyetli olmasıdır. Son yıllarda, Türkiye’de patent başvuruları içerisinde biyoteknoloji konusunda olanların oranı hızla artarken bunlardan hemen hepsinin yabancı patent başvurusu olması mevcut durumda şaşırtıcı bulunmamaktadır. Tarım sektörü açısından bakılırsa, Türkiye’de geliştirilmiş olan bir transgenik ürünün bulunmadığı, Tarımsal Araştırma Enstitülerindeki tarla denemeleri dışında transgenik ürün üretiminin de bulunmadığı belirtilebilir. Hayvancılık konusunda ise herhangi bir gelişme kaydedilmemiştir. Öte yandan, Türkiye’nin buğday, arpa, baklagiller ve şeker pancarı gibi ana besin kaynaklarını oluşturan bitkilerin dışında birçok meyve ve sebzenin de doğal gen kaynaklarının bulunduğu bir ülke olduğu göz önüne alındığında biyoteknolojik ürünlerin kullanımı ve çevreye salımı konusuna daha duyarlı yaklaşılması gereği ortaya çıkmaktadır. Halen söz konusu ürünlerin Türkiye’ye ithaline izin verilmemektedir. Ayrıca, bitki gen kaynaklarının araştırılması ile ilgili projeler uygulanmakta olup bunların sonuçlandırılmasının zaman alacağı tahmin edilmektedir.

    ORGANİK TARIMDA BİYOTEKNİK YÖNTEMLERİN
    KULLANILMASI VE ÖNEMİ
    Tarım ürünlerine zarar veren böceklerden nasıl kurtuluruz... İnsanoğlu, tarımsal üretime başladığı ilk günden beri bu sorunun cevabını aramıştır. Tarımsal üretimin başlamasından soframıza gelinceye kadar zararlılarla mücadele etmek zorunluluğu vardır. Bu mücadeleye, genel olarak zirai mücadele (Bitki Koruma) adını veriyoruz. Zirai mücadelede söz konusu zararlılarla mücadele etmek için dört temel mücadele yöntemi vardır:
    1.Kültürel önlemler,
    2. Biyolojik mücadele,
    3.Biyoteknik mücadele,
    4. Kimyasal mücadele.
    Kimyasal mücadelenin insan ve çevre üzerine olumsuz etkilerinin anlaşılmasından sonra, zararlılarla mücadele etmek için Entegre Mücadele (IPM) çalışmaları ile insan ve çevreye verilen zararın en aza indirilmesi için zirai mücadele teknikleri araştırılıp geliştirilmektedir. Entegre mücadele; zirai mücadelede kimyasal mücadele yöntemlerini en aza indirgeyerek, diğer mücadele yöntemlerinin kullanılmasıdır. Entegre ve fiziksel önlemler “entegre mücadele” başlığı altında toplanırlar
    Bitki koruma tekniklerinden biyoteknik yöntemler, genel olarak böcekleri renk, , besin, ışık vb. gibi herhangi bir cezbedici ile tuzaklara çeker, orada yakalayıp öldürür veya davranışlarını bozar. Bu nedenle de farklı böcek türleri için pek çok tuzak tipi geliştirilmiştir.Bu tuzaklar doğrudan doğruya mücadele amaçlı kullanılabildiği gibi, zararlıların populasyon yoğunluğunu ve ilk ergin uçuşunu saptamak içinde kullanılır.

    Zararlıların Bariyerlerle Kontrol Edilmesi

    Bu mücadele tekniği zararlının davranışını esas alır. Bilindiği gibi birçok böcek türü bitki üzerinde beslenir, kışlamak için toprağa iner veya toprakta yaşayan böcek türleri bitkilere tırmanırlar. Yürüyen ve tırmanan bir çok böcek türü için ağaçların gövdelerine koli bandı sarıp üzerine çok ince bir tabaka halinde böcek yakalama zamkı sürdüğümüzde zararlıların davranışını bozmuş oluruz. Zararlıların bir çoğu bu bariyerlere yapışarak ölürler. Bir çokları da bu bariyerleri geçemez, beslenme ve üreme davranışları bozulur, uygun olmayan koşullarda yaşamlarını sürdüremezler.
    Bu biyoteknik yöntem gelişmiş ülkelerde yaygın olarak kullanılmaktadır. Yurdumuzda da Tarım il Müdürlükleri tarafından yürütülen entegre mücadele projelerinde kullanılarak çiftçilerimizin bu konuda eğitilmesine önem verilmektedir.


