Açık kaynak yazılım yaklaşımını modüler bir donanım+yazılım platformuna uygulama düşüncesi ile yola çıkan Peter Semmelhack “BUG Labs”i kurmuş. Firmanın ana ürünü BUGbase adı verilen programlanabilir, Linux tabanlı bir bilgisayar. BUGbase, hızlı bir merkezi işlemci etrafında kümelenmiş 128 MB RAM, WiFi, USB, Ethernet, düğme kontrollerine sahip küçük bir LCD gösterge ve şarj edilebilir bataryadan oluşan bir “açık donanım+yazılım” alt yapısı.

Her BUGbase dört adet konektör içeriyor. Bunlara BUGmodule adı verilen ve modüller bağlanarak kendi “BUG”ınızı oluşturabiliyorsunuz. Sayısal kamera, GPS, hareket sensörü ve dokunmatik ekran, geliştirilmesi planlanan ilk modüllerden. Ancak uzun vadede bu modüllerin, açık kaynak yazılım yaklaşımında olduğu gibi, “BUG Labs” topluluğu tarafından geliştirilmesi söz konusu.
http://www.buglabs.net



MIT (http://www.mit.edu) Elektroseramik Grubu’ndan araştırmacılar, inkjet yazıcı teknolojisine benzer bir yöntem kullanarak bir “elektronik burun” geliştirmeyi başardılar. Kullanılan yöntemde, mikroçipler üzerine ince sensör filmlerin basılması; böylece yüksek duyarlılığa sahip gaz detektörlerinin yüksek hacimde üretimi mümkün hale geliyor. Bu minyatür ve ucuz detektörler sanayi tesislerinden, havalandırma sistemlerine, otomobil egzozlarından güvenlik sistemlerine kadar birçok alanda kullanılabilecek. Araştırmanın başında bulunan Profesör Harry Tuller uygulamada “zehirli bir kimyasalla bir parfümün ayırt edilebilmesi”nin önemini vurguluyor ve farklı maddelere farklı tepkiler veren sensör dizilerinin oluşturulabildiği yeni yöntemin “insanın koku alma sistemine benzerliği”ne dikkat çekiyor.
http://electroceramics.mit.edu

Dünyanın en küçük radyosu yalnızca 200 nanometre boyutunda ve iki elektrot arasına yerleştirilmiş bir karbon nanotüpten oluşuyor. Berkeley’den (Kaliforniya Üniversitesi) Profesör Alex Zettl (http://www.physics.berkeley.edu/research/zettl/) ve ekibi tarafından geliştirilen bu radyo henüz bir deneysel gösterim çalışması. Potansiyel kullanım alanları arasında biyolojik ve çevre sensörlerinin olabileceği belirtiliyor. Nanotüp radyo klasik bir almacın tüm işlevlerine sahip, ancak çalışma yöntemi farklı. Klasik radyolar elektromanyetik dalgaların anten üzerinde yarattığı elektrik akımını işleyerek çalışıyor. Nanotüp radyoda ise karbon nanotüpün doğal salınım frekansı kullanılıyor. Nanotüp doğal salınım frekansında bir elektromanyetik dalga ile karşılaşınca hareket etmeye başlıyor, bu da nanotüpün bağlı olduğu elektrotlar arasında bir akımın oluşmasına neden oluyor. Diğer bir deyişle nanotüp hareket-akım dönüştürücüsü olarak çalışıyor. Aşağıdaki linkte radyonun canlı bir gösterimi var.
http://www.technologyreview.com/player/07/11/06Patel/1.aspx
http://www.physics.berkeley.edu/research/zettl/projects/nanoradio/radio.html