    SONUÇ

    Temiz çevre ve sürdürülebilir tarım için organik tarımın gelişmesi, organik tarım ürünlerinin çeşitlendirilmesi önemlidir. Biyoteknik yöntemlerin araştırılması, elde edilen bulguların uygulamaya aktarılması ve organik tarım talimatının hazırlanması için, üniversitelerimiz, araştırma enstitüleri ve özel sektör işbirliği yapmalıdır.

  5. #5
    Şirine Seabell - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Üyelik tarihi
    Temmuz.2007
    Nereden
    İstanbul
    Mesajlar
    37.019

    Standart

    .
    Kaliteli Besinler
    İçin Biyoteknoloji


    Doç. Dr. Talat Çiftçi
    Simbiyotek Biyolojik Ürünler San. ve Ticaret A.Ş.
    Yönetim Kurulu Başkanı


    Biyoteknoloji Nedir?
    Geniş anlamı ile Biyoteknoloji, biyolojik sistemlerin ürün ve hizmet üretilmesinde kullanılmasıdır. Özet olarak, biyoteknoloji canlı hücrelerin veya türevlerinin katma değer üretiminde kullanılması ile meşgul olmaktadır. Aslında, ekmek mayası ile hamurun kabartılması veya yoğurt mayası ile sütten yoğurt yapılması en eski ve yaygın birer biyoteknoloji uygulamalarıdır. Tarhana, turşu ve etsucuğu da geleneksel biyoteknoloji ürünleridir. Buna karşılık, aşı veya insulin gibi ürünlerin üretimi yüksek teknolojik birikim ve karmaşık yöntemler gerektirmektedir.
    Biyoteknoloji geleneksel ürünlerden yüksek teknoloji ürünlerine kadar çok geniş bir yelpazeyi içine almakta iken, son günlerde ''Biyoteknoloji'' denince pekçok kişinin aklına, ne yazık ki sadece Genleri Değiştirilmiş Organizmalar (GDO) gelmeye başladı. Değiştirilmiş genlerin doğal çevrede ne tür etkileri olacağı da henüz yeterince bilinemediği için, kamuoyunda haklı olarak bir şüphe oluşmuştur. Sonuç olarak, birçok gelişmiş ülkede de GDO ürünleri ile ilgili engelleyici tedbirler alınmaya devam edilmektedir. Bu ürünlerin kullanıldığı her türlü ürünün etiketine ikaz ibaresi konulması talep edilmeye başlanmıştır. Bu ürünlerin çevreye etkisinin takip edilmesi bile son derece karmaşık bir sorundur. Özetle, bu konuda temkinli olmakta ve özellikle GDO'lardan üretilmiş gıda ürünlerinden şimdilik uzak durmakta yarar vardır.
    Ne yazık ki, GDO ile ilgili tartışma ve yarattığı endişe biyoteknolojinin sağlamakta olduğu önemli fırsatların kaçırılmasına neden olabilir. Aslında, biyoteknoloji faaliyetleri içerisinde GDO gibi tartışmalı konular küçük bir yüzdeyi teşkil etmektedir. Aksine, biyoteknoloji bize çevre dostu ve sürdürülebilir pekçok alternatif çözüm fırsatları vermektedir. Bitkisel ve hayvansal hastalıkların tanınması, genetik kaynakların korunması, türlerin ıslah edilmesi ve aşıların üretilmesi bu uygulamaların sadece birkaçıdır.
    Bu yazıda, doğal çevrede ekosistemin bir parçası olan biyolojik unsurların tarım ve hayvancılıkta kullanılmasının öneminden bahsetmek istiyorum. Bu ürünlerin bir kısmı, Ekolojik Tarım, Organik Tarım veya Biyolojik Tarım olarak tarif edilen çevre dostu geleneksel tarımda uzun zamandan beri kullanılmakta olan ürünlerdir. Ayrıca yepyeni birtakım ürünler de geliştirilmeye devam etmektedir.

    Kimyasalların Tarım ve Hayvancılıkta Yoğun Kullanımından Kaynaklanan Sorunlar
    Günümüzde tarım alanlarında gübreleme ve böcekle mücadele gibi amaçlarla çeşitli kimyasal maddeler yoğun olarak kullanılmaktadır. Bunlara bitkilerin hızlı büyümesini sağlamak için kullanılan hormonları ve zararlı bitkileri yoketmek için kullanılan bitki zehirlerini yani herbisitleri de ilave edebiliriz.
    Bu kimyasalların tarımda yaygın kullanımlarının yeraltı sularının ve denizlerin kirlenmesine neden olduğu görülmektedir. Ayrıca, toprak yapısından yerel bitki çeşitliliğine kadar ekosistemin çeşitli unsurlarının da olumsuz bir şekilde etkilendiklerine şahit olmaktayız. Bu kimyasal maddeler artık okyanusların en ücra noktalarına ve kutuplardaki buzullara kadar ulaşmaktadırlar.
    Tarımda kullanılan kimyasal maddelerle ilgili olarak önemli bir tehlike de, bu şekilde üretilen tarım ürünlerine nüfuz eden bu maddelerin, anne sütüne dahi ulaşmakta olmasıdır.
    Ayrıca, tarım alanlarında çalışan insanların solunum ve deri yoluyla bu kimyasal maddelerden etkilenmesi de önemli bir sorundur.
    Bazı seralarda, toprak yerine yapay bir şekilde bir araya getirilmiş, ağırlıklı olarak kimyasal maddelerden oluşan bir karışım kullanılmaktadır. Bu yapay ortamda yetiştirilen sebze ve meyvelerin doğal üretim şekillerinden ne kadar uzak olduğu kolayca görülebilir.
    Günümüzdeki birtakım tarım uygulamalarını artık belki de "Kimyasal Tarım" olarak adlandırmalıyız. Böylece, belki de durumun ciddiyeti daha kolay anlatılabilir. Hatta, çevreye ve diğer canlılara olumsuz yan etkileri nedeniyle bu ürünlere ilaç veya kimyasal yerine, zehir gözüyle dahi bakmakta yarar olabilir.
    Tarım için yukarıda bahsedilen kimyasal tehlikeler, hayvancılıkta kullanılan, yemlere karıştırılan bazı maddeler, çeşitli kimyasallar ve özellikle antibiyotikler için de geçerlidir. Bu kimyasal maddelerin de hayvanların et, süt ve yumurtaları ile tüketicilere ulaştığını bilmekteyiz. Ayrıca, bu maddelerin, hayvanların atıkları ile çevreye yayıldığını da biliyoruz.
    Kimyasalların yoğun kullanımı ve tek tür tarım ürünlerinin geniş alanlarda yetiştirilmesi çevre kirliliği dışında ekosistemde de dengelerin bozulmasına neden olmaktadır. Doğal çeşitliliğin her geçen gün azaldığı konusunda bilim adamları tarafından sürekli ikaz edilmekteyiz.
    Elbette ki, hızla artan nüfusu beslemek için endüstriyel tarım uygulamaları yaygınlaşmış ve hâlâ da yaygınlaşmaya devam edecek gibi gözükmektedir. Endüstriyel tarım da yoğun kimyasal madde kullanımı üzerine kurulu bir düzendir. Endüstriyel tarım yaklaşımının nereye kadar sürdürülebilir olduğu sorgulandığı zaman ortaya çıkan seçeneklerin kolay olmadığı bir gerçektir.
    Biyoteknoloji alanında gerçekleştirilen çevre dostu teknolojiler, birtakım alternatif çözümler ortaya çıkarmaktadır. Ancak henüz emekleme safhasında olan bu alternatif teknolojilerin kamuoyu desteğine ihtiyacı vardır. Çocuklarımıza yaşanabilir bir dünya bırakabilmek için bu konulara duyarlılık göstermekte yarar vardır.