ABD Ulusal Teknoloji Standartları Enstitüsü’nden (NIST- http://www.nist.gov) araştırmacılar, topluiğne başı büyüklüğündeki sıvı damlacıklarını kontrolu bir biçimde ısıtabilecek, -muhtemelen- dünyanın en küçük mikrodalga fırınını geliştirdiler. Bu mikro-mikrodalga fırınının, küçük örnekler üzerinde karmaşık kimyasal analizler yapan ve mikroçip üzerinde laboratuar (Lab-On-A-Chip) olarak adlandırılan aygıtlarda kullanılması hedefleniyor. Mikroakışkan kanalları üzerine entegre edilecek bu ısıtıcı ile mikrolitre düzeyinden nanolitre (ve altı) düzeyine kadar hacme sahip sıvıların ısıları seçici bir biçimde ve yüksek doğrulukta kontrol edilebilecek. Yapılan ilk prototip 4 milimetre boyunda ve 7 mikrometre eninde.
http://nvl.nist.gov/pub/nistpubs/jres/112/4/V112.N04.A01.pdf

Motorize hareket yeteneğine sahip protez kollar engellilerin iş görebilirliklerini artırsa da bu protezlerin kullanımının öğrenilmesi oldukça zor. Northwestern Üniversitesi’nden Profesör Todd Kuiken protez kolun doğrudan beyinden gelen sinyallere cevap verdiği ve TMR (Targeted Muscle Reinnervation) adı verilen bir yöntem geliştirmiş. Yöntemde, mevcut olmayan organa ait sinirler göğüs kaslarına bağlanıyor. Bu durumda örneğin olmayan kolun hareket ettirilmesinin düşünülmesi durumunda, beyinden ilgili sinire gelen işaret ile bir göğüs kası hareket ediyor. Bu hareket sonucu oluşan elektriksel işaret EMG (Elektromiyogram) tekniği ile algılanıp protez kol için motor kontrol işaretine dönüştürülüyor. Şu ana kadar yaklaşık bir düzine hasta üzerinde yapılan denemelerde elin ve dirseğin açılması ve kapatılması gibi dört temel hareket başarılmış. Profesör Kuiken ve meslektaşları son yaptıkları bir çalışmada bu yöntemle çok daha fazla sayıda el ve kol hareketinin gerçekleştirilebileceğini göstermişler. Yapılan çalışmalar 16 farklı kol, dirsek, el, parmak hareketinin %95 doğrulukla çözümlenebildiğini gösteriyor.
http://www.ric.org/aboutus/people/doctors/detail.aspx?doctorID=43
http://www.smpp.northwestern.edu
http://jn.physiology.org/cgi/content/abstract/00178.2007v1

YourStreet (http://www.yourstreet.com) üzerinden sanal komşuluk yapılan bir site. Yakın çevrenize ait yerel haberleri hatta dedikoduları öğrenmek, komşularınızla tanışmak ve konuşmak istediğinizde yararlanabileceğiniz bu yazılım haritaya benzer bir arayüz üzerinden hizmet veriyor. Siteye üye olduğunuzda coğrafi olarak takip etmek istediğiniz bölgeyi seçerek işe başlıyorsunuz. YourStreet’in benzer amaçlı diğer sitelerden en büyük farkı kullandığı teknoloji. Diğer sitelerde içeriğin oluşturulmasında ağırlıklı olarak insan katkısı gerekirken YourStreet yazılımı veri madenciliği temeline dayanarak kendi içeriğinin büyük bölümünü kendi oluşturuyor. Sitenin kurucusu ve firmanın sahibi olan James Nicholson yazılımın günde 10.000 farklı haber kaynağı (RSS beslemesi) üzerinden 30.000-40.000 makaleyi topladığını; “doğal dil işleme” yaklaşımına dayalı özgün arama algoritması ile bu makaleler içinde belirli coğrafi bölgelere ya da o bölgedeki okul-hastane-stadyum gibi yerlere ait olanları bulduğunu ve haritaya benzer arayüzde ilgili sokağın üzerinde konuşma/haber baloncuğu ile işaretlediğini belirtiyor. Baloncuk içinde ilgili haber ya da dedikodu sadece merak uyandıracak bir başlık olarak yer alıyor ve bu başlığa tıklandığında bulunduğu asıl kaynağa ulaşarak haberi okumak mümkün oluyor. Haberlerde herhangi bir konu kısıtlaması da yok. İlgili sokakta gerçekleşen polisiye bir olaydan sokaktaki konser salonunda gerçekleşecek bir konsere kadar her tür habere ulaşmak mümkün olabiliyor. Site ek olarak bir sosyal ağ sitesi özellikleri de göstermekte. Komşularınız da aynı siteye girmişse onlarla tanışma ve site üzerinden konuşma şansınız da olabiliyor. Ayrıca isteyen semt/sokak sakinleri de yerel haber ya da dedikoduları girerek içeriğe katkıda bulunabiliyorlar, başkaları tarafından nakledilen haberlere yorum yazabiliyorlar. MetaCarta firmasının (http://www.metacarta.com) algoritmalarıyla desteklenen YourStreet yazılımının yakın gelecekte kısaltma ya da halk arasında kullanılan özel yöre isimlerini de bulabilir hale geleceği belirtiliyor.