    Ekoloji/Organik veya Biyolojik Tarım Nedir?
    Bitkisel üretimin yukarıda bahsedilen konulara duyarlı ve sürdürülebilir bir şekilde gerçekleştirilmesine Organik, Ekolojik veya Biyolojik Tarım adı verilmektedir. Artık organik üretim sertifikalı ürünlere her yerde rastlamaya başladık. Organik tarım çiftlikleri turistik olarak da insanların ilgisini çekmektedir. Organik ürünleri kullanan restoranlar ortaya çıkmaya başlamıştır.
    Son yıllarda ülkemizde de organik tarım ilgi çekmeye başlamış ve devamlı olarak özellikle ihracata dönük üretim artışı sağlanmıştır. Ülke potansiyelinin henüz çok altında üretim yapılmakta olmasından dolayı bu alanda önemli ölçüde büyüme beklenebilir. Türkiye'de bazı bölgelerde henüz çevre kirliliği oluşmadığı için organik tarıma geçişin kolay olacağı düşünülmektedir. Organik tarım uygulamalarının özellikle yurt genelinde istihdamın yayılmasında faydalı olması beklenmektedir.
    Bu konuda aslında uzun süredir ihmal edilen, belirli bitkilerin yanyana yetiştirilmesi gibi çeşitli doğal teknikler de kullanılabilmektedir. Doğada canlıların rekabet içinde, av ve avcı durumunda veya simbiyotik yardımlaşma içinde olduklarını görmekteyiz. Bu ilişkilerden yararlanarak tarımda doğal uygulamalara rastlamaktayız. Arıların çiçek döllenmesinde kullanılması en çok bilinen örneklerden birisidir. Buna karşılık mikroorganizma ölçeğindeki ilişkiler daha az bilinmektedir. Bitki kökleri ile birlikte yaşayan ve simbiyotik bir ilişki ile kökler uzadıkça çevreye yayılan mikroorganizmalar bir kök dünyası (yani rizosfer) oluşturmaktadırlar.
    Tarımda ve hayvancılıkta kullanılabilen biyoteknolojik teknikleri tanıtmak için aşağıdaki örnekler verilebilir.
    1. Kimyasal Gübre Yerine Hayvansal Gübre, Kompost ve Mikrobiyal Gübreler
    Doğal çevrede varolan maddelerden oluşan bitki besinlerinin kullanılması giderek yaygınlaşmaktadır. Bu maddelerden bir kısmı aslında atık olarak bir çevre sorunu da oluşturabilmektedir. Örneğin, Hollanda gibi ülkelerde evsel çöplerden sebze kabukları gibi organik atıklar ayrı toplanıp kompost işleminden geçirilerek gübre niteliği kazandırılabilmektedir. Buna karşılık, ülkemizde birbirine karışık olarak toplanan çöpler hem hacim olarak daha fazla depolama gerektirmekte hem de gübre olarak kullanılmamaktadır.
    Kompost işlemi geleneksel bir biyoteknoloji yöntemi olup doğada organik maddelerin çürümesi sürecinde kendiliğinden uzun bir zamanda gerçekleşmektedir. Biyoteknoloji kompost işleminin hızlı ve kontrollü bir şekilde gerçekleştirilmesini sağlayan yöntemler içermektedir. Aslında kompost işlemi hayvansal gübrelerin tarıma uygun hale getirilmesi için de kullanılmalıdır.
    Ayrıca, kimyasal gübreler yerine, havadan azot temin eden veya topraktan fosfat çözen mikroorganizmaların kullanımı çevre dostu birer alternatif oluşturmaktadır.
    2. Zararlı Ot ve Böceklerle Kimyasallar Yerine Biyolojik Mücadele
    Tarımda zararlı ot ve böceklerin kontrol altında tutulmasında, kimyasallar yerine doğal düşmanlarının kullanılması bazen başarılı olabilmektedir. Bu amaçla bazı mikroorganizmaların kullanımı ile ilgili başarılı çalışmalar yapılmaktadır. Örneğin, sadece sivrisinekleri hasta ettiği bilinen bir bakteri kullanıldığında, sivrisineklerin birbirine bu hastalığı bulaştırması suretiyle etkisi daha geniş bir alana yayılabilmektedir.
    Sadece bir çeşit böceğe bulaştırılmak istenen mikroplar, feromon denilen koku maddeleri ile cezbedilen bireylere temas ettirilmektedir. Bu şekilde mikroorganizmaların da etrafa saçılması önlenmektedir.
    3. Antibiyotik Yerine Probiyotik
    Kümeslerde ortaya çıkan bazı hastalıklarla mücadele amacı ile tavuk yemine antibiyotiklerin katıldığı bilinmektedir. Ne yazık ki bu antibiyotikler, hayvanların eti veya yumurtası ile tüketiciye kadar ulaşabilmektedir. Bu tehlike nedeni ile antibiyotiklerin kullanılması kontrol altında tutulmaktadır. Antibiyotiklerin yerini almak üzere geliştirilmekte olan bir ürün de probiyotik denilen faydalı mikroorganizmalardan oluşmaktadır. Bu mikroorganizmalar tavukların sindirim sisteminde, hastalık nedeni zararlıya karşı koruyucu bir denge oluşturmaktadırlar.
    Sonuç
    Özet olarak, günümüzde yaşanan kimyasal çevre kirliliğine karşı, biyoteknoloji ürünlerinin organik tarımda kullanılması bir alternatif oluşturmaktadır. Ancak, uzun süredir endüstriyel tarımda kullanılmakta olan kimyasal maddelerin yerine biyoteknoloji yöntemlerinin kullanılması uzun bir geçiş süreci gerektirecektir. Bazı durumlarda da kimyasal ve biyoteknolojik yöntemlerin yan yana kullanılması yolu ile zararlı kimyasal maddelerin kullanımı ve dolayısı ile çevre kirliliği azaltılabilecektir.
    Ülkemizde organik tarımın yaygınlaşması ve çevre dostu teknolojilerle desteklenmesi gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakmak için atılması gereken bir adım olarak ortaya çıkmaktadır.
    Bazı biyoteknoloji ürünlerinin, halen yaygın kullanımdaki bütün kimyasalların yerini alması ve aynı fiyata malolması henüz beklenmemelidir. Ancak, daha sağlıklı ürünleri, yemek masamıza getirmenin daha fazla emek ve teknolojik birikim gerektirmesi bizi şaşırtmamalıdır. Bu ürünlere olan talep arttıkça, maliyetlerin düşmesi beklenebilir. Bu şekilde bir gelişme, halen, Avrupa ülkelerinde yaşanmaktadır. Başlangıçta organik tarım ürünlerinin fiyatları diğer ürünlerden birkaç kat daha fazla iken, şu anda bu fark yüzdelerle ifade edilebilecek seviyelere inmiştir. Bilindiği gibi, Türkiye'de üretilen organik tarım ürünlerinin neredeyse tamamı yurtdışına pazarlanmaktadır. Ülkemizde de iç talep açısından henüz başlangıç aşamasında olan bu alanda, bizlerin yapacağı tercihler gelecekte bu ürünlerin yaygın ve ucuz bir şekilde bulunmasına neden olabilir.
    Kısaca ifade etmek gerekirse, doğal çevrede asırlardır denge içinde varolan biyolojik unsurları kullanarak, günümüzde ortaya çıkan sorunlarla mücadele etmeye çalışmalıyız.