Bir süredir kullanıcılar yeniliklerin (inovasyonun) kaynağı olarak görülüyor. Ancak bu tip yenilikçi kullanıcıların fikirlerini hayata geçirebilmeleri için profesyonel bir üreticiye ihtiyaçları var. Ponoko isimli site (http://www.ponoko.com) bu ihtiyacı ortadan kaldıran bir yaklaşım geliştirmiş. Siteye giren kullanıcı ya kendi tasarımlarını yükleyerek ya da sitede mevcut tasarımları kullanarak bir sipariş veriyor. Kullanıcılar isterlerse bir “showroom”u gezerek başkaları tarafından gerçekleştirilen tasarımları fiyatlarıyla birlikte görebiliyorlar. Firma 5-10 gün içinde istenen eşyanın üretimini tamamlayıp kullanıcıya gönderiyor. Seri üretim ve seri özelleştirme yaklaşımlarından sonra sıra otomasyona dayalı bireysel üretime gelmiş görünüyor.

Araştırmacılar insan hücresinden türeterek yapay kan damarı geliştirdiler. Ancak bu yeni yapay damarın özelliği “hücre” içermemesi. Buna bağlı olarak hem raf ömrü daha uzun oluyor hem de takıldığı bedende bağışıklık sisteminin tepkisine yol açmıyor. Yapay damarlar günümüzde dializ ya da by-pass operasyonları gibi pek çok işlemde kullanılıyor. Eskiden bu tür operasyonlar için damar gerektiğinde hastanın bacağından alınan damar parçasının kullanılması ya da doku nakledilmesi yoluna gidiyordu. Ancak hastanın şeker hastalığı ya da obezite sorunu olması ya da daha önceki bir operasyon kapsamında bacağından damar alınmış olması gibi durumlarda kendi bedeninden damar elde edilemiyordu. Yeni yöntemde doku bankasından alınan insan hücrelerinden yararlanarak laboratuvarlarda yaklaşık sekiz haftada (doku iskeleti olacak biçimde) farklı yarı çaplarda kollajen matris borucuklar üretiliyor, daha sonra üretilen bu matrisler içinde hiç hücre bırakmayacak şekilde temizleniyor ve kullanıma hazır hale geliyor. Elde edilen bu “hücresiz” yapay damarlar nakledildikleri bedende bağışıklık sisteminin dikkatini çekmiyor. Teflon ya da Dacron gibi yapay malzemelerden üretilen damarlar ise pıhtı oluşumuna yol açabildiği için ancak aort gibi büyük damar çapına sahip damarlarda kullanılabiliyor. Henüz hayvanlar üzerinde denenen yöntemin insanlara uyarlanması çalışmalarına devam ediliyor. (Bkz. Alt soldaki şekil kollajen matris, sağdaki yapay damar).
http://www.eng.yale.edu/images/pressrelease/VESSELS.PDF