  6. #6
    Şirine Seabell - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Üyelik tarihi
    Temmuz.2007
    Nereden
    İstanbul
    Mesajlar
    37.019

    Standart

    .
    Seralarda Teknoloji ve Biyoteknoloji Kullanımı
    01.12.2009 Hızla artan dünya nüfusunu beslemek için insanlık bir taraftan brim alandan daha fazla ürün elde etmek için teknolojiyi geliştirmeye ve üretimde kullanmaya çalışırken diğer taraftan güvenilir gıdalarla insanları buluşturmak için daha seçici olmakta ve küresel kriterleri uygulamaya koymaktadır. Meteorolojik olayların kontrol altına alındığı mikro klima alanlar olan ve tarımsal faaliyetlerin daha kontrollü yapıldığı seralar ise teknolojiyi ve biyoteknolojiyi en kolay kullanılacak alanlar olarak değerlendirilebilir.
    Teknoloji; insanın bilimi kullanarak doğayı kontrol altında tutmak için yaptığı tasarımdır. Biyoteknoloji ise canlıların biyolojik yapısından ve özelliklerinden faydalanma teknolojisidir. Biyolojik sistemlerin ürün ve hizmet üretiminde kullanılmasıdır. Günlük yaşamımızda fermantasyon (mayalanma) olarak bildiğimiz birçok olay Biyoteknoloji kullanımından kaynaklanmaktadır. Hamurun kabartılması, sütten yoğurt yapılması aslında birer biyoteknoloji kullanımıdır. İnsan sağlığında kullanılan birçok aşı ve insulinde yüksek Biyoteknoloji kullanımından elde edilen ürünlerdir.
    AB’de taze sebze meyve üretiminde uygulamaya konulan Globalgap kriterleri ile birlikte kalıntı sorununun çözümünde son yıllarda IPM (Entegre Mücadele Yöntemleri) uygulamaya konulmuş ve bir adım daha ileriye gidilerek Entegre Ürün Yönetimi (ICM-Integrated Crop Management) kavramı ortaya çıkmıştır. Ülkemizde de 1995 yılında 16 üründe IPM araştırma ve uygulama çalışmaları başlamıştır ve ilaç kullanımında önemli azalmalar olmuştur.
    Entegre Mücadele zararlı türlerin popülâsyonunu ve çevre ilişkilerini dikkate alarak, uygun olan bütün mücadele metotlarını uyumlu bir şekilde kullanarak ekonomik zarar eşiğinin altında tutan bir zararlı yönetim sistemidir. Amacı bitkisel ürünlerde meydana gelecek zararı önlemek veya zararlı popülâsyonunu ekonomik zarar seviyesinin altına düşürmektir.
    IPM (Entegre Mücadele Yöntemleri) ; Kültürel Önlemler: Örtü altı tarımda ilk adım olan sera yerinin seçimi ve sera konstrüksiyonunun yapılmasında ve burada kullanılacak yüksek teknoloji ile zararlı popülâsyonunun kontrol edilmesinde ve yüksek verim alınmasında en önemli kriterdir. Mikro klima alanının oluşması, (ısıtma-soğutma-havalandırma) ve sera dışı ortamla kontrollü giriş çıkışların sağlanması Biyoteknoloji kullanımını kolaylaştıracaktır.
    Genetik mücadele ve Dayanıklı çeşit: Yeni ıslah edilen türlerde hastalık ve zararlılara karşı daha dayanıklı çeşitlerin geliştirilmesi seralarda biyoteknoloji kullanımını geliştirmiş, aşılı fide uygulamalarına geçilmesi olumlu teknolojik gelişmeler olarak değerlendirilmiştir. Günümüzde seralarda tozlaşma görevinin bombus arıları aracılığı ile yapılması özellikle sebzecilikte yüksek verim elde etmek amacıyla hormon kullanan üreticilere bir çıkış, hatta kurtarıcı oldu. Bombus arılarının taşıdığı çiçek tozları etrafa yayılarak, seradaki domates verimi artırdı. Bombus arı üretimi ve seralarda kullanımı, teknoloji kullanımının en olumlu gelişmesi olarak değerlendirilebilir.
    Fiziksel ve Mekanik Mücadele: Bitkisel üretimde zararlı ve yabancı otların insan gücü ve mekanik unsurlar aracılığı ile toplanarak araziden uzaklaştırılması, öldürülmesi veya davranışlarının bozulması esasına dayanmakta olup maliyet yönünden pahalı olmayan bir metottur.
    Biyolojik ve Biyoteknik Mücadele: Biyolojik mücadele Zararlı bir organizmayla, bunun düşmanı olan başka bir canlıdan faydalanmak suretiyle yapılan savaşa denir. Biyoteknik mücadelede bazı doğal ve yapay maddeler kullanarak zararlı davranışlarının, biyolojisinin ve fizyolojisini etkileyerek yapılan mücadeleye denir. Biyoteknolojik buluşlar insanlara biyolojik mücadelede yararlanabileceği organizmaları elde etme olanağı sağlamıştır. Seracılıkta trips, afid, kırmızı örümcek gibi zararlılara karşı ve turunçgil ile mısırda kullanılan birçok parazit ve pradetörler biyolojik mücadelenin en fazla kullanım alanlarını oluşturmaktadır. Seralarda kök hastalıklarına karşı geliştirilen Bakteriyel larvisidler, Bacillus thrungiensis ve Bacillus sphaericus gibi preparatlarda organik tarımda ve kalıntısız üretimde tavsiye edilen biyolojik preparatlardır. Gittikçe önem kazanan “biyolojik mücadele” konusunda yapılan çalışmalar ülkemizde yeterli düzeyde değildir. Oysa biyolojik mücadele kullanılabilecek birçok organizma yurdumuzda bulunabilmektedir. Tarımda biyolojik mücadele daha ucuz ve kolay bir mücadele yöntemi olup, insan sağlığı korunacak ve çevre kirliliğide önemli ölçüde azalacaktır.
    Karantina Önlemleri: Hastalık ve zararlılarla bulaşık materyallerin yurt içi ve yurt dışına nakline izin verilmeyerek yayılmasının önlenmesi ve gerekiyorsa imha edilmesini hedef alan bir mücadele yöntemidir.
    Entegre Ürün Yönetimi (ICM-Integrated Crop Management) kavramı ile ürünün sadece seralarda ve üretim yerlerinde değil çevreci bir yaklaşımla tüketiciye ulaşıncaya kadar olan bölümlerini takip eden ve izleyen bir sistem oluşturulması hedef alınmıştır. Tarladan sofraya gıda zincirinin oluşmasında bitkisel ürünlerin depolanması, ambalajlanması, paketlenmesi, nakliyesi ve pazara sunulması ile ilgili konularda teknolojinin ve biyoteknolojinin kullanılması gıda güvenlik sistemlerinin daha rahat uygulanmasına neden olacaktır.
    Entegre Ürün Yönetimi ile ilgili ürünün hedef pazar, rekabet, raf ömrü, fiyatlar, stok detayları, ek bilgiler, ürün ile ilgili yorumlar, anketler, garanti bilgileri, maliyet bilgileri, alış -satış koşulları v.b. bilgilerin hepsi tek merkezden yürütülür.
    Doğada var olan ve bugüne kadar kullanamadığımız birçok biyolojik materyalleri teknoloji ile buluşturarak insanların ve çevrenin hizmetine sunmak dünyadaki gıda sorununun çözümünde en büyük katkıyı sağlayacağını inanıyorum.

+ Yeni Konu aç

Benzer Konular

  1. Açıköğretimin Avantajları
    Konu Sahibi StoryLine Forum Açık Öğretim Fakultesi
    Cevap: 26
    Son Mesaj : 24.Mayıs.2010, 00:34
  2. Sezeryanın avantajları/normal doğumun dezavantajları
    Konu Sahibi Śiуαн_iηCi Forum Anne & Çocuk
    Cevap: 4
    Son Mesaj : 09.Ağustos.2009, 19:07
  3. erkek ve kadın olmanın avantajları
    Konu Sahibi MαζдŦŷǻŁĨ Forum Bakteri Geyik
    Cevap: 3
    Son Mesaj : 04.Şubat.2009, 17:04
  4. Yurtdışında Dil Eğitimi ve Avantajları Hakkında Bilgiler
    Konu Sahibi Seabell Forum Üniversiteler
    Cevap: 2
    Son Mesaj : 16.Ekim.2008, 18:52
  5. Tarimda Verimliliği Etkileyen Faktörler
    Konu Sahibi StoryLine Forum Ekonomi
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 13.Ocak.2008, 12:29

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •